Denizaltındaki Nükleer Güç

367 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Sadece fikri altyapı oluşturmak açısından böylesi özel bir konuyu ele aldım, size denizaltındaki nükleer gücü ve tehdidi anlatacağım. Bakın bizlerin günlük hayatı bu sinsi caydırıcı güçle nasıl baskılanabiliyor, sahada dengeler nasıl belirleniyor, hatta zamanından çok önce karşı-önleyici hamleler neden yapılıyor? Hepsine bakalım.

Karada üslenmiş, havadan salınan veya karada konuşlu balistik füzelerle atılan nükleer mühimmatın etkisini ve hesabını biliyoruz. Füzelerin harekat çaplarını işaretliyor ve belli hesaplar yapabiliyoruz. Hepsi bu kadar mı?

Denizaltında uzunca süre, örneğin 3-6 ay, gizlice dolaşan veya pusuya yatmış nükleer kapasitesiyle ve buradan kullanılacak füzelerin etkisiyle harekat alanında durumun ne şekilde değiştirilebileceği konusunu düşündük mü? Bu durum birbirine denk ülkelerin ve Kuzey Atlantik Örgütü (NATO) veya Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) gibi askeri paktların karşılıklı kuvvet hesaplamalarına dahil ediliyor. Ancak tehdit kapımıza kadar geldi ise buna ne diyeceğiz, kim engelleyecek bu tehdit durumunu?

Burada bugüne kadar fazlaca sözü edilmeyen denizaltındaki nükleer tehdit meselesini masaya yatıralım. En azından bu tür bilinç oluşsun isterim.

Hatta bugün Doğu Akdeniz’deki, Basra Körfezi’ndeki, Güney Çin Denizi’ndeki, Kuzey Buz Denizi’ndeki çatışma senaryolarının yapıldığı bir dönemdeyiz. Bu harekat alanlarında daha şimdiden büyük ülkelerin büyük projeleri var. Bütün bunları dikkate alalım.

Türkiye’nin özelinde ise Doğu Akdeniz’de denklikleri etkileyen bu kategorideki denizaltı durumunu görmezden gelmememiz gerektiğini ifade etmek isterim. Doğu Akdeniz’de savaş gemilerini sayabiliyor ve onları konu edebiliyoruz. Ancak denizaltından çıkacak tehdide ilişkin neyi ne kadar biliyoruz? Örneğin bugün itibarıyla Doğu Akdeniz’de en az 2-4 nükleer takatlı denizaltı var ve bunlar konvansiyonel veya nükleer füze atabilecek donanımdalar dersek, bunların hangi ülkeleri hedef aldıklarını da merakla öğrenmek isteriz, öyle değil mi?

Genel olarak bu tehdidi gözden geçirelim. Nükleer Takatlı Denizaltı (SSN) ve Nükleer Takatlı Balistik Füze Taşıyan Denizaltı (SSBN) sayılarına bakalım:

ABD (Mevcut)

  • SSN: 50 adet
  • SSBN: 14 adet
  • Toplam SSN ve SSBN: 64 adet

Rusya (Mevcut)

  • SSN: 21 adet
  • SSBN: 4 adet
  • Toplam SSN ve SSBN: 25 adet

İngiltere (Mevcut)

  • SSN: 6 adet
  • SSBN: 4 adet
  • Toplam SSN ve SSBN: 10 adet

Fransa (Mevcut)

  • SSN: 25 adet
  • SSBN: 15 adet
  • Toplam SSN ve SSBN: 40 adet

Çin (2020 Hedefi)

  • Toplam SSN ve SSBN: 70 adet

Hindistan (2030 Hedefi)

  • Toplam SSBN: 7 adet

Avustralya (Proje)

  • Toplam SSN: 12 adet

Bu tehdit durumuna bakılırsa nükleer kabiliyeti olan ülkelerin mutlaka denizaltında harekat yapmak üzere bir çabası var.

Türkiye’nin denizlerinin güvenliği ve devamında bölgesinde ve uluslararası sahalarda oluşacak deniz alaka ve menfaatlerinin korunmasında ölçekler büyüdükçe bu tip kuvvet bulundurma ihtiyacı da ortaya çıkmaktadır.

Su üstü güç olarak Anadolu Hücum Gemisi projesi önemlidir, bnu tamam! Hatta denizaltı olarak kapasitesi ve etkinliği yüksek Milden projesi de tamam! Ama bu bile büyük dengeleri hesaba katarsak ileriki zamanlarda yetmeyecektir; üstelik denizaltından füze atma kapasitesi de çok büyük ihtiyaç olacaktır.

Mevcut ve gelişen konjonktüre bağlı büyük devlet olma hedefi üzerine bir değerlendirme yaparsak, nükleer mühimmat kullanma konusunu bir yana bırakırsak, sadece denizaltında değil, deniz üstünde de harekat müessiriyetini artırmak şart gözükmektedir. Denizde kalma süresini ve gücünü artırdığından dolayı savaş gemilerinde nükleer takatın varlığı önemli bir husustur. Açık denizlere gidip muharebe yapma veya caydırma gücü bir ülkenin gücüyle ölçülmektedir.

Üstelik denizaltındaki harekatın özelliğinden dolayı bu kategoride güç sahibi olmak ayrı bir anlam taşımaktadır. Kaldı ki bölgemizde bazı ülkeler (Rusya, ABD, Fransa, gibi) bu tür güçle sinsice harekat yapıyorlarsa bu tehdidi hesaplamak ve gerekli önlemleri almak önemli olmaktadır.

Unutulmasın, geçenlerde Yunanistan’ı desteklemek üzere gelen Fransa deniz gücünü görmüş, uçak gemisi dahil değişik tip savaş gemilerinden haberdar olmuş idik. Peki Türk savaş gemilerine uzakta da olsa belli bölgelerde bekleyen denizin altındaki tehdidi görebilmiş miydik? Neticede Fransa’nın 15 adet SSBN’i bulunmaktadır.

Bunu neden söylediğim açıktır. Bakın NATO ülkesi Fransa diğer NATO üyesi ülke Yunanistan’a arka çıkarak Türkiye’yi alenen tehdit etmiştir. Bu kabul edilecek birşey değildir. Ama demek ki bu küresel kaotik düzende yapılabilmektedir. Egemen bir ülke olarak hiç kimseye güvenmemek gerektiği en doğru bakış açısıdır. Sömürgeci Fransa’nın hesabı başkadır. Şimdilik o bir yerde kalsın…

Ancak Türkiye bundan böyle birkaç sıklet üste çıktığına göre, her geçen gün milli savaş sanayii vasıtasıyla üstün donanımlara kavuştuğu da hesaba katılırsa, başka tür tedarik programlarıyla küresel denklemlerde ve kuvvet hesaplamalarında daha geniş düşünme noktasına erişmiştir diyebilmekteyiz. Buna göre Türkiye orta-uzun vadeli planlar yapma evresine artık gelmiş gözükmektedir.

Türkiye yıllarca nükleer enerji santrali yapma programından alıkondu. Bugün bu yolda Akkuyu enerji santrali yapımı devam ediyor. İkinci santral için de görüşmeler devam ediyor. Bu enerji kaynağı ve teknolojisi sadece evlerimizin ve fabrikalarımızın elektrik ihtiyacı için kullanılmayacak, aynı zamanda savaş gemilerine dahi takat verebilecek. Millet olarak neden böyle düşünmüyoruz?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Osmanlı’nın Son Dönemlerinde Donanma

DİĞER YAZI

SİHA Konseptinde Türk Tarzı

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun