siber-savas-ve-turkiye-misali
Siber Savaş ve Türkiye Misali

Elli Milyon Kişinin Bilgisi Çalındı: Bişey olmaz!

207 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Vaktiyle Güneydoğu’da cadde ortasında oyun oynayan bir çocuğa bir araç çarpıyor, çocuk ölüyor, baba geliyor, çarpan kan parası vermek için pazarlık yapacak, ama insani birkaç cümle kurmak gerekiyor, çarpan “Emmi valla istemeden oldu…” deyince çocuğun babası, “Bişey olmaz!” diye karşılık veriyor. Güneydoğu’da “Bişey olmaz!” çok kullanılan bir ifadedir.

Nüfus 78 milyon, oy veren insan sayısı yaklaşık 50 milyon. Nüfus bilgileri, seçmen kütükleri olarak çalınıyor. Konuşulan konu; “Şuradan olmuştur veya buradan… Ben yapmadım, o yaptı…” Neden bir “kriz merkezi” kurulmadı? Bundan büyük bir “güvenlik ihlali” nasıl olur? Devletin iki ödevi var: Refah ve güvenlik. Şimdi güvenlik nedeniyle refah da zafiyete girdi, öyle değil mi?

Bu neden Türkiye’de oldu, örneğin Bulgaristan’da veya Mısır’da olmadı? Türkiye rasgele bir hedef mi? Çok güvenlik açığı olan bir ülke konumu nedeniyle bu işle ilgili insanların antrenman yeri mi?

Devlet adamları bir devlet adamına yakışır şekilde açıklama yaptılar ve bizler çok ikna olduk! Çünkü resmen “Bişey” olmaz dediler. Ne olacağını insanlar biliyor ama çaresizler. Sonunda halk da “Bişey olmaz!” demeye başladı. Belki insana çaresizlik güdüsü böyle söyletiyordur, kim bilir?

Sanal dünya, dijital dünya, bilgisayar korsanlığı, bilgi harbi… Yaklaşık çeyrek asırdır ciddi şekilde dünyanın gündemindedir. Amerika ve İngiltere başta olmak üzere bazı ülkeler bu konu ile ilgili harp karargahları inşa ettiler, 3-5 yıl önce işletmeye aldılar ve binlerce memuru istihdam edip bu işe odakladılar. Rusya, Çin, Almanya vb. ülkeler bu işe çok para ayırdılar. Çünkü günümüzün savaşları, karşı tarafa deklare edilmeden, barış ortamında ve çok olağan şekillerde yapılır oldu.

Olup biteni bu çok hayati işleri sıradan bir meşguliyet gibi gösterebilecek devlet adamları ve memurları ancak ülkemizde oluyor ise “Neden Türkiye hedef?” sorusunun cevabı da basitçe anlaşılmış oluyordur. Eğer dünyaya seslenirken çok üst baremden konuşursanız, sürekli dünyaya meydan okursanız, çağın gerektirdiği gelişmelere göre kendi altyapınızı zamanında kurmazsanız, gerekli anlaşmalarla imkanı olanlardan destek almazsanız, “istikrar” için gerekli düşüncelerinizi geliştirmezseniz, olacağı bu!.. Ortada bu işin bir harp şekli olduğunu bilemeyecek kadar eksik donanımda idareciler varsa, “milli güvenliği” sadece “iç düşman ve dış düşman” bilenlerden oluşan bir ülke kurgusunun yeterli olduğunu düşünenler çoğunluktaysa, olacağı bu!.. Ben bu pişkinliğin ve hatta mağdur edebiyatı yapmanın sebebini bir türlü anlayamadım…

Ha, şöyle yapacaklar; evvela “kim yaptı?” sorusunun cevabının mahkemelerden alınmasını bekleyip zamanı işletecekler, “e-devlet” ve “yeni nüfus cüzdanı” projelerini hızlandıracaklar, buraya bazı güvenlik duvarları ilave edecekler, bu iş bitinceye kadar ise “Bakalım ne olacak!” diyecekler. Sorana elbette “Bişey olmaz, devlet gereken önlemleri alıyor…” diyecekler. Vatandaşa, “Kurunun yanında yaş da yanar, bu iş böyle!” diyecekler. Mahkemelerde mağdurlar artacak. “Zamanında dilekçe verseydin kardeşim, senin işini biz nereden bilelim…” diyecekler, adliyenin iş yükü artacak, gerçekten iflas edecek üçkağıtçılar bu işleri fırsat bilip kendini aklatacak şekilde avukatlar tutacaklar, bir dolandırıcılık şirketi “Valla ben kurmadım bu şirketi,” diyecek, bakın siz neler neler olacak!.. “Günümüzde böyle şeyler oluyor, ne yapalım… Nereden bilirdik biz bu işlerin olabileceğini… Dünya kötü kardeşim, giderek daha kötü olacak, siz devletinizin yanında olun…” Savunmadaki devlet adamlarının açıklamaları bunlar olacak. Yani, “Bişey olmuştur ama biz olmamış gibi yapalım!..”

Sorumluluk mevkiinde İrlandalı olsa bir gün bile oturmaz o koltukta, “Bundan büyük fiyasko olur mu?” der kendi kendine. Japon olsa harakiri yapar… Şu hale bak, değinilmiyor bile, olup bitti, iş mahkemeye sevk edildi. Görev tamam, daha ne? Türk filmlerindeki, “Kedidir o, kedi!..” mantığı böyle bir şey olsa gerek.

Neyse bu yazı “benim” açık şekilde devlete dilekçemdir. Şöyle: “Ey aziz devletim! Bütün nüfus bilgilerim sizin elinizden çalındı, ben kimseye vermedim, şu an çok korumasız haldeyim, lütfen beni bunlardan dolayı suçlu görme, gerçekten koru, olabilecek her ne kötülük ve saldırı varsa benden kaynaklı değildir, böyle bil, en kısa zamanda da benim güvenliğimi gerçekten sağla, çünkü şu an güvenliğim yok! Başıma bişey gelirse, ki gelebilir, benim, ailemin ve geleceğimin teminatı için şimdiden kaybımı tazmin edecek bir yol bulduğunu bana aktar ki hiç olmazsa gelecekle ilgili birazcık da olsa içimi rahatlar…”

Bişey değil abiler, çok şey olur!.. Kale duvarında büyük gedik var, şimdi içeri süvariler ve piyadeler akın edecek, fetih olacak her bir zerremiz, bu sizlere de zarar verecek… Farkında değil miyiz?

Bu bir “kriz ilanı” meselesidir. Deprem gibi bir yıkıntı oldu, farkında değil misiniz? Kriz yönetimi için çalışma yapılmalıdır, aramalar, şikayetler ve olağanüstü işler için halkın karşısına bir muhatap konmalıdır. Konuyu böyle görmediğiniz için, gerekli tedbirleri zamanında almadığınız için de kanun indinde sizlerden şikayetçiyim, biliniz!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Pakistan Terör Saldırısının Düşündürdükleri

DİĞER YAZI

Kilis Bize Ne Diyor?

Güvenlik 'ın son yazıları

Terör ve Propaganda

Temmuz 2021 sonlarından itibaren ülke çapında yangınlar arttı. Bir yandan büyük bir çabayla yangınlar söndürülmeye çalışılıyor,

Beyaz Transit

Yurdun dört bir tarafındaki yangınların söndürüldüğü ve bir kısmıyla da devam edenlerin olduğu bir dönemde, asıl

Savunma ve Türkiye Analizi

Ülkeler savunma ve refah problemlerini çözerek gelişirler ve bir güç mücadelesi içindedirler. Olan kaynakları kullanmanın bir

Savunmada Köklü Değişim

Mevcut anlayışla yürütülen savunmanın inşası ve buna göre büyüme imkanlarının yaratılması konuları hakkında bildiklerimizi açıklayalım. Ancak