Güneyimizdeki İstikrarsızlık

14 Şubat 2021
Okuyucu

ABD’nin Irak ve Suriye’de fiilen yarattığı bir istikrarsızlık durumu var ve usullerin benzerliği nedeniyle buna uygulanan bir model olarak bakmamız gerekmektedir. Bölgenin istikrarsızlığından mağdur olanlar var, bir de çıkarları için bölgeyi istismar etmeye devam edenler. Türkiye bu konuda neyin mücadelesini veriyor? Gara bölgesindeki Pençe Kartal-2 operasyonu ne anlam taşıyor?

Irak kuzeyinde 2003 yılına kadarki zaman diliminde Türkiye’nin kararlılıkla ve ısrarla gerçekleştirdiği operasyonlarla PKK terör örgütü neredeyse bitme noktasına getirilmişti. Terör örgütünün imdadına ABD’nin gerçekleştirdiği Körfez Harekâtı yetişti. ABD bu savaş içinde ve sonrasında terör örgütünü bir muhalif grup ve proje olarak korudu, destekledi. Şunu belirtelim, ABD resmi olarak PKK’yı terör listesinde tutuyor, ama fiilen durum öyle değildir. Ayrıca ABD 2005 yılında PKK’ya Kürdistan Toplulukları Birliği’ni (KCK) kurdurtarak siyasallaşmayı da pekiştirmiştir.

ABD, savaşta Saddam’ı devirdi, fiilen Irak’ı üçe böldü. Bu ülkeye güvenlik, istikrar ve demokrasi geldi mi? Hayır. Bilakis kontrollü geliştirdiği terörle ve tamamlanmamış hukukla bölgenin bugün bile istikrarsız kalmasının asıl kaynağı oldu. Muhalif grup şeklinde bilinerek elde tuttukları PKK terör örgütü var, ama bir de DAEŞ gibi küresel radikal Cihadist “İslam Devleti” şeklinde dünyaya lanse edeceği istenmeyen türden terör örgütü var. 

Diğer konu da tamamlanmamış hukuktur. Fiilen bölünen Irak’ın kuzeyinde Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) ihdas edildi, ancak Merkezi Irak yönetimiyle olan sınırlarının belirlenmesi hususu sonraya bırakıldı. Halen Irak Anayasası Md. 140 gereği sınırlar sonuca başlanmamış haldedir.

Halbuki Musul ve Kerkük bölgelerinin temel açıklamasını petrolle ilişkilendirerek yapmaktayız. Bu bölgeler şimdi istikrarsız haldedir. Petrol gelirleri üzerine geniş bir tartışma vardır. Resmen Erbil ve Bağdat yönetimleri, ama gayri resmî şekilde silahlı ve terörist unsurlar kendilerine pay alabilmek için faaliyet içerisindedir. Burası bu denli zengin bir bölge ise paylaşılmadan, sınırları belirginleşmeden nasıl ortada bırakılabilir? Buraya bu tarzdaki bir yöntemle istikrar getirilebilir mi? Hayır, amaç istikrarsızlığın kronikleşmesi meseledir, çözümden taraf olan bir ABD’yi aramayın.

ABD’nin bilerek geliştirdiği mezhep çatışması konusu var, bunu da tamamlanmamış hukuk başlığına ilave edebiliriz. Fiilen bölünen Irak’ta Şii ve Sünni ayrımına dayalı bir olumsuz gelişim meydana geldi. İran’ın Şii yayılmacılığının etkisiyle de birleşen bu mezhep sorunu bölgenin istikrarsızlığında hâkim konulardan biri olarak bilinir. ABD bunu bile bile çözmedi ve bu şekilde çatışmaya açık kapı olarak bıraktır. Şii ve Sünni ayrımının alanı sadece orta ve güney Irak için değil, aynı zamanda görüldü ki Irak’ın iç yönetimi ve petrol bölgelerinde yayılma bakımından kuzeyde de gelişime sahne oldu. Sonuçta ne oldu? Esasen resmi Irak ordusu içinde bir yapı halinde var olan, ama İran’ın sözünü dinleyen Haşdi Şabi kuruldu ve onunla beraber istikrarsızlık da gelişme imkânı buldu. Bugün Bağdat yönetimi şikayetçidir, yarın Erbil. Zira Haşdi Şabi DAEŞ’in boşalttığı alana, nasıl PKK yuvalanıyorsa aynı biçimde, gelip yerleşmektedir. Bugün Sincar bunun en taze örneği olmuştur.

ABD bu istikrarsızlıkları elinde tutarak bölgede kendine müdahale inisiyatifi imkânı yaratmaktadır. Eğer bir müdahalede bulunacaksa sebep bulabilmektedir. Dolayısıyla buradaki yapıları çeşitli biçimlerde kendi çıkarına kullanmaktadır.

Irak kuzeyinde ABD’nin yapageldiği istikrarsızlık modeli bugün karşımıza Suriye’de çıkmaktadır. Bakın, bu yapıların izdüşümünü Suriye’de de görmekteyiz. Özellikle Türkiye’nin sınırına yakın alanlarda güvenli bölge kurma girişiminden sonra ABD YPG’yi petrolü koruyacağım diyerek Fırat’ın doğusuna, kuzey Suriye’ye çekti ve burada bütçesinden verdiği destekle korumaya devam etmektedir. Zaten Suriye’de hukuksuzluk devam etmektedir. Eğer yarın anayasal çalışmalar bir yere kadar konuyu getirse bile, Suriye’de çözümü sonraya bırakılmış türden alanlar olacaktır ve Fırat’ın doğusu böyle bir yer halinde kalacaktır. ABD 2015’te PYD/YPG’ye Suriye Demokratik Güçleri (SDG) paravanını kurdurdu. Şimdi diyebiliyor ki; PKK gibi YPG de terörist ama benim bunlarla işim olmuyor. Ama sonuç ne DAEŞ’in boşalttığı alanlarda bugün teröristler var, bunlara SDG dense de gerçek değişmiyor. 

Neticede Türkiye’nin güneyinde istikrarsız bir Irak’tan sonra, 2011 Arap Baharı ile beraber istikrarsız bir Suriye ortaya çıktı. Burası Türkiye sınırıdır; istikrarsızlık asla kabul edilemez. 

Öte yandan yereldekiler ve başka güçler açısından da istikrarsızlık dikkate değerdir. Yerelde nasıl bölgedeki Kürtler, Ezidiler, Araplar, Türkler (ve diğerleri) rahatsızlar, devlet olarak Irak ve Suriye devletleri durumu düzeltmek için acizler, ABD gibi, ben de çıkar elde edeceğim diye ortaya çıkan, başta Rusya, İran ve diğerleri durumu oldukça güçleştirmektedirler. İstikrarsızlığın işin içinden çıkılmaz bir hal alması bu nedenle oluşmaktadır.

Türkiye elbette sınırlarını koruyacak ve artık bölgesel tehdit olan PKK terör örgütüyle olan mücadelesini sürdürecektir. Sınırlarını koruyacak ve hemen yanı başında garnizon devletçikler kurulmasını engellemek için her türlü tedbiri alacaktır. Hatta sınırlarından aldığı göçü engellemek için tedbirlerini geliştirecektir. Her ne olursa olsun, bölgenin kaynaklarının bölge insanı tarafından paylaşılmasını isteyecektir, başkalarının değil. Sonuçta Türkiye bölgede huzur ve güven olmasını isteyecektir. Böyle olursa refahın geleceğini bilmektedir.

Son olarak Türkiye, Irak sınırından 30-40 km güneydeki Gara’ya bir operasyon yaparak bölgeye istikrarsızlık getiren PKK terör örgütüne bir darbe indirmiştir. Bu operasyondan Irak Merkezi Yönetimi ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi haberdardır, karşılıklı resmi görüşmeler öncesinde yapılmıştır. Bölgede adı ne olursa olsun kimse PKK terör örgütünü istememektedir. Türkiye’nin hedef alınan PKK terör örgütü dışında bu harekatın vermek istediği en önemli mesaj ise bölgeyi istikrarsızlaştırmaktan vaz geçmeyenleredir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Güvenlik 'ın son yazıları

28 views

İsrail’in İran Saldırısı ve Polemolojik Analizi

19 Nisan gecesi İsrail, İran-İsfahan'daki bir askeri hedefi vurdu. Önce alınan bilgiler ve geliş yöntemleri doğru mu yanlış mı tartışıldı. Ancak, olağanüstü denebilecek türden yeni bir süreçle ilgilendiğimiz gayet açıktı. Ben sizlere bir askeri analiz yaparak, eldeki bilgileri de kullanmak suretiyle, bazı poüemolojik sonuçlar çıkarıp sunmak istiyorum.
74 views

İran Yine İsrail’e mi Çalıştı?

1 Nisan'da İsrail, İran'ın Şam elçiliğine saldırdı. 13 Nisan'da İran, İsrail'e günü-saati belli bir misilleme operasyonu yaptı, adı: Operation True Promise! 15 Nisan itibariyle durumu gözden geçirelim.
126 views

Birisi

Moskova’daki Crocus City Hall terör saldırısı konusunu analiz edelim. Ama önce bugünlere nasıl geldik, bir bakalım. Sonuçta aradığımız birisi var! Kim bu birisi? Hani öndekileri görüyoruz, yakalandılar da. Ama bu tür küresel etkisi olan ciddi konularda, Rusya gibi bir ülkeye terör saldırısı yapılarak, asıl ne amaç güdülüyor olabilir, bunu anlamaya çalışalım.
180 views

Küresel Silahlanma Tartışmaları

Her ülke silahlanıyor? Bu silahlanmanın caydırıcılık amacıyla yapılıyor olması bize neyi açıklar? Asıl konu egemenlik mi, küresel mücadele içinde daha fazla güçlü olabilmek mi? Bilinmedik şeylerden mi bahsediliyor? Bu soruları cevaplandıracağız. Ayrıca Macron ve Putin neler söyledi, değerlendireceğiz. Bu şekilde, asıl ilgilendiğimiz olgular ve temel düşünceler olacaktır.
191 views

Milli Güvenlik Siyaseti

Türkiye daima kazanan ve gelişen olmak zorundadır, başka türlü düşünülemez! Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (Kırmızı Kitap) gibi dokümanların kendi gücü için geri planda çok çalışılmalı, fikri altyapısı ve anlayışı özgün ve tutarlı olmalıdır. Ama önemlisi; bunun uygulanmasında herkesin, her kurumun, her şirketin, inanarak, gösterilen hedefleri elde etmek amacıyla, bütünlük halinde ve bu bağlamda tek yolda yürümesi gerekmektedir. Bu, "devlet disiplini" konu ve kapsamını aşan bir yaklaşımdır, ülkece disiplinli olmayı gerektirmektedir. Eğer ülkece disiplinliysek hak edilen gelişmenin yolunda oluruz! Siyasetin kendisi, entelektüel yaklaşımlar veya iş dünyası bizi yolumuzdan alıkoymamalıdır. Bu çok hassas bir konudur.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme