Türkiye İçin Yeni Terörizm Vizyonu

333 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Irak, Gara bölgesinde gerçekleştirilen PKK terör örgütüne karşı gerçekleştirilen Pençe Kartal-2 Harekatı ve sonrasında yaşanan siyasi tartışmaları düşünürsek ve artık eskisi gibi olmayacak deniyorsa, bu durumda bizim de bir önerimiz olmalıdır, Türkiye içeride ve dışarıda teröre nasıl bakmalıdır, politikası ne şekilde geliştirilmelidir?

Terör sözcüğünün kaygan bir ifade, bakış açısına göre değişen bir kavram olduğu biliniyor. Batılılar terörü çıkarlarına göre kullanılan bir kavram halinde kullanıyorlar. Yani terörün altında ezilen değil, terörle ezen olmayı becerebiliyorlar.

Buna göre Batılılar hem iç siyasetlerinde hem de uluslararası ilişkilerde başarı şansını artırıcı argümanlarını ortaya koyarlarken belli bazı önlemleri alıyorlar. Örneğin; 

  • İç hukuklarında sıkı tedbirler alıyorlar, hukuku çiğneyene, terör tartışmasına girmeden, gerekli cezayı çarptırıyorlar; 
  • Terörle mücadelelerini iç güvenlik tedbirleri çerçevesinde ele alıyorlar ve sıkıca mücadele ediyorlar; 
  • Terör listesi yayınlıyorlar ve dış politikalarını buna göre yönlendiriyorlar; 
  • Dış politikada çıkarcı davrandıkları nedenle terörü de bu çerçeveye oturtuyorlar ve kendilerine alan açan planları uyguluyorlar. 

Bu gibi bakış açısı ve yöntemleri sıralamak mümkündür. Öyleyse bu bakıl açısı ve yöntemlerden kendimize bazı dersler çıkarmanın zamanının geldiğini ifade ediyorum.

Türkiye yaklaşık olarak 80’li yıllardan itibaren PKK terör örgütü ile fiilen mücadele içindedir. 2005 yılı itibarıyla terör örgütü daha belirgin biçimde bölgesel aparat haline dönüştürülmüştür. Kürdistan Toplulukları Birliği (KCK) diye bilinen yapı ile silahlı eylem, siyasi yapılanma, uluslararası ilişkileri yönetme ve kendi yaşam biçimlerini yerelde uygulayabilme kabiliyetlerini kazanmaya çaba göstermişlerdir. 

ABD’nin özellikle 2003 yılı Körfez Savaşı ile Irak’ta, 2011 yılı Arap Baharı ile Suriye’de bölgeyi istikrarsızlaştırma ve bunun sağladığı meşruiyetten yararlanarak bölgeyi yönetme ve rakiplerine üstünlük sağlama imkânı bulması belirgindir. Hatta bölgedeki aparatları kullanarak siyasal coğrafyada (rakiplerine rağmen ve onlara üstünlük sağlayacak manevralarla) bir değişiklik yapabilme hedefini sürdürmektedir. Bu plan gereği, adına her ne derse desin, aparatın kökeni PKK terör örgütü gibi yapılardır ve bu örgüt en son merhalede ancak KCK ile açıklanacak kapsamlı bir projedir. Ancak geçerli politik manevrayı eksiksiz yapabilmeleri için DAEŞ gibi yol açıcı radikal terör unsurlarını devrede tutmaları gerekmekteydi, daha belirgin biçimde 2013 yılından bu yana bunu da yaptılar. Başka neler var, örneğin her diplomatik toplantıda ve politik açıklamada ABD henüz 2015’te oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ifadesini kayıt altına alarak veya aldırarak, yaratışmış gerçeklik ile bölgeyi politik açıdan baskılamaktadır. Buna yereldeki her türlü topluluğun kullanılmasını, bir mühendislik çalışması gibi, inşa edilen yapılar haline dönüştürülmesini eklemek gerekir. Bu inşa sürecinde yerel unsurları siyasal, sivil toplum, terörist ve terörü önleyen inisiyatif olarak şekillendirmektedir. ABD bütün bunları örtülü harekât olarak gerçekleştirirken, diplomaside kendisine uluslararası hukuk, terör listeleri, güvenlik planları, ekonomik yaptırımlar, politik koalisyonlar gibi pek çok alanda çalışma alanı açabilmektedir.

Konuyu dağıtmamak için bölgedeki İsrail ve İran gibi yerel yayılmacı siyaset güden ve kendilerine göre birer planla hareket edip birbirini besleyen sistemleri başka zaman açıklarım. Ama ABD bölgede uygulanan yöntemler farklı olsa da İran’dan ve İsrail’den azami yararlanmaktadır, bunu bilerek konumuza devam edelim.

ABD, Türkiye’de KCK planıyla birbirinden ayrılmaz terör ve siyaset ilişkisini yönetmektedir. ABD’nin terör listesinde PKK vardır. Ancak HDP gibi bir siyasi partiyi kendi yumuşak güç planı çerçevesinde demokrasi ve özgürlük (liberal) kavramlarıyla ilişkilendirerek kullanmaktadır. Bu kavramlarla siyaseti her bakımdan etkilemektedir. Hatta daha gerilere giderek açıklarsak, STK adıyla kurdurduğu, düzmece raporlar hazırlattığı, oralardan bazı isimleri parlattığı, daha sonra çeşitli partilere monte ettirdiği siyasi figürler vardır, bunları eşgüdümle kullanmaktadır.

Türkiye ise 2016 sonrası aldığı tedbirlerle beraber PKK terör örgütünü yurt içinde marjinal seviyeye getirmiştir. 2021 itibarıyla yurt içinde 300 PKK’lı terörist olduğu İçişleri Bakanı tarafından açıklanmıştır. Ancak yumuşak güç etkisiyle Türkiye halen ABD’nin siyaset alanında baskı altında tutulmaktadır. Bu durumda artık bir değişim yapmak gerekir. Nedir bu yapılması gereken değişiklik?

Yapılması gerekenler için önerim şöyle:

  • PKK terörüne karşı iç güvenlik birimleri mücadelesini sürdürmektedirler. Şüphesiz bu devam edecektir.
  • Türkiye bir terör listesine sahiptir, bunu daha belirgin hale getirebilir. Burada temel amaç milli menfaatleri de gözetir biçimde yeni bir çerçevenin ortaya çıkarılmasıdır. Bu terör listesi iç ve dış politika ile ilişkili bir perspektif oluşturur. Elbette PKK, DAEŞ, DHKP-C, TKP-ML gibi bütün terör örgütleri burada yer alır. Ama rakipleri gözeterek başka terör örgütleri de öne çıkartılabilir. 
  • İç siyasetteki yapılması gereken tamamen hukuk ile alakalıdır. Örneğin HDP hukuka uygun olmayan yönleriyle ilişkili ele alınır, gereken yapılır. Başka partilerde hukuksuz fiilde bulunanlar da bu muameleye tabidir. Onların terörden beslenmeleri, terörün propagandasından beslenmeleri, toplumu istismar etmeleri, bölücülüğe ve diğer suçları hukukla çok rahat ve başkalarının baskısına tabi kalmadan, içeride insanları germeden halledilebilir. Bu aşamadan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, HDP veya diğer partilerin PKK terör örgütü ile ilişkisini açıklamakla ilgili çaba sarf edip enerji tüketmesine gerek olmadığı kanaatindeyim. Bu iş tamamen hukuk işidir.
  • Terör sözcüğü tabiatı (semantik yapısı) gereği ülkede gerginlik ve tedirginlik yarattığı gibi psikolojik bir baskı da meydana getirmektedir. Bu baskıyı Türkiye’nin aleyhine olan unsurlar ve ülkeler kullanmaktadırlar. Bu psikolojik yöntemin onların ellerinden alınması zamanı gelmiştir.
  • Türkiye terörle mücadelenin diplomatik ve askeri tedbirlerle sürdürülmesini 2016’dan bu yana sınırının ötesinde gerçekleştirmektedir. Buna daha da derinleşerek önem vermek gerekmektedir. Nasıl ABD terörle mücadele adı altında binlerce kilometre mesafeden geliyor ise, Türkiye de bu birikimi ile benzerini yapabilir, sınırından daha derinlere gidebildiği gibi bölgesel ve küresel çıkarlarına bakarak hareket edebilir. Amaç mazlumları terörden kurtarmak ve buna karşılık terörü manivela, taşeron, vekil (proxy) olarak kullananlara da caydırıcılık sağlamak için bu uygulanması gereken bir hal tarzıdır.

Büyük oranda bu yöne gitme aşamasında olduğumuzu biliyorum, hatta bazı yöntemler uygulanıyor. Öneriyi ve gerekçelerini öyle ifade edeyim:

  • Biraz daha hukuku öne çıkarmak ve ülkede bitme noktasına gelen terörün aslında bölgesel ve küresel mana ifade ettiğini belirginleştiren bir yaklaşımı kabul ederek, daha geniş çerçeveli bir politika gütmeyi öneriyorum. 
  • Eğer Irak ve Suriye’de fiili komşumuz halinde Türkiye’ye rakip gibi davranmaya başlayan ABD (veya diğerleri) böyle yapıyor ise biz de aynını uygularız. 
  • Türkiye’yi gri kategoriye koyan bir ABD anlayışı gelişti ise biz de benzerini yapabiliriz. 
  • NATO bu gidişatı önleyebilecek anlayışa ve kabiliyete kavuşabilir mi? NATO müttefiklik ilişkilerinin zedelenmesini önlemekten uzak durmamalıdır. NATO, ikiyüzlü politikaların da ötesine geçerek vekalet ve hibrit (melez) savaşların ortaklar arasında büyüyen anlaşmazlık haline dönüşmesini önleyemiyor ise bu kabul edilemez. 
  • Eğer bölgede fiilen İran, İsrail, Fransa, gibi ülkeler yayılmacı ve yeni-sömürgeci anlayışlarla hareket etmek adına terör üzerinden bir politika yürütüyorlarsa, biz de aynını uygularız.
  • Ama Türkiye’nin belirgin farkı şudur: Bölge halklarının istismarını ve istikrarsızlaştırılarak kaynaklarının sömürülmesini önlemek, mazlumları terörden kurtarmak ve terörü manivela, taşeron, vekil olarak kullananlara da caydırıcılık sağlamak.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Güneyimizdeki İstikrarsızlık

DİĞER YAZI

Terörle Mücadele

Güvenlik 'ın son yazıları

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)

Jeostratejik Hareketlenmeler

Cari konuları jeopolitik bakımdan incelersek, stratejik çapta bir küresel tırmanmanın olduğunu görmemiz gerekir. Acaba bu yeni