Hava Ülkesi ve Uzay

778 Tıklama
47 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Ülke nedir, nelerden oluşur, hava ülkesi nedir, uzay boyutuna ne denli vakıfız, egemen miyiz, ülkece ve birey olarak egemenliğimizi ne yaparsak koruyabileceğiz? Bu sorular çok temelde ama burada karşımızda daha önemli ve acil karar verilmesini gerektiren yeni sorularımız da var: Uzay neresi? Halen denizde ve karada iki boyuttaki tartışmaları büyüterek sürdürdüğümüz bu çağda, bir hava ülkesinin üçüncü boyutunda karşımızda duran ve daha da artarak, yığınla sorun oluşturacak konularımızın neler olduğunu bugün biliyor muyuz?

1820’den beri ilgili kitaplarda yazar, ülke (vatan) tanımında kara ve deniz ülkesi vardır. 1920’lerden sonra, “ülke, hava, kara ve deniz ülkesinden oluşur,” der kitaplar. Stratejistler de konuyu böyle bilirler, hesaplarını buna göre yaparlar. Peki o zaman biz 2020’de neyi keşfettik?

Ülke tanımı bellidir. Egemen olunan coğrafya kesimi ve üstündeki uzaya kadarki ülkedir. Kara, deniz ve üstündeki havadan müteşekkildir. Kara ülkesi, deniz ülkesi ve hava ülkesi toplamına ülke denir. Egemenlik ya alınır ya da tanınır, ama neticede hukukunun tamamlanmış olması esastır. İşin içine hukuk girdiğinde önce anlaşmalara bakılır. Modern dönemin anlaşmalarının çoğu Dünya Savaşları zamanına dayalıdır. Halbuki modern deniz hukuku Dünya Savaşı sonrasında kendini göstermiştir. Bu durumda anlaşmalar kara ülkesi hukuku için sorunsuzken, denizde ve havada sorunların olması ihtimali vardır.

Deniz hukuku ile ilgili pek çok yayın bulmanız mümkündür. Anlaşmazlıklar, politika dahil, çeşitli sebeplere dayalıdır. Hava hukuku ise yine seyrüsefer güvenliği esaslı ise belirgindir, anlaşmalarla ve teknik imkanlarla bakarsanız bile, sabittir. Ancak hava ülkesi konusu, örneğin Türkiye ve Yunanistan gibi itilaflı iki ülke arasında düşünülürse, halen sorunludur. Ayrıca hava hukuku konusunda yeterince uzmanımızın olmadığını ve olanların daha ziyade hava seyrüseferi ve taşımacılığı hukukuna dayalı işlerle ilgilendiğinden egemenlik konularını uluslararası platformlarda savunacak yönde gelişmediklerini gösterir. 

Hava ülkesini işaret edebilmek için kara ve deniz ülkesinin belirginleşmesi şarttır. Üçüncü boyutta hava ile uzay arasındaki sınırın da tarif edilmesi gerekir. 

Şimdi bunlara bakalım.

İki Boyutlu Dünya

Kara ülkesinin belirlenmesinde sorun yoktur. Eğer ülkeler itilaflarını çözdü ise kara ülkesi sınırı bellidir. Kara ülkesinin belirlenmesi için ikili ve çok taraflı anlaşmalar yapılırken topoğrafik olarak kara sınırları haritaya çizilir, gerekli tarifler yapılır ve anlaşma metnine eklenir.

Deniz ülkesi için de ülkeler arasında itilafların çözülmüş olması gerekir. Örneğin Hazar Denizi kıyısındaki ülkelerin sınırları nispeten yakın zamanda belirlenmiştir. Bugüne kadar sınırın netleşmemesinin temel sebebi Sovyetler Birliği’nin dağılması ve yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmaları olarak işaret edilebilir. Bunun gibi örneklerle açıklanabilen pek çok be birbirinden farklılık gösteren özellikli alan mevcuttur.

Anavatan (homeland) her ne kadar semantik olarak kara ülkesi çağrışımı yapıyorsa da hukuken kara, deniz ve hava ülkelerinin bütünü olarak ele alınır. Deniz yetki alanları içinde egemenliğinizin tanındığı ve güvence altına alındığı terimler kullanılır, karasuyu, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, gibi.

Hukuken “deniz ülkesi veya sahası” nedir? Aslında bu pekâlâ bilinen bir konudur. Devletlerin egemen haklara sahip olduğu deniz ülkesi, esas hat ile kara ülkesi arasında kalan iç sular ve bu hattın ötesine uzanan karasularından oluşur. Demek ki hukuken ve akademik olarak, ezelden beri bilindiği şekliyle, deniz ülke sınırlarının belirlenmiş olması şarttır. Yoksa egemenlik tanımı da boşa çıkar. 

Ülkenin bütün sınırları belli değilse, ülke egemenliğinden de söz edilemez. Deniz yatağından hidrokarbon çıkaracaksınız, su kütlesinde balıkçılık yapacaksınız… Eğer sularınızda egemen değilseniz bunları nasıl olacak? Savaş gemilerinin nezaretinde mi? Bu geçici tedbirdir, asıl olan muhataplarla hukuken anlaşmaktır. Bunun için deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmaları yapılır.

Uluslararası hukukta neden iki ülke arasında yapılan anlaşmanın adı “deniz yetki alanlarının sınırlandırılması” oluyor? Çünkü ülkeler arasındaki coğrafi formasyonlar doğallıkla değişkenlik gösterir. Deniz ülkesinin ve uzantısındaki yetki alanlarının hudutları, yani karasuları, kıta sahanlıkları ve münhasır ekonomik bölgelerin uzaklıkları her kıyıdaş ülke için özel şartlarla tespitini gerektirir, bu konu temel kaidelerin ötesinde anlaşmaları gerektirir, anlaşma için gerekirse bir mahkemenin arabuluculuğuna ihtiyaç gösterir. Dolayısıyla kimin hangi deniz ülkesine ve uzantısındaki yetki alanlarına sahip olacağı noktasında itilafların çözülmesi açısından hukuk devrededir. 

Kıyıdaşlar arasındaki deniz anlaşmalarında yetki alanı ne demek? Farklılık gösteriyor, bazı formasyonlarda karasuları, bazılarında kıta sahanlığı esas olabiliyor. Örneğin Adalar Denizi’nde (Ege) öyle Yunan adaları var ki Türkiye anakarasına uzaklıkları 2-3 mil kadar, Meis adasının Türkiye’den mesafesi 2,1 mil. Bu durumda iki ülke deniz sınırlarını belirlerken dolayısıyla deniz yetki alanlarını tarif ederken bir orta hat çizilmesi gerekiyor. Bu orta hattın içi ve dışı diye ayrıldığında, size göre içerideki alan yetkilerinizi egemence ifa edeceğiniz deniz sahası olmaktadır.

Üçüncü Boyut: Hava Ülkesi 

Denize çıkışı olmayan (land locked) ülkeler için hava ülkesi, kara sınırlarının üstündeki uzay sınırına kadarki hava kütlesi olarak tarif edilir. Ancak ülke bir deniz ülkesiyse veya başka bir ülkeyle veya ülkelerle kıyıdaş ise burada nihai sınır çözülene dek sorun olma ihtimali vardır. Dolayısıyla deniz ülkesi üzerindeki uzaya kadarki kütle kapsanacağından, hava ülkesinin belirlenmesi de önemlidir; önce kıta sahanlığı ve karasuları, müteakiben uluslararası havacılık anlaşmaları (kontrol, yetki kullanma, trafik, arama kurtarma, gibi faaliyetler açısından) yapılmalıdır. Zira hava ülke hududu, satıhta kara ve deniz olarak en dış sınır ne ise bunun üstündeki belli bir irtifaya kadarki üçüncü boyuttur.

Hava sahası, herhangi bir kara parçası veya su kütlesi üzerindeki boyutları çeşitli kanun, kural ve antlaşmalarla belirlenmiş atmosferdir. Günümüzde kullanılan (kapsadığı alan açısından) en büyük hava sahası birimi Uçuş Malumat Bölgesi (FIR) olmaktadır. Her ülkenin hava sahası bir veya daha fazla uçuş bilgi bölgesine bölünür. Bu hava sahalarının toplamı hava ülkesidir.

Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonu’na (Şikago, 1944) göre her devlet kendi ülkesi (kara ve deniz sahalarından müteşekkil) üzerindeki hava ülkesinde mutlak egemenlik hakkına sahiptir. Burada tarif edilen ülke, o devletin toprakları ve karasularıdır.

Antlaşmaya taraf olan tüm devletler, kendi hava sahalarını önceden alınan ve onaylanan izinle diğer devletlerin uçakları tarafından kullanımına (tarifeli uluslararası uçuşlar hariç,) imkân verir. Uçaklar, kayıtlı oldukları ülkenin milliyetini taşırlar. Bir uçak ancak bir ülkede kayıtlı olabilir. 

Burada genel ifade olarak uçak diyoruz ama esasen uçan cismin kastedildiğini bilmemiz gerekir. Döner ve sabit kanatlı, insanlı ve insansız, roket, motorlu, motorsuz uçan veya seyir halinde olan cisimler, atmosfer dışına çıkan ve içine giren cisimler hava ülkesi içindeki unsurlardır.

Her ülkenin hava sahası ve civarı, ülkenin büyüklüğüne, konumuna ve hava trafiğinin durumuna göre bir veya daha fazla uçuş bilgi bölgesine (FIR) bölünür. Örneğin Türkiye’nin hava sahası “Ankara FIR” ve “İstanbul FIR”olmak üzere iki dilime bölünmüştür. FIR hattı içinde Uçuş Bilgi Hizmeti (FIS) ve İkaz Hizmeti verilir. FIR hatları deniz seviyesinden belirli bir irtifaya kadar olan bölgeyi kapsarlar. FIR hatlarının üst limitinden sonra Üst Uçuş Bilgi Bölgesi (UIR, Upper Information Region, yani uzay) başlar. Bunun nedeni teknik olarak hava vasıtasını takip ve kontrol edebilme yeteneğiyle ilgilidir. UIR tanımı önemlidir, zira uzay sınırının belirlenmesi için de tartışmalıdır.

Herhangi bir FIR içerisindeki hava sahaları “kontrollü” ve “kontrolsüz” olmak üzere iki ana kısma ayrılırlar. Kontrollü ve kontrolsüz hava sahaları da kendi içinde Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) tarafından belirlenmiş çeşitli bölümlere ve sınıflara ayrılabilir (Hava Trafik Kontrol, Kontrol Bölgesi, Terminal Kontrol Sahası veya Takviyeli Yol, Açık FIR, Meydan Trafik, askeri Trafik Bölgesi, gibi). Bunun da nedeni teknik kabiliyetlerdir. Ülkeler hava sahalarını teknik cihazlarının kabiliyetleriyle eksiksiz kontrol edebildikçe güçlüdürler ve buna göre sınıflandırılırlar.

Hava sahası konusunda Türk-Yunan anlaşmazlıkları nelerdir? Uçuş Malumat Hattı (FIR) ve Arama Kurtarma (SAR) sorunu vardır. Yunanistan 6 mil olan karasularına 10 mil FIR hattı hakkı olduğunu savunmaktadır. Akılla bağdaşmaz, kazalarda ve insani faaliyetlerde bile hava vasıtalarını buna bağlı kullanmak mümkün olamaz. FIR 6 mil, SAR sorumluluk sahası da buna uygun olmak zorundadır.

Havacılık ve uzay uçuşu kuralları farklıdır. Hava hukuku (örneğin, 1944 Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi’nde ortaya konulduğu üzere), “her devlet kendi toprakları üzerindeki hava sahası üzerinde tam ve münhasır egemenliğe sahiptir,” ilkesine dayanmaktadır. Dolayısıyla, bir ülkenin “hava sahasında” seyahat eden bir araç, o ülkenin havacılık düzenlemelerine ve ayrıca erişimi reddetme hakkına tabidir. Aksine, “uzay boşluğuna” girdiğinde, bu araç artık herhangi bir ulusal egemenliğe tabi değildir (ve tıpkı bir gemi denizlerin özgürlüğüne sahip olduğu gibi). Dış Uzay Antlaşması yapanlar tarafından tanınan seyir özgürlüğünden de yararlanırlar. Ancak hiçbir sistem (hava yasası veya uzay yasası) bize özgürlüğün nerede başladığını söylemez.

Dış Uzay Sınırı

Üçüncü boyutun gelişen ve çeşitlenen atmosferi içinde en fazla tartışılan konu deniz seviyesinden itibaren bir uzay sınırı tanımı yapılmalı mı, yoksa yapılmamalı mı? Bunun başka bir ifadesi, hava ülkesinin üst sınırı uzay mı olsun, yoksa atmosferde bir yerde sınırlandırılsın mı?

Son 50-60 yıldır uzmanlar ve ülkeler hava sahası ile “dış uzay” arasındaki sınırı nasıl çizecekleri konusunda fikir birliğine varamadılar. Benzer bir çıkmaz, 1984’ten beri sorunu çözmeye çalışan BM’nin Viyana’daki uzay hukuku çalışma grubu içinde de görülüyor. Önerilen çeşitli rakip yöntemler arasında şunlar yer almaktadır:

Dış uzayı tarif etmek için sabit bir üst irtifa sınırı kabul etmek yeterli mi? Örneğin Avustralya, Danimarka ve Kazakistan gibi ülkeler hava sahasının deniz seviyesinden 100 kilometre yüksekte sona erdiğini kabul etmektedirler. Diğer bazı ülkeler de bu yaklaşımı kabul ettiler. Dahası 2017’de, Birleşmiş Milletler uzay hukuku çalışma grubunun başkanı bu yaklaşımı “resmi bir pozisyon” olarak destekledi. Hava sahasını, bir uçağın uçmasının imkansız olduğu noktada hava sahası limitinin işaretlendiği irtifanın uzayın başlangıcı olduğunu ele alan 100 km’deki Von Kármán Hattı’na göre karar vermek de mümkündür.

ABD Hava Kuvvetleri’nin 1960 yılında yaptığı denemelerde gördüğü gibi, kanatlı Bell X-15 roketi örneğinde, 80 kilometre irtifanın üzerinde uçan uçaklar için aerodinamik kontrol imkanı kalmamaktadır. (Not: Bu yazının görseli olarak X-15’i koydum. X-15 daha sonra F-104 uçağına dönüştürüldü ve Türk Hava Kuvvetleri dahil pek çok ülkede hizmet verdi. Fotoğraf NASA’dandır.)

Ancak teknolojinin ilerlemesiyle beraber pratikte limit irtifa değişecektir. Hava vasıtaları ve uzay vasıtalarının atmosferi kullanma biçimleri her geçen gün değişmekte, yenilikler ve beraberinde gelen sorunlar artmaktadır.

Yörünge çizgisi kullanılabilir mi? Bu hat yakın zamanda Harvard, Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden astrofizikçi Jonathan C. McDowell tarafından yapılan bir çalışmada yeniden incelendi. McDowell, dış uzayın başladığı yeri arıyor. Eliptik yörüngede olan bir uydunun yere göre geçişleri en uzak 160, en yakın 100 km’den geçmektedir.  En alt sınıra geldiği geçiş çizgisini (perigee) hava sahası limiti biçiminde ele almak mümkün oldu. Ancak uydu eliptik değil, dairesel yörüngede kalıyorsa alt limit sınırı 125 km olmaktadır.

Dolayısıyla her öneri belli eleştirilere yol açtı. BM çalışma grubunda yapılan sunumlardan bazılarında ortaya atıldı, deniz seviyesinden 160 kilometreye kadar olan “yakın uzay” alanının artan kullanıma tabi olması nedeniyle (örneğin, roket fırlatma aşamalarında bırakılan parçaların ve/veya yörünge altı araçların kullanımında) sorunlar yaşanabilirdi. Öneri olarak bu ara alanı (160-125 km arası) ayrı bir bölge olarak düzenlemenin meşru bir ihtiyaç olduğu ifade edildi. İhtimal düşükse de bu bir sınır güvenliği meselesiydi.

Aynı şekilde, hava ile uzay arasındaki sınır çok yükseğe çekilirse, bu durum, uzay fırlatmalarını ve uydu trafiğini engelleyebilir ve aynı zamanda, ticari olanlar dahil, uydu yörünge sıralama izinlerinin (slot) tahsisinden sorumlu Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’ni zora sokabilir. Sınır çizgisi tartışmalarının bir örneği, bir grup ekvator devletinin üzerlerindeki sabit yörüngeli alanlarda hak iddialarına yol açan 1976 Bogota Deklarasyonu’dur. Ancak bu iddialar o dönemde kabul görmediyse de not edilen bir konudur.

Hattın ölçülmesiyle ilgili teknik belirsizlikler vardır. Uydu ve uçak yetenekleri zamanla değişebilir, bu da Von Kármán veya yörünge hattının da değişebileceği anlamına gelir. Hat, 100 kilometre gibi belirli bir mesafede sabitlenmiş olsa bile, teknolojik gelişmeler bu sınırı çaresiz hale getirebilir. Her şeyden önce, Von Kármán Çizgisi kavramı, görünüşte farklı özelliklere sahip birkaç uzay katmanı olduğunu görmezden gelmektedir. Örneğin McDonnell’ın çalışması bize stratopozun üzerinde mezosfer, termosfer ve ardından ekzosferin olduğunu söylüyor. Bu katmanlardaki parçacıkların farklı davrandığı söyleniyor.

Bu ve diğer argümanlar, Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı ülkeleri, hava sahası ile uzay arasındaki sınırı tanımlamaya yönelik hiçbir girişimde bulunulmaması gerektiğini ortaya koydu. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan 2001 yılında Birleşmiş Milletler’e yapılan bir açıklama bu yönde oldu.

Dış uzayı tanımlamanın veya sınırlandırmanın gerekli olmadığı şeklinde düşünülebilir. Böyle bir tanımın eksikliğinde bugün için hiçbir yasal veya pratik sorun ortaya çıkmamıştır. Aksine, hava sahası ve dış uzay açısından geçerli olan farklı yasal rejimler, kendi alanlarında iyi işlemiştir. Dış uzayın bir tanımının veya sınırlandırılmasının eksikliği, her iki alandaki faaliyetlerin gelişimini engellememiştir.

Ancak ABD’nin bu konuda kasıtlı olarak agnostik pozisyonda (bilinmezci) kalması ise daha uzun vadede sürdürülebilir olmayabilir. Alan kullanımı arttıkça, onu düzenlemekle ilgilenen ülkelerin sayısı da artabilir. Bu konuda fikir birliğine varmanın avantajları vardır. Eğer ülkeler uygulanabilir bir sınır üzerinde anlaşabilirler ise girmek için gerekli olduğu ölçüde diğer ülkelerin hava sahasından (uzaya gidiş dönüş dahil) barışçıl geçiş hakları gibi ilgili konularda da anlaşabilirler.

Ayrıca, bir sınırlama yapılması üzerinde mutabık kalınmaz ise sorunun süresiz olarak açık bırakılabileceğini varsaymak da güvensizlik anlamını getirir. Oysa havacılık ve uzay çalışmaları insanlığın katı disiplinle yaptığı tam bir güvene dayalı çabalardır. İki bölge (hava boşluğu ve uzay) şüphe götürmez bir şekilde mevcuttur ve uluslararası hukuk tarafından tanınmaktadır. Bir yerde buradan bir sınırın olması gerektiği sonucu çıkar. Ülkeler, bunu kendileri tanımlamayarak, gelecekte bir anlaşmazlık olması durumunda, uluslararası bir yargılama organının bunu onaylaması gerekir, aksi halde kendileri için e bir risk taşır.

Dahası, düzenlenmesi gereken çok sorun sahası var. Ülke ve şirketlerin sürtüşme alanlarının büyümesi muhtemeldir. Şu anda farklı navigasyon ve güvenlik kurallarına odaklanma eğilimindeyken uygulamadaki tartışma bir dizi başka politika alanınında görülmektedir. Bunlar: Vergilendirme, fikri mülkiyet, ulusal güvenlik ve mahremiyet, gibi konular. Burada açıkça tanımlanmış hava ve uzay arasındaki sınır uzun vadede faydalı olabilir. Hepimiz cesurca uzaya gitmek hakkında konuşabiliriz, ancak soru değişmeyecek: Uzay nereden itibaren başlıyor?

Uzay Boyutu

Hava ülkesi kavramında mutabık kaldıysak, şimdi ifade edeceklerim belki sadece hatırlatma ve temenni şeklinde olacaktır.

Hava ülkesi sadece FIR veya FIR’lar değildir. Teknik cihazlarla yapılan kontrollerden ve uçakların seyriyle ilgili de değildir. Kabaca bahsedildiği üzere, her ülkenin teknik kabiliyetleriyle atmosfer dahil uzayın hangi bölümünde ne tür görevler üstleneceği belli olabilir. Ancak, “söz konusu vatansa…” diyerek başladığımız bir sesleniş var ya, ben de bunu söylüyorum, kara ve denizlerimizin üstündeki uzay bizim vatanımızdır, o halde uzayda neredeyiz?

Bundan üç beş ay önce devletimiz milli uzay vizyonu başlığıyla bazı projeleri açıkladı. Buna çoğu kişi dalga geçercesine yaklaştı. Geç kaldığını söyleyen çıksaydı üzülmeyecektim. Anlaşılmamış! Devlet uzay programını başlatmaktan mükelleftir. Devlet uzayda varlık göstermekten yükümlüdür. Mademki başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz sonsuzluk bizim vatanımız, (denizciler deniz ülkesine mavi vatan dediler, ben böyle yapmayacağım, olduğu gibi ifade edeceğim) o halde biz de bu konu üzerinde akıl yürütmek zorundayız, gerekirse sivil seferberlik başlatmalıyız. 

Diyorum ki, uzaya hâkim olan dünyalara hâkim olur! Bunu biz tam manasıyla ve erken dönemlerde gerçekleştiremesek bile konu egemenliktir. O halde bizim üzerimizde egemenlik kurmak isteyecek olanlara nasıl dur diyeceğiz, nasıl ortaklık teklif edeceğiz, bu gibi hususları görmezden mi gelelim?

Uzay hukukundan tutun, mühendisliklere, teknolojisine ve uygulamasına kadar her bir ferdin önemsemesi gerekenler var. Bazı kurumlarımızın çalışmalarını biliyoruz. Uydu, yazılım, yapay zekâ, roket, iletişim, vs. konularda ileri giden firmalarımız dahi ortaya çıktı. Daha da gelişmesi gerekir. Yarışmalar, ar-ge çalışmaları var. Daha da artmalıdır. 

Geçenlerde bir toplantıda bu konular üzerine sunum yaptım, gördüm ki havacılık ve uzay konularında bilgi sahibi olanlar bile şaşkına döndüler. Çok geç kalmışız, dediler. Ne olacak biliyor musunuz? En hafif kısmıyla açıklayayım, internetinizi, veri bankanızı, iletiş hatlarınızı, günlük yaşamınızı, işinizi ve daha pek çok şeyi başkaları uzaydan kontrol edecek ve sizden her türlü şekilde bunun bedelini alacak. Onlar kazanırken ve egemen olurken, siz sadece verilmiş hak kadarıyla kullanıcı konumunda olacaksınız. Uzaysal egemenlik konusu bireysel egemenliğe, bireyin hak ve hukukuna kadar ilgili ve kapsamlı detaya sahiptir, bunun farkında mıyız?

Uzay hukuku kapsam yönüyle çok karmaşık. Bir seri kitap var yabancı literatürde. Ancak bunlar bile ortak noktalarda buluşmayı temin etmediğinden, şimdiye kadar yazılıp çizilenler için sonucu söyleyeyim, sadece birer arayıştan ibaret, uzayda derebeylik dönemindeyiz, hukuk güçlünün elinde.

Buraya ABD, Çin, Rusya’nın ve dahi özel şirketlerin uzay programlarını, çalışmalarını, hedeflerini, uzay savaşını, savaş gereçlerini, özelliklerini yazmayacağım. Başka yazılarımda bunlar var ve işin garibi bir ben yazmışım herhalde. Ancak şu kadarını söyleyeyim, XV. Asırdan itibaren Doğu Hint Şirketi’nin (East India Company) faaliyetleri nasıl geliştiyse, bugün uzayla ilgilenen ABD ve başat şirketlerin işleri de benzer biçimde gelişiyor. Çok fazla yenilik gelecek ve bunların tekeli oluşacak. Dahası yeni tür sömürgecilik (neocolonial) kapımıza dayanmış halde hazırlıklı olmalıyız.

Uzay Hukukuna Giriş

Neden giriş dedim? Türkiye’nin neredeyse sıfır noktasında olduğu bir konu bu uzay hukuku.

Dünyada, dünyadan uzaya ve tersine uzayda dünyaya olan bütün bu faaliyetlerde kullanılan teknolojiler asla hasım ülke ve güçlerle paylaşılmayacak değerdedir. Artık ortak uzay istasyonu ve bilimsel çalışmalarının çok ilerisine geçilmiştir.

Bazı uzay hukuku konu başlıklarını şöyle açıklayalım: Uzay ve uzay nesneleri dahil her türlü tanımın tartışmasız açıklanması gerekir. Uzayda konumlanan ve faaliyeti olan devletlerin birbirleri arasında ve Birleşmiş Milletler ile anlaşmalar yapması gerekir. Yakın uzay ve derin uzay ile ilgili hususlar tam olarak açıklanmalıdır. Dış uzaydaki yeni keşif faaliyetlerinden ne şekilde istifade edileceği bir esasa bağlanmış olmalıdır. ABD bir uzay koloni kanunu çıkardı, acaba başka ülkeler de çıkaracak mı, bunu beklemeliyiz. Bu takdirde ileride uzay kolonilerinin ne şartlara dönüşeceğini de düşünerek hukukunun işaret edilmesi gerekir. Kolonilerde yaşayan insanların veya robotların hukuki esasları tespit edilmelidir. Dış uzaydan dönüş şartları ve işbirliği hususları üzerine anlaşmalar yapılmalıdır. Ay, yakın bir gezegen, asteroit, başka gök cismi, istasyonu veya Lagrange noktaları gibi inilecek, üzerinde yaşam kurulabilecek yerler için münferit (ülke, şirket, gibi) ve ortak işbirliği alanları üzerinde standartlar, zorunlu haller ve yönetişim biçimleri açıklanmış olmalıdır. Sonuçta insanlı ve insansız uzay faaliyetleri var olacağına göre, her iki tür için de esaslar ve hukuki mevzuat açık olmalıdır. Örneğin astronotların (kozmonot, vs.) kazası halinde, kurtarılması, en yakın sağlık alanına taşınması, dünyaya getirilmesi, ilgili işlemler belirginleştirilmelidir. Uzayda bir takım istenmeyen zararlar veya sabotajlar olabilir. Bunların hepsiyle ilgili usullerin, yeniden kazanım ve cezalar için yapılması gerekenlerin ayrıntısıyla belirlenmesi gerekir. Uzayda kullanılacak enerji ve kitle imha silahları kullanımı meselesi var. Bazı stratejik füzeler dünyadan atmosferin üstünü kat ederek tekrar dünya hedefine geliyor, bazılarının planı uzaydan uzaya, şimdilik böyle. Bir de lazer ve elektronik manyetizma ile çeşitli etkileme usulleri var. Bütün bunların kullanılmalarına dönük esaslar ve yasaklar işaret edilmelidir. Birleşmiş Milletler kendine göre adil olmak için gelişmiş ülkelerin uzay çabalarının yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin ve vatandaşlarının haklarını da bu hukuk arayışı içinde tespit etme ihtiyacı duymuştur. Ancak her şeyin başında Birleşmiş Milletler devrede ise uzayın barışçı kullanımını vaaz etmelidir, ancak bunun uygulaması ne derece mümkün olur, bunu şimdiden kestirmek güç bir iştir. Uzayda uydu ve istasyonlar, özellikle yakın uzaydakiler, sabit bir şekilde bulunabilmektedirler, birçoğu ise yörüngede hareketlidirler. Özellikle sabit ve yörüngedeki uzay nesnelerinin hukukunun, tabiri caizse, kırk tilkinin kuyruğu birbirlerine değmeyecek şekilde, halledilmiş olmalıdır. Uzay nesnelerinin enkazları her ne olacaksa, bunlar da açıklıkla hukuk yönüyle tespit edilmelidir. Başka konular var, örneğin televizyon yayın hakları ve işletmesi ile iletişim konuları, bunları yapmak için uydular var ve bu uyduların kullanımları söz konusudur. Ancak uyduların bir röle olduğunu da bilelim, çünkü aradaki uydularla uzak uzay ve dünya istasyonu arasındaki bağlantılar da var. En son olarak da hukuken şu prosedürü ifade edelim, Birleşmiş Milletler antlaşmalarının saklanması söz konusudur. 

Uzay Ülkesi

Uzayda bir koloni kurulması fikri uzak diye düşünülebilir ancak ABD bunun yasa çalışmalarını yapalı çok zaman oluyor. Önce konumuzla irtibatlandırarak işaret edeyim, dünyada zaten bir ülkeniz var, örneğin ABD, buradan birilerini bir gezegene veya asteroide geçici veya kalıcı gönderiyorsunuz, burada kendi yaşamlarını kuruyorlar, bu bir imkân, ikincisi ise bu koloniciler gittikleri yerden dünyaya yani ABD’ye bazı malzemeleri gönderiyorlar. Eğer böyle düşünürseniz ABD’nin ülkesine bir eyalet daha eklenmiş gibi olur. Şimdi ikinci olasılığa bakalım, egemenlikleri kendilerine ait olacak biçimde kolonidekiler kendi yönetimlerini kurup gittikleri yerde yaşam ve kural koyabilirler, bir de dünya ile ticaret yapabilirler. Bu durumda uzay kolonisi uzayda bir ülke gibi olacaktır, örneğin ABD ile hiç mi hiç ilgisi olmayacaktır. 

Buradan hareketle koloniyi, uzayda yaşam demek suretiyle, örneğin bir istasyonda düşünerek de açıklamamız gerekir. Şimdi bütüncül bakıp ne tür amaçlar güdülebilecek, bunları sıralayalım: Madencilik, tarım, enerji. Üç sebepten insanoğlu uzayda bulunabilir. Ancak bu şekildeki bir yaşamı seçtiğinde veya görevlendirildiğinde yine enerjiye, bazı elementlere, tarıma, yaşam desteğine, radyasyondan korunmaya, çoğalmaya, sağlığa, yönetime, psikolojik desteğe, ödeme yapma veya araçlarına ihtiyaç duyacaktır. 

Uzay ülkesi kavramı uzak bir zamanı işaret ettiğine ve halen dünyadaki yapıyla ilgilendiğimize göre mevcut ülke tanımı içinde atmosferin üzerindeki alanda olacakların hepsi şu an insanlık için bir arayıştır.

Halen uzayla ilişkisi olan ülkeleri gösterelim:

  • Uzay ajansı olan ülkeler: Avustralya, Kanada, Fransa, Almanya, Hindistan, İsrail, İran, İtalya, Kuzey Kore, Güney Kore, Japonya, Yeni Zelanda, Rusya, Ukrayna, İngiltere, ABD. Birlik olarak Avrupa. (Türkiye yeni uzay programını açıkladı.)
  • Uzay komutanlığı olan ülkeler: ABD, Kanada, Hindistan, Fransa, Rusya, İngiltere. Örgüt olarak NATO. (Türkiye’de bir şube ile nüve oluşturuldu.)

Sonuç ve Öneri

Ülkelerin karada, denizde ve havada (uzayda) egemenlik hakları vardır. Elbette her millet kendi ülkesini (vatanını) korumak, yaşamak ve hatta geliştirmek için çaba sarf etmekle ilgilidir. Burada da bir hukuk konusu öne çıkar. Uluslararası hukukta savaşacak fertlere olan ihtiyaç çok ileri seviyelerdedir. Konumuz hava ülkesine odaklı olduğuna göre bu makaleden istifadeyle bir çalışma grubunun bu yönde ihtiyaçları tespit etmesinde büyük önem vardır.

Ülke ve egemenlik tanımlarının yerli yerinde anlaşılamaması ve gerekli özenin gösterilmemesi nedeniyle, üzerinde durulacak çok fazla detay var. Türkiye son zamanlarda çokça ifade edildiği gibi deniz ülkesini yeniden keşfedercesine titizlik göstermiştir. Ancak bu yeterli değildir. 

Bugün ben de soruyorum, hava ülkesi konusunu yeterince bilen, savunan, buradaki imkanları uzayda geliştirecek olan kaç uzmanımız var? Hatta uzayın kontrolü için yapılması gereken fedakarlıkların neler olduğunu şimdiden biliyor muyuz?

Bunları farkındalık yaratmak için ifade ediyorum. Hava ülkesi konusu uzay boyutu ve Dördüncü Sanayi Devrimi ile birlikte çok başka noktalardadır, ciddiye almalıyız.

Son olarak önerilerim şunlardır: 

  • Türkiye hava ülkesini tanımlamalı ve hukukunda eksik olmayacak biçimde hazırlıklarını tamamlamalıdır. 
  • Hava ülkesinde egemen olabilmek için milli sistemlerini üretmeye hız vermelidir.
  • Uluslararası çapta hava ülkesi ve dış uzay yetki alanları sınırlama çalışmalarına katılmak ve anlaşmalara imza koymak gerekir.
  • Halen Türkiye hava ve uzay sınırını belirleyip net bir şekilde ilan etmiş bir ülke değildir. Üst Uçuş Bilgi Bölgesi (UIR) limitini uzay sınırı kabul etmiştir. Halbuki uzay programlarına ve vizyonuna sahip olunduğuna göre eksik nokta kalmamalıdır. Şimdiden kendi hedef, kabiliyet, mevzuat gibi nedenlerine bakarak deklarasyonunu yapmak zorundadır. Yarın bir başka ülkeden zarar görülecek olsa bunun hukuki açıdan ifadesinde eksiklik çekilmemelidir. Bu üçüncü boyuttaki ülkenin egemenlik tanımı olacağından aynı zamanda şarttır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Küresel Savaşın Mantığı ve Güç Mukayesesi

DİĞER YAZI

Uzay Çağı Kuralları

Güvenlik 'ın son yazıları

Biyolojik Savaş ve Biyo-Teknoloji

Covid-19 biyo-teknolojide belli bir gelişme alanı yarattı. Diğer yandan pandeminin başlangıcından itibaren Dünya Sağlık Örgütü’nün üzerine

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun