İnsanı Silaha Dönüştürmek

6 Aralık 2021
Okuyucu

Günümüzde en önemli savaş alanı toprak kazanımı değil, insanların zihinlerini ele geçirmek şeklindedir. Göçün bir silaha dönüştürülmesi, hukuki, politik ve ekonomik yaptırımlar, Bilgi Harbi ve Siber Savaş, ticaret ve altyapı politikaları gibi diğer baskı biçimleri birbirini tamamlayan araçlar halindedir ve bu karşımıza en basit şekliyle bir Hibrit Savaş olarak çıkmaktadır. Büyük ölçüde savaşanların çoğunun kurbanlarının siviller olacağı sürekli bir çatışma dönemindeyiz. Ben bu konuyu eski ABD Başkanı Donald Trump’tan alıntıyla Sonu Olmayan Savaş şeklinde yazmıştım. Bu dünyada çok az insanı etkilemeyen türden bir kötü iklim koşulları gibidir. 

Baltık’tan Karadeniz’e, buradan Doğu Akdeniz kıyılarını takip eden çizgideki ülkelerde ve diğer fay hattı olarak Karadeniz’den Hazar’ı takip ederek Çin sınırına dayanan kırılmayla ilgili yazılarımı takip etmişsinizdir. Dikkat edildiği üzere henüz Pasifik’teki kırılmadan söz etmedim. Zira orası potansiyel kırılma bölgesi. Halen canlı faylar bu saydığım üç hat boylamındadır.

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ürünleri yaşamımıza girdi. Yakın zamanda küresel meseleler olan koranavirüs pandemisi ile iklim değişikliği sosyo-ekonomik ve sosyo-politik davranışlarımızı bütünüyle etkiledi. Kitle İmha Silahlarının yenilenmesine başlandı ve yeni atma ile fırlatma vasıtaları cephelere sürülüyor. Örneğin hipersonik füze sistemlerinin denemeleri yapıldı bile. 

Savaş metotları ve teknolojisinde bu derecede ilerlendi ise o halde bugün kırılma hatlarında çeşitli güçler kendi aralarındaki mücadelede karşı tarafı baskılamak için neden piyon olarak insan unsurunu kullanılıyor? İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.

Bugün birer piyon haline dönüştürülen insan unsuru üzerinden sürdürülen bir güç mücadelesi biçimi gelişti. Aynı anda bazı hükümetler ve radikal terör örgütleri, temel insana saygı ilkesini görmezden gelmekteler. Örneğin çıkarlarını geliştirmek amacıyla göçmenleri, farkındalığı tartışılır haldeyken, birer silah olarak kullanmaktadırlar. Bunun örneklerini Manş Denizi’nden Belarus-Polonya sınırına, buradan Afganistan’a kadar görebilmekteyiz. İfade ettiğim üç fay hattında görülen durum böyle bir şeydir. Artık buna Göç Stratejisi denmektedir.

Tarihte pek çok savaş vardır, masum insanları ve sivilleri hedef alarak, esasen kralları veya imparatorları baskı altına alıp, onları hedefledikleri yoldan çevirmek için kurgulanan. Şimdilerde bunu yapmak için çok çeşitli sistemler devreye girdi. Örneğin sosyal medya ile siviller bir çırpıda manipülasyon amaçlı harekete geçirilebilir oldu. Hatta bu manipülasyonda çocuklar ve gençler bile öne çıkarılır oldu. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bomba patladığında nasıl çocuk, kadın, yaşlı gözetilmedi ise sosyal medya bombaları da aynı şekilde kullanılır oldu.

İşin başka yüzü, bazı hükümet liderleri o denli önemli konuları, bırakın yüzyüze yapılması gerekeni, telefonla bile konuşma lüzumu hissetmeden, twit atıp geçiyorlar. Bu çağda tehlike altındaki binlerce göçmen için bir twit yeterli oldu dersek, bunun kanıksanması bile başka bir tartışma konusu olmaktadır. Kabil meydanında uçağa tutunan Afgan sivillerin dramını ve televizyonlarda naklen verilmesinin asıl amacını sizlere açıklamış idim.

Belarus ile Polonya arasındaki duruma bakalım. Göçmenler Avrupa Birliği’ne giriş vaadiyle buradaki sınıra akıyor. Belarus Devlet Başkanı Aleksandır Lukaşenko göçmenlerin geçişlerine izin verilmesi yönündedir. Tabii bu başka bir şekilde değerlendiriliyor ve aslen Lukaşenko’nun göçmenleri silah olarak kullandığı biçiminde açıklanıyor. Buna neden olarak da geçen yılki seçimlerde Lukaşenko tartışmalı şekilde kazanan taraf olmuştu ve Avrupa Birliği ağır biçimde bu durumu eleştirmişti. Bir diğer konu da yolculardan bazılarını tutuklamak için bir ticari uçağı zorla indirmişti. Deniyor ki Lukaşenko şimdi göçmenleri hükümet politikasının bir siyasi aracına dönüştürüyor.

Avrupa Birliği’nin, Almanya’yı doğrudan Rus doğalgaz kaynaklarına bağlayan Kuzey Akım-2 boru hattının sertifikasyonunu askıya alma kararının başka bir yansıması olmalı! Bu durumda Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin devreye giriyor. Daha dün okudum, Putin, Belarus-Polonya sınırında üşüyen göçmen çocuklara üzüldüğünü dramatik cümlelerle açıkladı. 

Benim de aklımdan Suriye sınırındayken bir televizyon kanalında ifade ettiğim cümle aklıma geldi: “Kış şartları geliyor ve İdlib bölgesindeki göçmenler için acil önlem alınmalı. Çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar… Bir cılız zeytin ağacı altına sığınıyorlar. Çamurun içindeler ve sıcaklık giderek düşüyor. Onların bir barakası yok. İnsanlık öldü mü?..

Ama aynı Putin o tarihlerde Suriye Devlet Başkanı Esad’ın burayı hedef gözetmeksizin bombalamasına herhangi bir şey söylememiş ve kendi ülkesinde yerinden edilmiş bu siviller için üzüldüğünü ifade eden bir cümle kurmamıştı.

Hükümetler ve liderler alabildiğine çifte standart içinde davranış göstermekte ve kullandıkları çıkarcı ifadelerle toplumların birbirlerine karşı olmalarına yol açtıklarını gözardı etmektedirler.

Mark Leonard bu duruma Bağlantılı Çatışma[1] adını takmış. Tam Spektrumlu Savaş, Hibrit Savaş (Ruslar bu manada Doğrusal Olmayan Savaş tanımını da kullanmaktadır) ve Gri Bölge Operasyonu tanımları zaten bütün bu konuları içermekteyken Mark’ın ifadesi sadece güçler arasındaki çıkar bağlarına işaret etmek amaçlı olmalı ki bu da kabul edilebilir bir açıklamadır. 

Project Syndicate’deki makalede Mark şöyle ifade ediyor: Askeri teorisyen Carl von Clausewitz, savaşı siyasetin başka yollarla devamı olarak ünlü olarak tanımladı. Ancak nükleer bir çağda, savaş genellikle akıl almaz bir seçenektir, bu nedenle küresel siyasetin başka yollarla sürdürülmesi gerekiyordu, buna ‘bağlantılıçatışmalar’ diyorum. Devletler, ülkeleri birbirine bağlayan şeyleri manipüle ediyorlar: Tedarik zincirleri, finansal akışlar, insanların hareketi, salgın hastalıklar, iklim değişikliği ve hepsinden önemlisi internet.

Dahası da var. Belki bu daha insafsızca! İnsanları terörizme çeken bir çok kampanya ve gizli faliyet var. İstihbarat servisleri ve çıkar gurupları bunun taşeronluğunu yapıyor ve yaptırtıyor. İnsandan canlı bomba yapılmasına, çocukların kaçırılmasına ve terörist kamlarında büyütülmelerine, sonta birer makine haline dönüştürülmelerine göz yumuluyor. Terörizm ile göçmenlik birlikte hareket eden yapıları oluşturuyor. İnsanın istismarı devrede ve işin kötüsü bazı devletlerce ve güçlerce bu planlı yapılıyor.

Böylesi zor bir çağda bazı hedeflenen coğrafyaların istikrarsız hale dönüştürülmeleri pratik bir uygulama haline getirildi. İstikrarsızlık için ele ele vermiş bir çok yapı var. Sonra masumlar yerlerinden ediliyorlar. Bu çevrimin neden sonuç ilişkileri iyi biliniyor. Terzi işi manipülasyonlar buna göre yaratılıyor.

Sonuçta, masum insanların istismarına karşı onca kurum, yapı ve karar var, neden bu konuya ait tedbir alınmıyor, şeklinde somamız gerekiyor. Yoksa günümüzde bazı liderler ve hükümetler için insanı silaha dönüştürmek daha mı önemli? Evet, bütün bunları biliniyor. Peki, sen ne yapacaksın? Böyle söyleniyor. Güç mücadelesi, deniyor…

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Mark Leonard, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörü ve The Age of Unpeace: How Connectivity Causes Conflict, Bantam Press, 2021. The Connectivity War başlıklı makalesi PS’de yayımlandı: https://www.project-syndicate.org/commentary/connectivity-conflicts-weaponization-of-migration-by-mark-leonard-2021-12

Güvenlik 'ın son yazıları

192 views

Etki Ajanlığı Yasası

Bu çağda, etki ajanlarına karşı önlem almak ve ülke yararına çalışanların eline mücadele etmek adına imkan vermek gibi konularda aksi düşünülebilir mi? Bu gerekli, ülke güvenliği açısından yerinde bir hamle. En azında caydırıcılık çok önemli. Ajanlar ve etki ajanları öyle cirit atmasınlar... Gerekli önlemleri ve bu kapsamda belli yasal düzenleme imkanlarını yaratalım. Her türlü tehdit var. Onları caydıralım, caydırıcı nitelikte ülkenin somut eylemleri olsun. Türkiye'de istihbarat hizmetleri 2014'dan itibaren iyi bir seyirle gelişiyor. İlk olarak operasyon yapma imkanı oldu. Kötü mü? Operasyonel İstihbarat gayet başarılı. Teröristler ve bölgemizdeki hasım ülkeler bunu görüyorlar, dikkatleri çekildi. Şimdi de bu tür ilave yasalar olsun isterim. Doğru adım! Elbette ben bu konuyu istihbarat açısından ele alacağım, uzmanlığım bu yönde. Hukuk konusu ayrı.
85 views

Yeni Üstünlük Mücadelesi ve Savunma Anlayışı

Temel konumuz silahlanma ve polemoloji olacak. Bu alanda yeni anlayışları irdeleyeceğiz. Genel savunma ve silahlanma politikalarına, büyük güçlerin aldıkları pozisyonlara, örnek olarak ABD'nin savunma yöntemine ve son olarak yeni üstünlük mücadelesi kavramlarına değineceğim. Bahsedeceğim yeni üstünlük mücadelesi terimleri neler? Oyun değiştiricilik, sistemlerin sistemi mimarisi, otonom kor sistemler, tam baskılama veya üstünlük kurma (dominasyon), bütün yönleriyle nüfuz etme (penetrasyon), istihbaratın penetrasyonu ve caydırıcılık için silahlanmak, olacak. Bunları neyle yapabilirsiniz? Bu makalede size ipuçlarını vermiş olacağım.
80 views

Otonom Orduların Tartışması

Teknoloji geliştikçe otonom sistemler cephede yerlerini alıyorlar. Kara, hava, siber-uzay, deniz, derin ve geniş cepheler... Bu konu başka ülkelerde hem askeri hem sivil, çeşitli uzmanlarca tartışılıyorken, Türkiye'de henüz o noktaya gelinemedi. Savaşın bilim ve sanatı yönüyle ben size özgün bir tartışma başlatmak isterim.
115 views

İsrail’in İran Saldırısı ve Polemolojik Analizi

19 Nisan gecesi İsrail, İran-İsfahan'daki bir askeri hedefi vurdu. Önce alınan bilgiler ve geliş yöntemleri doğru mu yanlış mı tartışıldı. Ancak, olağanüstü denebilecek türden yeni bir süreçle ilgilendiğimiz gayet açıktı. Ben sizlere bir askeri analiz yaparak, eldeki bilgileri de kullanmak suretiyle, bazı poüemolojik sonuçlar çıkarıp sunmak istiyorum.
163 views

İran Yine İsrail’e mi Çalıştı?

1 Nisan'da İsrail, İran'ın Şam elçiliğine saldırdı. 13 Nisan'da İran, İsrail'e günü-saati belli bir misilleme operasyonu yaptı, adı: Operation True Promise! 15 Nisan itibariyle durumu gözden geçirelim.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme