İnsanı Silaha Dönüştürmek

Okuyucu

Günümüzde en önemli savaş alanı toprak kazanımı değil, insanların zihinlerini ele geçirmek şeklindedir. Göçün bir silaha dönüştürülmesi, hukuki, politik ve ekonomik yaptırımlar, Bilgi Harbi ve Siber Savaş, ticaret ve altyapı politikaları gibi diğer baskı biçimleri birbirini tamamlayan araçlar halindedir ve bu karşımıza en basit şekliyle bir Hibrit Savaş olarak çıkmaktadır. Büyük ölçüde savaşanların çoğunun kurbanlarının siviller olacağı sürekli bir çatışma dönemindeyiz. Ben bu konuyu eski ABD Başkanı Donald Trump’tan alıntıyla Sonu Olmayan Savaş şeklinde yazmıştım. Bu dünyada çok az insanı etkilemeyen türden bir kötü iklim koşulları gibidir. 

Baltık’tan Karadeniz’e, buradan Doğu Akdeniz kıyılarını takip eden çizgideki ülkelerde ve diğer fay hattı olarak Karadeniz’den Hazar’ı takip ederek Çin sınırına dayanan kırılmayla ilgili yazılarımı takip etmişsinizdir. Dikkat edildiği üzere henüz Pasifik’teki kırılmadan söz etmedim. Zira orası potansiyel kırılma bölgesi. Halen canlı faylar bu saydığım üç hat boylamındadır.

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ürünleri yaşamımıza girdi. Yakın zamanda küresel meseleler olan koranavirüs pandemisi ile iklim değişikliği sosyo-ekonomik ve sosyo-politik davranışlarımızı bütünüyle etkiledi. Kitle İmha Silahlarının yenilenmesine başlandı ve yeni atma ile fırlatma vasıtaları cephelere sürülüyor. Örneğin hipersonik füze sistemlerinin denemeleri yapıldı bile. 

Savaş metotları ve teknolojisinde bu derecede ilerlendi ise o halde bugün kırılma hatlarında çeşitli güçler kendi aralarındaki mücadelede karşı tarafı baskılamak için neden piyon olarak insan unsurunu kullanılıyor? İşte asıl cevaplanması gereken soru budur.

Bugün birer piyon haline dönüştürülen insan unsuru üzerinden sürdürülen bir güç mücadelesi biçimi gelişti. Aynı anda bazı hükümetler ve radikal terör örgütleri, temel insana saygı ilkesini görmezden gelmekteler. Örneğin çıkarlarını geliştirmek amacıyla göçmenleri, farkındalığı tartışılır haldeyken, birer silah olarak kullanmaktadırlar. Bunun örneklerini Manş Denizi’nden Belarus-Polonya sınırına, buradan Afganistan’a kadar görebilmekteyiz. İfade ettiğim üç fay hattında görülen durum böyle bir şeydir. Artık buna Göç Stratejisi denmektedir.

Tarihte pek çok savaş vardır, masum insanları ve sivilleri hedef alarak, esasen kralları veya imparatorları baskı altına alıp, onları hedefledikleri yoldan çevirmek için kurgulanan. Şimdilerde bunu yapmak için çok çeşitli sistemler devreye girdi. Örneğin sosyal medya ile siviller bir çırpıda manipülasyon amaçlı harekete geçirilebilir oldu. Hatta bu manipülasyonda çocuklar ve gençler bile öne çıkarılır oldu. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bomba patladığında nasıl çocuk, kadın, yaşlı gözetilmedi ise sosyal medya bombaları da aynı şekilde kullanılır oldu.

İşin başka yüzü, bazı hükümet liderleri o denli önemli konuları, bırakın yüzyüze yapılması gerekeni, telefonla bile konuşma lüzumu hissetmeden, twit atıp geçiyorlar. Bu çağda tehlike altındaki binlerce göçmen için bir twit yeterli oldu dersek, bunun kanıksanması bile başka bir tartışma konusu olmaktadır. Kabil meydanında uçağa tutunan Afgan sivillerin dramını ve televizyonlarda naklen verilmesinin asıl amacını sizlere açıklamış idim.

Belarus ile Polonya arasındaki duruma bakalım. Göçmenler Avrupa Birliği’ne giriş vaadiyle buradaki sınıra akıyor. Belarus Devlet Başkanı Aleksandır Lukaşenko göçmenlerin geçişlerine izin verilmesi yönündedir. Tabii bu başka bir şekilde değerlendiriliyor ve aslen Lukaşenko’nun göçmenleri silah olarak kullandığı biçiminde açıklanıyor. Buna neden olarak da geçen yılki seçimlerde Lukaşenko tartışmalı şekilde kazanan taraf olmuştu ve Avrupa Birliği ağır biçimde bu durumu eleştirmişti. Bir diğer konu da yolculardan bazılarını tutuklamak için bir ticari uçağı zorla indirmişti. Deniyor ki Lukaşenko şimdi göçmenleri hükümet politikasının bir siyasi aracına dönüştürüyor.

Avrupa Birliği’nin, Almanya’yı doğrudan Rus doğalgaz kaynaklarına bağlayan Kuzey Akım-2 boru hattının sertifikasyonunu askıya alma kararının başka bir yansıması olmalı! Bu durumda Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin devreye giriyor. Daha dün okudum, Putin, Belarus-Polonya sınırında üşüyen göçmen çocuklara üzüldüğünü dramatik cümlelerle açıkladı. 

Benim de aklımdan Suriye sınırındayken bir televizyon kanalında ifade ettiğim cümle aklıma geldi: “Kış şartları geliyor ve İdlib bölgesindeki göçmenler için acil önlem alınmalı. Çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar… Bir cılız zeytin ağacı altına sığınıyorlar. Çamurun içindeler ve sıcaklık giderek düşüyor. Onların bir barakası yok. İnsanlık öldü mü?..

Ama aynı Putin o tarihlerde Suriye Devlet Başkanı Esad’ın burayı hedef gözetmeksizin bombalamasına herhangi bir şey söylememiş ve kendi ülkesinde yerinden edilmiş bu siviller için üzüldüğünü ifade eden bir cümle kurmamıştı.

Hükümetler ve liderler alabildiğine çifte standart içinde davranış göstermekte ve kullandıkları çıkarcı ifadelerle toplumların birbirlerine karşı olmalarına yol açtıklarını gözardı etmektedirler.

Mark Leonard bu duruma Bağlantılı Çatışma[1] adını takmış. Tam Spektrumlu Savaş, Hibrit Savaş (Ruslar bu manada Doğrusal Olmayan Savaş tanımını da kullanmaktadır) ve Gri Bölge Operasyonu tanımları zaten bütün bu konuları içermekteyken Mark’ın ifadesi sadece güçler arasındaki çıkar bağlarına işaret etmek amaçlı olmalı ki bu da kabul edilebilir bir açıklamadır. 

Project Syndicate’deki makalede Mark şöyle ifade ediyor: Askeri teorisyen Carl von Clausewitz, savaşı siyasetin başka yollarla devamı olarak ünlü olarak tanımladı. Ancak nükleer bir çağda, savaş genellikle akıl almaz bir seçenektir, bu nedenle küresel siyasetin başka yollarla sürdürülmesi gerekiyordu, buna ‘bağlantılıçatışmalar’ diyorum. Devletler, ülkeleri birbirine bağlayan şeyleri manipüle ediyorlar: Tedarik zincirleri, finansal akışlar, insanların hareketi, salgın hastalıklar, iklim değişikliği ve hepsinden önemlisi internet.

Dahası da var. Belki bu daha insafsızca! İnsanları terörizme çeken bir çok kampanya ve gizli faliyet var. İstihbarat servisleri ve çıkar gurupları bunun taşeronluğunu yapıyor ve yaptırtıyor. İnsandan canlı bomba yapılmasına, çocukların kaçırılmasına ve terörist kamlarında büyütülmelerine, sonta birer makine haline dönüştürülmelerine göz yumuluyor. Terörizm ile göçmenlik birlikte hareket eden yapıları oluşturuyor. İnsanın istismarı devrede ve işin kötüsü bazı devletlerce ve güçlerce bu planlı yapılıyor.

Böylesi zor bir çağda bazı hedeflenen coğrafyaların istikrarsız hale dönüştürülmeleri pratik bir uygulama haline getirildi. İstikrarsızlık için ele ele vermiş bir çok yapı var. Sonra masumlar yerlerinden ediliyorlar. Bu çevrimin neden sonuç ilişkileri iyi biliniyor. Terzi işi manipülasyonlar buna göre yaratılıyor.

Sonuçta, masum insanların istismarına karşı onca kurum, yapı ve karar var, neden bu konuya ait tedbir alınmıyor, şeklinde somamız gerekiyor. Yoksa günümüzde bazı liderler ve hükümetler için insanı silaha dönüştürmek daha mı önemli? Evet, bütün bunları biliniyor. Peki, sen ne yapacaksın? Böyle söyleniyor. Güç mücadelesi, deniyor…

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Mark Leonard, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörü ve The Age of Unpeace: How Connectivity Causes Conflict, Bantam Press, 2021. The Connectivity War başlıklı makalesi PS’de yayımlandı: https://www.project-syndicate.org/commentary/connectivity-conflicts-weaponization-of-migration-by-mark-leonard-2021-12

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hibrit Savaş

DİĞER YAZI

Tam Spektrumlu Savaş ve Türkiye

Güvenlik 'ın son yazıları

Orta Doğu’da Yeni Savunma İttifakı – MEAD

İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, Pazartesi günü, Orta Doğu’daki ortakları ve ABD ile Orta Doğu Hava Savunma İttifakı (Middle East Air Defense Alliance - MEAD) adıyla bir bölgesel

Kitle Gücü Savaşı

Türkiye ve Rusya'nın da içinde olduğu coğrafyayı, ABD'nin geliştirdiği 5. nesil silah kabiliyetlerini esas alarak ve