Tam Spektrumlu Savaş ve Türkiye

Okuyucu

Tam Spektrumlu Savaş, Gri Bölge Operasyonları ve Geliştirilmiş Transatlantik İttifak olarak üç temel açıklamayı dikkatinize sunuyorum ve Ukrayna meselesi üzerinden Türkiye’nin içinde olduğu şartları ifade etmek istiyorum. ABD ve Rusya birbirlerine çok sert tavır içindeler ve NATO devrededir. Önemli bir noktadayız, dolayısıyla bu yazı bilinçlendirmek amaçlıdır.

2021 yılında Joe Biden döneminde ABD bloğu, başka ifadeyle Geliştirilmiş Transatlantik İttifakı, şöyle şekillendi; G7, NATO (“derin ortaklar” dahil, bu ifade NATO 2030’da geçmektedir), AB, AUKUS, QUAD ve tabii İsrail’den oluşmaktadır. Bundan böyle her yerde bu yeni ittifakı göreceğiz. Şimdiden sesini duyduk bile. ABD’yi müteakiben G7, AB ve NATO açıkça Ukrayna meselesi için Rusya’yı uyardılar. Peki bu sert çıkışa neden ihtiyaç duyuldu? Bu bir Soğuk Savaş değilse de daha karmaşık bir dönem girdiğimiz açık. 

Ben bunun adını Tam Spektrumlu Savaş koydum. Elbette ki bu savaş küresel çaplıdır, ABD’nin öncelikli rakipleri veya düşmanları Rusya ve Çin’dir. Bunun yanı sıra İran ve Kuzey Kore de düşman konumundaki ülkelerdir. Tam Spektrumlu Savaş’ın barış zamanındaki süreçleri önemlidir. Başat güçler pek karşılıklı gelmek istemeseler de gri bölgelerde nüfuz mücadelesi yürütürler. Ukrayna konusu Rusya ve ABD için gri bölgedir. Buraya dahil olan Avrupa ve Karadeniz coğrafyalarındaki ülkeler de gri bölgededir. Elbette Türkiye’nin konumunu da bu şekilde işaret etmemiz gerekiyor. 

Peki ABD’nin Geliştirilmiş Transatlantik İttifakı içerisinde Türkiye nerededir? Sadece NATO kapsamında yer almaktadır. ABD ve Rusya için meselenin ana aksında hangi nokta var? İki yönlü bakılacak bir konudur bu: Birincisi, Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi; ikincisi, Ukrayna’nın NATO’ya dahil edilmesi. İşte. Bu nedenledir ki Türkiye sınır komşusu Rusya’dan, Kırım Türkleri ile tarihi ve kültürel bağ ve müttefiklik anlaşması olan NATO’dan dolayı bu noktada çok dikkatli olmak zorunda olduğu bir gri alandadır.

Başka ülkeleri bilmem, ki başat ülke veya gri bölgedeki diğer ülkelerden söz ediyorum, ama bizler bu savaşa ne kadar hazırız, çok merak ediyorum. Sanki toplum olarak yeterince bilinçlenemedik ve tam tersine yine iç meselelere çekildik, içinde bulunulan durumun nedenlerini bile tam tartışamıyoruz. Ama bu arada fırsatçılar çıkmıyor değil, her çıkara uygun bir cin var hem dışarıda hem aramızda. Gelin bir fikir turu atıp düşüncelerimizi ortaya koyalım ve bu savaşa yönelik bilinçlenme noktasına az da olsa dikkat çekelim.

Uzun uzadıya teorik konuları anlatmayacağım. Tam Spektrumlu Savaş içinde hepsi var: İstihbarat, Bilgi, Siber, Asimetrik, Hibrit, Doğrusal Olmayan… Gri Bölge Operasyonu konusunu da ayrıntılı yazmayacağım, şöyle ifade edeyim, her güç çeşitli nüfuz mücadelesi konularıyla hedefindeki ülkeyi ya karşıt yapar ya da ortak. Gelgitlerin dolu olduğu kaotik bir hal vücut bulur. Bu konuları derinlemesine incelemek isteyenler önceki yazılarıma baksınlar lütfen. Anlayacağınız hem Tam Spektrumlu Savaş hem de Gri Bölge Operasyonu çok iyi yönetilmesi gereken bir durumu tarif etmektedir. En azından böyle bir dikkat çekeyim ki hem milletimiz hem de yönetenlerimiz konuya bu gözle bir daha baksınlar.

Daha geçen gün ABD Başkanı Biden, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi halinde Doğu Avrupa’daki NATO ülkelerine ek güç göndereceklerini,” ifade etti. Bölgemizde büyük bir gerginlik artıyorken, içimizdeki birileri başkalarının sözcüsü gibi konuşmaya başladı bile. Baksanız öneriler makul gibi, ama etki ajanlığı böyle bir şeydir zaten!

Birileri hem “uluslararası ilişkilerde çıkar vardır” şeklinde sürekli bir tekrar içinde hem de Türkiye’yi tamamen Rusya veya tam tersine ABD yanlısı politikalara çekmeye çalışıyor. Ortadan konuşmuyorlar, dikkat! 

ABD ve Rusya, bugün Soğuk Savaş sonrasında en gergin durumdadır. Başkalarına akıl veriyorum derken milleti yanlışa çekmek isteyenler var. Tıpkı Dünya Savaşları zamanındakiler gibiler. 

Oysa bu noktadaki milli politika nedir? Daha güçlü olmak, sürekli iyi hesap yapmak, egemenlik alanını genişletmek ve kuvvetlendirmek, ama başkasının propagandasını yapmamaktır. Türkiye bağımsızdır, barış ve istikrardan yanadır. Milletimiz belli şablonlarla konuşanlara dikkat etmelidir.

Kökende Latince nasyon ve Arapça millet, “biz” demektir. Bugün bu basit sözcüğü farklı biçimlerde kullanıp, fraksiyon yaratmayın, gücümüzü bölmeyin ve politika yapmayın! “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara Türk denir!“Ulus, millet, nasyonal ayrı değildir, kelimeden bile medet umup, toplumda ayrım oluşturmak isteyenler var. 

Bölücüler ve onlarla işbirliği halindekiler bizim köklü bir mazimizin ve kültürümüzün olduğunu unutuyorlar.

Bazı örnekler vereyim, daha iyi anlayacaksınız. Şimdi geniş düşünün. Mevcut partileri geliştirmek bir yol iken, sürekli parti kurup dağınıklık yaratan politikacılar kime ve neye hizmet ediyorlar? Asıl partilerin içini boşaltanlar meydanı kime bırakmış oluyorlar? Elin yabancısı gelir pohpohlar gider, sonra politik bölünmeyi biz yaşarız! Bu millet bunu anlamaz mı zannediliyor? 

Demokrasi zayıflamak ve bölünmek değildir; bilakis, güçlenmek ve güçlü bir kültür kurmak demektir.

Başka bir örnek vereceğim, bu kez dışarıdan. Önceden söyleyeyim, burada bir Avrupa Birliği savunuculuğu yapmıyorum, siz de rasyonel bakın bu konuya. Eğer Avrupa aynı zamanda Türkiye’yi ve Yunanistan’ı birliğe alsaydı bugün yaşanan bölgesel sorunlar olmazdı, öyle değil mi? Kıbrıs, Ege, ekonomi, döviz, refah, güvenlik, bölgesel istikrar… Kırk yıldır enerjimizi ve kaynaklarımızı teröre vereceğimize, Avrupa Birliği üyesi olsaydık, kazanımlar neler olurdu? Yunan halkı, Araplar, bölücü ve ötekileştirici Avrupalı muhafazakârlar ve içimizdeki bölücü ve hizipçi politikacılar bunu bilmeden konuşmamalıdır. Eğer bu kesimler bilerek konuşuyorlarsa da eyvah! Türkiye’nin AB’ye alınmaması için gayret gösterenleri inceleyin bakın… 

Burada söylemek istediğim açık, Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) müracaatı 1959’dur. Avrupa ile üyelik için 1963 Ankara Anlaşması var bir kere. Bırakın sosyo-politik meseleleri, özellikle sosyo-ekonomik yönü üzerinden bakın, Türkiye’nin Avrupa ile birlikte gelişmesi çok önemliydi. Hem bir dönem Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmek için çok da çalıştı, ama önce Avrupalı Hıristiyan Demokratlar “olmaz” dediler. Ellerinde argümanı güçlendirmek için de türlü işler attılar önümüze. Sonra Türkiye 1999’da yine kapıda beklemeye alındı. Bugün küresel, bölgesel ve yerel ticarete ve hatta Gümrük Birliği şartlarına bakın öyleyse.

Şimdi geçeyim başka bir noktaya. 2004’te Avrupa, (Güney) Kıbrıs’ı birliğe aldı ve deniz sınırını Suriye-İsrail-Mısır’a dayandırdı. 2004’te bu olurken tık demeyenler bugün akıl küpü sanki! 

Ancak güçlü olursan buna izin vermezsin. Avrupa Birliği, Yunanistan-GKRY ve hatta İsrail ortak tezlerini savunuyorlarsa deniz sınırlarından azami yararlanmak içindir. Onlar denizlerden yararlanacak, benim milletim seyredecek, öyle mi? Önce hak ve hukuk! Ama bunun hukuk için bile güçlü olmak gerekiyor. O halde tek yol güçlü olmaktır.

Dışarıdakilerin başında hangi güç olursa olsun, örneğin Yunanistan’ı İngilizler, Almanlar, Fransızlar veya Amerikalılar yönetirlerse yönetsinler, bugün esasen Türkiye olarak bizler, mevcut krizlerden ülkemiz çıkarına ne elde ederiz, bahsini konuşuyor olmalıyız. Eğer meşgul edildiğimiz sığ politik atmosferde tartışıyorsak, işte bu olmaz! Geçmişten ders alalım ve daima ileriye bakalım ve el ele vererek güçlenelim.

ABD, Rusya, Avrupa, vs. değil benim söylemek istediğim, “biz” nedir noktasını anlamayan, tarihi, hatta yakın tarihi bilmeyen, kolaycılığı seçen, rolünü kendi bile açıklanamayan savrulmuşlara esası işaret etmek. Herkes kendi çıkarına ise o halde biz de çıkarımıza! Popülizm yok, rasyonel (akılcı) politika var.

Amerikalı, Fransız, İngiliz, vs. diyoruz, atalarına bakın, onların aklı çıkarcılıkla, eski veya yeni sömürgecilikle, bölücülükle ilgilidir, kimsenin gözünün yaşına bakmaz onlar. Böl ve hükmet! İşte Irak, Suriye, Libya… 

Biz özde insaniyetliyiz, ama fazla da romantik, ideolojik, hayalci olmayalım. Derin tarihimizden aldığımız vakar ve cesur tavrımızı politikamızla birleştirip rasyonel olalım.

Unutmayalım, NATO bir ittifak aracıdır, çok da önemlidir; ama her şey demek değildir! ABD’ye terör saldırısı oldu, ittifak 5. Maddeyi işletti. Türkiye teröre göğsünü siper ediyor, hal böyleyken, göz göre göre ABD terörü destekliyor. 

Şimdi ülkeyi Karadeniz’de Dünya Savaşı zamanı benzer şartlara çekmek istiyorlar. Aman içimizde bir çatlak olmasın, oradan sızarlar. Çatlak yeri politikada ise sızma da oradan başlar.

Hiç dış politikayı futbol takımı benzetmesiyle açıklamaya kalkan akademisyen olur mu? (Bu tiptekilerin kariyerlerini nerede, nasıl yaptıklarını bir yere bırakıyorum.) Peki, yoğun medya yoluyla masum vatandaşın aklını çelmeye çalışanlar olur mu? 

Popülizm politikada hastalıktır. Bunlar bizde olmamalıdır. Had bilmek düsturumuzdur!

Sovyet zamanında Bekaa’daki terör kamplarının Türkiye temsilcileri bugün duş alıp, kravat takıp, karşımıza oturmasınlar. Konjonktüre uygun sözlerle yine aynı şeyi yapıyorlar: Propaganda. Yapmasınlar! Propagandanın silahlı olanı var, olmayanı var. Türk milleti bunları da bilir.

Bugünlerde şöyle bir oyun çevirenler var: “Rusya ile tam anlaş, KKTC tanınır…” Doğrudan ve dolaylı anlatımlarla bunu empoze ediyorlar. Güney Kıbrıs, SSCB’nin, Rus oligarkların ve Ortodoks elitlerin ve diğerlerinin dolar-ruble takas cennetidir, bugün bu önem değişmedi. Tavşana kaç tazıya tut derler. Dikkat etmek gerekir.

Elbette bağımsız bir Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için mücadeleye devam edeceğiz, bu konu artık milli hedeftir.

Yunanistan her an sorumsuz bir hamle yapabilir, onu tutacak güçler ABD ve Avrupa Birliği’dir. Bu yeni Transatlantik ortaklık ile Joe Biden verdim-aldım oyunu oynuyor. Hesabı iyi tahlil edelim. Her şey birbiriyle ilgilidir, bir alırken iki vermek durumunda kalınmamalıdır.

ABD ve NATO askeri gücü bölgemize tahkimat yaptı; mevcuda ilave Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ve Ukrayna’da. ABD ve İngiliz stratejik uçakları mecbur kalmadıkça Türkiye hava sahasını kullanmıyorlar, bu saydığımız ülkelerdeler. Karadeniz’de Yunanistan uçmaya başladı. ABD ve İngiliz donanmasına ait savaş gemileri tekraren Boğazlar’dan geçmek isteyerek Karadeniz’de gövde gösterisi yapmak isteyeceklerdir. Daha geçenlerde Kerç Boğazı noktasında Ukrayna savaş gemisine Rusya, vururuz, dedi. Bugünlerde bu tarz askeri müdahaleler olabilir ve bu daha büyük bir krizin başlangıcı haline dönüşebilir.

O halde Türkiye için Gri Bölge Operasyonları sahası Doğu Akdeniz, Ege, Karadeniz bölgelerini tamamen kapsar mahiyettedir. Fiilen böyledir; gemiler, uçaklar, vs. bakın.

Görüşüm ve önerim var mı, var! Ben bu yazıda farkındalık için bir hatırlatma yaptım.

Şöyle kapatayım, tökezlememek için önünüze konan taşa bakıyorsunuz, haklısınız. Ancak onu kim, neden koydu, öğrenmiyorsanız, eksik kalırsınız ve sürekli taştan taşa sekersiniz. Tarih, felsefe, sosyo-politika, sosyo-ekonomi, coğrafya öğrenin, sadece ideoloji değil. İlerideki taşları hesap edin, bir yol daha bulun!

Zaman geçer, 2040’ta binlerce kilometre öteden gelenlerin hepsi kazanır, “biz” ateş hattında, arada sıkışıp kalmışızdır… Bugün savrukça öneride bulunan ve propaganda yapan içimizdekiler, 2040’ta başka yerlerde olurlar. 

Biz, biz yine vatanımızın yılmaz bekçileri olarak buradayız! Bu sözlerimi not edin.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İnsanı Silaha Dönüştürmek

DİĞER YAZI

Küresel Kırılma ve Rusya’nın Kazakistan’a Asker Göndermesi

Güvenlik 'ın son yazıları

Orta Doğu’da Yeni Savunma İttifakı – MEAD

İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, Pazartesi günü, Orta Doğu’daki ortakları ve ABD ile Orta Doğu Hava Savunma İttifakı (Middle East Air Defense Alliance - MEAD) adıyla bir bölgesel

Kitle Gücü Savaşı

Türkiye ve Rusya'nın da içinde olduğu coğrafyayı, ABD'nin geliştirdiği 5. nesil silah kabiliyetlerini esas alarak ve