IRINI ve AB

278 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Geçtiğimiz gün (22 Kasım) AB’nin EUNAVFOR MED IRINI Operasyonuna katılan Hamburg isimli Alman Fırkateyninin Mora açıklarında uluslararası sularda Libya’ya insani yardım taşıyan ve İstanbul’dan (boya ve diğer inşaat malzemesi başta) yükünü alıp Misutara’ya seyreden Türk bandıralı MV Roseline A yük gemisine asker çıkarması üzerine tartışmalar büyüdü. Konuyu irdeleyelim.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya’ya silah ambargosu kararını (2016 yılı 2292 sayılı) kontrol etmek maksadıyla diyorlar, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri kendi kendilerine üstlendikleri bir vazifeyle, Akdeniz’de IRINI Operasyonu (EUNAVFOR MED IRINI) yapıyorlar. Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) çatısı altında bulunan bir Avrupa Birliği askeri (Deniz Kuvvetleri, uydular, helikopterler, deniz uçakları) faaliyeti olarak 31 Mart 2020’den bu yana IRINI operasyonları gerçekleştirilmektedir.

Bir defa bu operasyon her ne kadar süslü sözlerle işaret edilse de BM’nin AB’ye Akdeniz’de bu tür görevler icra etmesine dönük bir kararı yoktur. Uluslararası hukuk açısından bu eksik tarafları olan bir uygulamadır.

Haliyle mesneti olmayan bir uygulamayı gerçekleştirirken sahada olup bitenin adı haydutluk ve korsanlık olarak tanımlanabilir olmaktadır. Kaldı ki bir gemiden başka bir gemiye çıkmanın deniz hukuku açısından kuralları bellidir. Önceki günkü olayda askeri gemiden sivil yük taşıyan gemiye zorla çıkılmıştır. Olay denizde bile olsa burada bayrak ve ülke toprağı kavramları devreye girmektedir. Yani IRINI gücü resmen Türk toprağını ihlal etmiştir.

Gemi aranmak istenmiş ama haklı olarak Türkiye IRINI’yi hukuki görmediğinden cevap bile vermemiştir. Bu konuda AB muhatap değildir, taraftır. Öte yandan gemi zorla komandolarca aranmış ve silah ambargosunu delen bir yük bulunamamıştır. Yani IRINI’nin uygulaması tam bir fiyaskodur.

Peki amaç hasıl oluyor mu, yani Libya’ya silah verilmesi engellenebiliyor mu? BAE, Mısır, Rusya, Fransa, başta olmak üzere Libya’da darbeci Hafter tarafına silah verilmesi konusu özellikle sürdürülüyor.

ABD Afrika Komutanlığı bölgede ilişkilerini başlatmıştır. Bu kanattan yakın zamanda neler olacak, birlikte göreceğiz. İngiltere de uzunca süreden sonra Libya ile ilgilenmeye başladığının işaretlerini vermektedir.

Almanya inisiyatifinde Libya konusu Berlin Barış Konferansı çabası sürüyor. Buraya en fazla destek Türkiye’den gidiyor. Hatta bir keresinde Rusya ve Türkiye darbeci Hafter’i ateşkes için Berlin’e getirmişti ve Hafter Batı’dan aldığı talimatla terkedip gitmişti.

Türkiye’nin çabasını şöyle de açıklamak mümkündür. Halen BM’nin tanıdığı taraf olan Trablusgarp’a eğer Türkiye destek vermeseydi başkent haydutlarla ve teröristlerle işgal edilecekti. Türkiye grupların dengesini sağlayarak barış ve istikrar için adil bir düzeni inşa etmekte Libyalılara destek olmaktadır. Bu destek askeri açıdan danışmanlık ve eğitmenlik şeklinde ilerlemiştir. Ayrıca Türkiye Libya’nın başkenti tarafında yaşamın normalleşmesi için insani yardımlar yapmaktadır.

Konunun sebepleri bakımından çok şey söylenebilir. İlk akla gelen konu Aralık başında AB zirvesinin gerçekleşeceğidir. Burada Avrupa içindeki Türkiye ve Erdoğan karşıtları (açıkça böyle diyorlar) zirve öncesi ellerini güçlendirecek bir şeyler aramaktadırlar. Ne oldu? Tam tersi! Türkiye’nin ve adil olanların eli güçlendi.

Başka konu, Avrupa’da çok büyük bir çatışma var, bu çatışma başka alanlarda da kendini göstermektedir. Berlin-Frankfurt arasındaki savaş ile İngiltere finans güçlerinin müesses nizamla savaşının arasında Fransa (Macron), Yunanistan (Mitsotakis) piyon olarak kullanılmaktadır. Üstelik bu iki piyon ülke ve politikacıları Türkiye ve Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir arayış içerisindedir. Aslında bu savaş Avrupa içindeki ve küresel yapılarla olan bir savaştır. Şansölye Angela Merkel bu durumu iyi bilmektedir ve Erdoğan ile Putin görüşmelerinde bu durumu gözeterek hareket etmeyi tercih etmektedir.

Elbette Libya gibi çok önemli bir hidrokarbon sahasının iplerini elinde tutmak isteyen güçler yok değildir. Zaten 2012’de, Kaddafi sivilleri öldürüyor, bahanesiyle Fransa aşırı tepki göstermiş ve başka Avrupa ülkelerini, ABD’yi ve NATO’yu bu alana çekmeyi başarabilmiştir. O tarihten bu yana Libya kan ağlamaktadır, sivillerin ölmesi bahanesinin ne denli çürük olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Şimdi aynı güçler çıkarlarına dönük faaliyetlerini BM’nin de adını karıştırarak gerçekleştirirken diğer taraftan Avrupa iç savaşının saflarında da mücadele etmektedirler.

Cari konuların üzerinde durmak gerekiyor. Türk Dışişleri Ankara’daki AB, Almanya ve İtalya Büyükelçi ve Maslahatgüzarını çağırarak kendilerine Nota vermiş, tazminat hakkının saklı kaldığı hususu kendilerine yazılı tebliğ edilmiştir. Ayrıca Türk Dışişleri sözcüsü bir açıklama yaparak bu konunun kabul edilemez olduğunu dünyaya beyan etmiştir.

Benim ilgilendiğim konu ise Avrupa’daki güçler savaşı, onun piyonluğunu yapan Fransa ve Yunanistan’ın tutumu bir yanda, Merkel gibi düşünen aklıselim politikacıların da içinde olduğu kesimin diğer yanda olduğu yapıda, Türkiye’nin iç işlerine ve Akdeniz’de kendi alanındaki uygulamalarına müdahale edilmemesidir. Uluslararası haklılıkta bir sorun olmadığı açıktır, ama özellikle belirli kesimce sürekli saldırgan tutumla asıl Türkiye’nin önünün kesilmeye çalışıldığı alan beni daha çok enterese etmektedir. Türkiye’siz Akdeniz olmaz; barış ve istikrar olmaz; projeler dahi efektif olmaz. Bunu göre göre saldırganlık yapmak hem AB’ye hem de Türkiye’ye zarar verir mahiyette gelişmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Azerbaycan İçin Tezkere

DİĞER YAZI

“Çin ABD’yi 2035’ten Sonra Geçecek”

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun