İstikrarsızlaştırmanın Metodu

69 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

XXI. YY’da başat güçlerin diğer ülkelere uyguladığı istikrarsızlaştırma politikalarında bir artış meydana geldi. Bu istikrarsızlaştırma politikaları temel olarak aynı başat güçlerin rakibini zayıflatma ve buna karşı koyma hedeflerine bağlı gelişti. Fakat Soğuk Savaş sonrasında ABD tarafından kapsamlı operasyonlara dönüştürüldü. Bilinen manada Petraeus Doktrini bu kez Amerika’nın çıkarlarına dayalı yayılmasına imkân verecek biçimde yerel ve bölgesel planda olmak kaydıyla bir yöntem olarak uygulandı. Bu istikrarsızlaştırma yöntemi sonuçta belli bir metotla gelişti.

İstikrarsızlaştırmayı yeterince tartışma imkânımız olmamıştı. Irak ve Suriye kuzeyi bağlamında ABD’nin yapmak istediklerini bir kez İstikrarsızlık başlığı ile yazmıştım. Bu yazıdaki görüntü bize Türkiye sınırının güneyinde İran’dan Doğu Akdeniz’e uzanan ve derinliği bazı yerlerde 200-300 km’ye kadar genişleyebilen bir istikrarsız alanın olduğunu göstermektedir. Bu alanın içinde İran’ın, Rusya’nın, Amerika’nın sponsorluğundaki örgütler, topluluklar, teröristler ve diğer güçler, yerel çıkar grupları, politik eksendekiler, hatta çaresiz hale getirilmiş toplum kesimleri bulunmaktadır. Halen Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve özellikle Suriye, ABD ile Rusya’nın büyük bir rekabet sahnesidir. 

Belki bu ABD’nin genel politikasını gösterir mi? Cari tartıştığımız bir konu da ABD, Afganistan’dan çekilmesidir. ABD, Afganistan’ı sürpriz bir biçimde uzun yıllar çatıştığı Taliban’a devretmiştir. Bugün Taliban bir devlet olma sürecine girmiştir. Ortaya hemen terör örgütü olarak IŞİD-Horasan kolu çıkmıştır. Bölgede İran’a, Çin’e ve hatta yerel dokulara mezhebi, etnik ve çıkar yönleriyle birbirine ters ve patlamaya hazır bir bomba durmaktadır, çatışma alanı oldukça geniştir. Bu durumda Çin’in batısından İran-Irak sınırına kadar uzanan alanda, başka ifadeyle Çin’in İpek Yolu paralelinde bir istikrarsızlık alanının inşasının söz konusu olduğu iddia edilebilir. Zaten Irak ve Suriye bölgeleri Doğu Akdeniz’e kadar istikrarsız, yeni alanı bununla birleştirirseniz kapsanan alan Çin’den Doğu Akdeniz’e birleşir. Hatta halen Çin nüfuzuna geçmiş Afrika’yı da buraya eklemek gerekebilir. Böylelikle Çin’in nüfuz projelerine bağlı bir istikrarsız kuşak meydana gelmiş olacaktır. Bu alana bir de Çin eklenmektedir.

Peki bu bir ABD politikası ise uygulamanın dayanağını nasıl tarif edebiliriz? ABD’nin Vietnam’da mecburiyet karşısında geliştirildiği çatışma yöntemi Düşük Yoğunluklu Çatışmalarda Askeri Operasyonlar (FM 100-20) zamana bağlı olarak geliştirilmeye muhtaçtı. Afganistan Savaşı zamanında (E.) General David H. Petraeus, Ayaklanmalara veya İsyana Karşı Koyma olarak bilinen talimnameyi (FM 3-24) uyguladı. Petraeus’in uyguladığı Kontragerilla Talimnamesi, kısaca COIN, uygulaması olan bir doktrin olarak anıldı. Böylelikle Asimetrik Savaşın belirgin bir yöntemi ortaya çıktı. Daha sonra Vekalet Savaşı devreye girince bu yöntem ABD’nin bir politikası haline dönüştü. COIN’in en son basımı 2014’tür. Aşağıdaki görsel buradan alınmadır. Görüldüğü gibi bu uygulama hedef bölgede her türlü örtülü faaliyeti içermektedir.

ABD’nin bu uygulaması hiç de masum değildir. Talimnamenin geliştirmesi esnasında bir ilave anlayış gelişti, şimdi buna bakalım. Avustralya ordusundan bir subay 2004’te Pentagon’da görev yaparken bu faaliyetin esaslarına önemli katkıda bulunmuştur. Albay David Kilcullen, bir güvenilir şebeke (veya örgüt) kurmanın sorunluluğuna dikkat çekmişti. Kilcullen şöyle der: “Güvenilir şebekeler kurmayı zamanla başardığınızda, bunlar halk içinde kök salarak, düşmanın şebekelerini söküp yerinden edecek, onu sizinle kavgaya tutuşmak için açığa çıkaracak ve inisiyatifi ele geçirmenizin yolunu açacaktır. Bu şebekeler arasında yerel müttefikler, topluluk liderleri, yerel güvenlik güçleri, yörenizdeki sivil toplum kuruluşları, diğer dostça ya da tarafsız devlet dışı aktörler ve medya yer alır. […] Güvenilir şebekeler kurmaya katkıda bulunan eylemler amacınıza hizmet eder. Güveni sarsan ya da şebekelerinizi aksatan eylemler, üst düzey hedefleri öldürmek dahi düşmana yarar.” Kilcullen’in düşüncesi şöyle resmedilmektedir:

Kilcullen’in niyeti “dost” tarafın çıkarına bir değişimin mimarisini oluşturmaktır. Peki, dost-düşman kim? Örneğin senin-benim teröristim diye tartışma yaparken bu hususu çokça görüyoruz, öyle değil mi? 

ABD bunu zamanla başkalarının zararına oluşumlar şeklinde inşa etmeye ve bu durumu bataklıklara dönüştürecek politikalara yöneldi. Böyle bakılırsa Kilcullen’in ifadelerini tersten okuyarak bir düşmanlık faaliyeti inşası şeklinde de değerlendirmek mümkündür. Sonuçlara bakıldığında durum böyle görülmektedir.

Orta Doğu menşeili küresel ve bölgesel terörde ortak olarak örneğin, evlilik ilişkileri, para akışı, okul ve mezuniyet ilişkileri, çeşitli destek başlılıkları ile kurulu sosyal şebekeler vardır. Bu sayılan hususları az çok El Kaide’de veya IŞİD’de bulabilirsiniz. Bu tür sosyal tarafı olan yasadışı şebekelerin varlık sebebi terördür, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik işleri de vardır, örneğin kaçakçılık yaparlar, yasadışı bazı mal ve hizmetlerin trafiğini yönetirler. Peki bu tür şebekeler neden bir “devlet” iddiası içindedir? Irak-Şam İslam Devleti, devlet kavramını neden kullanır? Bu terör örgütünün bu denli sorumluluk ve ilgi alanına girdiği meşru devletlerle olması istenen ilişkisi nedir? 

Bu konuda Kilcullen’in açıklamasına bakalım: “Küreselleşmiş bir isyanda, asilerin paralel hiyerarşisi bir sanal devlettir: Denetimi altında bir bölge ya da bir halk yoktur, ama birlikte ele alındıklarından geleneksel devlet gücünün birçok unsurunu temsil eden geniş tabanlı sistemler üzerinde denetim uygular. Aynı zamanda bir sözde-devlettir: Uydurma bir devlet, yani bir devlet gibi davranmakla birlikte, yasal ya da siyasal meşruiyet taşımayan bir yönetim yapısıdır. Dahası, tek bir hiyerarşi değil, bir asi devlet gibi işleyen ve dünya devletleriyle çelişen bağlantılı sistemlerin federe bir şebekesidir.

Petraeus, Kilcullen’in önerilerini dikkate aldı ve Irak’ta El Kaide bağlantılı direnişi yenebilmek için “Anakonda Stratejisi” dediği, ama bizim Petraeus Doktrini olarak bildiğimiz bir yöntemi uyguladı. Bu doktrinde yer alan yerel şebekeleri yenmek amaçlı öneri ve uygulamalar şöyleydi: “Tarafsız ve dost kadın kesimlerini kazan. İsyancı şebekeyi feci şekilde çökertecek öldürücü momentumu yarat. Karşı şebeke istihbarat operasyonlarını sıklıkla gerçekleştir. Asileri halktan koparacak şebekeyi boğ. Şebekedeki zayıf bağlantıları yok et.”

Bu uygulamada 2007’de yer alan General Stanley McChrystal şöyle dedi: “(Irak’taki El Kaide lideri) Zerkavi’nin yayılan şebekesine karşı koymak için, onun dağılım, esneklik ve hız özelliklerini aynen benimsemek zorunda kaldık. Bir şebekeyi yenmenin yolu bir şebeke olmaktan geçer!

Demek ki şöyle söyleyebiliriz, bugün ABD kapsamlı bir istikrarsızlaştırma operasyonu sürdürüyor olabilir. ABD istikrarsızlık alanını Çin’den başlamakta ve İpek Yolu’nu takip ederek Çin nüfuzunun geliştiği alanları kapsar mahiyettedir. Eğer Çin (ve ABD’nin diğer rakibi Rusya) böyle bir çıkar alanında yer alıyorsa, ki alıyor, karşı hamlelerini düzenlemek adına ABD’nin bildiği bu anlattığım yöntemle hareket etmesi beklenmelidir. Bu durum bütünüyle alanı rekabet ortamında yorar bir hale getirir, yapılanlar diplomatik dille iyi veya olumlu gösterilse de etkisi bölgesel ve yerel anlamda birçok zararlı yeni oluşumu içinde barındırır.

ABD aşısından istikrarsızlık alanının yönetimi, bütün bu yaklaşımların ışığında, aşağıdaki gibi olur.

Yetkililer, istihbaratçılar ve bilgi harbi uzmanların tarafından ortamı bozmak, birbirini besleyen olumsuz kesimler yaratmak ve bunları çoğaltmak ilk hedeftir. Sürekli takip edilen alanda gerektiğinde tetikleyici müdahaleler yapılır. Her türlü fırsat değerlendirilir. Hedef alana angaje olan yapılar terör örgütleri, suç ve çıkar örgütleri, propagandaya odaklı medya ağları olabilir. Bunlar alternatifleriyle çoğaltılmış haldedir. Zamanla biri ileriye çıkar. Kendi içinde rekabet ortamı yaratılır. Tek bir terör, çıkar organı veya dezenformasyon yapısı düşünülmez. Sonuçta hedefte toplumsal (farklılıkları öne çıkarmak, bölmek, memnun olmayan, hoşgörüsüz kesimler yaratmak, çıkar çatışması yaratmak), politik (buhran yaratmak, rejim sorunu çıkarmak, anayasal sorun yaratmak), ekonomik (kriz çıkarmak, eşitsizlikler yaratmak, yolsuzlukları geliştirmek) ve güvenlik (kriz yönetimi, aldatma ve şaşırtma, örtülü operasyon) yönleriyle istikrarsızlaştırma operasyonları gerçekleştirilmiş olur. Bütün bunlar neyi yaratır? Zayıflık, kırılganlık ve bölünme yerleştiğinde, bir çözüm önermek, pazarlık etmek ve yönetmek. İşte başat olanın bölgesel ve yerel güçlere reçetesi bu şekilde gerçekleşir.

Bu tür istikrarsızlaştırma projeler uzun solukludur. Eğer Akdeniz çanağında bir dönüşüm projesi uygulamaya alındıysa ve örneğin adı Arap Baharı kondu ise gördük ki süre on yılı buldu ama henüz istikrarsızlıktan kurtulmak mümkün olmadı. Ne zaman sonuçlanır bilinmez. Zira sürekli başka istikrarsızlıklar peşi sıra birbirine eklenmektedir. Domino teorisi gibi! Afrika ve Orta Doğu istikrarsız alanlarına Orta ve Güney Asya da eklendi. ABD, Afganistan’da iken Orta ve Güney Asya’da bir denge var gibiydi, şimdi planlı bir güç boşluğu oluşturuldu, buraya başta terör ve çıkar örgütleri, pek çok yapı yerleşti. El bombasının pimi çekildi!

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

11 Eylül’ü Hatırlamak

DİĞER YAZI

Avrupa Güvenliğine Stratejik Bakış

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun

Asya’da Füze Tehdidi

Asya'da füze tehdidi giderek artmaktadır. Ülkelerin elinde stratejik ve taktik füzeler vardır. Ancak son dönemlerde asimetrik