idlibde-ateskes-ihlali-mi
İdlib'de Ateşkes İhlali mi?

Güç Boşluğu

1090 Tıklama
27 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Suriye konusunu tartışıyoruz. Ne zamanadan beri? Dokuz yıl oldu! Kim yarattı bu sorunu? Kim kazandı, kim kaybetti? Çok kişi, örgüt ve ülke kendine göre dersler çıkarmıştır. Ben de çok şey öğrendim bu zaman zarfında. Benim öğrendiklerimle başkalarınınki az da olsa farklıdır büyük. Durumu izah etmek için akla gelen kavramlar bile değişkendir. Ama açık olan şu, çok kavram üretildi bu dönemde. Teorisyenler bunları not ediyorlar, gündeme taşıyorlar. Lafazanlar ise dinleyip, okuyup, bülbül gibi şakıyorlar…

Bir kavram var çokça söz edilen, “güç boşluğu” diye. Buna bakalım isterseniz. Suriye’de “boşluk “sözcüğünü nereye koysanız bir karşılığı oluyor doğrusu. Güç boşluğu, otorite boşluğu…

“Güç” sözcüğü potansiyel, kuvvet, yetenek, takat, hareket, etki ve mutlak nitelik gibi pek çok karşılığı olan esaslı bir isimdir. Boşluk sözcüğü ise belli, temel olarak yok diyebiliriz, ama buradaki karşılığı daha çok eksinlik ile ilgilidir. Eğer Suriye harekat sahasına gelirseniz ve örneğin “Bugün İdlib’de güç boşluğu var,” derseniz durum hemen anlaşılır. Sahaya güç aktaran her bir unsur, ülke, oluşum, örgüt, kurum ve tabii aktör ya yoksunluk içindedir ya da henüz belirginleşmemiş bir otorite hali vardır. Ancak örnek cümlenin anlamı içinde zamanla birikenler, mekanla yankılananlar ve uygulanan kuvvetle değişen dengeler o denli fazladır ki, çuval bir hayli doludur. Buna bakan nereden bakıyor, ne kadarlık bakıyor, fark vardır ve yorumlarken bir kesitle çıkarım yapıyorsa eksik olur.

Suriye’de yoksunluk veya eksiklik nedir? Asıl olması gereken Suriye devletinin otoritesi, etkisi, imkan ve kabiliyeti, potansiyeli… Peki kimler bu dengeyi bozuyor? Etkisini buraya yansıtan ülkeler, kurumlar, örgütler, vs. Neden? Zafiyet var da ondan. Nereden çıktı bu konu? Arap Baharı’ından. Arap Baharı başladığında denge bir bozuldu, oluşan boşluk bir biçimde gelişti, evrimleşti, başka bir ifadeyle kanserleşti, hatta bir oraya bir buraya savruldu, yayıldı, dengeler elden ele yer değiştirdi ve bozgun arttı, etkileyenlerin her bir kabiliyeti ile sahada oluşan iş ve enerji birikimleri bu devasa güç dengesizliğine neden teşkil etti.

Burada olan bir durum var, eğer başlangıçta otorite elde tutularak bir güç boşluğu oluşmasına ve dengelerin kontrol edilemez hale gelmesine imkan verilmese idi durum şimdikinden daha iyi olurdu. Çünkü şimdi ortaya çıkan durumda otoriteyi tesis edebilmek için harcanan veya harcanacak olan enerji daha fazla olmak zorundadır. Belki yeterli bir enerji bile bulunamayacaktır. Yılların ve aktörlerin mekana yüklediği ilave her bir yük şu an yok olmadı, Suriye’de ve örneklediğimiz alanda İdlib’de birikmiş haldedir. İşte, “İdlib’de bir güç boşluğu var,” derken, esasen her bir an yaşanırken ortaya sürülenlerin, sürtünme ile ortaya çıkan ilave enerji ve yüklerin, toplam enerjisi bu alandadır ve şu an işler en baştaki hale göre daha zordur, muğlaktır, çıkmaz haldedir.

Peki, Fırat’ın doğusunda durum farklı mı? Benzer ifadeler burası için de geçerlidir. Nerede güç boşluğu yok? Olsa olsa Şam’da. Bu durum Suriye’de değişik alanlarda neden yok? Otorite yok, kontrol yok, akıl yok, para yok, ama en çok güvenliği temin edecek kuvvet yok, irade birliği yok.

Suriye’de duruma müdahil olanlara bir bakalım:

Esad Rusya ve İran’a, “Gelin bana güç takviyesi yapın ve otoritem devam etsin,” demişti. Buradalar. Ama sonuç ne? Oldu mu?

Emperyalist ABD, sömürgeci ve Mandacı Fransa gibi ülkeler, “Burada DAEŞ terör örgütü var,” dedi, Birleşmiş Milletler’in gücünden istifade etti ve tepeden inme şekilde sahaya girdi. Terör örgütü DAEŞ ile bugün ilgi koptu, meşruiyet kalktı ve YPG terör örgütü ile yeni bir ilişki şekliyle Suriye’de olan ülkeler var. Hatta ABD, “Ben petrolü YPK ile birlikte koruyacağım,” dedi. Anlamlı mı? Suriye’de otoritenin tesisi için yararlı oldu mu? İmkansız, bahse konu ve amaç bile başka.

ABD’nin bölgedeki temel müttefiki İsrail’dir. ABD İsrail ile simbiyotik ilişki içindedir. İsrail sahaya istediğinde girdi ve çıktı. Halen Suriye’de otorite boşluğu olması ile kazanan taraf İsrail oldu. Arap Birliği savruldu gitti ve İsrail’in kendisine yönelen gruplaşma başka bir boşluk alanı daha oluşturdu. İsrail bölgede rahat hareket eden, umursamaz taraf oldu. Suriye tehdit olacaksa da artık geri gelmez biçimde tehdit olmaktan uzaklaşmış oldu. Suriye Ürdün, Lübnan ve hatta Filistin üzerinde bile daha fazla etki sağlar oldu. İsrail Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile müştereken hareket ederek bir güç oluşumuna gittiler. Bu grupça asıl İran hedefe kondu, mezhep savaşı konusu kanırtıldı, ama geri planda birlikte başka alanlarda da müşterek hareket edildi, etki sağlandı, para harcandı. Örneğin YPG’den Suriye kuzeyinde bir garnizon devleti kurmaya çalıştılar. Türkiye’den gelebilecek etkileri engellemeye çalıştılar. Lübnan’ı istikrarsızlaştırdılar. Bu boşluk halinden yararlanıp Golan Tepeleri sorununu kendi lehine sonuçlanan biçimde çözdüler.

Bir şu var, ABD ve İsrail geçen gün kendince “Yüzyılın Anlaşması” dediği ama aslında Yüzyılın Yalanı anlamında ve dahası tehlike yaratan türden, çok anlamsız bir sürecin fitilini ateşlediler. Ortadoğu’da barış denince Filistin ve Kudüs akla gelir. İşte tam da bu güç boşluğu halindeyken İsrail oldubittici politikalarını sürdürmeyi kazanç biliyor.

Bölgede İsrail’in çabalarına karşı gelecek olan Türkiye ve İran var. Türkiye’yi terör, ekonomik etkiler ve asıl olarak ABD’yi vasıta kılarak oyalamak peşindeydiler. Bu kısmı iyi biliyoruz, geçelim. Burada İran’a değinelim. İran bölgede, yani Suriye’den tutunuz, Lübnan, Filistin, Irak, Yemen, Afganistan ve pek çok alana kadar etkiliydi. ABD buraya karşı çok farklı politikalar uyguluyor. Ancak Suriye bağlamında vekillere sahip olan İran’ın önünü kesmek için ABD çok kritik bir hamle yaptı. Neydi bu? İran’ın Vekalet Savaşı’nın mimarı ve terörist ilan ettiği İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi öldürdü. İşte bu kılcal damarlara etki eden operasyon ile elde edilen sonuç bir hayli etkili oldu ve İdlib’de dahi bir güç dalgalanması yarattı. Güç dalgalanması kavramı zamana, mekana ve kuvvete göre önemlidir, yaratılan dalganın niteliğine bağlı üzerinden geçen başka sorunlar için önüne kattıklarında ilave etkiler yaratır.

Gelelim tekrar Türkiye’ye. Türkiye aleyhine proje olarak yapılan oyunu yine Türkiye bozdu. NATO ve müttefik ülkeler neredeydi? Bu konuyu neyle hatırlıyoruz? PKK uzantısı YPG terör örgütünün üzerinde Amerika, Fransa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail’in güç aktarımı ile, (güya) bölge DAEŞ terör örgütünden kurtarılacakmış bahanesiyle, garnizon devlet kurulması projesi Türkiye’nin sahaya karşı güç aktarması sayesinde boşa çıkarıldı. DAEŞ’in (sözde) lideri Bağdadi ise Türkiye’nin desteğiyle ve ABD operasyonuyla öldürüldü. Bu da kılcal damarlara etki eden bir operasyon oldu doğrusu.

Kılcal damar sözcüğü şu anlamda önemlidir. Güç kullanırken sahada değişik uygulamalara sebep olur. Stratejide eski anlayışla, tüm güçle veya bu yetmez ise belli bir alana teksif sağlanarak, sıklet merkezine baskı uygulanırdı. Günümüzde Felç Stratejisi (veya Taktiği) uygulanır. Hasmı paralize etmek için kritik bir noktasına baskı uygulanır ve çok özel bir operasyonla çok önemli etki yaratılır. Bunu sahaya güç aktaranın kılcal damarlarının besleyicisi konumundaki noktayı bulup etki altına alınmasıyla gerçekleştirmek mümkündür. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi bu tip bir operasyondur.

Sahaya güç ve kuvvet uygulama bağlamında bakılırsa, bir sonuç var ki bunu tespit etmemiz gerekiyor. Türkiye Suriye’ye üç önemli operasyon ile girdi. Meşruiyetle ve uluslararası hukukla beraber gücünü sahaya sürdü, diplomasisini ise her alanda ilerletti. Bölgede ABD asker sayısını azalttı ve ifade edildiği üzere doğu-güney Suriye’ye çekti. YPG’yi de büyük oranda buraya çekti. Peki oluşan boşluğa kim yerleşti? Zaten sınırları belli güvenli alanlarda Türkiye var ve burada otorite sağlandı. Otorite olmayan yerler var. Geri kalan bölgedeki boşluğa, sahada kalan YPG unsurları bir yana, Rusya ve bir kısım Suriye birlikleri kaydırıldı. Bu otorite sağladı mı? Hayır. Neden? Halen ne Suriye ülkesi ne de Suriyeliler kendini güvende hissedecek bir otoriteyi bulamıyor. Neyi buluyor? Terör istismarını ve vekillerin olumsuz etkisini.

Ekim 2019’dan sonra Türkiye sınırı boyunca Rusya öne geçen taraf oldu. Amerika’nın güç alanı boşalınca Rus nüfuzu bu sahaya geçti yerleşti, ama sonuç ne oldu? Otorite tesis edilemedi.

Türkiye ile ilgili bir husus daha var. Özellikle İdlib bölgesinden gelen sığınmacılar ile Türkiye etki altına girdi. Sınırda tedbir alınması gerekti. Sınır içi başka tabii. İdlib’de daha fazla sorun olmaması adına İran, Rusya ve Türkiye bir süreç başlattı. Türkiye dışındaki güç unsurları, yani Rusya, İran ve Esad güçleri burada otorite tesis edeceklerine bu bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam ettiler ki sonuçta İdlib daha çok sığınmacı ve mülteci üretir oldu. Türkiye bu sahaya da kuvvet aktarmak zorunda kaldı ve geçen akşam İdlib Çatışmasızlık Bölgesi’nde 12 gözlem noktasına ilave olarak Serakib kasabasına asker sevk etti. Burası İdlib’in güney doğusunda stratejik bir mevkidir ve M4-M5 ikmal hattı üzerindir.

İyi de bölgede ne var? Radikal terör örgütleri ile diğer ılımlı Esad’ın muhalifleri. Radikal terör örgütleri HTŞ ve El Kaide uzantısı diğer kesimlerdir. Bu terör odakları aileleriyle beraber yaklaşık Arap Baharı başından bu yana yayılma kolaylığı, sürtünme ve dalgaların etkisiyle çeşitli değişimleri göstererek şimdi de buradalar. Belki gidecekleri yer de kalmadı gibi. Hatta 4 milyon nüfuslu İdlib sahasında asalak tipte kendilerine bir yaşam alanı yaratmışlar. Vergi topluyorlar, gümrük alıyorlar, yollardan haraç topluyorlar… Başka? Rusların üsleri Lazkiye’ye ve Muheymin’e etkide bulunabilecek noktadalar. Bu Rus üslerini İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve ABD gizli servisleri tahrik edebiliyor ve HTŞ gibi terör örgütlerinin vekaleti ile bu alan provoke edilebiliyor. Rusya da bu provokasyonu kullanıp kendine meşruiyet ve nefsi müdafaa hakkı yaratıyor.

Ilımlıların sorunu sadece Esad rejimine karşı olduklarından dolayıdır, yani Arap Baharı’nın başlangıç nedenleriyle alakalı bir husustur, dolayısıyla politik manada dikkate değerdir, yoksa Suriye’nin geleceğine katkı sağlamakla alakalı bir muhalefeti sürdürüyorlar. Fakat ortada şu var, bunların içinden belli kesimler sahadaki başka terör örgütlerinden ve Esad’ın saldırgan, terör üreten ve zalim tutumlarından dolayı evlerini barklarını korumak adına silahlanmışlardır. Yoksa diğer Suriyeliler gibi yok olmaya yüz tutacaklardır. Yok mu oldular? Zaten 500 binden fazla Suriyeli öldü, nüfusun yarısı başka ülkelere göç etti. Ortada Suriye için insan kaynağı mı kaldı? Bu ılımlı kesim güç kaybetmediği nedenle iyi mi kötü mü mütalaa edilmeli? Güç boşluğu açısında değerlendirelim, Esad’ın dışında sorun yok gibi görülmektedir. Hatta Birleşmiş Milletler kararlarıyla devam eden Cenevre’deki barış görüşmelerine “Gelin katkıda bulunun,” dendiğinde, bunu yapabilecek donanım ve istektedirler. Bir başka yaklaşımla bölgede güç boşluğu oluşması için Suriye ülkesi adına çaba sarf etmektedirler, neticede Suriyelidirler, temel haklarını kullanmaktadırlar.

Bir İdlib değerlendirmesi yapalım. Süleymani’nin öldürülmesinde ve ABD’nin asker çekmesinden dolayı bölgede yeni bir safhaya girilmiştir. Rusya ve Esad rejim güçleri sahadaki boşluğu askeri çözümle doldurmak üzere acımasızca operasyonda bulunmaktadırlar. Bu var olan sığınmacı ve göçmen potansiyelini artırmış ve masum Suriyelilerin ölümüne sebep olmuştur. Bir insanlık dramı söz konusudur. Gücü ele alacağım derken böylesi insanlık dışı durum ile Rusya ve Esad yanlışa düşmüştür. Amaç ne? Barış ve istikrarı gözeterek Suriyeliler için yaşanacak türden bir ülkeyi tesis edecek biçimde durumu kontrol altına almak olmalı. Bu durumda bir şeye daha ihtiyaç duyuluyor. Sahaya Türkiye dışında başka unsurların girip durumu dengelemesi gerekir. Eğer Cenevre’de barış süreci ilerlesin deniyor ise Birleşmiş Milletler’in buraya bizatihi girmesi gerekmektedir. Vaktiyle Birleşmiş Milletler nerelere girmedi ki? İsrail bile bundan istifade etti. Güvenlik Konseyi karar çıkaracak, değil mi? İşte bu noktada diplomasi güç dengeleri devreye giriyor. Rusya karşı çıkıyor, Çin bağımsız kalıyor ve 5 daimi üye bu işi bir türlü çıkaracak konsensüsü gerçekleştiremiyor.

Bakın neler neler sıraladık, belki dahası da var. Esad vaktiyle bir seçim yapabilseydi, diyeceğiz ama bu noktaya geri dönülemeyeceğine göre fırsat çoktan geçti… Ancak bu noktada ne yapılabilir, diyebiliriz.

İşte burada “güç mücadelesi” kavramı devreye girmektedir. Güç boşluğunu doldurmak için sahada güç mücadelesi yapılmaya başlandı ise çözüm bu noktada aranır. Ya her bir aktör güvenilir bir otoritenin maharetiyle bir düdük çalınacak ve bir adım geri çekilecek, ya da çatışma sürecek ve bir yerde birileri pes edip durum anlaşmaya doğru dönüşecek.

Aktörlere bakalım: Türkiye başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğü, terörden arındırılması, sınırını korumak ve Suriyelileri evlerine döndürebilmek için en meşru bir hak ile sahada. Peki, diğerleri ne için buradalar? Bakın, Zalim ve terör üreten Esad yerine bir geçici ve kurucu Suriyeli otorite veya konsey bile daha yararlı olur. O halde Birleşmiş Milletler’in otoritesine ihtiyaç vardır. Rusya, Amerika, Fransa, İran, kim buraya asker ve vekil gönderdi ise evlerine dönmesi gerekir. Bunun için de Birleşmiş Milletler karar almalıdır. Terör örgütleriyle ortak bir otorite ile hareket edilmelidir. Birleşmiş Milletler’e bir görev daha. Göçmenler ve sığınmacılar evlerine dönsünler ki güç boşluğu Suriye’nin gerçek sahipleri tarafından doldurulsun. Bunun için de barışçı ve sağduyulu ülkelerin, Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa Birliği gibi başka aktörlerin katkısı gerekir. Olur mu?

Eğer savaş ile bu iş çözülecek ise daha çok işimiz var demektir. Türkiye sınırlarını koruyacak ve güç boşluğu alanlarında varlık gösterecek, gücünü sahaya yansıtacak ve kontrol sağlayacaktır. Şimdi olan budur.

Ben bu satırları yazarken Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin bir telefon görüşmesi yaptılar. Amaç İdlib’de son güç dengeleri ve alınabilecek önlemler. Sahada ve diplomaside aynı anda her girişim yapılmakta, taraflarca diyalog devam ettirilmekte, bu arada güç kullanımı ve baskı ile saha dinamikleri değiştirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin bu son halde istediği açıktır: Cenevre’de süreç barış için hızlanmalıdır, sınırı boyunca Rusya’nın mutabakatlarla taahhüt ettiği işer tamamlanmalıdır, İdlib’de güç mücadelesi söz konusu olmuş ve yeni bir manevrayla karar noktası oluşmuştur, dolayısıyla Serakib’de Türkiye’nin dediği olmalıdır ve yeni bir güvenli bölge ihdas edilmelidir. Bu sahaya Esad rejim güçleri girmemelidir. Bölge başka bir güç boşluğuna teslim edilmemelidir. Hatta yeni güvenli alana barınaklar yapılmalı ve sığınmacılara kış şartlarında bir sığınılacak yer hazırlanmalıdır. Bunu Almanya Şansölyesi Merkel de desteklemelidir.

Sürtünme konusunu stratejinin temel kavramlarından biridir. Askeri uzmanlar kadar liderler de bu hususu bilirler. Şimdi, güç mücadelesi dinamikleri sürtünme yaratmayacak biçimde gözden geçirilmelidir ve bir güç boşluğuna meydan verilmemelidir. Askeri stratejik kavramların sahada uygulaması esnasında askerler bildikleri işi yaparlar, savaşırlar. Ama unutulmasın, insanlık gözardı edilemez; hele çocuklar, masum insanlar yok sayılamaz!

Kazanan İsrail oluyor, Esad değil! Bugün Rusya göreceli kazanan tarafmış gibi. Ama Rusya’nın Suriye’deki meşruiyeti de tartışmalı hale gelecek bir zaman periyodu yakındır, şimdiden Türkiye gibi sağlam bir komşuya ihtiyacı olacak.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Terörist Esad’a Kim Dur Diyecek?

DİĞER YAZI

Operasyon

Güvenlik 'ın son yazıları

Terör ve Propaganda

Temmuz 2021 sonlarından itibaren ülke çapında yangınlar arttı. Bir yandan büyük bir çabayla yangınlar söndürülmeye çalışılıyor,

Beyaz Transit

Yurdun dört bir tarafındaki yangınların söndürüldüğü ve bir kısmıyla da devam edenlerin olduğu bir dönemde, asıl

Savunma ve Türkiye Analizi

Ülkeler savunma ve refah problemlerini çözerek gelişirler ve bir güç mücadelesi içindedirler. Olan kaynakları kullanmanın bir

Savunmada Köklü Değişim

Mevcut anlayışla yürütülen savunmanın inşası ve buna göre büyüme imkanlarının yaratılması konuları hakkında bildiklerimizi açıklayalım. Ancak