Savunma Sanayii ve Milli Muharip Uçak

Güvenlik

Türkiye Savunma Sanayiinde ileri adımlar atmaya devam ediyor. Üzerinde çalışılanlar roket, mühimmat, araç/gereç, lazer, iletişim, teşhis/tanıma, gibi değişik alanlarda ve kara, deniz ve hava vasıtaları ile ana platformlar üzerinde olmaktadır. Şimdi üzerinde çalışılması elzem bir alan ise radar teknolojileridir. Bütünüyle bakıldığında bu gelişmeler Türkiye’nin dünyadaki iddiasını da güçlendirmektedir.

Silah sistemleri platformları havada, karada, denizde ve uzayda işlev görürler. Her amaca göre ayrı platform yapılabilir, müşterek olanlar da vardır. Bazıları destek platformudur, bazıları ise aslen kendisi bir silahtır. Örneğin havada sadece radar vazifesi gören, komuta-kontrol görevi yapan, hedef bulan ve aktaran bir uçak bile olabilir. Şimdi bu yazıda hava platformundan bir av-bombardıman uçağını düşünelim.

Bir av-bombardıman uçağının temelde dört temel teknoloji alanı vardır. Bunlar motor, gövde, elektronik ve silah sistemlerinden oluşur. Motor ve gövde temel alanlardır. Ancak bunlar bütün sistemlerin bir nevi altyapısıdır. Üstyapıda ise silahlar ve elektronik aksam bulunur. Silah sistemlerini uçağa yerleştirirsiniz ama bunların etkinlikle kullanılması gerekir. Öyleyse günümüzde silah sistemlerinin etkinliği için yine elektronik aksama ihtiyaç vardır. Bu durumda bir uçağın beyni elektroniğidir (havacılık jargonuyla söyleyelim, aviyoniğidir; Ing. avionics).

Günümüzde gelişmiş bir uçağın beyninde neler bulunur? Kabaca diğer platformlarla entegre sistemler, uçağın kendi sistemleri, silah sistemleri, düşmanın sistemlerine karşı-sistemler vardır. Bir ülkede (ve eğer müttefiklik var ise, örneğin NATO’da ilgili ülkelerde) platform sistemlerinin entegre hava savunma ağı bulunur. Arama radarları, hedef radarları, teşhis/tanıma sistemleri, güdüm sistemleri, vs. yer alır. Uçak sistemleri ve taşıdığı silahlar (ki çoğu gelişmiş silahın da kendi aviyonikleri vardır, bunlara akıllı mühimmat da deniyor,) bu entegre sistem içinde hareket ederler. Dolayısıyla bütünüyle alakalı bir anlaşma ve entegrasyon metodu (dil, kodlar, arayüzler…) kullanılır. Bu kabiliyetler ile düşmana karşı-sistemler de uçağın beyninde önemlidir. Düşmanı çözer, kendini gizler, etkinliğini garanti altına alır.

Gelişmiş bir uçak demek, asıl olarak entegre sistemin içinde ve düşmanın savaş ortamında (orası da entegredir,) başarı şansı çok fazla olan, derinliklerde taarruz eden, savunma sistemlerinden kaçınan ve gizlenen, silahını isabetle kullanan uçak demek olur. İşte böylesi bir uçağın beyni (aviyoniği) ise ancak buna elverişli bir teknolojidir.

2000’li yılların başında Türkiye’nin ABD’li Lockeed Martin’in 5nci nesil Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) F-35 (Lightning-II) projesine girmesinin en önemli sebebi bu uçağın bilinen uçaklar arasında aviyonik kabiliyeti en gelişmiş olmasıydı. F-35 halen ABD dahil bazı ülkelerin hava kuvvetleri envanterine girdi. Türkiye’nin ise ABD’de teslim alınmış 4 adet F-35’i var. F-35’in teknolojisine yakın, 5nci nesil diye takdim edilen, Rusların Su-57 ve Çin’in J-20 ve J-31 projeleri var. Bunlar henüz proje halindeki uçak sistemleridir.

Türk Savunma Sanayii çalışmalarını sürdürüyor. Hatta vizyonda bir milli muharip uçak projesi, TF-X de var. Bu uçak projesi üzerine yaklaşık beş-altı yıldır yoğun bir çalışma sürdürülüyor. Amaç 5nci nesil milli bir uçak yapmak. Yani bu beyni gelişmiş bir uçak olacak. Öyleyse TF-X’in diğer platformlarla entegre sistemleri, uçağın kendi sistemleri, silah sistemleri, düşmanın sistemlerine karşı-sistemleri bağlamında dili, kodları ve arayüzleri kapsayan şekilde bir anlaşma ve entegrasyon metodu, yani aviyonik seti olması gerekir.

Bugünlerde ABD ile F-35 üzerinden ortaya çıkan sorundan dolayı TF-X hakkında şimdi önemli bir soru akla geliyor: Bu aviyonik set NATO sistemlerine göre mi olacak, tamamen milli mi olacak, yoksa Rus veya Çin ile müşterek mi geliştirilecek? Bu sorunun temel amacı ise çok daha kapsamlı bir kararın verilmesini gerektirecek. Nedir bu? Eğer TF-X’in aviyonikleri;

  • Tamamen milli olacak ise; Savunma Sanayii sadece uçakla ilgili değil bütünüyle entegre sistemleri geliştiren bir çizgi izlemelidir. Buradaki en önemli alan radar sistemleri ve entegrasyon projeleri olacaktır.
  • Rus veya Çin teknolojisine göre geliştirilecek ise; bu uçağın mevcut NATO entegre hava savunma sistemi içinde çalışması güçleşecektir. Bu durumda ya Rus veya Çin hava savunma sistemleri entegre ve silah ailesi prensibine göre bir şekilde satın alınıp ülke sathına yerleştirilmelidir ya da tedricen milli hava savunma sistemleri geliştirilip bu açık kapatılmalıdır.
  • Türkiye’de konuşlu olan NATO sistemlerine entegre olacak ise; teknolojiye sahip ilgili ülkelerin (örneğin İngiltere, Fransa, vs.) desteğinin alınması gerekecektir. Bu son hal tarzı TF-X’in ilk düşünüldüğünde öngörülen ilerleyiş yöntemiydi. Şimdi konjonktüre göre taraflar durumu tekrar değerlendireceklerdir.

Türkiye egemen bir ülkedir. Örneğin, uçak yapacağım derken bir ülkeye teslim olmayacaktır. Elbette bu böyle! Önce bu noktayı işaret etmek gerekiyor. Bir güç mücadelesi neyi gerektiriyorsa o yapılacaktır. Bu konu kompleks tarafları çok ve gelişmiş teknolojileri gerektirmektedir. Savunma Sanayii (SSM) bu sorumluluğu üslendiğinin bilincinde olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Leave a Reply

Güvenlik 'ın son yazıları

DÖN BAŞA