gelecege-bakmak
Geleceğe Bakmak

Geleceğe Bakmak

539 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Zor bir iştir geleceğe bakmak! Anın tarttığı yüklerin muhasebesini yapmadan doldurulması gereken boşluklar vardır, hem de bir hayli. Bireysel yüklerdir çoğu. Baskı altındaki bireyin durmaksızın başladığı güne saatin tiktaklarından hızlı akar sözcükler, belki de fiiller. Trafiğin bile etkili olamadığı birey gerilmeye başlar daha ofisine varmadan. Ve sonra yıkılmaya başlar anın sürprizleri. Soluk almadan geçirilen zamanın içinde akla getirilen aile meseleleri için belki çözücü birkaç telefon savuşturur dertleri. O da şansın varsa. Koca kentlerde her şey sorudur: “Ödeyecek misin?” Bir kaba soruyu dahi nazikleştirmek için bilerek can sıkıcı olan teklifler. “Ödemeyeceğim!” denemeyecek kadar sıkıştırılmışlık başlar faturalı tarifelerle. Bu kez trafik zorlar eve dönüş yolunda. Hem de bitmeyen telefon görüşmelerine sarkıtılmış mesai çıktıları üzerine. “Yarına…” der her bir cevap kendiliğinden kapı açılana kadar evin başka bir anının dingdonguyla. Ne demiştik, bunlar sadece birer cılız gün koşturmacası…

Düşünebilir misiniz geleceği? Ben biliyorum, düşünürsünüz. Ama sadece beylik gelecek kaygıların üzerinde bazı ufak tefek yardımlaşmalar, aile ve arkadaş örneklemeleri, bazen boşa atılan taşlar… Gelecek; evlilik, çocuk, ev, araba… oluverir. Bazen tatil, bazen bir kongre bahanesiyle dışarılara kaçmak… Dönüp geleceği yer evidir insanın. Rutine döner illaki. Döndükten sonrası aynı işler.

Düşünmek için geleceği hazırlığı başka bir dünyadaymış gibi açılmalıdır masanın üstüne, harita gibi. Enlem ve boylamların dışındadır gelecek. Gün, ay ve yıl bile kafi gelmez geleceğin kurgusuna. Düşüncedekiler alışkanlıklara kayar ve hesap aniden şaşar, güncenin içinde bulur birey kendini. Silkinmek gerekir.

İşte yine g-e-l-e-c-e-k! Geleceğe bakmak için dürbün gereksizdir, çevrilmiş filmler, yazılmış kitaplar nafiledir. Senaryolar, olasılık hesapları, projeksiyonlar boşunadır. Her bir çakıl taşının bir kap içindeki itişmesiyle hareketlenen yerleşmelerde kim nerede konuşlanacak? Önce konumun sükseden uzak bir bakışla ilgili derdi çözülmelidir. Bak işte geleceğe bakıyorum şimdi…

Gelecek bile bir projedir birey için. “Nerede yaşlanacağım?” iyi bir soru ise projelendirmek gerekir. Köyde, kentte, hastaneye yakın mahallede, sahil kasabasında, denize yakın manzaralı bir beldede, nemden uzak duran dağın yamacında… Bir nokta vardır hep hayalin içinde. Küçük bir nokta! İyi de proje detayı hesapla ilgilidir, hesap gereği girişim gerekir. Kapitalist dünya zaten didişmeyi teşvik eder. O halde “gelecek” günün içindeki anlıklara kıvrılır zamana ve mekana bakarak.

Bu mudur proje? Yok, projede başka bir enginlik aranmalı, pek didişmenin olmayacağı menzilde. Neyse, bir projede bence en önemli karar noktası şu: “Nelerden vaz geçmeliyim?” Bu kararı vermek için çok yemek, içmek, konuşmak, düşünmek, okumak, araştırmak, hesap etmek… gerekir. Hem de evli ise insan eşler kendileri önce, bütün olarak sonra, birlikte hesabı birleştirir. KGP: Konsolide Gelecek Planı! İş sarpa sarar, karı koca bile ayrılır yerdeki, zamandaki ve şarttaki eklentilerde. Geleceği inşa için insana bir saray gerekebilir. Hizmetçi gibi iş görecekleri ister sağında solunda, sanki yaşlanmamayı ve hatta hasta döşeğine düşmeyecek garantisi varmış gibi hesap eder; bir hemşire, bir diyetisyen, bir masöz gerekli; para çoksa muhasebeci ve avukat da. Hayal işte! İnsan düştü mü düşünmeye, durmaz, ister…

Geleceğin projesinde bilinmeyenler, etkiler çoktur. Taşlar ne vakit sıkıştıracak kabın içinde, hangi taş üstte olacak bilinmez. Bir şekilde yer ve yurttan başka etkileşimler girer devreye. Neyse! Her bir proje tartışılmaya ihtiyaç duyar. Tartıştıkça insan kendi projesinden uzaklaşır. Kendine ait bir beklentiden söz etmek haram olur. Susmak zorundadır insan, istememeyi öğrenir tartışmalar ileriye taşındıkça. Bir de bakmışsınız bir sürpriz çıkmış kapısının önünü tıkayıvermiş! Ne olacak şimdi? Bütün proje bir anın etkisiyle değişmek zorunda.

Geleceğe bakmanın en bilinen projesi, anın kıymetini verebilmekten geçer. İşte anahtar ifade budur! Bu anda olması gereken ne? Aslında yine yanlışlardan sakınmak, zarardan, ziyandan kaçınmak, huzurun ve dinginliğin farkına varmak… Ev halkı birbirlerinin değerini en ileri noktasına kadar o anın içinde gösterir. İşyerindeki yararlılık öyledir. İyilik yap at denize! Sokakta bile… Bu böyle bir şeydir. Sonra gelir bulur insanı, ben senden razıyım diye, hem de olmayacak bir anda. İç huzur ne kadar çoksa, o kadar emindir anın tatminkar geleceği.

Geleceğe bakmak büyük iştir, karmaşıktır ve aslında bir sıyrılmaktır. Geleceğe bakmak deyince iş adamları, politikacılar, spekülatörler, vs uzmanlıklar için konu perspektif, bütçe, vizyon gibi konulara girmektedir. Of, ne de can sıkıcı! İnsanlar yaşayacak ve birileri onların nasıl yaşaması gerektiğini hesaplayıp gerekli düzenlemeleri ona göre yapacak… Ne işin var senin dünya tasarısında? Sen insan değil de başka bir şey misin?

İşine bak ey insan, kendini düzelt. Sen mi biliyorsun en iyisini? Kendi eşine, evladına, çalışanına, hatta apartmanındaki komşularına söz geçiremiyorsun, kendi benliğinle çelişiyorsun; iş icabı bakma dünyanın bu koca düzenine. Bir asırlık vizyon belki de yetmez sana. Girme insanların vebaline. Sana ne? Yoksa, yoksa ölmeyecek misin? Gelecek planlarında ölme maddesini silmenin derdine düşmüş başka düşüncelerin var ve beni de mi taşımaya çabalıyorsun acaba…

“Eğer ben el atmazsam, ne olur bu dünyanın hali?” Şu işe bak! Vaktiyle krallar vardı babadan oğula dünyayı kurtaran, şimdi liyakatle büyütülen bürokrat, teknokrat, politikacı ve saire. Bir de bunlar maaş alıyor vatandaştan, biliyor musunuz? Vergiden pay, faizden gelir alıyorlar. Ne diye? Ben senin geleceğini teminat altına alacak kişiyim diye! Pes!.. Ben kendimi ikna edemedim daha, çok işte… Akşam nereye gideceğime karar vermedim; fezaya gitmeyi hesapladım, iyi mi! Bunlar istediklerinde kağıttan para basıyorlar, geleceğin finansmanı için biliyor musunuz? Kim bunlar, ne hadlerine?

Yukarılarda, koca taşlarda didişme vardır; yavaş hareket ederler ama çok etki verirler. Depremler gibi… Yukarıdakiler didişecek diye bize ne oluyor öyleyse? “Sen işine bak!.. Adam ol kafi!.. Ben sana sorarsam eğer, söylersin fikrini!..” Vay vay vay…

Geleceğe doğru bakmak için anın doğru formunda ısrarcı olmak gerekmez mi? Paylaşmak, anlaşmak, birlikte yaşamanın zevkine ermek… Önce kavga et, ez, kır, dök ve sonra “bendensin” de. Olur mu öyle? Geleceğe seninle bakmak için önce zamanı durdurmam ve haritadaki koordinatları silmem gerekiyor. Ne mümkün! Böylesine rüzgarlar, virüsler, depremler varken, ha bir de şimdi iklim değişmiş; gel bak sen ileriye…

Ege sahillerine İngiliz, Alman, Rus işgalciler gelmiş. Onlar geleceklerini planlamışlar herhalde. Ben o mevkilerden Sterlin ve Euro ile ev almak istedim olmadı. Emlakçı, “Muhatabım değilsin…” dedi. Kaş’ta, Kalkan’da, Datça’da, Marmaris’te… Boş bahçe bile kalmamış. Gelecek mi? Neden geliyorlar bizim bahçelere sanki? Tam da ben planlayacaktım işte! Daha bu dünyadayken elimin altında yetişebileceğim cennetlerden uzak kalacağım, basılı param çıkışmayacak! Bu mu yani! Basılı paramın çıkışması için mi koşturup didişeceğim…

Pasaportunda tılsımlı yongası olanlar var bu dünyada, basılı parayı çok veren istediğini yapar olmuş… Bu ne proje böyle? O kabın içinde birileri kaya gibi eziyor beni. Üstüme oturabilecek oynaklığı bulabiliyorlar her harekette. Ve ben yine alttayım herhalde. Geleceği planlamak için didişmem gerekecek, taşları hareket ettirmem gerekecek; kendimle, evimdekilerle, işyerindekilerle, seçmenlerle, politikacılarla, devletle, uluslar sistemiyle, Birleşmiş Milletlerle, küresel mevkilerle, medyadakilerle, sosyal zannettiğim sayfalarla, hatta Soros’la, Bernanke’yle (pardon duydum ki emekli olmuş, her neyse)… Hepsi benim konum ya! Bana etki eden gelecek işleri var her birinin tekelinde, çift elinde, görünür veya görünmez elinde, belki de eldivenlerinde, her neyse…

Karamsar bir tasarım oldu herhalde. Çalmadan, çırpmadan nasıl becereceğim ben bu işi? İnsan olmam yetmiyor mu? Evet! Vazgeçmemem gerekecek bazı şeyleri, hem de şimdiden. Evvela hakkını vermem gerekecek gözümün önündekilerin, büyük işler istememem gerekecek, ihtiraslardan arınmam gerekecek… “Yeter bana bu elimdeki, kıymetini bilmem daha önemli…” diyeceğim işte.

Geleceğe bakmak için gözlerim nereyi görebilir ki? Allah aşkına! Gözlük takıyorum, çıkarsam, puslu bu dünya… Bir dert var ama niye?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kelimenin Yalnızlığı

DİĞER YAZI

Neyi değiştirebiliriz?

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi