neyi-degistirebiliriz
Neyi değiştirebiliriz?

Neyi değiştirebiliriz?

493 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Sokakta gördüğümüz çoğu insanın kaşları çatıksa neyi değiştirebiliriz? Eğitim sistemi sürekli değişiyorsa neyi değiştirebiliriz? Dünkü dostlar bugün kanlı bıçaklıysa… İyi de; o değişmez, bu değişmez; ne olacak öyleyse? Bu daha kötü bir sonuç değil mi?

Bu yaşıma kadar olanlara baktığımda, çok şeyin değişmiş olduğunu gördüm. Düşündüm, bu her yerde ve herkes için böyle midir? Başka bir konu ileri sürdüm kendimce; eğer bizler bundan bir asır önce yaşıyor olsaydık, yani geçmişe izdüşümümüzü yansıtsaydık, yansıyan etkiler ölçeğinde bakıldığında, değişenler bu tempoda ve aynı radikal çizgide mi olurdu acaba? Cevap: “Hemen hemen öyle, yaşam zor aslında, bazıları için çok daha fazla, bazılarına ise hafif şiddetli ama kendine göre yine de…”

Düşünsenize, koca Osmanlı değişiyor, savaşlar var, sistemler, dünya, sınırlar sürekli değişiyor, halk anlamasa da uymaya çabalıyor ve ben de bu sistemin içindeyim. Örneğin zabitsem cepheden cepheye, öğretmensem önce askerliğe sonra yine cepheden cepheye… Sonra Yeni Türkiye Cumhuriyeti ve bilinen süreç…

Gaz lambalı günlerden, tüplü radyolardan, kuyruklarda beklemekten mi başlasam anlatmaya? Biliyor musunuz? Vaktiyle savaş hazırlıkları da çoktu; Bulgarla, Yunanla; Rus baş düşmandı, pardon, SSCB, komünist blok vardı. Oraya buraya asker, mühimmat gidip geliyordu… Nükleer hesaplar vardı, Berlin Duvarı yıkıldı, küreselleşme süreci ve Türkiye bir gece kararıyla konvertibl yaptı Lira’sını, liberal oluverdik, darbeler, sistemler, çatışmalar… Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu ağladı durdu. Bir dönemin sakıncalıları başka dönemin makbulü oldu, stratejik devlet dokümanları yeniden yazıldı; kırmızı kitap beyazladı sonra yine kızardı. Neler değişmedi ki?

Sorun nerede, bölgenin çamurundan mı kaynaklanıyor?

Geçmişte benim izdüşümüm olan başka bir benlik neyi değiştirebildi sizce? Bence şüpheli… Peki, şimdiki ben neyi değiştirebilirim? Benden vaz geçtim, ya biz neyi değiştirebiliriz?

Aramızda akıllı olanlar var; politikaya erken girmişler, okul durumu önemli değil, önce bir yere girip politika yapmak önemli diye düşünmüşler. Bunlar bir şeyleri değiştirmeyi biliyorlardır her halde, değil mi? Görünen sadece iktidar savaşları…

Aramızda zekiler var dendi, bilim insanı olmayı seçmişler. Sanırım Memleket için pek kolay konuşamasak da, insanlık adına daha rahat yapılanlar var diyebiliriz. Bütçe, ortam, önem vs etkilerle ömür içindeki değişiklik çabalarının beldesi, başka yerlerde olsa gerek. Beyin göçmüş bir kere! Bu arkadaşları Memlekete dönün desem, gelirler mi?

Aramızda babası, dayısı olanlar, işini bilenler var, onların işlerini devam ettirip gelişiyorlar; istihdam yaratıyorlar, vergi veriyorlar, sistemin önemli bir ayağını oluşturuyorlar… Bu arkadaşlara sorsam, nedir durum desem? Beklentiler ve mikyaslar farklı olacağından alacağım cevaplarda, onların da muhatapları nispetinde eksiklik ifadeleri olacak ve diyecekler ki; “Aslında yapmak istiyoruz ama…”

Aramızda başkaları da var. Değirmende öğütülür gibi un ufak edilen nesiller oldu, biliyoruz. “Haydi!” desem; “Mecalim kalmadı, yoruldum…” diyenler olacak, öyle tahmin ediyorum.

Aramızda gamzıslar var, benciller ve şanslılar var; “Eğer bir planım olursa, kendime hakaret etmiş olurum, daralırım…” diyenler dahi var, düşünebiliyor musunuz?

Genel bir olumsuzluk ifadesi yazalım şimdi: Bu toprakları kirletenler var, çamur sıçratıyorlar, çamur yapışıyor elbiselere, yıkansa da zor çıkıyor. Çizmeler giyelim hep birlikte, şu balçıktan çıkmak için. Baksanıza, savaşlar, gerginlikler, çatışmalar; kimler cephede? Ben, sen, o. Değişen ne oldu öyleyse?

Caddede yürüyorum, iki yüz metrelik yolda yirmiye yakın dilenci var; o milletten, bu milletten. İnsanın içi sızlıyor. Soruyorum yetkililere, hesap nedir diye? Cevap, “Çalışıyoruz…” İnsanların dilenmeyi bu kadar basit görmelerine mi üzülsem, bu durumun sorumlularına mı kızsam? İnsanlık adına ne denebilir sizce? Cephede ölenler bir yana, ben burnumun dibindekilerden bahsediyorum. Keşke!..

“Keşke…” dendiyse bir yerde, değiştirilememiş bir şeylerin olduğu teyit edilmiştir her halde.

Neyse ki İran sorunu çözüldü diyorlar. Nükleer tehdit olmayacakmış. Ama Amerika faizleri artıracakmış.

Bu aralar malum, politik alanda değişiklikler sıkça oluyor. Bizler izleyiciyiz, bekleyeniz; iyi ve şık olmasından yanayız, iyi dilekte bulunanız, dileyen sade insanlarız. Biri elini açmış para için, diğeri de aynı ama barış ve esenlik için. Değişiklik var mı?

Yakın bir arkadaşa sordum, “Neyi değiştirebilirsin?” diye. “Ben sabaha neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ki…” dedi. Bir de ekledi; “Obama karısı Michelle’den boşanacakmış diyorlar, Beyaz Saray’da fırtınalar kopmuş…” haydi hayırlısı! “Olmaz öyle şey dedim,” magazin işte, dedikodu, sanki birileri dalga geçmeyi meslek edinmiş.

Onları bir kenara koydum, düşüncem belli: Ben kendi önüme bakarım, bireyselliği önemserim; bu bencil olmak demek değil; bilakis birey olarak sorumluluğun idraki ile yaşamak ve çevreye dört elle sarılmak demek. Değiştireceksem eğer, başaracaklarım genellikle minik işler; ama inanın çok tatminkar; az ama minik yararlılıklar…

Herkes kendi imkanlarıyla bir şeyler yapabilir; kimisi elle, kimisi dille, kimisi de yürekle. Varsa imkan eve, mahalleye, kente, ülkeye ve dünyaya çivi çakmaktır, ama yerine; varsa imkan değer üretmektir ama olumluya; varsa imkan uyumu korumaktır ama büyük-küçük her yönde…

Belki değişeni göremeyeceğiz bile! Görünmesi çok önemli mi? Yaşayıp gideceğiz bir yerlerde, bir şekilde. Göçüp gideceğiz işte! Belki diyecekler sonra; “Şu çivi çok işe yaradı azizim…” Belki bilinmeyecek ama kimse farkına varmadan bir şeyler değişecek kendiliğinden… Önemli mi?

Neyi değiştirebiliriz? Bence önce kendimizi değiştirelim. Sonrası, Allah kerim!..

İyi de; benim imkanlarımı ellerinde tutanlar var, onlar ne yapacaklar? Ben kendimi biliyorum da, elleri güçlü olanlar kendilerini yeterince biliyorlar mı? Büyük elin kiri de çok olur, diyelim ve geçelim.

Gelelim bu yöndeki sorulara: Tarih bu dönem için ne yazacak acaba? Gelecek nesil ne diyecek bizler için?

Tarih değişimleri kendine göre yazar da; sorumluluğu insana bırakır geçer, “siz” der, “şu toplum, bu ülke; şu yönetici, bu bilmem kim…” der, bilirsiniz. Tarih imza atanları tanır özellikle. İmzamıza dikkat edelim öyleyse.

Bilinmezler yine aynıdır, toplumun genel seviyesini yazmaz kitap; oysa bireyler güçlüyse, toplum da güçlüdür genelde; seviye yüksektir, sorumlular da bir üst baremde çalışırlar, biraz daha etkili değişimler görülebilir. Bireyler kendilerine iyi baktıysalar etkisi ilerilere doğru işler ve genişler. Uyum varsa, düzen, çalışkanlık ve diğer iyi özellikler; haliyle, tatmin, gurur ve huzur dolar gönüllere, esenlik yeli eser o gönüllere. Sonra kitaplar bunu yazar gerçek şekliyle. Aranan da budur herhalde.

Bu işin sözel kısmı, ya pratikte ne olacak? Göreceğiz ileride…

Gecikmeden, tereddüt etmeden, her seviyede, en pratik şekliyle; gelin kendimizi değiştirmekle başlayalım şu işe!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Geleceğe Bakmak

DİĞER YAZI

Tartışma Kültürü

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka