degisimin-kulturu
Değişimin Kültürü

Değişimin Kültürü

313 Tıklama
30 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Değişimle ilgili çalışma yapanların en fazla verdikleri örnekler hava durumu üzerine olmaktadır. Atmosfer! İçinde yaşarız, başımızı kaldırınca olup bitenin bir kesimini izleyebiliriz, yaşam boyu yağmurlarda, fırtınalardan bazı şeyler öğreniriz, tecrübemiz olur, hakkında konuşuruz, istatistikler tutarız, ama yine de bazı detaylarda tereddüt ederiz. İklim şartları ve hakim karakter genel olarak bellidir. Hava şartlarına dair bilgi alabilmek için sayısız cihaz ve personel çaba içindedir. Güneşin patlamalarını bile takip ederiz. Yine de bir dakika sonra ne olacağı hakkında pek emin konuşamayız. Hava durumu değişir ve sorarız: Ne oldu da değişti? Kültür de böyle!

Kültür böyle bir şey ise “değişimin kültürü” bahsini nasıl açıklayacağız? Oxford Üniversitesi’nden M. J. Hatch şöyle diyor: “İstikrar da değişim de kültürün parçası olabilir. Tıpkı hava durumu gibi, ‘tüm cephe boyunca hep aynı dozda seyreden kültürler bulamazsınız’ … her an kültürün belli parçaları değişirken, diğer parçaları yerinde kalır.” Ana kültür akımını tamamen değiştirmek isteyen olamaz elbette, belli kesimi değişir, kabul gördüğü nispette diğer alanlara yayılır, kendini hissettirir.

Hem kültürün hem de değişimin dinamikleri, değişimi kendi içinde hazırlayabilen bir ekosistem var, değil mi? Buradaki asıl mesele, bir ülkenin var olan ve olması gereken dinamiklerini, hava durumu gibi, değişen durumlara maruz kalan değil, doğal şartları içinde hazırlayan olabilmek ve kontrol edebilmektir. Hele küresel kültür değerleri belli açılardan değişiyor ve buna ait unsurlar sisteme enjekte ediliyorken, bunun önüne geçmenin mümkün olmadığı atmosfer benzeri şekilde biliniyorken, bir ülkedeki kültürel değişimin iklimini kontrol dışı bırakmak kabul edilebilir bir şey midir? Hayır. Değişebilecekler içine kendinden bazı unsurlar koymak gerekir. Çünkü dünya dönüyor ve hiçbir şey dünkü gibi kalmıyor. Bir öngörüde bulunmak ve hazırlıklı olmak gerekir.

Gerekli olanları düzenlemiş ve basit gereklilikleri hazmetmiş toplumlar değişimi de başarabilirler. Değişim kültürüne sahip olanlar bu tip toplumlardır; ne yaptığını bilen ve bir ileri aşamaya geçmiş toplumlardır. Türk milleti için bu kural tarihte fazlasıyla karşılığını bulmuştur. Hatta Türkler açısından işaret edilen değişime ayak uydurabilme özelliği de bilinen bir husustur. Ama ben burada ayak uydurma becerisinden değil, var olan değerlerle yürüyorken gereklilikler bağlamında iç dinamiklerle kendini buna uyumlu hale getirmenin sistemini kavramış ve bu sistemi kendi özünde organize etmiş bir yerleşmiş kültürü konu etmekteyim.

Konuya şirket veya kurum gibi başka açılardan bakmak isteyenler olabilir. Her birinin kendi kültürü ve amacı vardır. Ama ülkelerin kültürleri hakkındaki bilinenlere göre bilinmezler daha fazladır ve dış kültürlerin katlanan etkilerinden dolayı girifttir.

Değişim kültürü içinde evvela değişim kültürünün sahibinin kim olacağını bilmek gerekir. Kim oldukları az çok bilinir de kim olmadıkları ifade edilirse daha iyi açıklanabilir bir hal alır kanısındayım. Siz karar verin: PKK mı, IŞİD mi, diğer terör odakları mı, kendine “İslamcı” diyenler mi, ılımlı İslamcılar mı, paralel örgüt denenler mi, vesayetçiler mi?.. Yoksa kimler? Eğer, iman sahibi ise inancını politik malzeme etmeyen sahih dine inananlar mı? Eğer, millet bilincini hazmetmiş ise kimliğini politik malzeme etmeyen çalışkan insanlar mı? Zamanı ve zemini tarihsel idrak ile akılda tutanlar mı, Türkçe konuşmayı dahi bilmeyenler mi? Muhafazakarlar mı, liberaller mi; her ikisini de söyleyip aslında başka bir şey olanlar mı? İlerlemeyi ve dinamizmi meşru ve çağdaş yollardan tesis etmeyi bilenler mi?.. Bir kere bunun sahibini bilmek gerekiyor. Buna “ülkü birliği” deniyor.

Diğer taraftan şunu düşünmeliyiz. Değişim bir sistemli ve organize çabadır, konuları doğru bilmekle ilgilidir. Önce bilimi, teknolojiyi, sanatı, kavram yaratmayı, ekonomik çabaları, diplomasiyi ve haliyle demokrasiyi başarmak gerekmektedir. Bunu organize olup başaranlar ileriye doğru değişimler için bir üst versiyon hamleyi yapabilirler. Burada herhangi bir şekilde hedef koymak veya strateji belirlemek maharet değildir; maharet doğru, isabetli, kapsayıcı, şeffaf, adil, başarılabilir bir yön çizmektir. Bütün konu gerekli olan iklimi (ekosistemi) gerçekleştirebilmek ve işletebilmektir.

İlk gerekli malzeme insan gücüdür. Bir coğrafyada bir toplum vardır ama organize değildir, sürü gibidir; organize bir kültürü vardır ama sadece kendi denizindeki balıkları tutma becerisine sahiptir; bundan söz edilmemektedir. Değişim için küresel ölçekle bakmayı bilmek esastır.

İnsan kaynağının içinde lider de vardır, hemen her alanda, ama önce topluma önderlik etme yolunda. Bu despotlukla değil, demokrasiyle seçilendir, ama donanmış olandır, güven iklimini tesis etmiş ve bunu sürdürülebilir kılmış olandır. Lider adayları az olandan değil, çoktan seçilebilecek şekilde zamanının öncesinde hazır edebilen sistemler başarılıdır. Bu ne ile olur? Birbirine yakın değerde çok insan yetiştirebilen kültürler kendilerini salt birkaç kişiye mecbur hissetmezler. Liderlerini değiştiremeyen, aynı insanlara mahkum kalan demokrasi sistemleri olumsuz örnektir, değişim kültürü buralara yerleşmemiş, kendi doğasında yenileri üretemiyor, engelli haldedir.

Öyleyse eğitebilen sistemler gerekmektedir. İnsanı ve sistemin bütün parçalarını zamanından önce hazır eden eğitim sistemi yarayışlıdır. Hesabı tutmayan ve çağa dair olmayan, elinde tercüme edilmiş ders kitabı dahi olmayan bir sistemden bahsetmiyorum. Halbuki dünyadaki gelişmeleri, yeni anlayışları, tartışılan ve tespit edilen konuları takip etmek işin en basit kuralıdır. Literatüre hakim olmayan geleceğe ne ile bakar? Sadece yeni inşa edilmiş dersliği olup içi boş eğitim ve araştırma kurumları işe yaramaz. Mensubu olduğu disiplinin gereği bilim insanları bulunmalı, inceleyeceği örnekleri olmalı, hesap edilmiş kayıtlara başvurulmalı, laboratuvarlarında her tür gerekli malzeme bulunmalı, her şeyden önemlisi bunların neden zorunlu olduğu bilinci yerleşmeli… Biz dünkü ülke değiliz ama bilimde en az beş-altı asırdır gecikmemiz var. Önemli sayılabilecek adımlar var diyebilirsiniz, ama hatalar ve eksiklikler de çok, takdir edersiniz. Örnek olamayacak nitelikteki insanların arkasına takılan sınavcı zümrelerden eğitim olur mu? Türkiye en azından bunu öğrenmiş olmalı; öğrenmemişse değişim kültürü gelişmez.

Eğitim modeli ve okul meselesi öteden beri rayına girmemiş bir konudur. Değişim kültürü için gerekli olacak hangi modeldir? Tartıştıklarımızı sıralayalım: Köy Enstitüsü, Amerikan/Fransız/Alman Koleji, Anadolu Lisesi, İmam Hatip, Cemaat Okulları, 5+3, 4+4… Bunlardan biri mi, hiçbiri mi? Ya üniversiteler? YÖK’ten önce mi, YÖK’ten sonra mı?

Bir başka malzeme adalettir. Bunun işlerlik kazandığı hukuk sistemidir. Hukuk kendini yenileyemiyorsa, çıkan, hatta çıkabilecek ihtiyaçlara göre gerekli olan imkanları kayıt altına alamıyorsa toplumun değişmesi mümkün olmayacaktır. Toplum her şartta kendini eşit, özgür ve hakkaniyet içinde hissetmelidir, dün başka, bugün başka olmamalıdır.

Kültürün kendi değerleri içinde temel insani değerler vazgeçilmez görülüyor, hukuk sisteminin içindekiler bu disiplinden taviz vermeden çalışıyor, gelişmelerin her boyutta olduğu biliniyor ve bu takip ediliyor, en önemli gelişmenin insan bilincinde ve günlük yaşamına giren yeniliklerden dolayı yerleştiği idrak ediliyor, her yeniliğin hukukunun belirgin kılınması vazife ediliyor ise hukukun kültürel düzeyi değişimi sağlayabilir ve destekleyebilir.

Bir başka konu ise değişimi içselleştirmiş yeterli ve hatta çok sayıdaki nüfusun varlığıdır. Bunların özelliği, değiştirebilmenin dinamiklerini ve sistematiğini her defasında ve yeni baştan düşünüp, kurgulayıp, yapılandırabilmeleri ve kendi kendilerini sınayabilmeleri ile ilgilidir. Bu tür değişimlerin sıradanmışçasına yapılabilme kültürünü ancak bilenler ve hazmedenler becerir. Hukuktan, ekonomiye, teknolojiden, iletişime, her alana yayılmış düzeyli, donanımlı ve güven veren yaratıcılar var olmalıdır.

Bu değiştiricilere hiç kimse çıkıp, “Toplumun değerlerini ne amaçla onarıyorsun?” dememeli, engel olmamalıdır. Bunu diyecek geri kalmış zihniyetler ve vizyondan yoksun insanlar en istenmeyen kesimlerdir. Tarihte bunlardan çok gördük. Bugün de var, değil mi? Ama bugün kisveler değişti. Örtük amaçları olan ve ortada duran her şeye karşı karakterlerden ve zümrelerden bahsetmekteyim. Zaten değişimin kültürel dokusunu tarif ederken bu tür engel kesimlerin hakimiyeti elinde tutup tutmadıklarına ve özgürlükleri yozlaştırıp yozlaştırmadıklarına bakılmaktadır.

Diğer yandan burada bir önemli konu da toplum değerleri bahsidir. Yerleşmiş toplum değerlerini muhafaza etmek isteyen düşünceler ve hatta fanatik temsilcileri kültürel dokunun engelleridir. Örneğin Türkiye’de feodal akılla yönetmeyi sürdüren kültür bununla ilgilidir ve aslen her türlü restorasyona engel bu kültürel handikaptır. Şimdi gidip, Londra’da tahsil görmüş olsa bile bu kesime, “Ağam sizin vizyonunuz nedir?” diyemezsiniz.

Amerika değişimin kültürünü yerleştirebildi. Hatta bu konuyu dünya literatürüne kazandırdı. Değiştirme kabiliyetli kitleyi Amerika nasıl ikmal ediyor dersiniz? Küresel çekim gücü oluşturarak, beyin göçü alarak… Ama insan gücünü bile seçiyor, kontrollü hareket ediyor. Örneğin Silikon Vadisi kendi kültürünü yaratarak işleyen bir merkez oluyor, bilgisayar, internet, dijital diğer gereçler ile küresel algıyı sürüklüyor. Ama kolay değil; iş dünyası dinamikleri, bankalar, sigortalar, borsalar, iştirakçiler, yatırımcılar, üniversiteler, üretim yerleri, belediyeler, devlet kademeleri, bir bütün halinde aynı amacı geliştirebilecek sistemi oluşturmuş haldedir. Kendi dinamikleri vardır.

Dönelim Türkiye’ye, eğer “Ankara’ya da bir tekno-kent kurduk, gelecekte burası Silikon Vadisi benzeri olur,” diye beklenirse durum malumdur, olmaz. Bu değişim kültürü içinde ne hukuk ne yatırım kabiliyetleri ne de gerekli beyinler mevcuttur. Farklı düşünüyorsanız söyleyin; değiştirebilecek beyinler neredeler? “Amerika’da olsun ama bizden olsun!” mu diyeceğiz? Örneğin Nobel alma konusu; bilenleriniz vardır, Harvard’da Nobelli akademisyenlerin büyük bir oto park yeri var. Hem Nobel bitmiş işe veriliyor, olma halindekine değil. Hatta Steve Jobs, Bill Gates, Elon Mask, Larry Page gibi insanlara da Nobel verilmiyor, ama dünya onlarla değişiyor.

Konu sadece teknoloji bazlı değişim de olmamalıdır. Örneğin Türkiye bugün anayasal sistemde bir değişim öngörmektedir. Peki, örneğin Türkiye on yıldır gerekeni neden yapamıyor, ne eksik? Buraya kadar yazılanlara bakarsanız neden olmadığını, olsa bile bunun neleri değiştirebileceği, hatta asıl olması gereken değişimin ters istikametinde kalabileceği anlaşılacaktır. Mevcut iklim bunun işaretlerini verir niteliktedir. Ancak benim ifade etmek istediğim, farklı konularda değişimi başarabilme kültürünün olup olmadığıdır.

Eğer Türkiye’nin “sosyo-politik iklimi değiştirebilen” bir sistemi var olsa idi bugüne kadar anayasal sistemimiz zaten kesintiye uğramaz idi. Bugün yanlış adımlar atılır ise yarın tekrar tam tersi istikamette çaba sarf edilecek bir gereklilik doğabilir. Onun içindir ki kültürel iklimin tesisi her şeyden, o işi eksiksiz yapmaktan dahi önemlidir. Eğer Amerika’da dayatmacı veya ben bilirim tipi yapılar olsa idi ilk kuruluş anayasasını tamamen değiştirme gereği duyabilirlerdi. Ama sistem kurmak, sistemli kültür sahibi olmak ve değişimi doğru yerlerde doğal planda yapabilmek, bu tip bir vizyonu benimseyebilmek asıl olandır. Zorlamalarla gerçekleştirilen değişim pek sağlıklı olmaz!

Değişimi sistemleştirebilen bir toplum eşit kültür seviyesinde, ki bu çağdaş ve ileri düzeyli olmalıdır, birçok insana ihtiyaç duyar. Birçok ne demek? Hani nüfusunun bilmem kaçta kaçı kadar, gibi açıklamalar yapılabilir ama ben burada genel olarak demekle yetineceğim. Çünkü en bariz örnekle, kızlarını okula gönderme sorunu olan veya sanatı evrensel değerlerinden koparma aklını haklı gören zümrelerin var olduğu, küresel değerleri üretebilecek bir tasarımcının neye göre yetiştiğinin bilinmediği bir ülkeden bahsediyoruz; maalesef!.. Maalesef bu konular gündemde bile değilken veya yakın geçmişte daha az konuşulan konularken, bu dönemde her nedense, karşı kültür akımlarının etkisiyle olsa gerek, daha fazla konuşulan konula olmuştur. Karşı konuları tartışmak bu yazının amacı değildir, dolayısıyla takdirinize bırakıyorum. Bu nedenle nüfusun geneli denebilecek bir baskın konumun işaret edilmesi gerekiyor. Bu konumdakiler eşiti kültürde olmalılar. Kimlik, inanç veya başka çok temel konuları aşmış, yaşama araştırmanın, üretmenin ve geliştirmenin erdemine odaklanarak bakan özgün karakterli bireyler var olmalıdır. Bu kesim bir süre yaratmaya odaklanabilecek dingin yaşam şartlarında kendilerini bulmalıdırlar. Dingin, yaratmak için doğal ortamın verdiği nimet! Bir yazarımız söylemişti, İstanbul’da üretemiyorum, onun için Avrupa’da bir şehirde yaşamayı seçtim, diye. Onun görüşü olabilir. Ama bu potansiyel ve iklim yok ise başka ileri amaçları kimler gerçekleştirecek ki?

Bazı tavsiyelerim olacak. Çoğunu biliyorsunuz. Ama kastedilen kültürü somutlaştırabilmek için değinmeye mecburum. Bu söyleyeceklerim her ortamda kültür iklimi meydana getirebilmek için bazı tavsiyelerdir. Daha ileri adımlar elbette atılmalıdır. Şöyle ki:

  • Toplum içinde saygı görenler eğitimliler ve kariyer sahipleri olmalıdır.
  • Başarı ve başarısızlık algısı onarılmalıdır. Örneğin iflas etmek büyük başarısızlık değil, tecrübe kazanıp aynı hatayı yapmamayı öğrenmek kabul edilmelidir. Samimiyetin tescili çok önemlidir. Denemenin, deneyecek olanın önüne geçilirken nelere dikkat edileceği iyi tespit edilmelidir.
  • İnsanlar konuşabilmeliler ve tartışabilmeliler. Duygusal olmanın yeri-yurdu iyi tespit edilmeli, bilginin değer kazanacağı alanlar ise çok iyi bilinmelidir. Araştırma merkezlerinde bile tevatür konular bilgi olarak kabul görüyor, bunun için ifade ettim.
  • İlişkiler doğru, olağan şekilde gerçekleşmelidir. Art niyet ve kurnazlık gibi olumsuzluklar bir yana bırakılmalıdır.
  • Gerekli olan dile ve jargona hakim olunmalıdır. Hatta özgün anlaşma seçenekleri geliştirilmelidir. Unutulmasın, dil ve kavramlar gelişmez ise diğer gereçler ortaya çıkmayacaktır.
  • Her alanda zaman cetvelleri ve program yapmak, bunun takipçisi olmak yerleştirilmelidir.
  • Farklı olan ne? Bunu iyi tespit edebilmek bilmekle ilgilidir. Farkı görebilmek ve farkın getirebilecekleri anlaşılabilmelidir.
  • Küçük bile olsa her grup, kurum, kuruluş belli ritüellerini ve rutinlerini belirginleştirmelidir. Örneğin aile akşam yemeğinde birbirinin gözüne bakarak konuşabildiği gibi, akşam yemeğinde masaya zamanında oturabilmeli, bunu bir ritüel olarak sistemleştirilmesi korunmalıdır.
  • Okumanın terk edildiği bir toplum çürür. Okumanın temposu ve alanları arttırılmalıdır.
  • Her bireyin, kurumun, topluluğun kendine özgü bir hikayesi olmalı, geliştirilmeli ve tekrarlanmalıdır. Sahiplenilmiş öyküler içinde iyi, güzel, doğru betimlemeler olmalıdır. İç karartan, hayatı zindan eden hikayeler toplumsal yüreği hastalıklı kılar. Sızlanan toplumlar üretemezler.
  • Her türlü teknolojik gereç ve kolaylık kullanılmalıdır. Bunların üzerinden devlet yüklerini kaldırmalıdır ve yaygınlaşmasını tesis etmelidir.
  • Anlaşma metinleri, protokoller, taahhütler, senetler, vaatler, tutanaklar, planlar çok önemlidirler. Sistemli ve hukuki vesikalar toplumun elinde gelişir.
  • Yazan toplum ne bildiğini daha iyi idrak eder, okumak kadar yazmak ve yazılı olana sadık kalmak esas olmalıdır.
  • Her alanda profesyonelleşme adımları atılmalıdır. Karar verme süreçleri metoda bağlanmalıdır.
  • Karar verilinceye kadar her şey apaçık tartışılmalıdır. Kararların verilirken sahiplenilmesi sağlanmalıdır. Yeniliğe hazır olanlar riske girmeyi içselleştirmiş, üstesinden gelmeyi becerebilmiş güçlü kişilerdir.
  • Riskler iyi hesaplanmalıdır ama korkaklık iyi değildir.
  • Yeni bir fikrim var diyen iyi dinlenmeli, fikrinin geliştirilmesine imkan sağlanmalıdır.
  • Aykırı insanlara önem verilmelidir. Yeni ve değişim aykırılıklardan doğar.
  • Ben bilirim, benim dediğimden çıkma gibi yaklaşımlar istenmeyen hallerdir.
  • Rol model önemlidir. Geri kafalı olandan rol model olmaz.
  • Strateji ve vizyon önemlidir, menzili, tutarlılığı ve takibi hesaba katılmalıdır.
  • Bir işe Türk gibi başlamak, biçiminde bir olumsuz anlatım vardır, biliriz, sonu getirilemez. İşe hangi titizlikle ve kararlılıkla başlandı ise sonuna kadar öyle bakılmalıdır.
  • Herkes eşit olmalıdır. Milletin yarısı vergi verir, diğer kesimi görmezden gelinirse olmaz.
  • Hukuk herkese eşit mesafede olmalıdır, ama o hukuk nitelikli olmalıdır.
  • İnsana değer vermek, önünü açmak gerekir, bu çocukluktan başlar. Otur-kalk derken dikkat edilmelidir.
  • Her bir süreç ders çıkarma ve geri muhakeme ile inceleme imkanı bulabilmelidir. Sistem bunu doğal şartlarda doküman haline getirebilmelidir. Sistem kendini eleştirebilmelidir…

Daha söylenecek çok şey var, ama diğerlerini siz ilave edin. Eğer bu tarz bir yaklaşım olmaz ise değişimin kültürü tesis edilmemiş demektir. Motivasyon getirisi sistemin içinde var olmalıdır.

Bu konular yerleşmemiş, bir yaşam disiplini oluşmamış, yaşamı basite alan insanlarla dolu bir toplumda; kimlik siyaseti de yapılır, kadınlara da haksızlık edilir, dengeler oturmaz bir türlü. Sen, ben olur, hain olur, her şey olur… Hatta kanunlar güdük olur. Kimsenin yaşam gerçeğini hafife alması, kendi bildiğini en iyi zannetmesi hakkı yoktur; yoktur da sistem bu gibi halleri açığa çıkarmalıdır. Abes kaçan haller değil alkış almak, alenen görünebilmeli ve dışlanabilmelidir. Zorla yaşam bağları güçlendirilemez. Hele liderler güven iklimini bozar ve halkı bezgin bir şekle sokar ise bu ortamda hava şartları bellidir, tahmin yaparken ağızdan çıkabilecekler de bellidir.

Türkiye’nin asıl sorunu ne, anlayabiliyor muyuz? Her şeyden önce değişimin kültürünü tesis etmeliyiz!..

(Görsel: Flickr, Ron Frazier)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Fizikçiyle “Hayy” Konulu Sohbet

DİĞER YAZI

Yerçekimi Dalgaları ve Kara Delik

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi