gercekci-ve-dogal-olmak
Gerçekçi ve Doğal Olmak

Gerçekçi ve Doğal Olmak

237 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Başkanlık sistemi hakkında pek çok şey söyleniyor. Liderler ve uzmanlarca politik ve hukuksal gerekçeler işaret ediliyor. Acaba vatandaş ne diyor, konuyu nasıl anlıyor? Ben bu işin gerekli olup olmadığına bakmayacağım, sadece anlayışlar neler, örnekleriyle bu düşünceleri hicvetmeye gayret edeceğim. Son bölümde ise konunun demokrasinin merkezinde duran biri açısından yorumunu yapacağım.

Bakın, memleketimin insanı ne demek istiyor?

Bir vakitler Diyarbakır’da Japon Pasajı’nda bir esnafa Çin malı, onların “kaçak” dediği plastik çiçekleri sordum.
“Emmi, bu kaçadır?”
“Beyim bu yagmurludur, elliye olur, bu yagmursuzdur kırka bırakırım.”
Yağmurlu dediğini pek anlayamamıştım. Gösterdiği yapma çiçeğin üzerine biraz şeffaf yapıştırıcı serpmişler, bakıldığında çiçeklerin üzerinde su damlacıkları var görüntüsü elde edilmiş gibi…
“Bu nasıldır?” bir başka çiçeği gösterip sordum.
“Bak, bu yagmurlu gibidir, ama yagmurlu değildir.”
Kafam iyice karışmıştı. “Buradaki çoğu şey gerçek değil,” diyordu; hem çiçek sahte, hem de su damlaları görüntüsü…

Başka bir tarihte Doğu Karadeniz’in bir köyündeyim. Bir vatandaşla muhabbet ediyorum. Adam normal bir şey anlatıyor, sanki kavga eder gibi konuşuyor.
Bir yerde kendini tutamadı ve bana, “Söyle bakalım,” dedi.
“Söyleyeyim,” dedim.
“Türk müsün?”
“Evet.”
“Müslüman mısın?”
“Elhamdülillah.”
“Peki,” biraz durakladı, parmağını gözümün içine sokarcasına salladı ve sesini daha da yükseltti, “Peki, Osmanlı mısın?”
Ne demem gerektiğini bilemedim. Dede dedem Plevne kalesinde askermiş, dedem Yıldız Sarayı’nda askermiş, son üç padişahla birlikte olmuş, Vahdettin’i uğurladıktan sonra köyüne dönmüş, bu durumda Osmanlı oluyor muydum, bilemedim. Hatta Atatürk Osmanlı borçlarını ödemeyi kabul etmiş, büyüklerim verdikleri vergi ile bu işi tamamlamaya gayret etmiş. Osmanlı döneminde yetişen ve bu millete insan kaynağı olan çok kişiden ders almışım. Ama ben ne demeliyim, düşünüp durdum.
Adam, “Osmanlı mısın, ha?”
Ağzımdan çıkıverdi, “Osmanlıyım tabi,” deyiverdim.
“Ha şimdi oldu,” dedi ve arkasını dönüp gitti.
Yanımdakilere, akşam birlikte olduklarımıza ve daha sonra değişik kesimlere sordum; “Bu adam ne demek istedi, işin geri planında olan ne idi?”

Üzülerek söylüyorum, araştırdım ki ortaya çıkan tablodan pek memnun kalmadım. Meğer adam, “Ben Rum kökenliyim, Müslümanın ve şimdi Türk vatandaşıyım, Osmanlıcı olmak da böyle bir şeydi, sen de Türk ve Müslümanım diyorsun ama aslen başka bir etnik gruptan mısın?” benzeri bir akılla bana bu soruyu sormuş. Herşey olabilir: Şu veya bu etnisite veya inanç sistemiyle kendi yaşantısında veya ortak değerleri paylaştığı çevresinde ne yapmak istiyorsa onu yapabilir, konu kültüreldir; ama siyaset? Ha, adamın aslen öyle olmadığı halde çıkarı için öyle görünmesine de birşey diyemem, keyfi bilir. Ama ben böyle yapmam. Meğer bu tür bir iletişim tarzı oralarda yaygın imiş. Açıkça soru sorsaydı veya konu bu ise hiç sormasaydı daha iyi olmaz mıydı?

Ne yani, durum şu mu? “Kürdüm, Zazayım, Rumum, Ermeniyim, Gürcüyüm, Süryaniyim… Bu Cumhuriyeti o zamanın ahalisiyle birlikte kuran Atatürk her ne kadar ‘Ben Türküm diyen Türk’tür!’ demiş olsa da bu samimi bir idare şekli değildir, bunun yerine adil olan düzen Osmanlı zamanında idi, biz de o zamanın geri gelmesini istiyoruz…” Bu tür düşüncedekiler daha sonra Osmanlı özlemi duyduklarını başka düşüncelerle de birleştirdiler.

Başka düşüncelerde olanların başında, “Atatürk’ün Devrimleri” olarak da bilinen, “Hilafetin ve tekke ve zaviyelerin kaldırılması,” konusunu içine sindiremeyen, hilafetin tekrar gelmesine, bu memleketten birinin tüm Müslüman alemine başkanlık etmesine, tekke ve zaviyelerin açılmasına duyulan özlem vardır.

Bir diğeri de hükmetme arzusu ile açıklanabilir. Şimdiki devlet yapısının (böyle düşünenlerin fikrince olabilir,) pasif kaldığı, güçlü görünmediği, diğer devletlere diz çöktüremediği, Osmanlı’nın ihtişamı gibi büyük bir devlet olma arzusunun beslendiği düşünülmektedir.

Bütün bu hususları birleştiren bir sonuç daha vardı. Tıpkı Diyarbakırlı’nın “Yagmurlu gibidir, ama yagmurlu değildir,” dediği gibi; “Osmanlı gibi olacak ama Osmanlı olmayacak.” Çünkü şimdi kendine “Osman oğluyum” diyecek biri kalmadığına göre, yeni Türkiye’yi yönetme biçimi üzerinde bir anlayış geliştirilebilecektir. Bu nedir? Tek lider, yani başkanlık sistemi!

Şimdi size sormak istiyorum, siz de belli yörelerdensiniz, belli kültürel yapılar içindesiniz, sizlerin de beklentileriniz ve fikirleriniz var, siz Karadenizli gibi “Osmanlı mısın?” şeklinde imalı bir soru sormayı, Diyarbakırlı esnaf gibi Çin malı plastik çiçeği, “Gerçek değil ama güzel görünüyor,” demeyi düşünür müsünüz? (Bu anlattıklarımdaki kişileri genelleyerek, hepsi öyledir diyen yok, lütfen böyle bir çıkarım yapmayınız.)

Türkiye’de insanlara etnik ve mezhepsel kimlikleri olmadık yerlerde soruluyor, bu konular ideolojik malzeme haline getirilmiş halde ve iktidar oyunlarına dahil ediliyor. Bu noktalara nasıl gelindiğini çok kişi söyledi ve yazdı…

Merkezde duran açısından konuya bakış şu şekildedir:

“Ben Türk’üm,” demek mümkündür. Bu bir aidiyet ve kabuldur. Müslüman gibi görünmek mümkündür. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Ancak İslam’ı ameliyatla şekillendirmek diye birşey olamaz. Bu sadece birilerinin hevesi olabilir. İslam’ı kendi algısıyla değiştirerek, Kur’an’a paralel ve farklı bir Müslümanlık tarif ederek, “Buna inanacaksınız,” demek hiç kimseye yaramaz.

Modernizme karşı duracağım derken geriye gitmeyi ilerleme zannetmek ve bir sapkınlık içine girmek iyilik getirmez; tarif edilmiş bir tür özgürlüğü talep ederken silahla insanların kanını akıtmayı savunmak bir kazanç olmaz; “Kapitalist gibi olup kapitalist olmayan,” diye bir şey olamaz; “Demokrasiye inanıyor gibi yapıp demokrasiyi istismara çalışan,” diye bir şey olamaz; kuralları küresel çapta belli bankacılık sistemini kullanıyor görüntüsü verip, başka bir şey yapıldığı duygusuyla hareket edilemez; dolarla işlem yapıp, “Ben bu para sistemlerine karşıyım,” denemez, dense de dinleyen olmaz…

Gerçek ve doğal olanın karşısında bireylerin aklı içindeki kurgularının pek bir önemi olamaz; gerçek gerçektir, doğal doğaldır, tıpkı yağmurla büyüyen çiçekle, plastik çiçek arasındaki fark gibi her şey belirgindir.

“Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol!” Gerçek ve doğal olan ne ise onu sahiplen… Politika çok başka birşeydir, içinde nefs vardır, duygular ve özlemler vardır, çıkarlar vardır, değil mi?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Avrupa’nın Mültecileri

DİĞER YAZI

Ahlakın En Geniş Manası

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi