ahlakin-en-genis-manasi
Ahlakın En Geniş Manası

Ahlakın En Geniş Manası

685 Tıklama
27 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Giriş

Bu herkese kolay gelen konuyu işlemek için olgunlaşmam gerektiğini düşünmüşümdür. Çünkü Kur’an, insan ve yaşam bağlamında en önemli vurgusunu “ahlak” kavramına dayandırmıştır. Hz. Muhammed (SAS) de bunun paralelinde, güzel ahlakı geliştirmeye çaba sarf etmiştir. Benim bunu yeterince anlamadan açıklamam elbette büyük bir sorumsuzluk olurdu. Ayrıca bu tür kavramları çok kolay bilebilseydik, daha az hata yapardık herhalde…

Bugün Müslümanlar içinde ahlak tanımı “helal-haram” kolaycılığıyla açıklanmaktadır. Bu yaklaşım kesinlikle ahlakı ve dahi dini, İslam’ı, Hz. Peygamber’in (SAS) yaşamını yanlış okumakla özdeştir.

Eğer ahlak konusu belli bir doğru ile açıklanamıyor ise Kur’an ahlakı ve Müslüman’ı yaşama dahil olamıyor, konu bu denli önemlidir.

Bana göre ahlak nedir? Bu tanımı daha önce başka bir yerde duymadınız. Tanımı vahyi, hem Kur’an’ı hem de kainat kitabını birlikte ve doğru okursak yapabiliyoruz. Buna göre ahlak, insana yani iradeli varlığa ait başat bir konudur.

Ahlak, insanın kendi iradesiyle, nefes aldığı sürece, nefs muhasebesi yaparak, bütün zaman ve mekanlar bağlamında kazanmayı temin edecek seçimleri yapması ve buna göre yaşaması, yaşam şeklini seçmesi demektir.

Nefs

Daha önce de ifade etmiştim, birine sordum, “Senin nefsin nerede?” diye. Bilmiyormuş. Nefsiyle var olan ve yaşarken bununla mücadele etmek durumunda kalan Müslüman, sorulsa ben ahlaklıyım diyebiliyor. Müslüman önce nefsini bilmelidir, değil mi? Şeytan da, Melek de, Allah da, Ahiret de, ve dahi bütün manevi konular gaip yani bilinemez değil mi? Bir Müslüman nefsini somut, gerçek, doğal ve en iyi şekilde açıklayabiliyor olması gerekirken, gaibi nasıl tasavvur edecek ve buna nasıl iman edecek?

Nefs madedenin atomik yapısından, metabolizmanın oluşumundan, insanın geninden, yazılımından, doğasından, fıtratından itibaren anlaşılması gereken bir bütündür. Nasıl bilinmez?

“Maneviyat” başlıklı bir yazım vardı, tekrar incelemenizi tavsiye ediyorum. Buna göre bazı hatırlatmalar yapayım.

Doğal süreçlerde “maddedeki manadan” başka bir madde var olur ve maddenin türüne göre içinde taşıdığı mana ile ona atfedilen mana değişkenlik gösterir. Burada sözü edilen maddedeki mana gaip değildir, eksiksiz yaşarken bilinebileceklerin, yani bilimin konusudur. Bu “maddedeki mana” maddenin anlamı, kuvveti, enerjisi, işlevi, sebep-sonucu, duygusu, itkisi bağlamında açıklanabilen değerlerdir. Örneğin atomda, hücrede, DNA’da, karanlık maddede, vb meydana gelmişlerdeki mana; ya bellidir ya da incelemeye açıktır. Örneğin hücreler ürerler, dokular, organizma ve vücut oluşur, bir dinamizm vardır, kendiliğindenmiş gibi bir türeme vardır. Bu doğaldır ve gerçektir. Evren büyük patlama ile başladı, gelişiyor, hidrojen, helyum, derken yıldızlar, galaksiler oldu vb açıklamalar böyle ifade edilebilir. Hatta inorganik maddeden organik yapı ve hücre meydana geldi, canlı türleri oluştu denebilir. Bütün bunlar maddi bir yer işgal edebilen, gözlenebilen yapılardır.

Ancak her birinin içinde ve birbirleri arasında etkileşim, kural, denge, ölçü ve bağ vardır. Hatta bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir konudan daha söz edilebilir, ilahi mana maddedeki manaya etki ederek madde oluşumunda bir müdahale gerçekleştirir. Örneğin güneş sistemi tam da Samanyolu’nun en güvenli yerine nasıl yerleşti ve bu doğal süreç gelişti derseniz bunun adı ilahi mananın maddedeki manaya müdahalesidir. Maddedeki mananın doğal işleyişine ilahi manadan verilen denge, ölçü, yasa, hedef, maksat ne ise sonuç öyle tecelli eder.

Bizler olup biteni gözleyebilir ve nasıl olduğuna dair fikirler yürütebiliriz. Her bir ileri adımdaki öğrendiklerimizle fikirlerimizi yenileriz. Bu bilinçlenmedeki artıştır, tıpkı evrenin genişlemesi gibidir; DNA, hücreler, atomlar, ne varsa gelişir, madde ve mana gelişir, çeşitlenir, hep bir ileri versiyonu ortaya çıkar, geride kalanlar olur, bunlarda dönüşür, kayıp olmaz, dönüşüm olur ve bütün bu gelişmeden dolayı bilinç gelişir…

Mana türlerini insan için ifade edelim. İnsanın nefsi maddedeki mana türündendir, açıktır, incelenebilir, eleştirilebilir vs. Diğer taraftan insanda verili ruh vardır ve burası gaiptir. Ruh ilahi özdendir, ilahi maneviyata ilişkindir. Ben ruhu anlaşılır kılmak için üstün iradeli insanda ilahi mana ile uyum sağlayan bir bağ diyorum. Değişik inançlar arasında görüş farkından dolayı bu konu karıştırılmaktadır veya bilerek böyle yapılmaktadır. Sebebi maddedeki mana düşüncesinin olmamasından kaynaklanır.

Maneviyatı olmayan bir şey gibi anlatanlar bir yanlış içerisindedirler. Kimi kere anlamsız örneklerin verilmesine dahi sebep olabilmektedirler. Gaibe ait maneviyatın açıklamasını bilen olamaz. İnsanoğlunu buna dahil ederken ruh üzerinden konuşabilmek gerekir, bu mümkün müdür? Nefs konusunu ruh ile karıştırdığımızda önemli bir yanlış yapmış oluruz. İnsanın maddi dünyasında maneviyatı nefsiyle ilgilidir. “Psi” kökenli psikoloji, psikiyatri gibi alanlar ise bunu inceler. Batı buna ruh bilimi vb der. Bu ayrımda tercüme hatası yapılmamalıdır.

Diğer kültürler Arapçadaki nefsi nefes yani can, ruhun ise İbranicede de geçen ruah kelimesine benzer şekilde, insanın iç dünyası olarak ele alındığını açıklar. Belki de Batı kültürüne yerleşen anlayıştan dolayı bütün bu yanlışlıklar ortaya çıkıyordur. Nefs canlılığı ve kişiliği, yani insanın iç dünyasının tümünü maddedeki mana olarak kapsamaktadır. Ruh sadece maddedeki ilahi özden dolayı bir manadır ve gaiptir. Kur’an bize ruhun başka kullanımlarını da gösteriyor, örneğin vahiy meleği, ki o da gaiptir, Cebrail’in bir adı da Ruh-ül Kudüs’tür. Vahiyle bildirilen Kur’an’ın buyrukları da ruhtur, yani ilahi manadır, maneviyat burada gaip ile derinleşir. Ruh doktora götürülemez, ruh çağrılamaz. Nefs doktora götürülebilir, zaten hep var olandır. Çünkü nefs maddedeki manevi taraftır, maneviyat burada da esastır. Ruh eğitilemez, nefs ise bilhassa eğitilmelidir. Çünkü maddenin yapılandırılması kendi içinde de söz konusu olabilir, tıpkı demiri tavlamak gibi… Kur’an’da nefs nefes alıp vermek şeklinde dar bir anlamda olsa idi onu eğitin denir miydi? Şu da var; “Her nefs ölümü tadacaktır!” buyruğunda kişinin (bireyin, şahsın) ölümüne işaret edildiği açıktır. Benlik veya ego bireyde olandır. Eğitilecek olan da bireydeki egodur, ben duygusudur. Gaibe ait bilgiler ama Kur’an’daki açıklamaların ışığında söylersek, tekrar var olurken insan ismiyle, nefsiyle, kişiliğiyle, benliğiyle türeyecektir. Aksi halde sınavın ne önemi olur ki?

Demek ki Müslüman nefsini ve ruhunu doğru konuma, gerçeği/somutu ve gaibi/bilinemezi doğru yerlere oturtmuş olmalıdır. Bu yapılamaz ise ahlak da anlaşılamaz.

Nefs Muhasebesi

İnsan yaşarken doğaldır, doğal ortamdadır, gerçeklerle ilgilidir, ilişkileri maddedeki mana ve madde üzerine yerleşmiştir. Bu anlamda bakıldığında, Müslüman kendinde var olan ilahi özün gösterdiği istikamete, başka ifadeyle manadan manaya, manevi tarafına bağlı olarak ruhunun iletişimini asla gözardı etmeyen demektir. Gözardı ediyorsa, dereceli olarak hesabını vereceği bir yazıya tabi kalır. Sınav meselesinin özü budur. O zaman Müslüman aklı, iradesi, seçimi bağlamında bir insan olarak sürekli adımlarını kontrol etmeli, ilahi bağlama, kainatın düzenine ilişkin sorumluluk duymalıdır. Bu sorumlulukları için titizlik göstermesi ancak bir muhasebe yapmasıyla olur.

Nefs muhasebesi gerçektir, doğaldır, esastır, manevi kökü vardır ve aynı zamanda dünyaya, yani yaşama dahildir, insanın bireysel yükümlülüğü altındadır.

İrade

İrade, yüksek bir bilinçle hareket ederek, seçmek demektir. İnsanın iradesi diğer varlıklara göre üstündür. Aklı bu nedenle esas organıdır, yetisidir ve bilinç ortamıdır. Fıtratı bu nedenle gelişmiştir. Eğer insan verili bu kadar önemli değerleri varken iradesini yanlış istikamette kullanıyor ise elbette sorumlu olacaktır.

Eğer akılsızlık, hastalık, eksiklik, esaret, yani başkasının iradesinin baskısı var ise insan yaptıklarından mesul olmuyor, işte bu nedenledir.

İrade bu denli önemli bir işlev ile açıklandı ise birey kendinin bilerek ve isteyerek başkasının esaretine sokar mı? Evet. Bizde bir kişiye, akıma, topluluğa, ideolojiye dahil olarak, “Bana değil, bana bunu öğretene günah yaz ya Rabbim,” türünden bir hazırcılığın seçilmesi geleneği vardır ve bu büyük bir yanlışlıktır. Aklı olan bir insanın verileni, kendindekini ve kainatın değerini inkara dahil edilebilecek büyüklükte bir konudur bu. Başkası dinlenir, ders alınır, ama her daim seçim yani irade insanın kendisine mahsustur, kaçılmaz, devredilemez bir yükümlülüktür bu…

Yaşamak

İnsan için yaşam 23 anneden, 23 babadan, 46 kromozomun birleşmesi ile başlar. Ama ana karnındaki et parçası belli bir oluşuma gelmeden, onun varlığı insanı tarif edecek hale ulaşmadan ilahi bağlam bakımından sadece bir canlı parçasıdır, ruhu yoktur. Bu noktada yaşam vardır ama iradeye değer değildir. Bu ne demek? Bu bizlere, o et parçasının ileride ne olacağını bilememesi gibi zor bir açıklama yükü getirir. Dolayısıyla bu derin konu için başka bir anlatım zamanı bulmalıyız.

Yaşamak doğmakla başlamaz ama doğmakla sayılır, tanınır ve isim verilir olur. Yaşamak akıl baliğ olunca, iradenin yükümlülüğünü alınca hesaba katılır. Artık birey kendisidir, kendinden sorumludur, ilahi düzene bağlı yaşayacak olandır. Hesap bu noktadan başlar.

Yaşam ölümle sonlanır. Her nefs ölümü tadar. İnsan için ölüm, görünür haliyle nefesin tükenmesidir. Bu kadar mı? Değildir. Aynı zamanda nefsin sürecini tamamlamasıdır. O isimle vücut bulan, aklı baliğ olunca kendi seçimlerini yaparak yaşayan bireyin her şeyi bir değerdir. Bireyin, kişinin, kişiliğin, benliğin; yaşanmışlıklar, yaşarkenki icraatlar, seçilen her adım, söylenen her söz, içten geçirilen her duygu ve düşünce ve akla ne geliyor ise hepsi bir değerdir, manadır; maddedeki manadır, anlamdır, değerdir, izdir, hatırlanacak olandır…

Ama bakın, ruh ölmez, çünkü o gaip ile nefsin iletişimidir, çünkü o da gaiptir! Yaşayan bir Müslüman bu bilgiye sahip değilse nasıl insandır, nasıl ibadet yapar, neyi ister, Yaratan’ına (CC) nasıl hamd eder?

Aslında bütün bunlar da bireysel bir seçimdir, iman edileceği seçmek, gaip olana kalben inanmaktır. İnanmamak demek yaşamamak veya ahlaksız olacak demek değildir. İnanmamak veya az inanmak gibi değerlendirmelerde, gaip noktasındaki bir konuya diğer bir insanın müdahil olmaya kalkışması gibi bir çelişkiyi açıklayacak akıllı olabilir mi? Ama çıkıyor, müdahale etmeye kalkışıyorlar; ki Allah (CC) kendi seçtiği peygambere dahi mealen, “Sen bu işe karışamazsın,” ikazında bulunduğu halde…

Ahlak, Etik ve Muttaki

Fazla felsefi açıklamalar getirmeden, anlattığım bağlamda bir açıklama yapmam gerektiğine inanmaktayım. Ahlak da etik de aynı şeydir. Belki biri şu dil, diğeri bu dil denebilir. Sonuca bakmak gerekir. Sonuçta insanı yücelten değerlerle mi ilgileniyoruz? Öyleyse ikisi de eşittir. Ama yine de bir anlam farkı eklememiz gerekiyor. Dilden gayrı açıklama ise; o ahlakla bu ahlak arasındaki fark, olan ilahi irtibat meselesini irade ile kabul edip etmemekle mümkün olur.

Akılda kalsın diye söyleyeyim: Bireyin, yani nefs sahibi insanın, ruhunu kendi iradesiyle ilahi öz kabul etmesi, bu kabulüyle ruhunu öldürmemesi Müslüman ve aynı zamanda ahlaklı biri olması; sadece nefsinin gereğini yaparak, gaibi gözardı ederek, yaşamını olması gereken doğruya adaması da ahlaklı biri olması demektir. Fark, bireyle gaip arasında bir yerdedir ve onun için Allah ile kul arasına girilmez. Belki belirtilen bu ikinci kısma ahlak değil de etik demek akılda kalması açısından yardımcı olabilir, yoksa başka bir değeri yoktur.

Bu açıklama düzleminde ilerlersek birçok farklı açıklama yapabiliriz. Ama önemlisi inanmayan birinin ahlaksız olduğunu, haram-helal bilmediğini iddia ederek açıklamak cahilliğin tam da ispatıdır. Tersi de öyledir. Müslümanı salt ahlaksızlıklarıyla açıklayan biri de yanılgı içindedir. Bu halde her bir bireyin yaşarken yapıp ettikleri onun nasıl değerlendirileceğini ve ne sonuç çıkarılacağını da dikte eder, genellemeler bütünüyle yanlıştır. Ayrım yapmadan konuyu insan özünde değerlendirmeliyiz, doğrusu budur! Zaten takdir (insan için gaip/bilinemez ama iman edilen) Allah’a (CC) aittir. O’nun işine karışmak da, O’nun yerine hüküm vermek de başka bir ahlaksızlıktır.

Muttaki sorumluluk sahibi, sakınan, ruhunu ve nefsini bilen, üstün irade ve iman sahibi insandır ve ahlaklı olmak zorundadır. Ahlaksızın ve ahlaksız davranışın takvası Allah’a (CC) kötü niyetlilik olarak ulaşır. Bu böyle bilinmelidir!

Uygulamalar

Cihat kavramını bütünüyle yanlış yorumlayanlar çoğunluktadır. Bu konuya girmeyeceğim. Allah işlerini rast getirsin!

Bir yerden çalıp öbür tarafta cihatçılık için harcadığını söyleyenler tamamen ahlaksızdırlar. Her kültürde benzer türden öyküler vardır ya, mazlumların sahibi gibi açıklanan, çeteciliği, mafyayı veya gangsterliği bile temize çıkarmayı amaçlayan açıklamalar, bunlar asla ahlaksızlığa müsamaha göstermeye gerekçe olamaz, özendirilemez. Kaldı ki cihatçılık gibi daha kötü bir sömürü aracı için akıl yoralım… İslam’a hizmet adı altında birçok yanlışa sebep olmak savunulacak bir şey değildir.

Güzel ahlakı tamamlamaya gelen Hz. Muhammed’in (SAS) yaşamına dair değerlerini ve mirasını saptıranlar da, bunu istismar edenler de özünde ahlaksızdır.

Ahlaksızlık bu dünyada bir başkası tarafından değerlendirilebilir. Ahlak insana ait değerleridir. Hayvanın ahlakından bahsedemeyiz. Ancak örneğin, imanın kimde ve ne kadar olacağını bilmek ve buna göre davranış sergilemek, hatta insanlığı ayaklar altına alan türden vahşete sebep olmak, insana ait bir konu değildir. Burada ahlak da bitmiştir, vahşilik vardır.

Din ve ahlak kültürü dersi aldıklarını ve bu sebeple bu konularda yetkin olduklarını iddia edip her türlü haksızlığa yol açanlar tartışmasız ahlaksızdır. Uygulamada ve işin özünde çelişkiler çoktur.

İnsan için politika, nefsinden ötürü, irade ortaya koyduğu ve sürekli seçen olduğundan dolayı, tam bir ahlak sınavıdır.

Müslüman sadece bu haram, bu helal, der ise çok gerilerdeki bir akılla yaşıyor demektir! Bu Müslümanın ahlakı haliyle sorgulanır olur.

Ahlakın büyük oranda cinsel açılardan açıklanması da bir eksikliktir. İnsanın en önemli gücü akıl ve iradesinden ileri gelir.

Sonuç

Tanımı hatırlayalım: Ahlak, insanın kendi iradesiyle, nefes aldığı sürece, nefs muhasebesi yaparak, bütün zaman ve mekanlar bağlamında kazanmayı temin edecek seçimleri yapması ve buna göre yaşaması, yaşam şeklini seçmesi demektir.

Ahlak, yaşayan iradeli varlık insan için bir amaç, yöntem, politika, hareket tarzı, tavır, tutum, karakter gibi açıklayabileceğimiz herşeyi açıklar, açıklananlardan biri değildir.

İrade olmadan ahlak olmaz. Ahlak insanın yaşarkenki en önemli değeri ve işidir. Birey iman etse de etmese de nefs muhasebesini yapmalıdır, yapmaktadır da; ancak çıkardığı sonuçlar ve bir sonraki adımlarını seçmesi farklılık gösterir. Birey bu muhasebede hem kainatı hem dünyasını gözetmeli, yüksek bir sorumluluk duymalıdır, ilahi bağlamını bu değerde idrak etmelidir. Bu cümleden Muttaki bilinçli, doğal, gerçek olan bütün değerlerine sahip çıkar, bu değerler onu sorumlu kılar ve ahlakı böyle açıklar.

Eğer ahlak yoksa herşey yanlıştır!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Gerçekçi ve Doğal Olmak

DİĞER YAZI

İslamcılık ve Münafıklık

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka