iletisim-yasasi
Dil ve Anlam Yönüyle İletişim Yasası

Dil ve Anlam Yönüyle İletişim Yasası

330 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

 Eğer size sunacaklarımı Saussure veya Chomsky dile getirseydi mutlaka farklı olurdu. Bu farkı dikkatlerde tutalım. Dil anlamakla doğrudan ilişkilidir. İletişim için dil bir araçtır. Anlamak idrak için zarurettir. Bunların hepsi varsa kültür gelişir. Ben burada kültürümüz açısından gözlemlediğim ve içinden seçtiğim eksiklikleri bir bütün içinde tanımlama imkanı bulabileceğim bir akış oluşturdum. 

Dışa yansıtılan salt bir düşünce midir, yoksa bir ifade etme çabasının hasılası mı?

Musil şöyle bir tespit yapıyor: “Dünyada hiç kimse, düşüncelerini, içinden yaşadığı zamanın dil denen giysiyi sırtına geçirme biçiminden tümüyle bağımsız kılamaz. Bu nedenle de kimse, yazdıklarından ne kadarının düşündüklerine tam olarak uyduğunu bilemez; yazma eylemi sırasında insanların sözcülükleri çarpıtmalarından çok, sözcüklerin insanı çarpıtmaları söz konusudur.[1]

Musil bir yazar olarak konuya kendi çerçevesinden bakmaktadır. Eğer ben temel bir tanım yapacaksam buna “bir iletişim yasası” demeliyim. Musil’in hatırlatmasını göz önünde bulundurarak bu önemli iletişim konusunu daha yakından inceleyelim.

En başta söylecek olursak, bu yazı ile varacağımız sonuçlar neler, bakalım:

1. Bireyler en iyi kendi zihin muhakemesini yaparlarken başarı sağlarlar ve dışavurumlarını kontrol edebilirler. Bu sadece kendi tarafını ilgilendirir. Muhatap için durum az da olsa farklı bir iz yapar. Muhatap sadece dinleme veya görme ile anlam derinleştiremez. Çoğu iletişimci hem görme, hem de işitmeyi birlikte kullanmak gerektiğini ifade eder. Bence bu gösterilen yöntem de yeterli değildir. Bireyin zihninin derinliklerindeki etkileşimlerin yeterince tamamlanması için faaliyetlerinin (mecazen ‘kafa patlatmak’ diye bildiğimiz bir sürecin) eksiksiz işletilmesi şarttır. Kaynak için zihin faaliyeti tamamlansa bile dışavurumu alan da kendi zihinsel işletimini yapması gerekir.

2. Zihindeki en önemli işlev, karşılaştırmaların çok ve hızlı yapılmasıdır. Karşılaştırılacak öge ne denli fazla, işlevsel ve tarif edilmişse (tanımlanmışsa), o denli yararlı sonuç alınmış olunur. Karşılaştırılacak ögelerin derinleştirilmesi ve tanımlanması içinse, her alanda çok okuma yapılması ve tartışılması gerekir. Okuma dili geliştirir; dilin uzanımlarını artırır ve alışkanlık formatlarını yerlerine yerleştirir. Tartışma, düşünceyi sınamanın bir yöntemidir.

3. Eğitim-öğretim sürecinde bu hususların programlara yansıtılması sayesinde kültürlü ve anlaşabilir bir toplum yaratılması söz konusu olur.

4. Sosyal yaşamda (iş görüşmeleri, pazarlıklar, anlaşmazlıkların çözülmesi, yargıya dayalı anlaşmalar, bir inancın öğrenilmesi ve pekiştirilmesi gibi…) kendisi çaba sarf etmeyenin, kulaktan dolma düşüncelerle iletişimi tamamlaması ve sürdürmesi yetersiz sonuç verecektir.

Bu ne demek biliyor musunuz? Eğer anlaştığını zannedip de aslında anlaşamayan, kandırılan ve atılan imzalardan sonra birbirine silah çeken birilerini görürseniz, bu cümleleri hatırlayın lütfen. Diğer taraftan, inandığını zannedip de, neye inandığını öz bilgisiyle tarif edemeyen birini görürseniz, bu açıklamaları hatırlayın. Hatta, yol tarif ederken belli sözcükleri bulup ifade edemeyen görürseniz, yolunuzu kaybederseniz, bu cümleleri hatırlayın. Ve Parlamento’da kavga eden üyelerin konuşmalarını beğenmezseniz ve yetersiz olduklarını düşünürseniz… Şimdi anlatabildiğimi zannediyorum.

5. Kültürel yeterlilik ve zenginlik, bireylerin zihni içinde gelişir. Toplumun fertleri ne kadar zengin kültürel güce sahipse ve bunu belli bir doyuma kadar sürdürüp derinleştirirse, o kadar kalıcı bir kültür oluşturur ve alışkanlıkları bir bütün haline dönüştürür. Bu toplumsal güç dinamiğidir.

a) Kültür nasıl gelişir:

  • Birkaç paragraf önce okumayı ifade ettim. Okuma bellekte kullanıma hazır yeni boşluklar açar ve bunları olması gereken yerlerde düzenler, yeni bilgi alındığında doğrudan yerli yerine gönderilmesi kolaylaşır, yeni bilgiler çabuk karşılaştırılır, sürekli bilgi birikimi gelişir. Bilgi geliştikçe yeni bilgi boşlukları açılır ve insanın kapasitesi ve derinliği böylelikle gelişir. “Okumadan alim olunmaz…” deyişi bundan dolayıdır.
  • Diğer yandan; yaparak, tekrarlayarak, düşünerek ve en önemlisi, sembollerin anlamlarını birey kendisi derinleştirdiğinde bunu tartışarak geliştirir. Doğru ve zamanında yapmak, tekrarlar yaratmak, düşünme periyotlarını işletmek ve bütün bunları tartışarak sınamak gerekir. Dil sembolik anlatımdır ve her şey sembollerle işlerlik kazanır.
  • Tartışma bilimin tarifidir. Kültürel seviyesi düşük toplumların bilimden üretebilecekleri sonuç tek kelimeyle, cılızdır! Bilim; dille, düşünceyle, araştırmakla, sınamakla, denemekle, kaydetmekle, doğru ölçüm yapmakla, tekrarlarla, sembol üretmekle, model kurmakla, yanlışları bile değerlendirmekle… olur.

b) Semboller nasıl karşılaştırılır? Bunun için belli nirengiler gerekir. Kültüre hizmet eden her unsur kullanılır. Bunlar nelerdir?

  • Müzelerdeki ve üniversitelerdeki eserler, kanıtlar, bulgular ve örnekler bunun için önemlidir.
  • Sahne sanatları önemlidir. Opera, tiyatro, vs belli bazı karşılaştırmalı anlatımları işaret eder; düşünmeyi, beğenmeyi, beğenmemeyi, tartışmayı ve ifade zenginliğini işletir; yer, zaman, olay, değer, karakter ve sonuç bağlamlarını analiz eder; estetiği pekiştirir.
  • Buradan, “Bu tür gösteri sanatları bana uymaz!” diye bir sonuç çıkmasın. Uyacak olanın, öznel olanın meydana getirilmesi için üretmek ve üretme süreçlerini pratik etmek gerekir. Ürünün giderek kaliteli ve doyurucu olması, toplum değerlerini ileriye taşıması için gerekli kültürel üretim potansiyeli şarttır.
  • Diğer yandan plastik sanatlar tartışmayı, bakıp görmeyi, estetik değerleri işler ve bunları karşılaştırmak ve sınamak için birer kanıt değerindedirler. Dönemlerin, çeşitli akımların (düşünsel periyodlarla açıklanabilecek düşünce kalıplarının) nedenselliklerinin tahlilini yapmak böylelikle mümkün olur.
  • Ayrıca yazılı olan her şey, bilimsel makaleden şiire, öyküden romana her bir yazılı eser önemlidir. Bilim ve edebiyat için ayrıca fasıllar açmak gerekir. Biz burada “önemi” işaret ederek bırakalım. Ne de olsa dil konusunu tartışıyoruz! Dil olmadan edebiyat ve bilimin olamayacağını biliyoruz.
  • Sanat ve edebiyat alanındaki karakter analizleri güçlü bir karakter gelişimi için egzersiz yapma imkanı verir. Bireylerin yetişme evrelerinde dengeli, hoşgörülü, derinlikli, sakin, sabırlı, hazmedebilen, tartabilen, çok taraflı düşünebilen, empati yapabilen, olduğu gibi görünen ve göründüğü gibi olan böylelikle gerçekleşir. Aksi halde anlayış eksikliği çeken bireylerden meydana gelen çatışmacı bir toplum ortaya çıkar.

6. Dünya sahnesi sadece madde ortamı değildir; aynı zamanda ve daha önemlisi, maddenin bir anlamla, inançla, zihinsel derinlik kazanılmasıyla olgunlaştırılıp, asıl mananın tarif edildiği bir yerdir. “Mana” ise imanın direğidir. Kainatın asıl kitabının ve bilincin okunup anlaşılması için bu kültürel birikim şarttır. Her şey bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.

Şimdi de iletişimin hassas taraflarını inceleyelim:

  • Kaynak, zamanlama ve kapasite olarak aktarmaya beklenen sonucu karşılama ölçüsünde genellikle elverişli değildir. Buradaki kayıp doğal anlamda kabul görür. Kültür ve hazırlık burada devrededir. Kültürlü ve hazır olmak, dışavurumun başarısını artırır.
  • Zihinlerin genel, özel ve anlık düzeyde hazırlıklarına engel noktalar vardır. Örneğin “kafası karışık” denilen kişi, çoğunlukla olabileceği gibi, anlık da olabilir. Anlıklarda durumun etkileri incelenir.
  • Semboller ve işaretler amacı tam karşılayamıyor olabilir. Örneğin bir toplumun konuştuğu dildeki dilbilgisi kurallarının özellikleri ile diğer bir toplumunkiler arasındaki farktan dahi anlaşma analizleri çıkarılabilir. Esasında harfler, kurallar ve kalıplar düşünceyi formülleştirirken yetersizdirler. Bunlar birer semboldürler. Eğer ideal eşleşmeler meydana getirilemedi; durumu, duyguyu ve beklentiyi tam olarak tanımlayamadı; bunlar için gerekli fiil, özne, sıfat, zamir vs unsurlar dil içinde gelişemedi ise, yani kısırlık varsa, anlaşma imkanı kısıtlıdır veya eksiktir.
  • Ortam alıcıya bir engeldir. Buradan kayıp olabilir. Malum, ortamda parazit, kopukluklar veya başka engeller vardır.
  • Zihin derinlikli bir terimdir. Zihin adına bilinenler genelde aklı işaret etse de, anlamak için bunun ötesinde düşünülmesi gerektiği açıktır. Zihnin neleri kapsadığı ve nelerden etkilendiği konusu zihin prosesi ve dışavurumla ilgilidir. Etkilenmeler meydana gelen düşünceyi doğrudan formatlar. Örneğin dışavurum esnasında; olumlu sonuçlar elde edilse bile, olumsuz etkilenmeler, negatif sembollerle ifade edilebilir. Ters açıklama ve ters anlaşılma gibi pratik sonuçlar ortaya çıkabilir.
  • Zihnin alışkanlıkları niyetin tarifinden öte bir hazırcılık çıkmazıdır. Bu bazen avantaj gibi görülür ama sonradan acısı çıkar, bazen de doğrudan dezavantaj olabilir ve can sıkar.

Şimdi geldik çoğunlukla bilinen iletişimdeki bazı temel bilgilerin hatırlanmasına:

  • Dışarıya düşüncesini aktarmak isteyenler “kaynak”, karşısındaki muhatap veya muhataplar “alıcı” olmaktadır. Kaynak ve alıcı arasında ise “ortam” bulunur.
  • Kaynaktan çıkmadan önce düşünce zihinde bir prosesten geçer. Bu zihinsel bir fonksiyondur.
  • Düşünceler zihinde gelişir, harmanlanır, yaşar, yaşarken başka üretimler ve harmanlamalar yapar. Zihindekiler sürekli bir irtibat kurma işi görür, karşılaştırmalar yapar, önemlileri listeler, önemsizleri listelerin en altına iter. Bunlar zihinsel fonksiyonlardır.
  • Zihinsel fonksiyonlar konuşurken, okurken, çizerken, şema yapıyorken, yazarken, işaretleşirken, dinliyorken, seyrederken, düşünüyorken, boştayken geri planda işlem sürüyorken, meşgulken meşguliyetin süreçlerindeyken, rüyadayken, hayal kurarken sürekli çalışır ve en son ne elde ettiği karanlığı tarif edebilir; esas olan bilgi olmayabilir.
  • Düşünceler zihinsel fonksiyonlara tabi tutulurken “kavram” olarak gelişir. Dışarıya (ortama) çıktığında “terim” olur.
  • Düşünceler dışarıya konuşmayla, yazmayla ve işaretleşmeyle yansıtılır. “Yansıtma,” asla tam olarak dışarı verme veya aktarma anlamı taşımaz.
  • Kaynak dışarıya yansıttığının tam ve eksiksiz olduğunu kendi bile bilemez. Çünkü zihinsel fonksiyonlardaki üretim etkileşim halinde tamamlanmamış çok malzemeyi barındırır.
  • Dışarıya düşüncedekilerin bir kısmı yansıtılabilir, dil bilgisinin sembolleriyle veya işaretlerle formüle edilir.
  • Semboller (örneğin kullanılan dil) zihne kazınmış olduğundan dışavurum esnasında hafızada en çok kullanılan veya en fazla tanınan olması nedeniyle, kendiliğinden açığa çıkar. Bu bazı hallerde kaynağın asıl dışavurum niyetini karşılayamaz olabilir veya tam tersi bir açıklamanın gerekçesi olabilir. Bu açıdan Musil’in dediği gibi, sözcükler insanı çarpıtmış olabilir.

Muttakiliğe dair bir bağlamla yazımı sonlandırayım: Birbirimizle anlaşmak için çok şey yapmamız gerekiyor! Anlaşamayan toplumların ilerlemesi güçtür. Allah (cc) anlaşamayanlara hazırdan bir lütuf sunacaksa bile (ki, bunu beklemek “üstün insan” için imanın eksikliğini baştan kabuldür), bunun değerini bilmek gerekir ama bu ayrı bir “idrak” konusudur. Değer bilmek için anlamak şarttır; duymak anlamaya yetmeyebilir; ezberden söylemek anlaşıldığının kanıtı değildir!


[1] Robert Musil, Yaşarken Açılan Miras, Çev. Ahmet Cemal, YKY, 3. Baskı, 2009, İstanbul, s. 71.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hür irade mi, üstün irade mi?

DİĞER YAZI

Ben böyle bir dine inanıyorum!

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka