2019-dunya-politik-sahnesi
2019 Dünya Politik Sahnesi

2019 Dünya Politik Sahnesi

451 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

2019’a gelene dek neleri tartıştık? ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte dünyada neler tartışılır olmaya başladı? Atlantik, Avrasya, Pasifik jeopolitiği konusunda neler olmakta? Genel politik eğilimler neler? Bu konuları cevaplayacağız. Tartışacağız ki ülkemizdeki ve bölgemizdeki asıl durum tespitini sağlıklı yapabilelim.

Trump’ı kendi ülkesinde eleştiren Küreselcilerin dikkat çektikleri konular neler? 1930’larda görülen türden bir politika yapma biçimi ilk eleştiri konusudur. Bu görüşe göre Trump ile birlikte ortaya çıkan genel politik biçim daha da genişlemiş ve başka ülke liderlerine de sirayet etmiştir. Dolayısıyla ABD başta olmak üzere çoğu ülkede popülist, milliyetçi ve demagojiyi öne çıkaran politik tarz sahne almıştır. Trump’ı eleştirenler bu siyaset biçiminin dünyada tehlikeyi de beraberinde getirdiğini savunmaktadırlar. Her alandaki riskler giderek artmaktadır. “Trump’ın yanında veya karşısında, ama bir biçimde etkisinde kalarak hareket eden liderler, tarif edilen siyasetle, daha fazla otokratik ve agresif tutumlarıyla dünyayı germektedir,” denmektedir.

Ancak bu duruma nasıl gelindi? Bugünkü durum (yukarıdaki gibi) Trump ile tarif edilse de, dünyada politikayı geliştiren elitlerin bunu öngördükleri ve bu atmosferi yarattıkları da iddialar arasındadır. Bu görece durum bir başka tartışma konusudur.

Trump’ın “Önce Amerika” demesi, komşu sınırlarına duvar örme çabası, küresel iklim senaryolarına inanmaması, önemli ölçüde Soğuk Savaş zamanında zorluklarla gerçekleştirilmiş olan nükleer anlaşmaları masada tutması, Atlantik İttifakı NATO’yu tartışılır kılması, küresel terör tehditleri için farklı tutumlar takınması somut gelişmeler halinde gösterilmektedir.

“1930” benzetmesinin sonucunda bir yere varılıyor: Dünya o tarihlerde Ekonomik Savaş ile başlayan sürecin sonunda nasıl bir büyük dünya savaşına girdi ise bugün de aynı tehlikelerin olduğuna dikkat çekiliyor.

Özellikle ABD politikaları için önemli görülen Avrupa’nın tavrı önemsenmektedir. Brexit, ABD-İngiltere ile yaşanan finansal paylaşım tartışması, Avrupa’daki bölünmüşlük, ekonomik yaptırımlar ve krizler, Fransa ve Almanya’ya sirayet eden yeni güvenlik arayışları, vb. birer sinyal niteliğinde gösteriliyor. Batı, Orta ve Doğu Avrupa bugün daha şüpheci olmuş görülüyor ve milliyetçi akımlar giderek yaygınlaşıyor.

Rusya ise aslında Avrupa’yı ama genel olarak dünya politikasını etkileyen diğer bir güçtür. Rusya, Trump’ın seçilmesine etki ettiğinden tutun (ABD’de yargı süreci devam ediyor), bugün konuşulan her konuda mevcudiyetini bütünüyle hissettiren bir duruş sergiler pozisyondadır. Nükleer konular, Ukrayna krizi, Enerji Savaşı, silahlanma, otokratik ve popülist politika biçimi, Avrasya ve Pasifik ittifakları… Her bir konuda Rusya aslında kendisi dile getirmese de politikaları ile “Önce Rusya” demektedir.

Bu bakışla dünyanın diğer alanlarında demokrasiler kendilerini kuşatma altında hissetmeye başladılar. Ortaya çıkan şüphecilik yeni arayışlarla beraber yeni savruluşları da tetiklemeye başladı. Bu maksatla manipülasyonlarla geliştirilen politikalar fırsatçı kesimleri teşvik etti. Genel olarak imkanını bulan güçler tarafından, bilgi teknolojileri ve Siber Savaş teknikleri kullanılarak, önemli krizler peşi sıra geliştirilir oldu.

Bu sürecin etkisiyle bazı ülkelerin içinde kendini savunmasız hisseden kesimler ortaya çıkmaktadır. Yeni duruma göre örgütlenme ve donatılma ihtiyacı duyan kesimler, kendini koruma refleksi geliştirmek adına, endişelerini yerel ve küresel siyasete aktarmak ihtiyacı duymaktadırlar. Dolaylı da olsa bu durum küreselcilerin işine gelir bir sonuç çıkarmaktadır. Küreselci-Milliyetçi politikalar ile sahnelenen oyunda bu tür etkileşimler söz konusu olmaktadır.

Hiç şüphesiz bu genel politik ortam Çin’e küresel politika yapmak adına büyük bir fırsat sunmaktadır. Esasında küreselcilerle birlikte ekonomik ve politik büyüklüğe erişen Çin, Rusya’nın da katkısı ile bugün sesini yükselterek, dünyaya uygun atmosferin yakaladığını düşündürtmektedir. Silahlanmasını sürdürmektedir. Çin, Trump’ın Ekonomik Savaş’ta bir numaralı rakibi konumundadır. Diğer taraftan özellikle Pasifik bölgesi jeopolitiğinde ABD’nin bir numaralı rakibidir. Çin, Yeni İpek Yolu Projesi (One Belt One Road Initiative) ile duyurduktan sonra, ilgi alanını Atlantik’e kadar uzatmış, bunu için Avrupa ve Avrasya jeopolitiğinin tam da içine yerleşmiştir. Bütün bunları göz önüne alan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping 2019’un ilk günlerinde, “Tayvan bizim toprağımızdır,” iddiasını tekrar hatırlatmıştır.

Bugünkü asıl konu, Atlantik’ten Avrasya’ya ve oradan da Pasifik’e gerçekleşecek jeopolitik güç aktarımının sıkıntılı gerçekleşeceği hususudur. Rusya ve Çin ile Küreselci güçler bunu idrak etmiş durumdalar. Trump ise tam da bu süreçte Milliyetçi konumlanma ile bir savunma refleksi göstermektedir. Bu iki farklı tutum dünyada reel-politikayı doğrudan etkilemektedir.

Bu mevcut durumun tarifi başta ABD politikasını, beraberinde dünyanın diğer taraflarındaki politik hareketleri etkilemektedir. Bu durumda öne çıkan politik reflekslere ilişkin başlıklar; korumacılık ve caydırıcılık; ticaret ve teknoloji; ittifaklar ve kurumsal yapılar; göç ve mülteciler olmaktadır. Hemen bütün hükümetler ve kurumlar bugün bu tür politik alanlarda çaba sarf etmektedirler. Bu alanların kendi içinde çıkmazları olabildiği gibi, manipülasyonlarla durumlar sürekli etki altında tutulmaktadır. Manipülasyonların ne yazık ki savaş ve terörle de meydana getirilmesi söz konusu olmaktadır. Bazı ülkeler yerel ve bölgesel çapta barış ve istikrar adına güvenlik sınavı vermektedirler. Her bir güvenlik sorununun silahlanmayı ve yeni ittifak arayışını çağrıştırdığı ise aşikardır.

2019’un ilk günlerinde dünya politik sahnesi durumu bu şekilde özetlenebilir.

Ülkemiz ve bölgemiz açısından temel konular; ekonomi, terörle mücadele, Suriye, İran, Irak ve Ukrayna krizlerinin çözülmesi, göç (sığınmacılar), Avrupa Birliği projesi, Doğu Akdeniz’in paylaşımı, Kıbrıs ve Mavi Ülke konularında komşularla çözüme gidilmesidir. Bunlar bilinen başlıklardır. Ama kimse, “Al sana istediğini verdim,” demez. Burada önemli olan işte bu konularda, güç mücadelesi içinde, avantajlı sonuçlar elde edilecek politikası oluşturup sonuç alabilmektir. Bu, belli ölçüde iç dinamiklerin gücü ile ilintili gelişeceğinden, millet olarak mücadele edilecek bir alandır. Yeter ki durumu iyi kavrayalım ve basit politikalar yapmayalım!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Analiz: ABD-Türkiye Bölgesel İlişkisi

DİĞER YAZI

Dünyanın Popcorn Zamanı Politikaları ve Filmin İkinci Perdesi

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,