abd-ve-israil-diliyle-golan-filistin-ve-suriye
ABD ve İsrail Diliyle Golan

ABD ve İsrail Diliyle Golan, Filistin ve Suriye

Okuyucu

Twitler atıldı, Dışişleri uyardı… Biz olana bakalım! Durum tamamen İsrail’in istediği gibi gelişiyor. İsrail’in Golan’ı işgalinin ABD tarafından bu şartlar içinde tanınmasının esasını düşündüğümüzde anlıyoruz ki, dünya (haliyle) kendi meselelerine bakarken İsrail Büyük İsrail Projesinde çok önemli bir eşiği daha geçiyor. Nasıl mı?

Trump’ın Dün Yaptığı Açıklama

Dün ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri konusunda Twitter hesabından bir açıklama yaptı: “52 yılın ardından ABD için İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tam olarak tanımanın zamanı geldi.” Trump ayrıca Golan Tepeleri’nin İsrail ve bölgesel istikrar için stratejik ve güvenlik açısından kritik bir öneme sahip olduğunu belirtti.

İsrail’de 9 Nisan’da yapılacak erken seçim öncesi Binyamin Netanyahu yönetiminin, Washington’u işgal altındaki Golan Tepeleri’ni “İsrail toprağı” olarak tanıması için ikna etmeye çalıştığı iddia edilmişti. ABD’nin Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham, Başbakan Netanyahu ile 11 Mart’ta Golan Tepeleri’ne gerçekleştirdiği ziyaret esnasında yaptığı açıklamada, “Golan Tepeleri’nin İsrail’in toprağı olarak tanıması için ABD Başkanı Donald Trump ile görüşebilirim. Buranın bugün ve sonsuza dek İsrail’in bir parçası olarak tanınması için çalışmalara başlayacağım,” demişti. ABD Dışişleri Bakanlığının 13 Mart’ta yayımladığı 2018 İnsan Hakları Raporu’nun İsrail bölümünde, daha önce “işgal altında” şeklinde tanımlanan Golan Tepeleri için ilk kez “İsrail kontrolündeki” ifadesinin kullanılması dikkati çekmişti.

Netanyahu’nun Cevabı

Başbakan Netanyahu Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Trump’ın açıklamalarını “cesurca” şeklinde nitelendirdi. Netanyahu, paylaşımında şöyle dedi: “İran’ın Suriye’yi kullanarak İsrail’i yok etmeyi düşündüğü bir dönemde Başkan Trump, cesurca İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki egemenliğini tanıyor. Teşekkürler Başkan Trump.”

Golan Tepeleri

Golan bölgesinde Hermon tepesi 2.814 metre yükseklik ile Levant bölgesinin en yüksek yeridir. İsrail 1967’de savaşla aldığı Hermon tepesinin zirvesine füze ve radar sistemleri konuşlandırıp bütün bölgeyi kontrol etme imkanı bulmuştur. Golan’da su ve petrol kaynakları bulunduğu bilinmektedir.

Suriye Planı

Son durum bu! Peki resme daha büyük pencereden bakarsak ne anlamalıyız? Suriye konusunu bütünüyle bu konunun içinde görmemiz gerekiyor. Zira ABD Suriye politikasında rakiplerine gözdağı vermek isterken, İsrail’in de dediklerini yaparak bölgeyi dizaynda önemli bir aşamayı geçmek istiyor.

Olup biteni bütünüyle anlayabilmek adına Golan konusunu fırsat bilip konuyu daha da genişletmekte yarar vardır. Filistin mücadelesinin karşısındaki İsrail, ateş dahil, en acımasız yöntemleri kullanmaktan çekinmeyen bir güç konumundadır. Buna en iyi örnek 1967’de ortaya çıkmıştır. Tarihte Altı Gün Savaşı olarak bilinen süreç başlamıştır. İsrail Sina, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri bölgelerini işgal etmiştir. Bunun üzerine BM 242 Sayılı Kararı ilan edildi. “İsrail işgal ettiği yerlerden çekilecek ve buna karşılık kalıcı barış gelecek.” Kabul etmeyen kim? İsrail’in “gücü kullanma pratiği” dünya politikasında her şeyden öne geçiyor.

Suriye’ye bakın! Suriye toprakları İsrail’inkine göre 9-10 kat daha büyüktür. Nüfusu 2,5-3 katıdır. İsrail’de olmayan suya sahiptir. Tespit edildiği kadarıyla doğalgazı (240 milyar metreküp) ve petrolü (13,95 milyar varil) vardır. Şam’ın İsrail sınırına mesafesi 70 kilometredir. İsrail ve Suriye sınırının uzunluğu da 76 kilometredir. Sınır 1967’den beri itilaflıdır, BM ara bölgede yer almaktadır. Şöyle düşünün, 1967’den bu yana aralarında çözülmemiş bir hesap var, eğer Suriye parçalanır ve sonra yeni bir düzen kurulur ise İsrail buradan avantajlı çıkabilir. Vaktiyle SSCB’nin güdümünde olmuş, Mısır ile ortak bir devlet kurmuş, Baas anlayışına sahip, otokratik bir ülke Suriye. Lübnan’da çıkarı var. Levant bölgesi bana aittir diyecek bir ülke Suriye. Bir vakitler Büyük Suriye hayalleri olan bir ülkeden bahsediyoruz. Mezopotamya’ya hakim konumda. Köklü geçmişi ve gücü var (idi). Hatta İsrail ile bizatihi savaşmış bir ülke. Aralarındaki Golan Tepeleri meselesi devam ediyor. Suriye Hizbullah’ı kendi içinde ve Lübnan’da tutuyor. İran ile bağları güçlü bir ülke Suriye. Geçmişte İran ve Katar ile doğalgaz projeleri üretmişlerdi. Bugün Rusya’ya Doğu Akdeniz’de askeri üsler vermiş durumda.

İsrail ordusu nerede olacak? Fırsat çıkarsa Golan Tepelerinde, Lübnan Hizbullahı’nın ve Filistin yerleşim bölgeleri üstünde, ama en çok Gazze’de. Dolayısıyla ordu yıpranmayacak, ortamdaki kargaşadan yararlanarak kendi amaçları üzerine kullanılacaktır.

İsrail’in Suriye kuzeydoğu sınırına bakışı DEAŞ, ABD merkezli koalisyon, SDG ile idare ediliyor gösterilmekte. Hal böyleyken güneyindeki bölgede öteden beri ilhak etmek istediği Golan Tepeleri gibi bir alan mevcuttur. Galile Gölü su kaynaklarının bu bölgeden beslenmesi sebebiyle İsrail’in Golan’ın ilhakı öncelikli hedefleri arasındadır.

İsrail başından bu yana Suriye’den gelebilecek tehdidi dışarıdan önlemekle ilgilenmektedir, ama asıl olarak savaşın bölgesel çapta olmasında ana aktör konumundadır. Esad sonrası düzeni yapılandıracak olan ülkelerin çok boyutlu girişimlerinde İsrail’in mevcut kazanımlarını var kabul etmeleri bir yana, Suriye’deki yeni durumun belirlenmesiyle alakalı her planda, İsrail bölgesel bir avantaj elde edecek sonucu elde edecek planın sahiplerinden biridir. DEAŞ ile ortaya konan fiili durumda meydana getirilen tablo ve her Suriye görüşmelerinde bölgede yerleşik İran’a bağlı milislerden dolayı kendine yönelebilecek tehdidin uzaklaştırılması pazarlıklarının yapılması, bunun en önemli kanıtıdır.

Demek ki İran unsurları dışarıya atılabilecek, bölgede yerleşik küresel güç Rusya’ya rakip ABD de kendine bir biçimde yer bulacak, İran ve Türkiye’den gelebilecek baskı uzaktan önlenebilecek, Doğu Akdeniz sahasında İsrail daha rahat hareket etme imkanı bulabilecek, SDG unsurlarının meşrulaşması halinde bunların kontrol ettikleri alandaki doğal kaynaklardan istifade etme avantajı elde edilebilecek, Levant’ın en yüksek mevkilerinden olan Golan’dan pay alınabilecek, Lübnan üzerinde nüfuz kurulabilecek ve bölgedeki mezhep temelli var olan çatışma daha da derinleştirilebilecektir.

İsrail, Suriye’de ve Lübnan’da İran’a ait unsurların varlığından rahatsız. Bölgede Golan Tepeleri ve Bekaa Vadisi dahil pek çok yeri bombalamaya devam etmekte. İran’ın fiilen İsrail’e bu unsurlarla temas etmesi en önemli tehdit. Bu durumun değişmesi demek, başta Hizbullah’ın ve İran’ın desteklediği terör unsurlarının bölgeden gitmesini kabul edecek bir rejimin işbaşına gelmesi hedefleniyor.

Yüzyılın Planı

Bir de Yüzyılın Plan konusu var. Türk basını bu konuyu yeterince dile getirmedi. Konu Filistin ile ilgilidir. İsrail’in Filistinlilere karşı “apartheid” uygulaması meşruiyet kazanacak. ABD planı bunu temin edecek.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Trump’a işgal altındaki bölgelerin yüzde 6,5’ini İsrail’e bırakan bir arazi takası önerdi. Bu, önceki barış görüşmelerinde Filistinliler tarafından kabul edilenin üç katından daha fazlaydı. Ancak Filistinliler şimdi en kötüsü için hazırlanıyorlar. Abbas, planı “yüzyılın tokadı” olarak karşılık buldu. Filistinli yetkililere göre şöyle bir endişe var: “İşgal altındaki bölgelerin yaklaşık yarısını, ya da ilk başta İngiltere’nin belirlediği çerçevedeki bir Filistin olarak, tanınanların sadece yüzde 11’ini içeren toprak parçaları üzerinde geçici sınırlar çizilecek. Filistin bölgeleri silahsızlanacak ve sınırlar ile hava sahasının kontrolü İsrail’in olacak. Daha sonra İsrail ve Filistinliler arasında, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yasadışı yerleşimlerinin durumu hakkında müzakere süreci başlatılacak. Filistinli mültecilerin, İsrail’e ya da İsrail’in ele geçirdiği işgal altındaki bölgelere geri dönme hakları tamamen ortadan kaldırılacak.”

ABD’nin Yüzyılın Planı içinden bazı başlıkları ifade edeyim, çok teknik konular, bunlar uzun uzadıya başka bir zaman tartışılsın: “Gerrymandering Kudüs, Abu Dis bölgesi, El Aksa’ya erişim, Ürdün vadisi, C Alanının geri kalanı, Gazze ve Sina, Filistin ve Arap kamuoyu…”

ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e Taşınması

ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması, Trump yönetiminin, “tüm Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını” işaret etmesi ana planın ilk adımıydı. Filistinlilerin Doğu Kudüs’ü başkent yapma ilanına karşı konması üzerine bir politik cephe açılmak istenmektedir. Son aylık raporlar, barış planının duyurulmasının Gazze ve Golan Tepeleri için yeni önlemlerle çakışmaya zamanlanabileceğini gösteriyordu. Washington ve İsrail’in Kahire’yi Gazze’deki Filistinlilerin Sina’ya yerleşmesine izin vermesi için baskı yapmakta olduklarına dair söylentiler dile getirildi. İsrail raporlarına göre, Washington Gazze ve Mısır arasındaki sınırı zayıflatacaktır. Amaçları, yerleşim bölgesi için İsrail’den uzak, tarihi Filistin’deki “Filistin devleti” umutlarını daha da zayıflatmak şeklindedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tepkisi

Dünkü olaydan sonra ilk tepki veren ülke yine Türkiye oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Acil İcra Komitesi Toplantısı’nda Golan konusunda tarafları uyardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle dedi: “Bir hakikatin altını çizmekte fayda görüyorum. İslam İşbirliği Teşkilatı, üye sayısı bakımından BM’den sonra en büyüktür. İsrail yönetiminin aralıksız tacizlerine maruz kalan Kudüs’ün hakkını korumak teşkilatın birinci vazifesidir. Filistin’in hak ve hukukunu savunmak bizler için vazgeçilmezdir. Trump’ın Golan Tepeleri’yle ilgili talihsiz açıklaması bölgeyi yeni bir krizin, gerilimin eşiğine getirmiştir. Golan Tepeleri’nin işgalinin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyiz, veremeyiz. Bu hassas süreçte doğrudan bizi ilgilendiren hususlarda daha aktif olmamız gerekiyor.”

BM Tepkisi

Yine bugün (22 Mart) BM İnsan Hakları Konseyi, işgal altındaki Filistin topraklarında BM’nin varlığını güçlendiren ve İsrail’i kınayan karar tasarısını kabul etti.

Sonuç

ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması, Yüzyılın Planı adı altında Filistinlilerin topraklarını daraltılması ve yerleşim yerlerinin bölgeden uzaklaştırılması, Golan’ın işgalinin tanınması gibi bütün bu gelişmelerin son altı ayda meydana gelmesi dikkat çekici değil mi? Böyle acele edilmesinin anlamı nedir? Demek ki şartlar Büyük İsrail için elverişli görülmektedir! Tüm dünya başka başka mevzulara odaklanmışken, görünen o ki, arkadan tıkır tıkır işleyen bir İsrail planı uygulanmaktadır. Başka neler var? Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı, İran’da hesabı yapılan değişimlerin hızlandırılması ve esasen Suriye’de durumu ABD-İsrail işbirliği açısından kontrol etmek şeklinde açıklanabilir. Aslında durum budur!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Nursultan A. Nazarbayev

DİĞER YAZI

Popülizm Diplomasisi

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa