abu-dabinin-karanlik-tarafi
Abu Dabi'nin Karanlık Tarafı

Abu Dabi’nin Karanlık Tarafı

5 Haziran 2020
Okuyucu

Abu Dabi küresel politika üretenlerin Ortadoğu bölgesindeki uygulamalarında etkili olmaya başlamış bir Emirliktir. Nasıl bir yerdir, kısaca tarif edelim. Dubai bir cazibe merkezi olabilir ama kökenindeki konuları bilmemiz gerekiyor. O halde pırıltılı yerleri yanısıra bu ülkenin karanlık taraflarına da bakalım.

Basra Körfezi kıyılarının kabile devletlerindendir. İngiltere XIX. YY’da tüm bölgenin savunma ve dışişleri konularını kontrol etti. Abu Dabi başta bölgedeki kabilelerden altısı daha birleştirildi, ülke 1971-72’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adı ile tanımlandı. Abu Dabi’de Dubai başkenttir ve bölgede de en gözde kent olarak ziyaret edilir. Aslen Londra eksenli bir küresel politika merkezidir.

Abu Dabi, küresel petrol ulaşımında yüzde 30’luk payla bir kapı konumunda olan Hürmüz Boğazı girişini Umman ile birlikte kontrol eder. Boğazın karşı kıyısı ise İran’dır. Abu Dabi günümüzde İran’a yönelik bütün politikalar için de dikkat çeken bir konumdadır. Ancak çok taraflı ticaretle bölgesel dengelerin ve ortak çıkarların bir aktarım merkezi olmasıyla kritik konum ve politik yapıda kabul görür. Bu manada ABD, İsrail, İngiltere, Çin ve Rusya gibi ülkeler Abu Dabi ile ortaklıklar kurar.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve Beyaz Saray’da Yüksek Danışman, İsrail ve Ortadoğu’dan sorumlu Jared Kushner ile Abu Dabi’nin ilişkisi yakındır. Jared’in Suudi Arabistan Veliahtlıyla da ilişkisi çok yakındır. Londra merkezli Abu Dabi’nin diğer eksendeki muhataplıklarında ABD, Yahudi Lobisi ve İsrail vardır.

Hatta çok başka bir konu daha var, yayılmakta olan bir küresel akıl diyelim buna, içinde Jared’in de bulunduğu ABD’deki bir Yahudi cemaatinin Londra’da ve Moskova’da çok yakını var, Ortadoğu’da da uçları olduğu biliniyor, bunlarla başka bir küresel tasavvur içindeler. İyi bilinen Rus milyarder ve oligark isimlerden bazıları bunlarla birlikte yürüyorlar. Neyse bu konu biraz karışık!.. Ama Abu Dabi her işin yeri, bunu aklımızda tutalım.

Abu Dabi’ye yakın konumdaki Katar ile Türkiye’nin yakınlığı vardır. Türkiye’nin Katar ile Askeri ve Güvenlik İşbirliği Antlaşması bulunmaktadır.

BAE ekonomisi 30 yılı aşkın bir süredir petrol ve küresel finans piyasalarını etkiledi. 2008-09’da petrol fiyatlarının ve emlak fiyatlarının düşüşü ve uluslararası bankacılık krizi birleşerek BAE’de önemli bir kriz yaşandı. 

Ortadoğu’da geniş bir bölge coğrafyada 2010-11’de Arap Baharı etkili oldu, ancak BAE bu durumdan etkilenmedi. Emirlikler bu dönemde büyük bir mali kurtarma operasyonu geçirdi. Emirliklere 1.6 milyar dolar dağıtıldı. 

BAE son yıllarda bölgesel meselelerde rol oynamaya başladı. Örneğin Mısır’daki demokrasiye müdahalede General Sisi’yi desteklemiştir. Bölgesel politikalara milyarlarca dolarlık kaynak ayırmakta, silah ve teknik malzeme desteği yapmaktadır. Suriye ve Irak’ta DAEŞ ile mücadele adı altında sürdürülen ABD yanlısı faaliyetlerde BAE, yine bu ülkelerde PKK/YPG’ye destek vermeyi sürdürmektedir. Ayrıca Yemen’deki Suudi liderliğindeki askeri faaliyetlere destek vermektedir. En son olarak Libya’da darbeci General Halife Hafter’e destek veren başlıca ülke olarak BAE bilinir. Bu manada Suudi Arabistan Kraliyeti Veliaht Prensi ile müşterek güvenlik projelerini yürütmektedir. Abu Dabi Emiri Muhammed bin Zeyd “MbZ” kısaltmasıyla, Suudi Arabistan Veliahttı Muhammed bin Selman ise “MbS” kısaltmasıyla anılır.

Düşünülürse Muhammed bin Zeyd için bölgesel politikalarda kritik işleri yapmak tehlikeli bir iştir. Neden bu tip konularda inisiyatif alır, acaba onun arkasında başkaları mı var, bu tür sorular düşündürücüdür. Ancak diğer petrolle geçinen Körfez Ülkeleri’nin hemen hepsinde aynı sorun var gibi duruyor, petrol şirketleri ile kazanılan parayı bankalarında tutan büyük sermaye bu ülkelerde egemen güç odakları olarak söz sahibidir.

Başka ülkelere siyasi müdahalede bulunan BAE otoriter hanedanlık yönetimine sahipti. Ülkede Emirlerin emriyle sürdürülen siyaseti dışındaki faaliyetler yasaktır ve herhangi bir siyasi parti yoktur.

Yaklaşık 10 milyon nüfusu var. Ancak nüfusunun dağılımı ilginç; Emirlikler toplamı yüze 11.6; Güney Asyalı yüzde 59.4; Mısırlı yüze 10.2; Filipinli yüzde 6.1; diğer yüze 12.8 (2015 bilgilerine göre). Buradan anlaşılan şudur, Emirlikler dışında kalan yüzde 90’lık çok büyük bir nüfus dışarıdan.

GSYİH’sı 696 milyar dolardır (değerler 2017’e aittir). Kişi başına 68.600 dolar düşmektedir. GSYİH’nın yaklaşık yüzde 6’lık bölümünü savunmaya harcar. 2017 yılında 308.5 milyar dolarlık ihracatı vardır. İhraç ürünleri; ham petrol yüzde 45, biraz doğalgaz ve asıl olarak re-export şeklinde gerçekleşir. Önemli miktarda elektriği dışarıdan alır. Ham petrol üretimi günde 3.2 milyar varildir (2018). Bunun yaklaşık yüzde 80’lik kısmını ihraç eder. Çıkan doğalgaz kendine yetmez, dışarıdan bir miktar alır. 

Şimdi pek bilinmeyen bir noktaya işaret edeyim, bu tür petrolle geçinen ülkelerin hemen hepsinde (Suudi Arabistan’dan Rusya’ya…) iki maliyesi vardır. Birisi bilinen Resmi maliyedir. Devlet içi çarklar bu hesapları bilir. Diğer hesap ise başkanın, emirin veya başka kisvedeki liderin kontrolündedir. Ülkede bu meblağ bir hayli yüksek seviyelere ulaşır ise paranın kontrolünde başka güçler de lidere etkide bulunmak isterler. Bu kritik nokta iyi bilinmelidir. Hatta sürdürülen örtülü harcamalar başka pazarlıkların konusu olur. Bu da başkalarının haklarıyla alakalıdır.

Ülke yabancıların mülk edinmesine açıktır ve sıfır vergi imkânı sunar, serbest ticaret bölgeleri yabancı yatırımcıların ilgisini çeker. Abu Dabi her türlü para giriş çıkışına açık bir ticaret ve finans merkezidir. Bir gün petrol gelirlerinin biteceği bilindiğinden alternatif cazibe konuları üzerine planlar yapılmaktadır. Kısa/orta vadeli planlar içinde görülenlerden bazıları şöyle; ekonomik çeşitlendirme, BAE’yi küresel bir ticaret ve turizm merkezi olarak teşvik etme, endüstriyi geliştirme ve gelişmiş eğitim ve artan özel sektör istihdamı yoluyla vatandaşlara daha fazla iş fırsatı yaratma. Bu durum uzun vadede Abu Dabi’yi ayakta tutar mı Emirler bile bundan endişelidir.

Bugünlerde Libya konusu dikkat çekicidir. Muhammed bin Zeyd gayrimeşru lider Hafter’e silah ve mühimmat desteğinde bulunmaktadır. Hatta Rusya ile birlikte yürüttüğü projeleri vardır. Bunun yanı sıra aynı ülke üzerinde Londra eksenli güçlerin de planlarını uygulamaktadır. Bunlar Libya halkı kadar bölge güvenliği için de tehdit konumundaki faaliyetlerdir.

Bir de magazin konumuz var, 2019 yılı ortalarında BAE Devlet Başkan Yardımcısı ve Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşit Al Maktum’un İngiliz asıllı karısı Prenses Haya’nın kocasını terk ettiği ve saklandığı Londra’da “korku içinde yaşadığı” iddia edilmişti. Bu konunun sır perdesi henüz kalkmış değil.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

abddeki-floyd-olayinin-kuresel-analizi
ÖNCEKİ YAZI

ABD’deki Floyd Olayının Küresel Analizi

milli-politika
DİĞER YAZI

Milli Politika

Politika 'ın son yazıları

76 views

İsrail, İran ve Gazze

Genel bir değerlendirme yapalım, çünkü İsrail, 7 Ekim saldırısından 6 ay geçti ve "bugün Gazze'de üçüncü aşamaya geçtik" dedi. Bu ne demektir, bölgede başka ne gibi gelişebilir olabilir, hepsini inceleyelim.
52 views

Modern Rekabet

Burada modern rekabetin küreselleşmesi öyküsünü kendi içindeki kavramlarını tartışarak, Rusya ve Çin örnekleri üzerinden otoriter yönetimlerin eleştirisini yaparak açıklayacağım. Kavramsal olarak "modern rekabet" anlayışını bu şekilde açıklama imkanı bulacağım. Sonlara doğru kapitalizmin yozlaşmasını açıklayacağım. Bu kısımda da Anglo-Sakson yapıyı ve Kıta Avrupa'sını işaret edeceğim. Burada anlaşılması gereken şu olacak: Demokrasi ve insanlığın gelişimi kimsenin insafına kalmamalı, rekabetin yapılma amacı değer üretmek esaslı olmalı.
53 views

Seçimler ve Beka

31 Mart Yerel Seçimleri gerçekleştirildi ve Türk demokrasisi kazandı diyoruz. Ben ise size bu seçimleri örnekleyerek bir "beka seçimi" ne demek oluyor, bunu açıklayacağım. Buradan hareketle yapılması gerekenleri de gözden geçirmiş olacağım.
76 views

Politikada Gri Kavramlar

Size politika amaçlı yapılan propaganda konusu içinde yer alan kavramsal bir temayı sunuyorum, grilik. Gri kavramların dış ve iç politika yansımalarına bakacağım. Özellikle ABD dış politikasında kendi çıkarına yaklaşımlar sergilemesi neticesinde görülen gri kavramlar konusunu işleyeceğim. Buna örnek olarak Filistin-İsrail, terörle mücadele, sözde soykırım tasarısı gibi konular da yer alacak.
144 views

Yerelde Yapısalcılık

Bir olaya bakış yöntemimde felsefe ve tarih olmaz ise ben bunu oldukça eksik görürüm. Hemen herkesin siyaset, seçim, belediye, vs. konuştuğu noktada ben, bu işte temel felsefe ve asıl stratejik açıklama nerede diye arıyorum. Dolayısıyla felsefi yaklaşım ve stratejik bakış tarzı siyaset üstüdür. Benim açıklamalarım bu noktada değerlidir; mevcut yapılanlar gibi değil, başka türlü tartışmaları kapsamaktadır. Açıkça yazayım: Kim kazanacak, iktidar veya muhalefet ne yapacak, türü ifadelerle değil; imar neye göre olmalı, altyapı ve üstyapı nasıl planlanmalı, ülke ekonomisine uyumluluk ne şekilde sağlanmalı, kanunlar ne içerikte olmalı, gibi piramidin üstündeki meseleler önemlidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme