akdeniz-bir-baris-denizi-olur-mu
Akdeniz bir barış denizi olur mu?

Akdeniz bir barış denizi olur mu?

710 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Günümüzde, özellikle Arap Baharı sürecinden sonraki gelişmeler içinde, Akdeniz havzasında belirginleşen bir barış ve huzur arayışı var. Ancak liderliği kim yapacak, ne tür inisiyatif imkanları var belirginleşmiş değil, belki öncü adımlarını görmekteyiz. Medeniyet iddiası bakımından bakalım, nedir bu konu?

Kadim dönemlerin öyküleri başka, savaşlar yine vardı, ama ticaret ve kültür alışverişi de vardı. Medeniyet gelişirken bu deniz adeta bereket sunmaktaydı. Bu sürede Akdeniz’in güneyindekiler kuzeyindekilere ilham kaynağı olmaktaydı.

Modern dönemin öncesinde yine savaşlar vardı. Ancak Avrupalıların sömürgecilik girişimi bu denizin bir çıkar alanı haline dönüştürülmesiyle kan ve gözyaşı doldu taştı. Denizin ülkeleri ve bereketli havzanın kadim toplulukları zor günlerin geldiğini fark etmeye başladı. Dünyada modern dönem inşa edildi ve ilgili kurumlar oluşturuldu. Enerji ihtiyacı belirginleşti. Bu sürede Akdeniz’in güneyindekiler kuzeyindekilerin arka bahçesi oldu çıktı.

Postmodern dönemde her şey değişirken en fazla etki altında kalan coğrafya yine Akdeniz havzası oldu. Her şey değişti, ekonomi, ticaret, sosyal hayat, teknolojinin getirileri… Tarifler yeniden yapılırken ve bilgi üzerine inşa edilen yeni bir düzen kurulurken neoliberal yapılar kaotik girişimlerde bulundu ve kendine çeşitli vekiller üretti. Arap Baharı Akdeniz’in güneyinden gelişip yayıldı. Ortadoğu coğrafyası kopuşların ve farklılıkların habitatı oldu. Psikolojiyle tarif edilen kavramlar dahi değişti. Psikopolitika kendine yeni sömürü ve yeni emperyal bakış açıları üretti. Akdeniz’in güneyindekiler birbiri içinde düşmanlıklar yaşar oldu.

Çerçevesini çizdiğim bu dönemsel analizin izdüşümünde, özellikle bugünlerde yaşananlar göstermektedir ki barış ve huzur açısından gerekli bir arayışın olduğunu görmekteyiz. Ancak vaziyetin düzelebilmesi açısından yeni bir liderliğe ihtiyaç duyulduğu da aşikâr.

Roma Barışı (Pax Romana) ve Osmanlı Barışı (Pax Ottomana) örneklerini görmüş bu havza yeni bir barış ortamı üretecek mi? Şimdi asıl soru budur.

Modernizmin inşacısı sömürgeci toplumları, görülür haldeki egoist ve kibirli tavırlarına rağmen, bu geçiş sürecinden hemen sonra, kalıcı ve verimli bir huzur ortamının hazırlanmasına liderlik edebilirler mi? Avrupa’nın öyle birikimi var ki onun olmadığı bir Akdeniz kabul edilemez denebilir. Ancak liderlik arandığında tarihte uzunca süre sömürülmüş ve yeni düzende bir kopuş yaşayan güneydekilerin kuzeydekilere her şeye rağmen ortaya çıkmakta olan tepkili yaklaşımı hemen çabuk bir hoşgörü halini üretmeyecektir. İşbirlikleri ve iç içe geçmiş ilişkiler çok fazla, ama güven sarsılmış durumda ve bilinçaltı kara lekelerle kaplı.

İşte bu şartlardayken ülkelerin halleri ortada. Suriye, Libya, Lübnan, Mısır savruluşun tam da içinde. Daha dün (1948) kurulan İsrail arkasını küresel sisteme ve şımarıklığını üstünden bir türlü atamamış Yunanistan ise sömürgeci Avrupa ülkelerine dayamış halde.

Pax Ottomana bugün güncellenmiş haliyle Avrupa Birliği (AB) kurumsal yapısıyla görülebilir. Türkiye ise yeni yeni Pax Ottomana mirasının farkına varıyor olsa gerek. Wilson Prensipleri sonrasında Akdeniz’e yerleşen Amerika Birleşik Devletleri barış değil çatışma getirmiş durumda. Soğuk Savaş sonrası buhranlı dönemi atlatmayı başarabilmiş ve “sıcak denize” inmiş Rusya Federasyonu artık Akdeniz’de.

Çok genel bakışla hal böyleyken, bu şartlarda fiili bir sonuç ortaya çıkmaya başladı. Şimdi Avrupa ve ABD’ye rağmen Türkiye ve Rusya’nın Arap Baharı sürecini yaşayan, terör, çatışma, yönetim bozuklukları, eşitsizlikler yaşayan ve çok yorulan ülkelere araladığı bir kapı var. Bu kadim havzayı bir barış denizine dönüştürmek mümkün diyor. Fiilen durum buna doğru gidiyor. Libya sorununda daha dün Putin ve Erdoğan komşu ülkelere (Tunus, Cezayir, Mısır…) barışa katkı sağlayın ve siz de huzurlu olun mesajı verdi. Ayrıca yine dün, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’e, “Gel anlaşalım, paylaşalım…” dendi. Önceki gün bu iki ülke Suriye’ye, “Toprak bütünlüğünden yanayız, içindeki terörü biz temizleyeceğiz,” dedi. Lübnan, Irak, İran, Yemen, Körfez Ülkeleri, hatta Somali, Sudan, vs. ülkeler için Rusya ve Türkiye’nin barışçı girişimleri sürüyor. Bunlar önemsenmelidir, çabaların bir yere doğru gidildiğinin göstergesidir. Belki barış hemen gelmeyebilir ama umut ışığı olarak belirmesi dahi önemlidir.

Öte yandan güvenlik boyutunda da tartışılması gerek hususlar var. Örneğin Kuzey Atlantik İttifakı, NATO’nun Ortadoğu’da inisiyatif alması tamam da ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, CENTCOM, bölgeye ne getiriyor, ne götürüyor? Çarpık ve kafa karışıklığı yaratan konular da çıkıyor ortaya, Avrupa’nın güvenliği için PESCO veya Arap NATO’su gibi. NATO Akdeniz Diyaloğu girişiminde bulunmuştu, hatta İstanbul İşbirliği İnisiyatifi de söz konusu olmuştu. Bunlar bir işe yaradı mı, yoksa İsrail gibi ülkelerin istismar alanı olarak mı kullanıldı? Belki de Ortadoğu ile beraber veya sadece Akdeniz’e kıyıdaş olanlar bir güvenlik anlaşması için düşünmeliler. Hani ifade ettim ya kuzeydekiler ve güneydekiler diye, bunları birleştirmeden bir yere gidilemez de ondan. neden? Terör, vekiller, göç önemli sorun, ama daha önemlisi bilinçaltında bir güvensizlik var.

Bugün fırsat ne ile mümkündür? Görünürde somut birkaç konuyu konuşmaktayız, enerji kaynakları, ulaştırma hatları, enerji ve su bağlantıları, Çin’den Londra’ya bağlanması düşünülen Yeni İpek Yolu Projesi’nin (Bir Kuşak Bir Yol) altyapısı, vs. Bütün bunlar adil paylaşım ile yerli yerine oturtulacak projelerdir, oldubittilerle değil. Hatta yeni sömürü düzenin çarpıklıkları ile de değil. İşte bu sebeple aklıselimin hâkim olması için liderlik gereklidir. Sizce umut var mı?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye’nin Doğu Akdeniz Stratejisi

DİĞER YAZI

Libya ve İdlib’de Ateşkes

Politika 'ın son yazıları