turkiyenin-dogu-akdeniz-stratejisi
Türkiye'nin Doğu Akdeniz Stratejisi

Türkiye’nin Doğu Akdeniz Stratejisi

1532 Tıklama
33 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Doğu Akdeniz’in bugününe tarihi bazı hatırlatmalar yaparak bakalım. Özellikle bugünlerde Libya ile ilgili asker gönderme sürecini yaşarken geçmişi hatırlayarak, tarih ve strateji bağlamında yaklaşım gösterelim. İncelemeyi sömürgecilik, Avrupa’da bloklaşmalar ve Dünya Savaşı, Osmanlı’nın Libya Savaşı’nı ve Doğu Akdeniz’deki yakın dönemin bloklaşmalarını analiz ederek yapalım. Eski dönemlerden bugüne bazı benzerlikler ve dikkate değer tespitler var, bunları değerlendirelim. Neden? İleriye doğru bakmak için!

Sömürgecilik, Avrupa’da Bloklaşmalar ve Dünya Savaşı

Osmanlı’nın Kuzey Afrika meselesi Avrupalı güçlerin sömürgecilik faaliyetleriyle başlamıştır. Ancak ilk ateş ne zaman yakıldı derseniz, Napolyon’un Kuzey Afrika’ya yaptığı harekatı (1797) milat kabul edebiliriz. Bu tarihten sonra Fransa Afrika ile yakından ilgilenmiş, buna karşılık coğrafyada köşe başlarını İngiltere tutmak istemiş, zamanı gelince Almanya ve İtalya da kendine göre politikalarını yürütmüşlerdir. Bu açıdan bakarak Rusya ne yaptı denebilir. Rusya askerini bu zaman içinde Afrika’ya çıkarmadıysa da ilgisi hep burada idi. Çünkü Avrupa’daki Afrika paylaşım savaşından çıkarım yaparak, Rusya dengelerden ve politik boşluklardan yararlanmış, Balkanlar, Boğazlar, Adriyatik, Doğu Avrupa ve hatta Uzak Asya alanında çıkar peşinde koşmuştur.

Yunanistan Devletinin kuruluşu 22 Mart 1829 Londra Protokolü ile gerçekleşmiştir. Cezayir’in Fransa tarafından işgali 5 Temmuz 1830 tarihinde olmuştur. Bu işgalden önce Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın Fransızlara diplomatik desteği unutulmamalıdır. Bu olaydan sonra Mehmet Ali Paşa’nın Babıali’ye isyanını görmekteyiz (1831-1840). Giderek Mısır Osmanlı’dan uzaklaşmış ve sonunda bu önemli bölge Avrupalıların oyun alanı haline gelmiştir. Dışarıdan gelip Avrupa’ya kendini kaptıran her nedense Avrupalı olamıyor, bilakis onların çıkarları yönünde kalıyordu. Konu Mehmet Ali Paşa ama bakın olanlara; Hünkar İskelesi Anlaşması (8 Temmuz 1833), Nizip Savaşı (24 Haziran 1834) ve bunu sonlandıran Londra Anlaşması (15 Temmuz 1840). Buradan Osmanlı içinde Islahat Hareketleri’ne ve Tanzimat Fermanı’na (3 Kasım 1839) gelinmiştir. Boğazlar konu oluyor, Londra Boğazlar Anlaşması (13 Temmuz 1841) devrededir. Boğazlar bundan sonra hep anlaşma masalarındaki bir konudur. Süveyş Kanalı açılıyor (15 Ağustos 1869). Kanal açıldıktan sonra ticaretin gelişmesi, buranın idaresinde birilerinin gözünün hep olacağı açık bir konudur. Ama bir başka yön daha var, bu noktadan sonra Akdeniz’deki dengeler tam olarak değişmiştir. Konu, bütün bunlar olmasa mıydı değil, bir kendi kontrolünüzde doğal gelişme var, bir de baskıyla, anlaşmalar gereği yaptırılanlar. İnisiyatif başkasındaysa sonucu bellidir!

İtalyan Birliği 1870’de kurulmuştur. Prusya Başbakanı Otto von Bismarck (1815-1898) ile birlikte Alman Birliği kurulmuştur. 14 Nisan 1871 yılında Alman Birliği tamamlandı. Bundan sonra Almanya’nın Avrupa’da dengeleri değiştirdiğine şahit olunmaktadır. İngiltere Kıbrıs’a 1878 yılında oturmuştur. Fransa Tunus’u 1881 yılında sömürge alanına dahil etmiştir.

Bu arada ABD’yi de hatırlayalım, 4 Temmuz 1776 yılında Amerika kuruldu.

Bir başka tespiti daha yapalım, 1815 Viyana Kongresi’nden sonra kurulan ittifaklar var. Bunlar basamak basamak gelişmiştir. Kutsal İttifak (26 Eylül 1815), Rusya, Avusturya ve Prusya arasında; Dörtlü İttifak (20 Kasım 1815), Avusturya, Rusya, Prusya, ve İngiltere arasında; buna daha sonra (27 Eylül 1818) Fransa’yı da dahil ettiklerinde adı Beşli İttifak oluyor; Üçlü İttifak (20 Mayıs 1882) Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında. Daha sonra Üçlü İtilaf İngiltere, Rusya ve Fransa arasında kurulmuştur (1904, 1907). Bu bloklar ittifak ve itilaf, Birinci Dünya Savaşı’na kadar ilerlemiş bir süreci anlatır.

Bugün Avrupa Birliği (AB) bir blok idi ancak Brexit ile İngiltere dışarıya çıkma kararı aldı. Rusya geliştikçe ve Çin’in ticari alternatif yaratma gücü belirginleştikçe Avrupa yine Atlantik ve Urallar arasında kendini sıkışmış hisseder durumdadır.

İsrail nerede? İsrail 1948’de var. Bütün bu süreçte Yahudi toplumu ve sermayesi Avrupa ve daha sonra dünya politikalarının içindedir. Nitekim İsrail’in kurulması da Dünya Savaşı sonrası İngiltere ile gerçekleşmiş bir husustur.

Uzun süren gelişmeleri bir yere bırakalım ve 1911 Trablusgarp Savaşı olarak bilinen zamanı esas alalım, bazı tarihi tespitleri not edelim ve bugüne ışık olacak şekilde değerlendirelim.

İtalya Trablusgarp ve Bingazi’de (Bugünkü Libya)

Osmanlı’nın Trablusgarp Savaşı (1911-1912) İtalya’nın sömürgeci politikaları üzerine gelişmişti. İtalya sömürgecilik için kendine genişleyecek bir alan aradı. Fransa Tunus’u 1881’de işgal etmişti. Ertesi yıl İngiltere Mısır’a yerleşmişti. İtalya da Osmanlı elindeki son Kuzey Afrika bölgesi Trablusgarp’ı işgale soyundu.

İtalya Kuzey Afrika paylaşımında dengeleri korumak çabasındaydı. İngiltere ile anlaşma yaptı (Şubat 1887). Buna göre Mısır-Trablusgarp paylaşımı için İngiltere ve İtalya kendilerini emniyete aldı. Mart 1887’de Avusturya bu ikiliye katıldı. Bu anlaşma İtalya’yı diğer sömürgeciler bakımından Avrupa’da elini rahatlatmıştı. Mayıs 1887’de ise İspanya ve İtalya Akdeniz’in statükosu anlaşması yaptı. Aslında söylediği şuydu, “Trablusgarp benim!” Arsa spekülatörü gibi, değil mi?

İtalya önce Habeşistan’a saldırdı. Amaç bir taşta iki kuş vurmaktı. Ancak bunun olmasını asıl İngiltere istemişti. Fransa ile İngiltere Afrika için yarışıyorlardı. İngilizler Habeşistan’a İtalyanları yerleştirerek Mısır’daki durumunu korumuş olacaktı. Habeşistan ve Sudan cephelerinde bazı gelgitler yaşandı (1885-1896). Sonuçta Aduva’da Habeşler İtalyanları yendi. Bu kez İtalyanlar asıl hedefleri olan Trablusgarp’a odaklandı. Ama bu yenilgi İngilizlerin İtalyanlara bakıp birlikte Akdeniz ve sömürgecilik politikası yürütmelerinin tehlikede olacağının da kanıtı olmuştu. Bu kez İngiltere yönünü Fransa ile anlaşmaya çevirdi. Fransa ve İngiltere 21 Mart 1899’da anlaştılar. Bu anlaşmayla İngilizler Fransızların güney Trablusgarp’a yerleşmelerini tanıdı.

Adı geçen ülkelerin değişik denklemler üzerinde çalışmaları oldu ve şu karara vardılar: İtalya Fransa’nın Fas cephesindeki harekatlarını hoş görecekti, buna karşılık Trablusgarp ve Bingazi’ye yerleşmesi kabul görecekti. Bu sayede Cezayir ve Tunus’ta Fransızlar var ve Fas’a da harekât yapabilecekler, İngiltere Mısır’da yerleşmiş halde, İtalyanlara verilen Trablusgarp ve Bingazi Fransa ve İngiltere arasında bir tür tampon bölge hüviyetinde. Bu statüko üzerine İngiltere ve İtalya 12 Mart 1902’de, 30 Haziran 1902’de se Fransa ve İtalya anlaşma yaptılar.

Adriyatik’teki paylaşımla ilgili Avusturya, Rusya konuya dahil olunca bu kez İtalya başka bir hamle daha yapma ihtiyacı duydu. İtalya ve Rusya 24 Ekim 1909’da Racconigi Anlaşması imzalandı. Bunun bizimle ilgisi ne? Anlaşmanın bir maddesi şöyle: “İtalya Rusya’nın Boğazlar üstündeki çıkarlarını, buna karşı Rusya da İtalya’nın Trablusgarp ve Bingazi üzerindeki çıkarları ile ilgisini tanıyacaktır.” İşte bu noktada Osmanlı ve Avusturya, olup bitenden huzursuz olmuştu.

Osmanlı Karşı Koyuyor Ama Savaş Her Cephede

Osmanlı Kuzey Afrika’yı XVI. YY’da kendine bağlamıştı. Cezayir, Tunus ve Trablusgarp Ocakları şeklinde bir idari yapı ile bu bölgeyi yönetti. Buna Garp Ocakları denmekteydi. Mısır ise başka bir yönetim şekline tabiydi, Osmanlı Vilayeti idi. Fransa, Cezayir’i işgal eder etmez Osmanlı önemini binaen Trablusgarp’ı merkeze bağladı. Ancak 1881’den sonra Osmanlı’nın Akdeniz politiği sömürgeci Avrupa ülkelerinin dengelerine bağlanmış hale gelmişti. Nitekim sömürgeciler kendi aralarında anlaşma yapıyorlar, Osmanlı çoğu zaman durumu sonradan öğrenebiliyordu. Ayrıca içeride başka sorunlar da vardı.

Bugüne bakıp şöyle düşünün, kendi, içlerinde, “GKRY’yi alalım ve Doğu Akdeniz’de oldubitti ile duruma hakim olalım,” dönerler uluslararası sisteme, “Anlaşmalar çerçevesinde zaten ilerleme olacak…” derler. Aynen böyle olmuştur! Eğer Avrupalının iç paylaşım görüşmelerinde değilseniz, zaten dışarıdasınızdır! Bir iyi niyet veya adalet beklemeyin derim.

Kuzey Afrika’daki durumu değerlendiren Osmanlı Devleti 1908’den sonra bu bölgede daha aktif olunması gerektiğine karar verdi. Babıali 4 Ağustos 1911’de Roma’ya bir nota verdi. Buna karşılık Avrupa’daki dengeleri kendine uygun gören İtalya 28 Eylül 1911’de Osmanlı’ya, “Trablusgarp’ı ve Bingazi’yi boşalt,” şeklinde 24 saatlik bir ültimatom gönderdi. Ültimatoma sebep gösterilen konuyu burada ibret olsun diye işaret etmek istiyorum.

Şöyleydi: “Anılan bölgeler Osmanlı Devleti tarafından medeniyet yönünden geri bırakılmakta, buradaki İtalyan ve diğer yabancılara karşı kötü davranılmakta.” Sömürgeciliğin bir medeni sistem olduğunu savunan Avrupa’nın dünyaya bakış açısını göstermesi bakımından bu nokta önemlidir.

Bir gün sonra Babıali Roma’ya cevap verdi ve bu iddiayı ret etti. Cevabın verildiği aynı gün, 29 Eylül’de İtalya Osmanlı’ya savaş ilan etti. Bu savaş tarih kitaplarımızda Trablusgarp Savaşı olarak geçer. İtalya Trablusgarp’a saldırdı, Tobruk, Derne ve Bingazi’ye asker çıkardı.

Osmanlı’nın bölgedeki asker sayısı 3.500 idi. İngiltere boyunduruğundaki Mısır tarafsız kaldığını açıkladı. Burada İtalya’nın beklemediği bir nokta vardı, Mustafa Kemal (Atatürk) ve onun gibi genç Türk subayları buradaydı. Bu subaylar hemen halkı örgütlediler. İtalyanlar zorda kaldılar. Osmanlı 12 Ekim 1911’de ekonomik bir karar aldı, İtalyan mallarına gümrük vergilerini yüzde yüz artırdı.

Bugünün genç subayları aynısını yapamazlar mı? Kim böyle olmasını istemez?

Karada etkin olamayan İtalyanlar bu kez deniz gücü ile Osmanlı gemilerine saldırmaya ve limanları bombalamaya başladı. Mayıs 1912’de Oniki Ada’yı işgal etti. Hal böyleyken Roma kendi kendine bir kanun çıkardı ve dedi ki, “Trablusgarp İtalyan toprağıdır.” İşte tam da Avrupalıya yakışır bir politika! Bileğin hakkıyla kazanama ama masada üstünlük tasla.

Osmanlı’da iç karışıklıklar, Balkanlarda sorunlar ve pek çok sebep vardı. Libya savaşla kaybedilmediyse de diğer bütün nedenlerle birlikte Osmanlı Devleti 18 Ekim 1912’de İtalya ile Uşi Antlaşması yapmayı zaruri gördü. Trablusgarp ve Bingazi (bugünkü Libya) boşaltıldı (sadece Halife’nin temsilcisi bir din adamı bulunacaktı). Buna karşılık Oniki Ada geri alındı (ancak Balkan Savaşının getirdiği riskler nedeniyle İtalyanlar adayı Osmanlı adına koruyacaklardı). Bir de İtalya kapitülasyonların kaldırılmasında Osmanlıya destek olma maddesi var.

Balkan Savaşı ise 1912’de başladı…

Yakın Dönemde Bloklaşma

Arap Baharı ile birlikte 2011 yılında başlayan ve adına Sivil Savaş denen Suriye’de gördük ki bir gruplaşma meydana geldi. Zaman içinde Türkiye’nin içinde olduğu grupta Rusya ve İran var. Buna Astana Grubu denebilir. Kuzey Suriye’de bir terör devleti kurmaya çaba göstermiş olan ve Suriye’yi bölmek noktasındaki, birinci gruba karşı grupta ise ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bulunmaktadır.

Suriye yanı sıra Doğu Akdeniz’deki gruplaşmaya bakmak için bazı hususları hatırlayalım. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve 2000 tarihi itibarıyla İsrail’in Gazze deniz sahasında bulduğu gazdan başlayarak bu konuyu etraflıca anlatmıştım. Doğu Akdeniz ve Geleceği başlıklı yazıdan bakılabilir. Bu noktada Doğu Akdeniz’de bloklaşmalar gereği günümüze gelelim.

GKRY’de garantör ülke İngiltere’nin iki adet askeri üssü vardı. Ancak üslerini ABD’ye ve Fransa’ya açmaktadır. Bu noktayı bir yerde tutalım.

1 Mayıs 2004 tarihinde GKRY Avrupa Birliği’ne kabul edilmişti ve 28 Şubat 2007 tarihinde Fransa GKRY ile anlaşma yapmıştı. İsrail 2009’da kendi sahasında zengin doğalgaz yatağı keşfetmişti. 17 Aralık 2010, Güney Kıbrıs ve İsrail Dışişleri Bakanları Lefkoşa’da bir araya gelerek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarının belirlenmesi konusunda daimî bir anlaşmaya varmışlardı. Libya 2011’de Fransızlar tarafından bombalanmış ve ardından NATO duruma dahil olmuştu. 2011’de GKRY Doğu Akdeniz’de doğalgaz bulmuştu. 2012 yılında İsrail, Yunanistan ve GKRY üçlüsü İsrail ve GKRY gazının Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ihracatı için bir Doğu Akdeniz enerji koridoru projesini görüşmek üzere çalışma grupları oluşturma anlaşması imzalamıştı. 2013 yılında Mısır’da darbe oldu ve General Sisi yönetimi ele geçirdi.

Avrupa Doğu Akdeniz’de menfaat olduğunu biliyordu, Türkiye ile değil Yunanlılarla ve Rumlarla anlaşma yollarını planladı ve uyguladı. Hatta gittiler İsrail ile ilişki içine girip plan yaptılar. AB’ye girmek için kapıda bekletilen Türkiye dururken bütün bunlar affedilir değildir.

Temmuz 2014’te Libya’da Trablus ve Bingazi’de çıkan çatışmadan sonra Temsilciler Meclisi denen darbeci Halife Hafter’e bağlı bir yapı doğudaki Tobruk’a taşınmıştı. Ekim 2015’te BM, Libya Siyasi Anlaşması olarak bilinen çok sayıda Libyalı siyasi parti ve sosyal grup arasında bir anlaşma imzalamıştı. Milli Mutabakat Hükümeti (MMH) üyeleri Aralık 2015’te bu siyasi anlaşmayı imzaladılar. Bu yapı BM Güvenlik Konseyi Kararı 2259 tarafından onaylanmıştı. Mart 2016’da Libya’da MMH Başkanlık Konseyi başkent Trablus’ta idareyi ele almıştı.

21 Kasım 2017, Mısır-GKRY doğalgaz nakline ilişkin ön anlaşma yapmıştı. 23 Şubat 2018’de GKRY (kendince ilan ettiği) 3 Numaralı Parsel sahasında gaz aramak istemişti. Nisan 2018’de Mısır-AB enerji alanında mutabakat zaptı imzası söz konusu olmuştu. 24 Temmuz 2018, Kızıldeniz’de ABD, Mısır, BAE, Suudi Arabistan hava ve deniz unsurları Kartal Cevabı 2018 askeri tatbikatını gerçekleştirmişlerdi. 30 Temmuz oldu, Mısır-ABD ortaklaşa Kartal Selamı Tatbikatını Mısır açıklarında gerçekleştirmişti. 21 Ağustos’ta ABD Kara Kuvvetleri Komutanı GKRY’ye gelmişti ve adada bir ABD üssü kurma isteklerini yetkililere iletmişti. Tarih 7 Eylül olmuştu ve Fransa GKRY’de Larnaka’yı üs olarak kullanacaklarını duyurmuştu. 19 Eylül 2018, Mısır-GKRY doğalgaz anlaşması imzalamıştı.

30 Ekim 2018 tarihi geldi, Fatih sondaj gemisi Alanya açıklarındaki çalışma sahasına Antalya’dan hareket etmişti. 26 Kasım 2018, İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya Doğu Akdeniz doğalgazının Avrupa’ya Akdeniz altına inşa edilecek boru hattıyla ulaştırılması için işbirliği anlaşmasını imzalamıştı, adı EastMed (Doğu Akdeniz).

Bir de şu var, göstere göstere İsrail Yunanistan ve GKRY’yi askeri açıdan desteklemektedir. Özellikle GKRY’ye verdiği destek incelenirse Türkiye ve KKTC’ye karşı bir tertip olduğu görülecektir.

Son hatırlatma, ABD GKRY’ye silah satış kanunun onayladı.

Bütün bunları neden hatırlattım, bir blok var: ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Yunanistan ve GKRY.

Doğu Akdeniz’de bir iki ülkeden daha bahsetmek gerekiyor. İtalya ikili oynuyor, bazıları ortada diyorlar. Ancak anlaşmalara bakılırsa Avrupa’dan İsrail’e bağlanan yolda kendini bir kapı ve fırsat görmektedir. Dolayısıyla İtalya’yı ben belirtilen gruba ilave ediyorum.

İkincisi Rusya’dır. Rusya halen Libya’da muhalif Tobruk’u destekliyor. Türkiye’nin Rusya ile temasları sürüyor. Rusya karşı grupta gibi, ama eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ikna edebilirse, Rusya Suriye’deki gibi Türkiye yanında hareket edebilir. Bu hususu 8 Ocak 2020’de öğreneceğiz. Şimdilik Rusya’ya ortada diyorum.

Ayrıca Rusya şirketleri Suriye MEB’de (Münhasır Ekonomik Bölge) sondaj çalışmalarına başladığını duyurmuştur.

Türkiye’nin 25 Aralık 2019 Tunus ziyaretinden anlaşılan şudur. Tunus, Libya-Türkiye 27 Kasım 2019 tarihli anlaşmasından rahatsızlık duymadığı gibi saygı duyduğunu işaret etmiştir. Komşu devlet olarak Tunus Libya’da meşru yönetimi destekler tavır içindedir. Türkiye Katar, Tunus ve Cezayir’i Berlin Konferansı’na alınması için çaba sarf etmektedir.

Henüz Cezayir’in pozisyonu açık değildir. Libya yetkilileri Cezayir’i yanlarında göstermektedir, umarım öyledir.

Doğu Akdeniz’de bu bakışla bir durum ortaya çıkıyor. Türkiye yanındaki ülkeler, KKTC, Libya ve Tunus bulunmaktadır. Rusya ve Cezayir bekleyen dosyalardır.

Sonuç ve Değerlendirme

Ben bu yazıyı yazarken Reuters’den haber geldi, Libya resmen Türkiye’den asker talebinde bulundu. Cumhurbaşkanı işaret etmişti, davete icabet ederiz, diye. 8-9 Ocak 2020’de TBMM’den ilgili tezkerenin çıkma ihtimali yüksek. Bu durumda Türk askeri Libya’ya büyük olasılıkla asker gönderecek. Bu konuda Asker Libya’da Ne Yapacak konulu yazıyı daha birkaç saat önce yazmış ve yayınlamıştım. Askerin görevini ve diğer hususları burada incelemek mümkündür.

Bu önemlidir; çünkü artık Doğu Akdeniz’de Türkiye daha ciddi bir noktadadır. Başka diplomatik ve politik kazanımlarla askeri tavır güçlendirilmelidir.

Batı’nın eski ve yeni kolonyal tavrı ise sürmektedir. Onlar çıkarları için hedefledikleri alanları paylaşmaktalar. Tarihi açıdan bakılırsa gördüğümüz çıkar manzumesi bugün başka şekillerde gerçekleşse de esasen Doğu Akdeniz’de bir izdüşüm olarak gözlemlenmektedir.

Türkiye Doğu Akdeniz’e sahildar ve MEB konusunda dikkate değer olan Suriye, Lübnan, Filistin ve Birleşmiş Milletler (BM) noktalarında ciddi politikalar ile günümüzdeki bloklaşmada yeni bir inisiyatif alabilir.

Türkiye iç sorunlarla meşgul olursa dışarıdaki menfaatlerini korumak konusunda eksiklik yaşayabilir. Tarih bize böyle diyor. Dolayısıyla günümüzde Batı sistemi post-truth (gerçek ötesi), siber savaş teknikleri, bildiğimiz şekilde söylersek, propaganda ile Türkiye’de süreci kendi çıkarına etkilemek isteyecektir. Bu konuda Türkiye karşıtlarının elinin titreyeceğini düşünmek safdilliktir. Hatta değişik ekonomik ve politik atakların da görülmesi mümkündür.

Osmanlı Libya’da mücadele etti. Ama istemediği şekilde kaybetti. Atatürk’ün çabası bunun nişanesidir. Tarih şimdi Türkiye’ye bir fırsat veriyor, oradaki istikrarı sağlamak, bu surette deniz komşuluk sınırlarını fiilen de belirginleştirmek ve birlikte enerji faaliyetleri için işbirliği yürütmek.

Stratejide kural; bir kazanım elde edildiyse durum üstünlüğü elde edildi demektir, tempoyu artırmak ve durumdan faydalanma sürecini sürdürmek gerekir. Geri düşülürse ilk kazanımdan da kayıplar olur. Suriye’de elde edilenler boşa değildir, Rusya ile ilişkiler, Doğu Akdeniz’de fırsatları birlikte elde etme yaklaşımı önemlidir. Hem de Atlantik-Pasifik güç dengeleri içinde küresel sistem yeni bir denge arayışı içindeyken Türkiye de tarihte Avrupalıların sürdürdüğü politikaların benzerini cesurca yöntem olarak kullanmalıdır.

Buradan hareketle eğer gerekli potansiyel elde edilirse, ki bunların ölçeği Libya’da istikrarı sağlamak, Rusya ile işbirliği yapmak, en azından Lübnan ile yeni bir anlaşmaya varmak, şekinde anlaşılabilir, uzun vadede bile olsa; Yunanistan ile kıta sahanlığı sorunu üzerine gerçekçi bir görüşme süreci başlatılması sağlanabilir, BM nezdinde devam eden Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunması noktasında çalışmalar ilerletilebilir.

Bu durum için önemli bir koz daha var, Doğu Akdeniz’de bütün projeler için en ekonomik yöntem Türkiye’yi içine alan bir proje ile mümkün olduğudur. Ayrıca Türkiye’nin önemli bir deniz sahası var ki Doğu Akdeniz’de en büyük coğrafya Türkiye’ye aittir. Bu jeostratejik avantaj önemlidir. Bir de kullanıma hazır boru hatları var, TANAP ve TürkAkım. Bütün bunları iyi ifade ederek Türkiye karşı bloktakilerin pozisyonunda bazı kırılmalar yaratabilir.

Türkiye’nin oyuna Çin’i davet etmesi hususu da bir başka açıdan değerlendirilmelidir. Küreselleşme bakımından, Pekin’den Londra’ya uzanan yolda Çin önemlidir. Yeniden Asya perspektifi çok noktadan somutlaştırılmalıdır.

Bu stratejik bakış açısı Doğu Akdeniz’in statükosunun Türkiye ile birlikte çözülmesini saplayacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Asker Libya’da Ne Yapacak?

DİĞER YAZI

Akdeniz bir barış denizi olur mu?

Politika 'ın son yazıları

Tam Spektrumlu Politika

Size şöyle soruyorum: Tam spektrumlu politikanız nedir? Klasik ideolojik yaklaşımlarla mı hareket edeceksiniz, hatalar üzerinde geliştirdiğiniz

Fay Hatları

Türkiye’nin bölgesindeki çatışmaları, gerilmeleri ve krizleri incelemeye başladığımızda ilgili aktörlerin etkileşimleri bağlamında geniş bir coğrafya içinde

Kırılma Cilt II

Kırılma Cilt I'de bu bir kitap olacak diye başlamış idik. Cilt II'ye geçmeden gördük ki bu