Barış Stratejisi

Okuyucu

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de nasıl? Çoğu güç hem bu yaklaşımı tekrar ediyor hem ortamı geriyor. Bunun amacı nedir? Bakın etrafınıza ABD ve Rusya başta olmak üzere hep masa işaret edilir, ama masaya gelene kadar sahada ne kadar ilerleme sağlanacak ise bununla kazanmak hedeflenir. size bu makalede teorik bir yaklaşım sunacağım. Okurken aklınızdan pek çok yeni durum ve örnek geçecektir umuyorum.

BARIŞTAYKEN REKABET EDİLİR.

En basit şekilde açıklarsak barış, bir anlaşma zemininin varlığının taraflarca kabulünden başka bir şey değildir. Sürekli rekabetin, hatta bazı durumlarda acımasız rekabetin olduğu bir ortamda sürtüşme ve kriz halleri olur, bunlar barışın bozulmaması açısından çeşitli formüllerle desteklenerek büyümemesi yönünde seyri istenir. Büyürse ne olur? Eller tetiğe dokunduğu anda çatışma ve savaş olur. İşte örneği Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı.

Şartları bir önceki halde tutmak ise zor bir sürecin varlığını işaret eder. Krizler ya dondurulur ya da canlı tutulur. Her ikisi de şartlara bağlı olarak kimin ne kazandığının belirlenmesinde bir çıkarımı hak eder. Kazanım elde etmek şartları zorlamakla özdeştir. Şartları zorlamak barış zamanında kritik bir konudur ki gücü yetenin baskısıyla hedefindeki savaşmadan belli şartlara razı edilir, rekabet bunun üzerinden yürütülür. Ama bunun adı barıştır, yani savaşın olmadığı hal! İşte örneği ABD. Güya Rusya ile savaşmıyor ama Ukrayna’ya her tür desteği veriyor, üstelik Rusya’ya baskısı azami ölçüde.

ÜLKELERİN BİR BARIŞ STRATEJİSİ OLMAK ZORUNDADIR.

Ülkelerin veya güçlerin bir savaş stratejisi gibi bir barış stratejisi de olmak zorundadır. Elbette her rakip için değişik planların yapılıp, icrası düşünülmelidir. Ülkeler veya güçler barış ortamında daha çok kazanmak (veya en azından kaybetmemek) için azami performansla, dinamik hareket ederek, inisiyatifi elinde tutarak, belli bir hedefe yönelerek, diğerine göre üstünlük sağlamayı ve şartları kendi isteği üzerine kabul ettirmeyi başarmak zorundadır.

SAVAŞ BİLİMİNDE OLDUĞU GİBİ BARIŞ BİLİMİNDE DE GELİŞMEYENİN İŞİ ZORDUR.

Bu çok zor ve karmaşık bir durumdur; bunun için barışın biliminden (irenoloji) bahsedilmektedir.

Barış anlaşmasının metnini yazmak bile bir uzmanlık işidir. Metinde kelimelerin, noktalamaların, vurguların önemi vardır. Dahası, barış bilimi çalışanları bundan önceki bütün metinler ve bunların irdelemesi üzerine detaylı çalışmalar yaparlar. Buradan iyi bir metin yazmak söz konusu olabilir. Ama bu her şey demek değildir; asıl olan politik ve güç dengelerinin oluşturulabilmesidir.

Örneğin 1945’lerdeki gibi, bu dünya savaşı da bitti, şimdi barış geldi, diyerek hareket etmek, sadece silahların sustuğunu ifade etmek açısından işe yarayabilir. Ama esasen iki zor ödev süreci başlamaktadır: Birincisi, karmaşık bir mücadele biçimi başlamaktadır; ikincisi ise tekrar silahlara müracaat edilmemesi açısından dengelerin ve imzalanan barış şartlarındaki detayların sürdürülebilirliğinin temini gerekmektedir.

SAVAŞTAKİ GİBİ BARIŞ İÇİN DE GÜÇLÜ İTTİFAKLAR VE ORTAKLIKLAR GEREKİR.

Askeri paktların kurulma nedenlerinden birisi de güç birliği yapmak ve imkanları mevcuttan daha farklı bir mecraya oturtarak işletmektir. Bilinen savaşlardan önce ittifaklar kurulur, bu demektir ki; birimize güç gösterisinde bulunursan, hepimiz karşılık vereceğiz. Barışta da benzer bir ittifak vardır. Örneğin ticari, politik veya teknolojik ortaklıklar bile birer güç birliği oluşturmak amaçlı yapılır. Rekabet bu birlikteliklerle sürdürülür.

Bazı ülkelerdeki politikacılar ve liderler şöyle düşünüyor olabilirler: Barıştayız, zaten güvenlik açısından bir ittifakımız var, şimdi refaha yönelmek zamanıdır. Bu teslim olmakla aynı şeydir! Gerçekçi politikada dikkat edilmesi gereken nokta, müttefikinin de çeşitli çıkarları gereği ülkeniz üstünde farklı stratejik hamleler yapabileceğidir.

Unutmayalım, barışta şartlar oldukça karmaşıktır. Savaşın şartları belli, zaten yıkımın her türü var!

Tamam, savaş olmaması için değişik yöntemler uygulanır, ama bunların bazıları güç mücadelesi yöntemlerindeki uygulamalardır. Barıştayken bir ülke (örneğin ABD) diğer bir ülkeye (örneğin Rusya) yaptırımda bulunabilir ve süreci gererek bazı baskı uygulamaları aynı anda karşı tarafa yönlendirebilir. Burada ekonomik, hukuki, politik, diplomatik, son olarak bilimsel ve teknolojik yöntemler kullanılacaktır. Halen barıştayız değil mi? Bir taraf diğer tarafın faaliyetlerini önlemek, durdurmak, yavaşlatmak için belli bir süreci işletebilir. Bu manada abluka, ambargo ve caydırıcılık usulleri tatbik edilir.

ATEŞKESLER KOLAY BOZULABİLİR.

Barış yapmanın öncesinde bir ateşkes süreci oluyor. Ateşkes barış demek değildir, barışa gitme yolunda bir arayıştır. Ateşkes gerginlik ve çatışmaya, buradan savaşa dönüşme potansiyeli olan geçici bir süreçtir. Ateşkes; kısa ve uzun süreli olabilir.

Barış türleri gerçek barış ve rekabet ortamında barış biçiminde ayrılabilir. Beklenen kalıcı bir barış halidir. Ancak rekabet sürdüğüne göre krizler ve gerginlikler hep vardır; ki buna görece barış demek doğru olur ve diğer açıdan geçici barış olacaktır.

YENİ STATÜKO YENİ ŞARTLARDIR.

Bir savaşın bitirilmesinde önce girişimlerde bulunulur. Arabulucular, ilişkileri yönetenler, kolaylaştırıcılar, gibi bazı kesimler ön kapıdan veya arka kapıdan diplomasi yürüterek devrededir. Sonra bu savaşın çapı veya müdahil olanı ne denli fazla ise o düzeyde kapsamlı bir barış konferansı toplanması gerekir. Amaç artık adil bir barış olmalıdır. Adil! Bu barış konferansları çok teknik ve gerçek bir mücadele ortamıdır. Barış konferansı sonrasında bir barış masası kurulur ve imzalar atılır. Bu yeni bir statüko demek olur.

Genellikle statükoyu başat güçler belirlemek isterler. Belki de savaşlar şu işe yaramaktadır; yeni büyük güçlerin ve yeni güçlü ortakların yeniden tanzimini belirlemek adına işletilen bir süreçtir.

ADİL BARIŞ YOKSA SAVAŞ KAPIDADIR, AMA KİMİN İÇİN ADİL?

Eğer barış için sağlanan statüko iyi bir temel oluşturmadı ise bunun inşa edeceği ortamın beklenen ölçüde devam etmesi şansı azdır. En bilinen örnek, Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya konan şartların İkinci Dünya Savaşı’nı kendiliğinden yaratmasıdır.

Bu kez başka faktörler de konuşulmaya değer olur. Örneğin İkinci Dünya Savaşı henüz İkinci Sanayi Devrimi gereği dünya kurgusu ile alakalıyken, mevcut barışta Üçüncü ve Dördüncü Sanayi Devrimleri yaşandı ise bunun yarattığı kasırga etkisinden barışla, sükunla, dengeleri ve statükonun gereği adımları başarıyla ilerlemek o kadar kolay olmayabilir. İşte dünyada değişen genel ortam gibi önemli faktörlere göre barışın ne şekilde sürdürüleceği, bir önceki şartların yarattığı ile öne çıkmak isteyen yeni süper güçlerin arasındaki rekabete bakış tarzları arasındaki ilişkiyle açıklanabilir olmaktadır. Bu süreçler önemli liderlikleri beraberinde getirirse aşılabilir, değilse birden ortam büyük bir savaşa dönüşebilir.

POLİTİKACILAR VE LİDERLER BELİRLEYİCİDİR.

Tıpkı geçmiş tarihtekiler gibi, günümüzde de barış ve çatışma arasındaki belirleyici fonksiyonu politikacılar ve liderler belirlemektedir. Ülkelerin ve güçlerin vizyonları, stratejileri, hedefleri, politikaları, projeleri vardır, aksi düşünülemez. Büyük güçler 50-100 yıllık planlarını yaparlar ve diğerlerinin bu plana uymasını beklerler, hani herkesin ona uymasını istemek gibi bir şeydir bu.

GRİ ALANLARDA REKABET SÜREKLİDİR.

Orta büyüklükteki güçler ise gelişmek veya bir alt basamağa düşmek gibi bir riski barındırdıklarından, aslında politik ve liderlik açısından daha hassas olmak zorundadırlar. Çünkü gri alanlarda daha çok bu orta büyüklükteki güçler üzerine rekabet şansı üretilir ve daha çok yapılan ise politikanın (ideolojinin), paranın ve silahın kimden alındığı üzerine bir mücadele sürdürülür. Bu arada belli coğrafyaların küresel alandaki kazanımların önünü açması bakımından bir tahrik unsuru olarak kullanılması faktöründen yola çıkılarak, ötekileştirme, dışlama veya tam tersine, kendine çekme bakımından çeşitli durumlar kurgulanır, bütün bunlar gri alandaki rekabetin konusu olarak cereyan eder.

BARIŞIN KIYMETİNİ BİLEN LİDERLER VE POLİTİKACILAR VAR OLMALIDIR.

Başat güçler kazanımlarını sürekli kılmak adına sürekli inisiyatifle hareket etmek zorundadırlar, yoksa hükümranlığını veya gücünü rakibi gelir çeker alır. Oyun alanı ifade ettiğim gibi gri alanlardadır. Gri alanlarda başat güçler kendi kullanabilcekleri aparatlarla sürekli etki sağlamaya çalışmaktadır. Bazen kolay ileri sürülen aparatlar barışı tehdit edebilmektedir.

Bugünlerde Yunanistan’ın politikacıları ellerindeki Lozan gibi bir anlaşmayı neredeyse yok sayarcasına icraatalar! Şımarmalarına gerekçe yaratan başat güçlerin muhasebesini bir yana bırakırsak, burada tam da ifade edilmesi gereken cümle; Yunanistan liderlerinin halkını düşünmek adına ellerindeki barışın kıymetini bilmeleri olmalarıdır.

ADİL SAVAŞ YOKTUR; ADİL BARIŞ DA ZORDUR.

Her barış kendi miadı içinde geçerlidir. İlk planda barış anlaşması ne kadar adil olursa olsun, zaman içinde gelişmeler ortaya çıkabilir, şartlar değişebilir ve imzalanan barış anlaşmaları, imzalandıkları tarih itibariyle geleceğin şartlarını tam olarak karşılamakta eksik kalabilir. Neyse, zamanı durduramazsın, gibi bir ifade bu…

Adalet terazisi gelişen duruma göre zamanının hukukunu belirler, içtihat oluşturur. Bunun için (bilinen tabirle) hep güçlünün dediği olur; yeni hukuk buna göre tanzim edilir, diğerleri bu yeniliği değişmez zannedebilir.

O halde (olmayan) uluslararası hukukta ön almak kullanışlı bir yöntemdir, ama bir o kadar da risklidir. Başat güç gibi risk alma lüksü olmayanlar açısından bu durum bıçak sırtı gibidir.

BİTİK ÜLKELERİN YA BİTİK LİDERLERİ VARDIR YA LİDERSİZDİR.

Suriye barışı bulabilir mi? Zor değil mi? Çünkü ipler ne Suriye’nin ne de Başkan Esad’ın elindedir. Peki Libya’ya barış gelir mi? Libya şu an öyle bir durumda ki iyi veya kötü bir karar verecek lider bile bulmakta müşkülat çekmekte. Suriye ve Libya gibi ülkelere gri bölge planlarında bitik ülke denir.

Bitik ülkelerin barış stratejisi olamaz, bu strateji hakim güçlerin tasarrufundadır. Başat ve hakim ülkeler, bölge ülkeleri, müdahil ve ilgili olanlar, hemen hepsi bir araya gelir ve anlaşmaya varırlar ise bu tip ülkeler için belli bir barış süreci başlar. Hatta barış bir iş anlaşması gibi düzenlenir ise bu daha kötü sonuçlar verir, çatışma her daim olabilir; tıpkı Irak’ta bugün yaşanan istikrarsız tablo gibi.

SONUÇ:

Bütün bu ifade ettiğimiz hususlar hep barıştayken gerçekleşir ve konu politika ile liderlik yönüyle etkileşimi gerekli kılar. Dolayısıyla her bir ülke veya güç bir barış stratejisi üzerinden hareketle gelişmesini sürdürmek zorundadır; belirlenen bir stratejide kayma olur ise bunun yaratacağı statüko sorgulaması yeni şartları da beraberinde getirecektir.

Barış stratejisinde ittifaklar, ortaklıklar, sahada ön alma, inisiyatif kullanma, gri gölgelerde dengeli davranma gibi pek çok konu vardır.

Elimizde ne tür sonuçlarımız var, sıralayalım: Barıştayken rekabet edilir. Ülkelerin bir barış stratejisi olmak zorundadır. Savaş biliminde olduğu gibi barış biliminde de gelişmeyenin işi zordur. Savaştaki gibi barış için de güçlü ittifaklar ve ortaklıklar gerekir. Ateşkesler kolay bozulabilir. Yeni statüko yeni şartlardır. Adil barış yoksa savaş kapıdadır, ama kimin için adil? Politikacılar ve liderler belirleyicidir. Gri alanlarda rekabet süreklidir. Barışın kıymetini bilen liderler ve politikacılar var olmalıdır. Adil savaş yoktur; adil barış da zordur. O halde savaşta olduğu gibi barışta da cesaret gereklidir. Bitik ülkelerin ya bitik liderleri vardır ya lidersizdir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yaşayan Romalılık

DİĞER YAZI

Pelosi Diplomasisi

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa