disisleri-bakanliklari-savasi
Dışişleri Bakanlıkları Savaşı

Dışişleri Bakanlıkları Savaşı

316 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD, Rusya ve Türkiye Dışişleri Bakanlıkları nerdeyse Soğuk Savaş döneminin krizlerini aratmayacak türden fazla mesai ile çalışıyor. Sanki savaş veriyorlar. Türkiye’yi merkeze koyarak bu cari durumu bir gözden geçirmekte yarar olacaktır.

Türkiye ciddi bir süreç içindedir ve Dışişleri Bakanlığına büyük görevler düşmektedir. Örneğin eski zamanlarda terör bir iç mesele gibi görülürken bugün bu küresel, post-modern ve iç içe geçmiş haliyle farklı bir yapıya geçmiş, terör ile uluslararası ilişkilerde Dışişleri Bakanlıkları ilgilenir olmuştur ve Türkiye bundan en fazla nasibini alan bir ülkedir. Bu durumda Türkiye’ye yarar sağlayabilecek türden bir kritik yapmakta yarar olacak. Mutasavver riskli olan bir sahaya dikkat çekmekte yarar olacağı düşünülmektedir. Şu an Dışişleri Bakanlığı ne tür bir kritik alana çekilebilir ve kimler/neler vasıtasıyla bu durum yaratılabilir sorusunu sormamız gerekebilir.

Dışişleri Bakanlığı Ahmet Davutoğlu zamanında tanıklık ettiğimiz politikalarla belli bir yöne doğru ilerlenmek istenmişti. Dönüp ayrıntıyı açıklamaya gerek olmadığı kanaatindeyim. Sonra Davutoğlu Başbakan olunca bu çalışmalarını derinleştirme imkânı bulmuştu ve o dönem bugün terkedildi. Ahmet Davutoğlu gitti, yerine Binali Yıldırım Hükümeti geldi ve henüz yeniyken bir de bakıldı ki FETÖ darbe girişimi oldu. Amaç olarak ortak kanaat şöyle; “Darbenin amacı Türkiye’yi bir tarafa ve iç karışıklığa çekmek, başka küresel amaçlar için zemin yaratmak.”

İçinde bulunduğumuz durumu en iyi açıklayan, yine AK Parti yöneticilerinin ve Dışişleri Bakanının bizatihi kendisidir. Nedir bu? “Türkiye Kurtuluş Savaşı sonrasında görülen en çetin dönemi yaşamaktadır.” Evet, durum budur. Tam da bu ciddiyetle birtakım soru işaretlerini belirginleştirmek gerekiyor.

Başka söylemler de var, dış politikada konuşulan veya konuşulması istenen türden. Bunlar da Avrupa Birliği ile münasebetlerini devam ettirirken aynı zamanda Şangay İşbirliği Teşkilatı ile yakınlaşılması, Rusya ve Çin gibi ülkelerle ticaretin Dolarla değil, yerel para birimleriyle yapılması, vs. Tecrübeler göstermektedir ki Amerika’nın iki hassasiyeti var; ne yaparsan yap, birincisi Dolara, ikincisi ise Amerikan silahına alternatif getirme.

Uçak krizi sürecinden sonra Rusya ve Türkiye arasındaki soğukluğun giderilmesinde Kazakistan Devlet Başkanı ve Türk Dünyası’nın Aksakalı olarak takdir gören kimliği Nursultan Nazarbayev’in çabasıyla bir yakınlaşma süreci gelişti. Bu daha da ileri biçimdeki önerileri getirdi ve “Uçak krizini halledin, sonra başka ilişkileri de geliştirin,” dendi. Bu yönde bazı görüşmeler de yapılmaktadır.

Süreçler ve değişimler hiç de Dışişleri çalışma tarzına uymayacak biçimde gelişiyor. Yakın dönemde Amerika’nın (genel bakışla Batı’nın denebilir,) terör örgütü PKK’nın tereddütsüz bir parçası (belki kendisi de denebilir,) olan PYD/YPG’nin de taşeronluğuyla (güya) küresel terör örgütü IŞİD ile mücadele eder gibi görünüp aslında, Irak kuzeyinde var olanın benzeri biçimde, Suriye kuzeyinde bir Kürt Özel Bölgesi yaratma çabası içinde olduğu düşünülmeye başlandı. Bunu saklayan yok, üst akıl, müttefik vs. ifadelerle söylenmektedir.

İlginç olan ABD’de yeni işbaşına gelecek Donald Trump’ın seçtiği Dışişleri Bakanı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri bulunan petrol ve doğalgaz şirketi Exxon-Mobil CEO’su Rex Tillerson olmuştur. Tillerson, 2013 yılında Rusya’dan yabancı uyruklu vatandaşlara verilen Dostluk Nişanını almış biridir. Bu ne demek? ABD ve Rusya, köklü devlet yapıları ile Bakanların duygularını ve şahsi ilişkilerini birbiri içine koymayacak kadar deneyimliler. Ancak sıcak bir konuda ortak konuşulacak bir mesele olursa, bu çok samimi bir şekilde ele alınabilecek demektir. Bu, her iki ülkenin de lehine olabilecek konuşmalar olur herhalde. Peki, kimin aleyhine olabilir? Üçüncü ülkelerin.

Türkiye’ye dönelim, söylenenlerin dışında yurt içinde derin yaralar açan türden bombalı saldırılar yapan IŞİD ve PKK/TAK terörünü engellemek, PYD/YPG emellerini önlemek adına Suriye’de ÖSO ile birlikte Fırat Kalkanı Harekâtı yapılmaktadır. Bu sıcak bir çatışmadır, olağanüstü şartları içermektedir; Türkiye bu yolda esasen yalnızdır.

Başka gelişmeleri derinlemesine incelemeye gerek yok. Ne gibi? Kırım, Ermenistan, Karabağ, Doğu Akdeniz’in güvenliği, Kıbrıs, Filistin, İsrail… Bunlar Türk Dışişlerinin şu an bütünüyle mesai yaptığı konulardır. Ama sıcak olan gelişmelerin yanı sıra doğaldır ki biraz daha ikinci planda yürütülmektedir.

Türkiye, Suriye ve Esad rejimi üzerinden İran ve Rusya ile yakınlaşmaktadır. Halep konusu bunun en öncelikli gelişmesidir. Bu süreçte Türkiye ile ilişkiler açısından İran konusu bellidir, bunun ilişkilerde tarihi bir açıklaması vardır, üzerinde durmayacağım. Ancak Rusya ile işbirliği yapmak farklı bir konudur, ben burada doğabilecek risklerden dolayı bunun üzerinde duruyorum.

İşte bu süreçte Dışişleri Bakanlığı üzerinde baskısı çalışanları yoracak türden yoğun bir mesai ortamı meydana gelmekte “ya o ya da bu seçilmeli” gibi, dar zamanın getirdiği baskıyla öne çıkmış basamaklarda uygun adımların atılması söz konusudur. Var olan durumdan dolayı başka ihtimaller zorlanmayabilir. Ve bu bir risk alanı doğurabilir. “Karar ver yap, bir adım at, öne çıkan yeni konuda yine karar al ve yap, bir adım daha at, ilerle…” Tam da bu olmaktadır. Hepimiz insanız, bunlar zor süreçlerdir. Davutoğlu’ndan sonra Türk diplomasisi fiili duruma göre pozisyon alma ihtiyacı duymuştur, “gerekenin yapılması” seçeneği üzerinde durulmuştur. Bu sefer daha da çabuk karar verilmesi gereken akıl almaz güçlükteki sorunlar ardı sıra bu alanda çalışanların önüne konmaktadır.

Cesur, samimi, çalışkan, tartışmaya açık kimliğiyle bilinen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kazakistan’a ve Ahıska Türklerine haklı tarihi sebeplerle özel ilgisi vardır, bunlar doğaldır. Her iki kesim de Rusya ile ilişkilerini Batı ile ilişkilerinden daha iyi pratik etmişlerdir. Her yakın dostluk çerçevesindeki konuşmalarda Çavuşoğlu’nun güvendiği dostları ona doğrudan yol göstermese de doğal durumla ilgili konuşmaları yaparken Rusya yakınlığını içeren örneklerle düşünce bombardımanına tutabilir ve bu düşünce atmosferi ister istemez bilinçaltında Ruslara da yakınlık duyma sürecini geliştirebilir. Ancak Türk Dışişleri de Amerika ve Rusya gibi devlet dirayetiyle hareket edecektir, buna şüphe yoktur.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un bir suikast sonucu hunharca katledilmesi üzerinden çok zaman geçmedi. Haliyle Türk ve Rus tarafı yakınlaştı ve duygusal anlar yaşandı. Bu esnada olayla ilgili Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Çavuşoğlu birbiriyle daha da özel anlar yaşadılar. Lavrov karizmatik ve dünyaca takdir gören deneyimli bir devlet adamıdır. Rus devlet bürokrasisinin lideri gibi de gösterildiği olur. Planlamasa bile karizmasını ve durum üstünlüğünü kullanarak Dışişleri mensuplarımızı kendi yanına çekebilir.

Karlov suikastının müsebbibinin FETÖ olabileceği üzerine konuşuluyor. Hatta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı bizatihi, “Bu konuda saklayacak bir şey yok,” dediler.

Buradan iki yeni sorun sahası çıkarabiliriz. Birincisi suikast olayının aydınlatılması için Rus Gizli servisiyle bizim güvenlik birimlerimiz işbirliği yapacaklar. Bu kolay görülen bir konu olmasın, Rusya bu alanda gerçekten Amerika ile neredeyse eşit düzeyde dominant karakterli bir servistir. Yanınıza bir biçimde sokuldu ise şunu anlamalısınız, o artık sizde olanların birçoğunu dolaylı da olsa kullanabilir bir avantajı elde eder ve bırakmaz. İkincisi konuyla ilgilidir, FETÖ Türkiye’yi daha da fazla tartışılır bir ülke durumuna mı getirmek istiyor. Hatırlarsınız darbe girişimi için de benzer sonuç çıkarılmıştı ve şu soru sorulmuştu: FETÖ darbede başarılı olamayınca suikastlarla küresel amaçlar için zemin hazırlamaya mı çalışıyor? Dolayısıyla “FETÖ’yü birileri kullanıyorsa bu yeni bir durumdur,” denebilir.

Rusya ile yakınlaşmanın ne mahzuru olabilir? Elbette iyi yönetilirse hiçbir sorun yok. Zaten iyi olmamız şarttır. Birçok sebep var, en başta komşuyuz. Türkiye ve Rusya ticaret ve turizmin yanı sıra ortak başlattığı stratejik boru hatta ve nükleer santral konuları var. Sizce bu gelişmeler birilerinin dikkatini çekmeyecek türden mi? O zaman Türk Dışişleri, Rusya ve Türkiye’deki karşılıklı projelerin geliştirilmesi ve sürdürülmesi sorumluluğunu da üstlenmiş görülüyor.

Ancak bildiğimiz gerçekler de görmezden gelinemez türdendir. Rusya, elinizi verdiğinizde kolunuzu kaptırabileceğiniz türden klasik bir güçtür. İşbirliği içine girdiklerini asla eşit statüye koymazlar, kendilerine yandaş bir ülke konumunda tutarlar. Modern dönemde bunun istisnası hiç olmadı. Öyleyse Rusya ile diplomatik ilişki kurarken ve adına “dostane” derken bile fazla içlidışlı olmamak gerektiğini bilmek, araya mesafe koymak gerekmektedir. Yoksa Ruslar hiç de geri dönülemeyecek türden bir vakum yaratarak bütün jeopolitik süreçlerde dominant bir etkiyi yaratabilirler.

Rusya Soğuk Savaş’ta bile rüyasında göreceği bir avantajı elde etti. Bırakın Uluslararası Dışişleri camiasındaki aktifliğini başka birçok konuda avantaj elde etti. Suriye’de en belirleyici güç konumuna geldi. Burada Türkiye’yi bile yanına çekti. Doğu Akdeniz’de söz sahibi olacak. Doğu Akdeniz’deki Kıbrıs ve İsrail kontrolüyle çıkarılacak gazın sevk edilmesi ve güvenliğinde imza atan olacak. Kırım’ı ilhakını örtbas etti bile, kimse bunu konuşmuyor artık. Ermenistan ile yakın zamanda anlaşma imzaladı, Ermenistan ile ilgili bir ilişkiniz olacaksa bundan böyle karşınıza Rus ve Ermeni yetkililer birlikte oturacaklar. Azerbaycan-Dağlık Karabağ anlaşma sürecinde bile Rusya uygun görmezse bir adım bile atılamayacak. Kafkasya demek Orta Asya petrol ve gazının toplandığı ve Batı’ya yöneltildiği alan demek. Hazar Denizi demek olduğu kadar aynı zamanda Karadeniz demek. Daha pek çok konu…

Bir ilave daha yapayım, Amerika‘dan ve İsrail’den sonra KGB ile efsaneleşmiş Rusya, Sanal ve Bilgi Savaşlarında ve Psikolojik Harpte çok ileri gelişmeler yaptı. Yani görünenin dışında bir dünyada da savaş vermek gerekmektedir, Türkiye bu yönde yatırım yapmalıdır. Yoksa Dışişleri Bakanlığı desteksiz kalır.

Trump’un Ortadoğu ve Kafkaslar bölgesindeki adımları acaba nasıl gelişecek? Rusya ile ABD’nin ortaklıkları olacak mı? Bakıp göreceğiz. Bunu gördükten sonra özellikle Türkiye’ye sıcak meseleler üreten Ortadoğu’daki durumu belirginleştirmiş olabileceğiz. Özellikle Dışişleri Bakanlığı için bu hızlı gelişen süreçte Ruslardan dolayı çok çok temkinli olmamızı gerektirecek yeni bir sayfa açılıyor. Çünkü Rusya on yıl öncenin ülkesi değil, daha güçlü ve istediğini elde edebilecek adımları atabiliyor. Hatırlarsınız eski Yugoslavya’dan kalma sorunların çözümünde bir adım gerideydi, önde olanlar Avrupa, NATO ve Amerika idi. Bugün sürekli diğerlerinden ya bir adım önde ya da eşit mesafede. Türkiye Rusya’ya daha fazla yanaştığında bundan Amerika rahatsızlık duyar mı ve olursa nasıl tepki verir? Batı kampı bu ilişkilerden dolayı Türk Dışişlerine ilave ev ödevi getirme durumu yaratabilir. Durum daha da karışık bir hal almıştır. Çeşitli hayati kararlar verirken doğal bir sıkışıklık söz konusudur.

Ve acaba jeostratejik gelişmelere bağlı jeopolitik sonuç nedir diyeceksiniz. Cevabım, “denge” olacaktır. Neden bu aralar değişik haritalar konuşuluyor? Dışişleri bunlara denge ile karşılık verecektir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Moskova’daki Suriye Konulu Üçlü Toplantı

DİĞER YAZI

Yeni Siyasal Yapı ve Hoşgörünün Beklentisi

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını