guvenli-bolge-stratejik-orta-yol
Güvenli Bölge: Stratejik Orta Yol

Güvenli Bölge: Stratejik Orta Yol

274 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Güvenli Bölge konusu tartışılmaya devam ediyor. Ben buna Stratejik Orta Yol demekteyim. Bu yazıda tartışılan Güvenli Bölge kapsamındaki kritik konular ele alınacaktır. Tünelin sonunun görünmeye başladığı bu dönemde kararlılıkla ilerlemek gerektiğine inanılmaktadır. Barış herkes için elzemdir.

ABD ile girdiğimiz Güvenli Bölge mahiyeti taşıyan bu sürece “Stratejik Orta Yol” denebilir. Suriye sorununun çözülmesi için inisiyatif almak gerekmektedir. Küresel güçler ABD ve Rusya, bölgesel güçler İsrail, İran, Suudi Arabistan, Türkiye ve ilave olarak Avrupa konuyu bir yere kadar getirdiler, birbirlerine ne istediklerini açıkça ifade ettiler. Artık istenen çözümdür. Son olarak ABD Başkanı Donald Trump, “DEAŞ marjinal seviyeye indirildi, Suriye’de çekileceğiz,” dedi. Bunun anlamı, “Bir yol bulup konuyu görüşelim ve çözelim,” şeklinde de okunabilir. Malum, Cenevre’de Suriye için yeni anayasa yazılması işleminin başlaması gerekiyor. Suriye halkını “kapsayıcı ve yetkin” temsilciler bu yeni anayasayı yazacaklar. Astana süreci ile çalışmalar sürüyor. İlk iki listede temsilcilerin büyük bir kısmı hazırlandı. Üçüncü liste hazır edilecek. En zoru da buydu; Rusya Devlet Başkanı Putin de böyle demişti. Neticede süreci bu noktaya getirmek gerekiyor. İran, Rusya, Türkiye olarak Soçi, Tahran, İstanbul zirvelerinde ve yine Rusya, Türkiye, Fransa ve Almanya ile birlikte İstanbul’da yapılan dörtlü zirvede tek bir konu dikkat çekmekteydi. Her defasında ABD kastedilerek, Fırat’ın doğusunda bir üçüncü ülkenin oldubittisinin kabul edilmeyeceği kararı alındı. Stratejik Orta Yol şudur: Suriye konusunu çözmenin ve Fırat’ın doğusundan ABD’nin gitmesinin bir yolunu açmak için bulunmuş formül.

Stratejik Orta Yol ile Türkiye amacına ulaşmış oluyor. Türkiye’nin başından beri Suriye için tezi bellidir. Bölgede terör dursun, şiddet bitsin; Suriye’de toprak bütünlüğü olsun; Suriye’de toplumun tüm kesimleri temsil edilsin; mülteciler ülkelerine dönsün. İşte Güvenli Bölge bu hedeflerin tümü için bir kazanımdır.

Güvenli Bölge konusu çok tartışılıyor. Henüz Genelkurmay Başkanları ve üstü seviyelerinde ele alınmış bir konudur. Heyetler kurulacak ve detaylar ortaya çıkacak. Dolayısıyla Güvenli Bölge’nin bölgesi, zamanı, kuvveti, idaresi gibi pek çok konu ele alınacak ve bir anlaşma ile bağlanacak. Ortaya çıkınca daha belirginleşecek.

En kritik konular neler? Bir defa “Irak’takine benzer mi?” diye bir endişe var. Ama bu gereksiz bir endişedir. Suriye için şartlar ve sonuçlar daha başka idi. İkincisi, Hava Sahası Kontrolü konusudur. Aslında bahsedilen bölgede savunulacak bir hava gücü yok. Eğer teröristler de bölgeden giderlerse, ki bu şartlarda en azından daha güneylere kaymaları ve kendilerini lağvedilmesi etmeleri gerekiyor, bahse konu bölgede taarruz edilecek hava hedefi de olmayacak. Bu durumda keşif-gözetleme, lojistik, insani hizmetler gibi havadan icra edilecek görevler olacak. Bu konuda ABD kendi otoritesinde bir kontrol istiyor. Görev talimatı bu şekilde oluşturulursa sorun olmaz. Ama yine de Türkiye Hava Sahası Kontrolü bakımından ABD ile ortak seviyede olmalıdır. İncirlik’den ve bölgedeki ve uçan radarlarla icra edilcek görevler de Türkiye devrede olmak durumundadır.

Üçüncü konu, Özel Güvenli Şirketleri konusudur, ki henüz Türkiye’de bu konuyu yeterince tartışmadık. ABD askerini çektiğinde muhtemelen bölgede silahlı güç olarak Blackwater gibi bir güvenlik şirketini bırakacak. Geçen Independent gazetesinde bu şirketin başındaki şahıs, Erik Prince, ABD’nin kendileriyle anlaşmaya vardıklarını ifade etti. Eğer bu tür bir şirket bölgede olacak ise yapılacak anlaşmada adı geçecektir. Bu durumda Türkiye bu tür bir şirketin ABD ile ne tür bir kontrat yaptığını bilmesi gerekir. ABD’nin garantisi altında tutuluyor olması yetmeyebilir. Sahada işler değişeceğinden baştan her türlü konuda görev talimatları netleştirilir. Bu neticede şirkettir, sahada Türk askerinin muhataplığı sorun yaratacaktır. Bizim böyle bir şirket ile müşterek faaliyet yürütmemiz için, en kısa yol, kendi şirketimizi kurmamızdır. Ayrıca MIT Başkanlığı’nın muhatabı da CIA’dır, böyle bir şirket değildir.

Sahada ne tür görevler icra edilecek? Saha çok geniş, söylenenler olursa 32-460 km karelik bir alan. İçinde dağınık ve toplu yerleşim yerleri var. Arama-tarama, keşif-gözetleme, istihbarat, terörle mücadele, silahların kontrolü, insani yardım, yeniden inşa görevleri icra edilecek. Bütün bu görevlerde bir güvenlik şirketi sorun çıkarabilir. Körfez Krizi sonrası sahada mayın temizlemek için bu tür şirketler görev yaptılar. Bunların görevleri, kontratları ve yönetimle ilişkileri net idi. Bu kez eli silahlı birileri olacak. ABD askeri yerine geçecek ise emir komuta sorunu olur. Neticede çözülebilir ama henüz denenmedi. Bu nedenle baştan her detayı tartışmak gerekir.

Başka bir kritik nokta SDG denilen yapıdır. Şöyle açıklayalım: Komuta bize verilir. ABD ve Koalisyon güçlerinden örneğin Fransa’dan katılım olur. Mahalli yapılardan idari ve insani faaliyetlerde yararlanılır. Ancak bölgeden meşru ve anlaşmayla tespit edilenlerin dışındaki silahlı unsurların çekilmesi gerekiyor. Bu durumda, başta da işaret edildiği üzere, en azından PKK/YPG bölgeyi terk etmek ve ellerinde silahları teslim etmek zorundadır. Türkiye’nin arananlar listesindeki teröristler Türkiye’ye, uluslararası suç işleyenler gerekli mercilere teslim edilmelidir. Bunlar Suriye halkını temsil edemezler. ABD’nin bölgede 10 kadar mevzilendiği üssü var. Burada kendi operasyonel imkanları mevcuttur. Eğer bu imkanları Blackwater da kullanacak ise bu bir konudur demiştim. İkincisi, bugüne kadar eğit-donat ile hazırlanmış ve şimdi SDG rozeti takan kişiler buralarda hizmet verirlerse bu da olmaz. SDG veya adı her ne ise, bütün bunlar anlaşmayla belirlenmiş alanın dışına çıkmalıdırlar. Böylelikle Türkiye yeniden imar ve insani hizmetini süratle yapabilsin. Sağında solunda gündüz külahlı, gece silahlı unsur olmamalıdır.

Münbiç de bu Güvenli Bölge sahasına dahil midir? Orası halen anlaşma üzerine bir Yol Haritası çerçevesinde olan alandır. Bu şekliyle de kalabilir, sahaya dahil de edilebilir. Güvenli Bölge kapsamına alınmalıdır, ama olmazsa da yola devam edilmelidir.

Barış için tünelin ucu göründü mü? Niyet beyanlarına bakılırsa göründü denebilir. Şimdi sorumluluklar paylaşılacak ve herkes üstüne düşeni yapacak. Provoke etmek isteyenler çıkabilir. Oluyor da! Hemen her gün bir terör eylemi olmaya başladı. Ancak kararlılık gösterilecektir. Şimdi 23 Ocak’ta yapılacağı açıklanan Putin-Erdoğan zirvesi önemlidir. Burada daha belirgin bir sonuç alınacaktır. Sonra yine Soçi’de yapılacak Ruhani-Erdoğan-Putin zirvesi olacak. Buradan bahse konu üçüncü temsilciler listesi çıkar ise Cenevre’de anayasa yazma faaliyetleri başlar. İşte o zaman işler tam olarak rayına girer.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Trump İçin Ne Kadar Zor?

DİĞER YAZI

Trumpizm

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden