Kudüs Kırmızı Çizgi!

441 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
4
Okuyucu

Tarihi İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Zirvesi 13 Aralık 2017’de İstanbul’da gerçekleştirildi. Üye 56 ülke lideri, devlet, hükümet, parlamento başkanı, bakanı ve konuyla ilgili yüksek bürokratı ile birlikte; “Kudüs Kırmızı Çizgi!” dendi. Alınan kararlar ve verilen mesajlar bakımından önemli bir zirve olma hüviyetiyle bundan sonraki süreçlere kuşkusuz daha yakından bakacağız. Şimdi bu zirveye dair değerlendirmelere ve beklentilere bakalım.

Sonuç bildirgesi Birleşmiş Milletler’e (BM), Müslüman ülkelerin kendisine, ABD’ye, İsrail’e, Hıristiyanlara, bağlantısızlara, konuyla ilgili barış sürecine dahil olan ülke ve kurumlara yönelik açık ve örtülü değişik maddeleri içermektedir. Bu bildiride yer alanlar ve sonrasında liderlerin yaptığı konuşmalar çerçevesinde önemli hususlar öne çıkıyor.

Öncelikle dünyaya şu çağrı yapılmıştır: Filistin Devleti’ni bugüne kadar tanımayanlar tanısınlar, bu zirve ile açıklandığı üzere Filistin Devleti’nin başkentinin Doğu Kudüs olduğunu da tanısınlar. Bildirgenin ruhuna bakılırsa ABD, altında kendisinin de imzasının olduğu BM kararlarına karşı gelmekle sorumsuz davranmıştır da dendi. Bu durumun Ortadoğu barış sürecine çözüm değil bilakis istikrarsızlık getireceği endişelerine yer verildi. Bu istikrardan yoksun olacak önümüzdeki süreçte ABD kararının hem taraflar arasındaki çatışmayı daha da körükleyebileceği hem de aşırı-radikal terörü artırabileceği tehlikesine dikkat çekildi. Kudüs’ün Hristiyan, Yahudi ve Müslümanların ortak kenti, ama aslen insanlığın “barış” kenti olması hüviyetinin değiştirilmemesi gerektiği vurgulandı.

Bu zirve ile bir kez daha ortaya çıkmıştır ki, Kudüs insanlık için çözülmesi gereken bir düğümdür. İnsanlık bunu çözerse başka bütün uluslararası sorunları da çözme gücüne erişecektir. Eğer çözülmüyorsa şüphe edilmelidir: Bu dünyada bazı sorunlar biline biline çözülmüyor!

Görüldü ki politika, diplomasi, sosyoloji, kültürel, güvenlik ve dahi ne kadar insani gereklilik varsa hepsi için bir çözüm pratiğinin elde edilmesi sınavı var ve bu Kudüs düğümüne bağlıdır. Aslında sürecin çok temkinli ilerlemesinin, belki de bugüne dek çözülemiyor gibi görünmesinin temel sebebi de bu ihtiyati durumdur. İlk bakışta, olması gereken bu ihtiyatlı davranışın yerine tek taraflı bir iddianın ve devamında oldubittinin getirilmesine, tüm dünyadaki çoğunluk itibar etmemiş görünmektedir. Ses çıkaran var, çıkarmayan da ama durum hakkında “tehlikeli” yorumu yapanlar bir hayli fazladır.

Bu dünyada bazıları için hiç önemli olmayan kutsal mekanlar bir de bakıyorsunuz ki en azından “barış” dolayısıyla bu kesimleri de etkilemektedir. Yine inançlı olarak tarif edilen kesimler için bu kutsal mekanlar birer “varlık sebebi” hüviyetindedir. Bu barış ve varlık sebebi hassasiyetleri insanlığın ilgisini Kudüs’e çekmektedir.

Konunun uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk yönleri mevcuttur. Ama buraya gelmeden önce bugünkü kişisel çıkarlardan tutunuz, tarihi emellere varana dek çok farklı yönleri vardır. Dolayısıyla, Kudüs başkent olduğu iddia edildiğinde, aslında üzerinde mutabakatla anlaşmaya varılması gereken bir sorun sahasından bahsediliyor olması şarttır. Donald Trump daha önce ABD kongresi tarafından alınmış ama uygulaması ihtiyati bir konu olma sebebiyle sürekli ertelenmiş bu kararı bu kez ertelemeyerek söylenen tabirle bombanın pimini çekmiş görünüyor. ABD, “Kudüs –sınırları belli olmasa da- İsrail Devleti’nin başkentidir,” dedi. Buna mukabil İstanbul Zirvesi ile de Müslümanlar, “Kudüs –işgal altındaki- Filistin Devleti’nin başkentidir,” şeklinde karşılık verdi.

Trump’ın böyle bir kararı almasının asıl sebebi nedir? Birçok fikir ileri sürülebilir. Belki de Yahudi lobilerinin, çeşitli spekülasyonlar yapılsa da seçilmiş olan Trump’ı yerinden etmek için zorlaması sürecinden sonra köşeye sıkıştırması ve bu noktada bir pazarlıkla; acaba, “Biz seni tanırız ama sen de Kudüs’ü tanı!” demesi söz konusu olabilir mi? Bu pazarlığın işletilmesinde kullanılan aktör kim olabilir? Trump’ın Yahudi asıllı damadı Jared Kushner aracı olabilir mi? Bu gibi detayları söylemek güçtür. Ama tarihe mal olacak değerdeki büyük adımlar rasgele gelişmez. Büyük planlarla ilgili açıklamaların yapılmasına muhtaçtır. Değilse görünenler kabul görecektir.

ABD’nin aldığı bu kararla, ki İİT bu kararı şimdiden yok hükmünde saydı, yaklaşık 5 bin yılı kapsayan tarihi süreçte en az 23 işgal ve 52 saldırı görmüş Kudüs gerçekte emniyete alınmış olacak mı? Bırakın bir kentin emniyetini Ortadoğu’ya ve dolayısıyla dünyaya barış gelmiş kabul edilecek mi? Yaşayan nüfus, tarihi süreç ve diğer önemli etkenler göz önünde tutulursa burasının “birleşik başkent” statüsünde olması daha doğru olmaz mı?

Trump’ın Kudüs’ü tanıma kararını aldığı gün ifade etmiştim; dolaylı da olsa İsrail’e bütün bu cesareti veren Müslüman toplumların yıllardır değiştirmediği yanlış zihniyet önemsiz değildir. Bu bir gerçektir ama bu durum insanlığın onuru ve istikbali adına bir istismar aracı olarak da görülmemelidir. Bugün şunu söyleyebilirim: Tarihin bu son dönemlerinde bilimde, sanatta, felsefede insanlığa çok yönde gelişim imkânı sağlamış Yahudi toplumu, (yaklaşık) 7 milyar insanın (örneğin) %99,8’dan fazlasına rağmen oldubittiler peşindeyse bu barış getirmez, hem bu düşünce mantıklı da olmaz. Çünkü dünyanın çoğunluk halkı anlaşmazlıklara bakarak, “yeter artık” diyerek, köklü de olsa sorunların barışçı biçimde çözülmesini istiyor. Bu türden anlaşmazlıklarda çıkan fırsatları bazı kesimler, ısrarla ve her şeye rağmen, neden ellerinin tersiyle itmekteler? Örneğin Yahudilerinki bir inanç, emel, vs. oluyor da inançlı veya inançsız olsunlar, başkalarınınki ne anlama geliyor? Diğer yandan Amerika süper güç, küresel aktör, en çıkarcı ülke oluyor da bu görece üstünlük konuları dünyada başkalarının yok sayılması anlamına mı geliyor? Zirve sonundaki bildirinin içindeki tartışmalara bakılırsa Müslüman ülke temsilcileri İstanbul’da bu tip soruları sormuşlardır.

Şimdi BM Güvenlik Konseyi ülkeleri ne tür tepki verecek, hatta verecek mi vermeyecek mi, merak ediliyor. Zira BM’in 1980’de kabul edilen 478 sayılı kararına rağmen bir oldubitti söz konusu olduğu ifade ediliyor. Buna göre, ABD tarafsızlığını bozmakla birlikte, diğer üye ülkeleri de yok saymıştır deniyor. Hatta Konseydekilerin yanı sıra Daimî Üye Ülkeler var. Şimdi bu ülkeler de benzer yaklaşımla değişik meseleler üzerine birbirlerini veya bazı toplumları “yok sayma” işlemlerine başlarlarsa dünyada belirsiz bir kaos süreci başlıyor olmaz mı? Bu tür endişeler İİT’nın tartışması içinde sorulmuştur.

Bugünlerde Trump’a onay için sunulan ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi dünyaya ne mesaj verecek? Sızdırılan haberlere göre şu madde önemlidir: “ABD’nin güvenliği güç kullanılarak sağlanacaktır.” Bu ne demek, gayet açıktır. Bu soru Kudüs Deklarasyonu çerçevesinde sorulursa; İİT’nin olağanüstü toplanmasına neden olan adımı ABD hesapsız bir şekilde atmış olabilir mi? “Son dönemde Suudi Krallığı’na, Mısır’a, Katar’a, Irak’a, Suriye’ye, vs. Ortadoğu ülkelerine ve meselelere ABD’nin yaptıklarına bakarak, bölgede Filistin’e, Türkiye’ye, İran’a, vs. neler yapabileceğini değerlendirmek gerekir,” diyenler bir araya gelmeye çalışıyorlar. “BM’i yok saydılarsa NATO’yu da yok sayabilirler, bunu da unutmamak gerekir!” şeklinde yorum yapanlar da var. Bütün bunlar Trump’a ait sertlik dolu bir dönemin başladığının göstergesi mi? Öyleyse Trump’ın “pardon” ve Netanyahu’nun “ben bu Trump’ın yaptığını istemiyorum,” demesi beklenebilir mi? O halde geri adım diye bir şey olmayacak ve bundan sonrası bu şartlara göre gelişecek.

ABD geri adım atar mı? Trump mı geri adım atacak, yoksa ABD bürokrasisi mi? Bu bile soruluyor. Yine de İİT sonuç bildirgesi amaçlarından birisi budur. Bu amaç için Müslüman ülkeler çalışacaklardır. Bunun Yahudi lobisinden daha fazla çalışmayı gerektirecek bir süreç olduğu açıktır. Ama önce kendi aralarındaki sorunları çözebilmelidirler.

Bu zirve sonunda Türkiye ve diplomasisi öne çıkmış şekilde gösterildi. Dış politikadaki çabaların bu ivmeyle de farklılaşabileceği beklentisinde olanlar var. O halde Türkiye başka meselelerde de buradan aldığı gücü kullanacak ve sesini daha da yükseltecektir. Bu durumun başka neleri getireceği merak konusudur.

Yakın dönemin bir hayli ilginç olacağı şimdiden bellidir. 2018’e girerken dünya değişik şekillerde gerildi. Kudüs konulu İstanbul Olağanüstü Zirvesi de bunlardan birisi olarak tarihe not edildi.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Putin-Erdoğan Görüşmeleri

DİĞER YAZI

İran’daki Olaylar

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az