ortadogu-guncesi
Ortadoğu Güncesi

Ortadoğu Güncesi

350 Tıklama
42 Dakikalık Okuma
2
Okuyucu

Son günlerde Suudiler hakkında olup biteni anlamaya çalışalım derken gördük ki tamamen bir Ortadoğu ve Arap dansı oynanıyor. Hatta buna başka bir açıdan daha yaklaşacak olursak, sürdürülen mezhep savaşlarını ve geri kalmışlığa sürüklenen toplumları da söylememiz gerekiyor. Bu dansın elbette iştirakçileri ve alkışlayanları var.

Konuyu işlerken belli sınıflandırmalar yapma ihtiyacı duydum. Öncelikle Ortadoğu’da ektin başat güçleri birkaç cümleyle tanımladım. Burada oyunu kuranların içinde olduğu için İsrail’i de göreceksiniz. Ardından bölgesel güç olarak İran, Suudi Arabistan ve Mısır var. Bu bölgesel güçlerin son günlere kadar beraberlerinde getirdikleri meseleler, yani mezhepçilik üzerinden politika yapılması, demokratik olmayan yöntemlerin kullanılıyor ve şiddetin yaygın olması dikkat çekici ögelerdir. Müslüman Kardeşler’in (İhvan) ve Hizbullah’ın bölgedeki etkinliklerini de bu merkezde incelemiş olacağız. Ve son olarak yerel politika güden Yemen, Katar ve Lübnan’da yaşanan son günlerin konularını göreceğiz. Irak ve Suriye de benzer temalarla incelenebilir ama ben bunları bildiğimizi düşünerek tekrar etmeyeceğim, birer cümle ile ilave edeceğim. Bu hatırlamalarda neden Türkiye’ye yer vermedim? Sizler bunu anlayışla karşılayacaksınız kanaatindeyim. Fazla da açıklanacak bir şey kalmadı, öyle değil mi?

Ortadoğu’da Etkin Başat Güçler

Amerika: Dünyayı silahlandırıyor. Ortadoğu politikalarında Müslüman ülkelerden Mısır ve Suudi Arabistan ana partnerleri. Ortadoğu’da enerji ve ticaret yollarının güvenliği için Basra’nın ve Aden’in kontrolünü öncelikli görüyor. Bu merkezlerde İran’ın, Rusya’nın ve dahası da söylenebilir, Çin’in etkisini azaltmaya gayret ediyor.

Rusya: Dünyayı silahlandırıyor. Ortadoğu’da İran ile hareket ediyor. Amerika’nın jeo-stratejik dengi olma vasfını koruyor, pazarlıklarını buna göre yürütüyor.

İsrail: “Müslümanlar birbirlerine düşman olsun, ben de yerimi sağlamlaştırayım…” Eğer politika bu ise gereğini yapmak için çaba sarf edecektir. Nükleer gücünden hiç söz ettirmiyor. Amerika ile birlikte sürdürdüğü politikalarına devam ediyor.

Bölgesel Güçler

İran: Petrol ve doğal gaz kaynakları var. Şiilerin hamisi. Bölgesel ve stratejik güç. Nükleer silah kabiliyeti kazanıyor. İran ve Suudi Arabistan birlikte bölgesel bir “Soğuk Savaş” yapmaktalar. Sebep? Etki ve güç.

İran hakkında Batı basını şu değerlendirmeyi yapıyor: İran, Irak yönetiminde yükselmiş durumdadır. Zira Irak Hükümeti Şii’dir ve İran yandaşıdır. İran, Suriye’de de kazanıyor. Esad rejimini istikrara kavuşturmaya ve barışı pekiştirmeye yardımcı oluyor. Suriye’deki hizipler için Suudilerin gayreti hiçbir yarar sağlamadı. Şimdi İran, Yemen’den ve Lübnan’dan da etkisini genişletiyor. Suudilerin Ortadoğu’daki çıkarlarını İsrail mi koruyacak dersiniz? İran’a düşman İsrail ise dolaylı da olsa Suriye politikaları destek bulacaktır. Bu Hizbullah ve İsrail arasında yeni bir savaş anlamına gelebilir…”

Suudi Arabistan: Silahlanıyor. Şii tehdidine odaklandı. Kendilerini Müslümanlığın hamisi görmekteler. Son operasyonlar ile “lümpen” ve kraliyete “rakip” olabilecek Araplara el çektiriliyor. Bölgesel politikalara çatışmacı yaklaşan bir liderlik sergileniyor. Mezhep çatışması var.

04 Kasım 2017 tarihinde dünya Suudi Arabistan yönetimindeki tutuklamalarla ve tasfiyelerle ilgili sordu, Krallıkta neler oluyor? Arap olacak ta orada yolsuzluk olmayacak mı?

Değişik çevrelerce, “Alelacele kurulan yolsuzluk kurulunun başında Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın olduğu açık,” deniyor. Gözaltına alınacakların listesini Prens Selman’ın bizzat hazırladığı ifade edilmekte. Bu operasyonu kim düzenledi? Tahtı garantilemek isteyen Prens Selman mı?

Gözaltı operasyonu esnasında Riyad meydanı kısmen uçuşlara kapatıldı. Özel jetler kontrol edildi. Bu arada Yemen sınırında uçan helikopter ile uçan Prens Mansur bin Mukrin ve beraberindekiler bir kazaya kurban gittiler. Mansur, Mukrin el Suud’un oğluydu. Gözaltına alınanlar ise şunlar: Ekonomi ve Planlama Bakanı Adil bin Muhammed Fakih. Deniz Kuvvetleri Komutanı Abdullah bin Sultan bin Muhammed. Kraliyet Divanı (eski) Başkanı Halid Tuveyciri. (Eski) Kraliyet Merasimleri Başkanı Muhammed et Tubeyşi. Yatırım Fonu (eski) Başkanı Amr Dabbağ. Suudi Arabistan (eski) İletişim Şirketleri Başkanı Suud ed Derviş. Meteoroloji ve Çevre Koruma (eski) Genel Başkanı Türki bin Nasır. (Eski) Savunma Bakan Yardımcısı Prens Fahd bin Abdullah bin Muhammed. (Eski) Maliye Bakanı İbrahim el Assaf. (Eski) Riyad Valisi Prens Türki bin Abdullah. En meşhurlardan biri ise 17 Milyar serveti olan Prens el Velid bin Tallal’dır. Tallal, seçimler esnasında Trump için, “Amerika’nın yüzkarası,” demişti. Görevlerinden el çektirilenler ise şunlar: Suudi Milli Muhafızları Bakanı Prens bin Abdullah. Donanma Komutanı Abdullah bin Sultan bin Muhammed el Sultan.

Suudiler ile Katar arası yakın zamanda gerildi. İran’ı izole etmeye çalışan Trump, Riyad’da, Müslüman ülkeleri silahlı terör gruplarına karşı birlik olmaya çağırmaktadır. Tahran’ı silahlı gruplara sponsor olmakla suçlamaktadır. Haziran 2017’de gerçekleşen ABD’nin son ziyaretinde, Suudi Arabistan’a 110 milyar dolarlık silah satışı imzaladı. Demek ki bu silahlar boşuna verilmedi. Sisi, Kral Selman ve Trump poz vererek bir şov gerçekleştirmişlerdi. Trump, Selma ile Kılıç Dansı yaptı. Tehdit İran ve Yemen idi, şimdi başkaları da olacak.

Arap Baharı’ndan bu yana Suudi yönetiminin Müslüman Kardeşler’e karşı üstünlük sağladığı açıktır. Ama Amerikalıların ısrarıyla kendi ev temizliğini de yapmak zorunda kaldıkları söylenebilir.

Yaşlı Kral Abdullah 23 Ocak 2015’te ölünce yerine kendisi de 80 yaşına gelmiş Kral Selman geçti. Selman’ın ilk köklü icraatı, 12 Aralık 2015’te kadınlara yerel seçimlerde oy kullanma hakkı vermesi oldu. Dünyanın en zengin petrol ve gaz yataklarından birisine sahip olmasına rağmen ekonomik krizin eşiğindeki krallıkta yapılan en köklü değişikliklerden birisi de ekonomik zorlamayla yapıldı. Bu bakımdan Suudi Arabistan, resmi işlerde, devlet bürokrasisi ile sınırlı olsa da 3 Ekim 2016’da Gregoryen takvime geçti. Bu takvim değişikliği Suudi ekonomisinin küresel ekonomiye göre her yıl kaybettiği tam 11 günden tasarruf edeceklerini hesaplamaları üzerine gerçekleşti.

Sonra asıl dönüşüm adımı geldi. Katar krizi zirvedeyken 21 Haziran 2017’de Kral Selman yeğenini azlederek Veliaht Prensliğe 32 yaşındaki oğlu Muhammed bin Selman’ı getirdi. Veliaht prens 26 Eylül’de Suudi Arabistan’ın kadınlara araç kullanma yasağını kaldırdığını, daha sonra, 24 Ekim 2017’de Müslümanlığın en katı yorumlarından olan Vahabilik yerine Ilımlı İslam’ı esas almayı hedeflediklerini söyledi.

Kendilerini Arap ve Müslüman dünyasının önderi sayan Suudiler, bir Arap ülkesinin Arap olmayanlar tarafından bölünmesini kabul etmediklerini söylerler. Eğer Irak bölünürse, İran etkisindeki Basra Körfezi’nin büyük ölçüde Şiilerin eline geçeceğinden endişe ederler. Irak’ın Kuveyt sınırı Şii bölgesidir. Burası petrol ve gaz yönüyle zengindir. Yakınlarında, Ortadoğu’nun en büyük Amerikan üslerinden olan Dahran bölgesinde, Suudi Arabistan’ın zengin petrol ve gaz kaynakları bulunmaktadır ve burası da Şii nüfusun olduğu bölgelerdir. Dolayısıyla hem Sünni-Şii eksenindeki zıtlaşma hem de İran’ın fazlasıyla yayılmacı politikaları Suudi Veliaht Prensinin eline güç veriyor.

Suudiler tarihlerinde ilk kez Rusya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Kral Selman Ekim 2017 başlarında Kremlin’de Putin’in yanında poz verdi ve Rusya’dan silah sistemleri satın aldığı anlaşmaya imza attı.

Kral Selman yaşlı. Ama yapılacaklar var. Bunları 32 yaşındaki oğlu üstleniyor, babasının yükünü hafifletiyor. Ne işler var? Ekonomik reform. Zira ekonomi iyi değil, para kaynağı bulmak gerekiyor. Yemen ile savaşa girmek önemli. İran dış düşman. İçeride otorite kurmak şart olmuş. Ayrıca Hac turizminde terör olmamalı. Teröristlerin başı dışarıda ezilmeli! Suudiler için soruyorum, ekonomide petrole olan bağımlılık azalır mı dersiniz?

Eski CIA yetkilisi Bruce Riedel şöyle bir yorum yapmış, sağ olsun… “Kraliyet kavşak noktasındadır: Ekonomisi düşük petrol fiyatlarıyla düzleşti. Yemen’deki savaş bataklıktır. Katar’ın ablukası bir başarısızlık. İran’ın etkisi Lübnan, Suriye ve Irak’ta yaygın ve halen bir soru işareti…”

Konuyu inceleyenler için düşünülmeyen bir açı daha var: Amerikan borsalarında spekülatörler ne yapmak istiyorlar? Petrol şirketlerinin borsadaki hisselerinin inip çıkması ile kimler ne kazanıyor dersiniz? Suudi borsa endeksi başlangıçta erken ticarette %1,5 oranında düştü. Varlık yöneticileri ise başka tepki göstermiş olabilir. El Tayyar Travel hisseleri bile açılış dakikalarında %10 düşmüş. Reuters’in verdiği demece göre, Suudi bankalar şüphelilerin hesaplarını dondurmaya başlamışlar. İşe bakın!..

Şu da var, S. Arabistan’da üçüncü nesil içinden kral seçmek bundan böyle pek mümkün olmayacak. Taht kavgasının olmaması için bir yöntem arayışları vardır ve bunun sıkıntısı bölgeyi etkileyecek görünmektedir.

Mısır: Arap Baharı’ndan etkilendi. Şimdi darbeci Sisi yönetimi işbaşında. Sisi aslen Müslüman Kardeşler’in bölgede güçlenmesine karşı öne sürülen biri.

Müslüman Kardeşler’in fonksiyonu var mı? Arap Baharı’yla birlikte Mısır’da 2012’de Müslüman Kardeşler destekli Muhammed Mursi seçilmişti. Bu olay Suudi Arabistan ve onun gibi Müslüman Kardeşler’i terörist sayan pek çok Arap yönetimini tedirgin etti. ABD’nin perde arkası desteğiyle önce Katar’da bir saray darbesiyle babasının yerine Temim El Sani geçti, bir hafta kadar sonra da Suudi destekli Genelkurmay Başkanı Abdülfettah Sisi 3 Temmuz 2013’te bir darbeyle yönetimi ele geçirdi.

Müslüman Kardeşler’in Mısır’da devrilmesi Suriye’de Esad’a karşı İhvan merkezli başlayan ayaklanmayı etkisizleştirdi. O boşlukta El Kaide’nin Suriye kolu olarak açıklanan El Nusra ve bölgede her taşın altından çıkan IŞİD güç kazanmaya başladı.

İran’ın ısrarıyla Rusya 2015’te Suriye’ye ağırlığını koydu. Gelişmeler, 2017 Haziran ayında Suudi Arabistan, Mısır ve destekçilerinin Katar’a ültimatom verdiği krize dek gelişti. Türkiye’nin desteğini alan Katar Emiri, koltuğunu korumak için Müslüman Kardeşler’e doğrudan desteğini kesmeye başladı. Bu süreçte Müslüman Kardeşler’in en önemli dayanaklarından Gazze’deki Hamas yönetimi, İsrail’i tatmin etmese de bir uzlaşma adımı attı ve Mısır istihbaratının devreye girmesiyle Ramallah’taki Filistin hükümetiyle anlaşma yolunu seçti.

Yereller

Yemen: Terör batağı görünümünde. Şii Hutiler, IŞİD ve El Kaide… Aden’in kontrolü için kendi coğrafyasındaki güç mücadelesinden fazlasıyla etkileniyor. Mezhep çatışması körükleniyor. Yönetim Sünni. Hutilerle hükümet güçlerinin kavgası bitmiyor. Bazı iç ve dış güçler de El Kaide’yi güçlendiriyor ve Hutilerin üzerine gönderiyor. Bu arada her ikisine karşı duran IŞİD kendine bir alan yaratıyor. Ama asıl konu ülkenin her türlü geri kalmışlığın içinde olmasıdır. Ortadoğu’nun en fakir ülkesi.

Birleşmiş Milletlere göre, koalisyonun Mart 2015’te Yemen’in iç savaşına müdahale etmesinden bu yana savaş sırasında çoğunluğu sivil olmak üzere 49.660 kişi yaralandı, 8.670 kişi öldü. İnsani yardıma muhtaç 20,7 milyon kişi var. Dünyanın en büyük gıda sıkıntısı çekildi, 902.000 kişiyi etkilendi. Açlıktan ve koleradan 2.119 kişinin öldü.

Yemen’i şiddet girdabına sürükleyenler ise bu ülkede güç çatışmasına giren Suudi Arabistan ve İran. On ülke koalisyon halinde ve Yemen’e askeri operasyon gerçekleştiriliyor. Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın yaşandığı Yemen’de meşru yönetime darbe yapan Husiler ve onlara destek olan devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yanlıları, Eylül 2014’ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde tutuyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015’ten beri Yemen hükümetine destek veriyor.

Araştırma kuruluşu Small Armys Survey’in raporuna göre, Yemen’de her yetişkin erkekte en az bir tane ateşli silah var. Silahın bu kadar yaygın olduğu bir ülke, on yıllardır kötü yönetilince siyasi kriz de kaçınılmaz oldu. Yemen’in kırılgan etnik ve dini yapısını kullananlar her türlü gücü kullanıyorlar.

Yemen’de şu anda devam eden çatışmaların en önemli aktörlerinden biri Şii Husilerdir. Ülkenin en baskın militan grubu Şii Zeydi yerlilerinden oluşuyor. Yemen’de her üç kişiden biri Zeydi’dir. Zeydiler 1962 yılına kadar Yemen’in kuzeyindeki dağlık bölgelerde bir İmam’ın yönetiminde yaşıyorlardı. Zeydiler 2004 yılından itibaren Husi aşireti etrafından toplanarak, Sana’daki merkezi hükümete başkaldırdılar. Sonra da Sünni çoğunluk tarafından baskı altında tutulduğunu düşünen Zeydiler silahlara sarıldı.

“Allah’ın Askerleri” isimli bir örgütün üyesi olan Husiler şimdiki adlarını 2004 yılında merkezi hükümet tarafından öldürülen Hüseyin Bedir el Din el Husi’den alıyor. Grubun 2004’teki ilk isyanını yöneten El Husi’nin amacı Saada’da daha fazla özerklik kazanma ve Zeydi gelenek ve inancına Sünnilerden korumaktı. Hüseyin Bedir el Din el Husi, Yemen ordusu tarafından öldürüldükten sonra ailesi 2010 yılında iktidarla ateşkes ilan edene kadar beş isyan yönetti.

Arap Baharı’nın 2010 yılında vurduğu ülkelerden biri de Yemen oldu. Yemen’de uzun yıllardır iktidar olan Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e karşı yüz binler sokağa çıktı. Bu fırsatı kaçırmayan Husiler de yeniden sokak eylemlerine katıldı. Başkent Sana’da güçsüz olan Ali Abdullah Salih iktidarı bırakmak zorunda kaldı. Salih’in yerine ise yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi geçti.

Siyasi anlaşmazlıklara bağlı biçimde Husi örgütü Eylül, 2016’da başkent Sana’ya girdi. Husiler adım adım devlet kurumlarını kontrolleri altına aldı. Parlamentoyu fesheden Husiler, geçici hükümet kuran Hadi’yi istifaya zorladı. Hadi ülkenin güneyindeki liman kenti Aden’e kaçmak zorunda kaldı.

Husileri destekleyen en önemli güç olarak İran’dır. İran, Zeydi militanlara silah sevkiyatı yapıyor ve askeri eğitim veriyor. İran bu iddiaları kabul etmiyor ancak Şii Husilere sempatisini de gizlemiyor.

İran’ın Yemen’de etkinliğini artırması Suudi Arabitan’ın hoşuna gitmiyor. Kendini Yemen’deki Sünnilerin geleneksel koruyucusu ilan eden Suudi Arabistan, Tahran’ı Arap Yarımadası’ndan uzak tutmayı hedefliyor.

El Kaide 15 yıldır Yemen’de saldırılar düzenliyor. Yemen El Kaidesi, Arap Yarımadası’ndaki en tehlikeli terör yapılanması olarak tanınıyor. Ancak bugünlerde El Kaide’nin Yemen’de güçlü bir rakibi var. İç savaşın yaşandığı Yemen’de IŞİD ciddi bir örgütlenme içerisinde. 2014 yılı sonunda IŞİD, Yemen’de örgütlenmeye başladığını ilan etti.

IŞİD geçtiğimiz hafta Yemen’deki en büyük eylemini gerçekleştirdi. Cuma namazında Şii Husilerin gittiği camilerde 5 intihar bombacısı kendilerini havaya uçurdu. Saldırılarda 120 kişi hayatını kaybederken, 100’den fazla kişi de yaralandı. Camilere düzenlenen saldırıları üstlenen IŞİD yeni eylemler düzenleyeceğini duyurdu.

ABD, Yemen’deki askerlerini geri çekti. Husi militanların Aden’e girmeden önce ele geçirdikleri Ey Deylem Askeri Üssü kısa süre öncesine kadar ABD askerlerinin kontrolündeydi. Pentagon, Yemen’deki askerlerini çekmeden önce 500 milyon dolar değerindeki silah, cephane, askeri teçhizat ve zırhlı araçları Yemen ordusuna hibe etti. ABD’nin Yemen ordusuna hibe ettiği silahların yakın zamanda Şii Husilerin mi yoksa El Kaide ve IŞİD militanlarının eline mi geçeceği ise merakla bekleniyor.

Hutiler geçen cumartesi akşamı Yemen sınırından yaklaşık 850 km içerideki ve Riyad’ın 11 km kuzeydoğusundaki Kral Halid Uluslararası Havaalanı’na bir Burkan H2 balistik füze ateşlediğini bildirdiler. Suudi yayın organları, füze savunma silahlarıyla tehdidin bertaraf edildiğini işaret ettiler. Ancak vurulan füze parçaları bölgeye yayıldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, çoğunlukla sivilin olduğu bir havalimanında rastgele bir füze saldırısının “açık bir savaş suçu” olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’ın Kraliyet Prensi Muhammed bin Selman, İran’ı Yemen’deki asilere füze tedarik ederek “doğrudan askeri saldırı” eyleminde bulunmakla suçladı. Karşılıklı olarak ateşli silah kullanımı başladı bile. Bu bir savaş halidir! İngiltere Dışişleri Sekreteri Boris Johnson füze saldırısını kastederek, “Savaş sebebi görülebilir,” dedi. ABD Merkez Hava Kuvvetleri (AFCENT) Komutanı Korgeneral Jeffrey Harrigian, Yemen’den Suudi Arabistan’a atılan füzenin üzerinde İran’a ait işaretler olduğunu söyledi. Beyaz Saray’dan bundan önce yapılan açıklamada, “İran’ın bölgedeki faaliyetlerini kınıyoruz. İran rejiminin saldırganlığı ve uluslararası hukuk ihlalleri karşısında Suudi Arabistan ve Körfez müttefiklerimizin yanındayız,” ifadeleri kullanılmıştı.

İran olup biteni ret ediyor. Yemen’deki Hutilerle bu şekilde bir bağlantısının olmadığını söylüyor. Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın Ortadoğu’da, “saldırganlık” ve “bölgesel zorbalık” ile tehditkâr olduğuna dikkat çekiyor.

Suudi Dışişleri Bakanı Adil el Cubeyir pazartesi günü CNN’e verdiği demeçte, İran’dan güç alan Lübnan’daki Hizbullah hareketinin önemine dikkat çekti ve “Hizbullah tarafından Hümayun’un Yemen’de işgal ettiği topraklardan fırlatılan bir İran füzesi oldu,” dedi.

Amerika koalisyon ile Yemen’de durumu kontrol etmek istiyor. 3 Kasım 2017’de İHA ile bir saldırı düzenledi. Yemen’in Marib kentinde ABD’ye ait olduğu öne sürülen insansız hava aracı ile gerçekleştirilen hava saldırısında terör örgütü El-Kaide’ye mensup 2 kişi öldürüldüğü açıklandı. Bu kapsamda güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, içinde El-Kaide militanlarının bulunduğu bir araç seyir halindeyken İHA ile vuruldu. Saldırıda 2 militanın öldüğü belirtildi.  ABD, son dönemde Yemen’in Şebva, Ebyen ve Beyda illerinde bulunan El-Kaide hedeflerine de yoğun hava saldırıları düzenliyor.

Suudi Arabistan uçakları da Yemen’e harekât düzenliyor. 11 Kasım 2017 günü bir taarruz gerçekleştirildi. Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin kontrol ettiği Yemen’in başkenti Sana’ya gece saatlerinde hava saldırısı düzenledi. Savunma Bakanlığı binası hedef alınırken çevredeki evler de patlamanın etkisiyle yıkıldı.

Katar: Bölgesel politikalar için almak istediği inisiyatif dolayısıyla baskıya uğradı, kontrol ediliyor. Silahlanıyor. Basra güvenliği için önemli.

Suudi Arabistan, BAE, Yemen, Mısır ve Bahreyn Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini belli ölçülerde kesti. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, ülkelerinin hava sahasını Katar’a kapattı. Katarlı diplomatların 48 saat içinde ülkelerinden ayrılmasını istedi. Katar’a karşı yapılan diplomatik ablukaya Maldiv Adaları ve uluslararası toplumca meşruiyeti olmayan darbeci General Hafter destekçisi Libya Tobruk hükümeti de katıldı. Katar’la tüm ilişkiler kesildi. Gerekçe olarak Katar’ın terör örgütlerini barındırarak teröre destek vermesi, basın yayın organlarında terör örgütleri propagandası yapması ve İran’a yakın tutum sergilemesi gösterildi. Söz konusu ülkeler, Katar ile kara, hava ve denizden bağlantılarını ve diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladı. Katar’ın tek kara bağlantısı olan Suudi Arabistan sınırı kapandı, gıda kamyonları mahsur kaldı. Diğer yandan Katar’ın, Suudi Arabistan öncülüğünde Yemen’de Şii Husi örgütüne karşı oluşturulan Uluslararası Koalisyondaki rolünün sona erdiği de açıklandı. Koalisyon Komutanlığı açıklamasında, Uluslararası Koalisyonun, “Yemen’de terörizmi güçlendirmesi ve darbeci milislerle ilişkilerinden dolayı,” Katar’ın koalisyondan çıkarılmasına karar verdiği kaydedildi.

Katar neyle suçlanıyor? Mısırlı siyaset uzmanı Hüseyin Haridi, “Katar ile diplomatik ilişkileri kesme ve sınırlarına abluka kararı, Doha’nın Arap dünyasındaki muhalif gruplara ve özellikle siyasi İslam gruplarına sığınma hakkı tanıması nedeniyle alındı. Ayrıca bu gruplara ve hareketlere medyada da imkân sağlandı,” dedi. Suudi Arabistan, Doha tarafından değişik terör örgütlerinin (ajanslara göre Müslüman Kardeşler, IŞİD ve El Kaide kastediliyor) desteklenmesini, Katif ilindeki İran bağlantılı terör eylemlerine destek vermesini, Yemen’de Şii Husi militanlarının desteklemesini gerekçeleri arasına almış. Mısır ise Katar’ın El Kaide ve IŞİD fikrini yaydığını, ülkenin içişlerine karıştığını ifade ediyor. Bahreyn, ülkesinde eylem yapması için Doha’nın İran bağlantılı silahlı örgütlere mali destek sağladığını iddia ediyor.

Lübnan: Lübnan Hizbullah’ın en etkin olduğu yerlerdendi. Acaba şimdi de benzer olaylar mı yaşanıyor?

Suudi Arabistan’da bunlar oluyorken Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlediği basın toplantısıyla görevinden istifa ettiğini duyurdu. Daha önce pek örneği görülmemiş bu istifasının gerekçesi olarak, İran’ın Hizbullah üzerinden ülkesini kontrole almaya çalışmasını gösterdi. İlginç bir şekilde, “Sonumun babam gibi olmasını istemiyorum,” dedi. Hatırlanacağı üzere 2005 yılında Saad’ın babası Refik Hariri başbakan iken bombalı bir saldırıyla öldürülmüştü. Ancak 2014’te açılan suikast davasında iddianame Hizbullah üzerine kurulmuştu. Neyse ki Hariri dün Arabistan’da ortaya çıktı.

Hizbullah lideri Sayyed Hasan Nasrallah, Hariri’nin konuşmasındaki Suudi kokan taraflara dikkat çekti. Hariri’nin, Riyad’ın kendisini istifaya zorladığını açıklayamayacağını iddia ediyor. Zira Lübnan’daki inşaat işerinde Suudilerle bazı yolsuzlukların olduğu açık, deniyor. Anlaşılan durum bir hayli karışık!..

Hariri’nin istifasına ilk tepki verenlerden birisi Londra’da bulunan İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu oldu. Netanyahu’ya göre bu istifa, “Suriye’yi de Lübnan’a çevirmek isteyen İran’ın saldırganlığına karşı bir önlem alınması,” doğrultusunda dünyaya bir uyarı sayılmalıydı. Netanyahu geçenlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüştü. Suriye’de Beşar Esad rejimini savunmak için savaşan binlerce İran Devrim Muhafızı ve Hizbullah güçlerinin İsrail sınırına yaklaşmalarına engel olmasını Putin’den istemişti. Aksi takdirde kendisinin harekete geçeceğini de bildirmişti.

İran bu sözlerin altında kalmadı. Önce Dışişleri Sözcüsü Behram Kasemi, Hariri’nin Siyonist rejime bağlı, Suudi Arabistan ve Amerikalıların sahte ve temelsiz suçlamalarının tekrarı olduğunu söyledi. Ardından İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in danışmanı Hüseyin Şeyh ül-İslam, Hariri’nin istifa konuşmasının ABD Başkanı Donald Trump ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın planlaması olduğunu öne sürdü.

Hariri istifasından bir gün önce, 3 Kasım Cuma günü, Beyrut’ta eski Dışişleri Bakanı ve İran dini Lideri Hamaney’in özel temsilcisi Ali Ekber Velayeti ile görüşmüştü. Velayeti aynı gün Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ile de Beyrut’ta bir araya gelmişti. Hariri bu görüşmelerin ardından Suudi Arabistan’a gitti ve orada Suudi yetkilileriyle görüştükten sonra istifasını açıkladı.

Suriye: İç savaş hali devam ediyor. IŞİD tehdidini azaltmaya yönelik çabalar sürüyor. Esad’a destek artıyor. Ülkenin bölünmesi pazarlıkları sürüyor.

Irak: IŞİD tehdidi sürüyor. Barzani’nin bağımsızlık çıkışı sonuç vermedi. Ülkede Şiiler güçlendi. Yönetim olarak federal yapı destekleniyor. Petrol hesapları yapılıyor. Zengin petrol kaynakları bir yana, Irak toprakları yani Mezopotamya, kuzeyden güneye ve doğudan batıya jeo-stratejik bir coğrafyadır.

Sonuç

Yemen gibi ülkeler için pek ümitli olunamıyor. Eğer Yemen için ümit beslenemiyorsa, buradan hareketle manipüle edilen terör ve çıkarcılık da dinmeyecek demektir. Birleşmiş Milletler ne işe yarıyor diye soruluyor ya, işte size bir örnek, dünya işleri böyle!..

Mezhepçilik ve tarikatçılık, esasen din üzerinden her yöntemle politika gütmek yanlıştır, bu yöntem ancak terör ve yoksulluk sebebi olabilir. İleri, tam, gerçek demokrasiden (virtual democracy) uzaklaşmak, bilimsellikten ve gerçekçilikten kopmamak şarttır. Ortadoğu türü yöntemler bölgeye ve insanlığa ne getiriyor? Bu gibi konular hep sorun olmuş. Bazen başat güçlerce bazen de bölgesel aktörlerce oyun alanı haline getirilmeye açıklık sağlanmış. Kimse şikâyet etmesin, bu tür yaklaşımlarla “siyaset” yapmanın getirisi olmaz.

Neyse… Suudi Arabistan veya benzer başka Ortadoğu ülkeleri daha çok gündem oluşturacak birikime sahipler. Birlikte yaşayacağız.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Şu Amerika

DİĞER YAZI

Kudüs

Politika 'ın son yazıları

Kırılma

Bu bir kitap olacak. Bu günü gününe tutulan notların birikimi ile gerçekleşecek. Geçenlerde bir twit attım