su-amerika
Şu Amerika

Şu Amerika

313 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
2
Okuyucu

Eğer işimiz politika ve uluslararası ilişkiler ise değil başat güç olan Amerika’yı, hiçbir ülkeyi ve gücü hatalı değerlendirmememiz gerekiyor. Amerika’yı çok iyi analiz etmek, tanımlamak ve ona göre politika yapmak, özellikle Amerika’nın kendi içindeki mücadelesini ve dışa yansıyan taraflarını çok iyi okumak gerekiyor. Ezbere sarf edilen sözler işimizin ilerlemesine yetmiyor. Özellikle diplomasi gerçekçi yöntemleri tanır. Duygusallık pek işe yaramaz. Şimdi gelin şu Amerika konusunu bir daha irdeleyelim. Çünkü eksiklikler ve saplantılar var. Bu paradigma hataları sadece yeni yetme akademisyenlere değil, aynı zamanda halka ve siyasetçilere de hata yaptırıyor.

İşin içinden çıkılamadığında, “Amerikan derin devleti, kurumlar arası mücadele…” gibi açıklamalar yapılmaktadır. Bu açıklamalar yanlıştır demiyorum, sadece ben bunlarla ilgilenmiyorum. Asıl ilgilenilmesi gereken hangi noktalar olmalı, bunlara işaret etmek istiyorum. O halde öncelikle Amerika ile ilgili vizyonu doğru tanımlayalım. Açıklayabileceklerim özet olarak şöyledir:

En başta şu takıntılı hali çözelim. “İmparatorluklar da doğar büyür ölür,” diye bilinir. “Amerika da ölecek,” deniyor ya, biz bu hususu bildiğimiz anlamda bir “ölme” şekliyle tarif etmeyelim. Klasik sömürgecilik döneminin aklıyla bakarak “Büyük Britanya İmparatorluğu bile çöktü,” dersek doğru olabilir. Ama asıl olan Büyük Britanya’nın çökmesi değildir, öncelikle sömürgecilik kıvam değiştirmiştir. Bundan sonra modern sömürgecilik dönemi başlamıştır. Bu gözle bakarsanız Büyük Britanya’nın eksiği nedir? Neyi yapmak istiyor da bundan geri kalıyor? Anglo-Sakson kimlik olarak bakılırsa, her ne kadar Büyük Britanyalılar ile ülkeleri farklıysa da Amerika’da hakim toplum hangisidir? “Amerika da parçalanır,” demek ne ifade ediyor? Hem öyle bile olsa bunu kim yapacak, hangi şartlarda ve ne zaman için düşünülüyor? Bütün bunlara bakarak, “Amerika dönüşebilir,” dense iyi olmaz mı?

Amerika en azından bir asırdır her alanda yetişmiş dünyadaki en iyi beyinleri toplayabilen, onları yönetebilen ve onlardan azami yarar elde etmeyi başarabilen bir ülkedir. Kolay mı akıllıları yönetmek ve onlardan azami istifade etmek? Öncelikle bu gözle bakmakta yarar vardır. Başka açıdan bakalım, örneğin bizler kendimizi akıllı diye görüyorsak, zor mudur bizleri anlamamak?

Bugüne bakarsak Amerika, “büyük bilimsel ve teknolojik devrim” gerçekleştirmektedir. O halde bu devrimden haberimiz var mı? Neler değişiyor ve değişecek biliyor muyuz? Bu değişimin neresindeyiz? Ben pratikteki bazı noktaları sıralayayım: Mega kentler, sosyal yaşam, eğlence, sağlık, ulaşım, ticaret değişiyor. Ama bundan evvel robot, 3D, elektrik, dijital, enformasyon teknolojileri, akıl değişiyor.

Doğrudan bakarsak “Amerika dünyada bir ülkedir,” deriz. Ama aynı zamanda “galaktik” bir ülke olma öncesindedir. Nasıl? Daha geçen yıllarda uzayda koloni kurma ve oralardaki madenleri işletme kanununu çıkardı. Elon Mask 2027’den itibaren uzayda kolonileşmeye başlayacaklarını ilan etti. Buna uygun her neye ihtiyaç varsa bu alanlara yatırım yapılmaktadır ve sürekli denemeleri gerçekleştirilmektedir.

Aynı bakış açısıyla söyleyelim, her ne kadar uzay programları varsa da bir süre daha Rusya bir dünya ülkesi olarak kalacaktır. Biz Amerika’ya bakalım. Amerika dünyada adım attığı yerde karşısında rakip değil, ama işbirliği yapması gereken ülke olarak Rusya’yı buluyor. Atlantik, Pasifik, Asya, Avrupa, her neresiyse, adım attığı yerde karşısında Rusya var. Üstelik kitle imha silahı yönüyle neredeyse eşdeğerler, zaman zaman uzayda da birlikteler. O halde dünyaya bakarsak, Ruslar Amerikalıların bu husustaki önemlerini iyi bilmekteler ve üstelik iyi kullanmaktalar. Özellikle son yirmi yıldır Amerika da dünyadaki sorunları çözerken Rusları karşılarına almadan çözecek politikaları uygulamaktalar. Eski SSCB dönemi gibi bir rekabet durumu yoktur.

Şurası önemlidir, Amerika’nın düşmanı başka bir ülke değildir. Amerika’nın düşmanı kendi içindedir. Amerika’da bugün için çok daha rahat göründüğü şekilde, iki kanat var. Bunlar: Amerikan Nasyonalistleri ve Globalistler. Örneğin Donald Trump Amerikan Nasyonalistlerinin lideri olarak bugün iş başındadır. Gönderilebilir de… Burası önemli değildir. Çünkü Amerikan demokrasi sistemi çok komplikedir. Önemli olan sistemin ana unsurlarının kutuplaşmış olmalarıdır. Bundan önceki Barack Obama Globalist idi. Buna iç politika konusu gözüyle bakmayın, çünkü her tartışılan konu dahi dünyanın her bir ülkesini ilgilendirmektedir. Şunu da ilave edelim, konuya doğrudan Demokratlar-Cumhuriyetçiler veya Liberaller-Muhafazakarlar gözüyle de bakmayın. Çünkü zaman zaman değişkenlikler görülebilir. Özellikle son çeyrek asırdır esas olan Nasyonalistler ile Globalistlerin mücadelesidir.

İşin özünde bir gizli mücadele var. Amerika’nın yeni nesil küresel zenginleri örneğin Amazon, Microsoft, Google, Alphabet, Space-X, Tesla, Facebook, Oracle, gibi şirketlerin sahipleri ve yöneticileri küreselcidir. Eski nesillerden Berkshire Hathaway, Bloomberg, Walmart, gibi şirketler de küreselcidir. Medya devlerini de buna ekleyelim. The Economist, Washington Post, vs. hepsi küreselcidir. Amerika’daki en belirgin Globalist mukavemet Yahudi Cemaati’nden gelmektedir. O halde Amerika’nın düşmanı ve fikir ayrılığı yaratan kesimleri kendi içindedir.

Dünya bu iki kutbun mücadelesi arasında kendi politikalarını tayin etmektedirler. Ancak savaşın alanı Amerika’nın sınırları içinde olmamakta ve bu bakımdan tüm dünya kullanılmaktadır. Örneğin Globalistler Çin’i ve Hindistan’ı da kullanmaktadırlar. Rusya bu durumu en iyi okuyan ülkedir ve Amerikan iç politikasında dahi kullanmaktadır.

Bu iki kesimin amaçları nasıl okunmalı? Globalistler, 2050 yıllarında daha belirgin örgütleneceği üzere, insanlığı “küresel mega kentler”in birbirleri arasındaki ilişkisi üzerine bağlıyorlar. Bugün çeşitli ülkelerin sınırları içinde yer alan 700’den fazla küresel mega kent “Global bir yönetimle işletilsin” iddiası var. Küresel mega kentlerin dışındakiler ise “taşra” kabul edilecekler. Örneğin Moskova küresel ağa bağlı ama Irkuts değil. Veya Pekin küresel ağda ama Dingşi değil.

Bu düşünceye karşı düşüncedekiler, yani Amerikan Nasyonalistleri dünyayı her boyutta kendileri yönetmek istemekteler. Amerikan Nasyonalistleri nihayette bizlerin daha önce Komünist dönemden hatırladığımız üzere, dünyayı “Enternasyonel” şekilde ama hakim güç kendileri olacak biçimde yönetmenin peşindeler.

Görüyoruz ki kasıtlı olarak soru şöyle soruluyor: İnsanlık mı, Amerika mı? Peki, bu şartlarsa size göre hangisi? Bence önce kendimiz gerekli şartları olgunlaştırıp, buna uygun bir duruş sergilemeliyiz ve politika ile uluslararası ilişkilere doğru bağlamla yaklaşmalıyız.

Bütün bu yaklaşımla bakalım ve diyelim ki, yarın Amerika ile karşılıklı politik bir meseleyi çözmek adına masaya oturacaksınız, ne yaparsınız? Üstelik bu yönde fikir üreten ülkeler şu an sadece Amerika içinde de değiller. Değişik ülkelerin içinde de yer almaktalar. Her biri kendi politik faaliyetlerini yürütmekteler. Örneğin İsviçre, Kanada, Fransa, Avustralya, Büyük Britanya ve İsrail neler yapıyorlar? Anlayabiliyor muyuz? Bunlara karşı örneğin Japonya, Çin, Almanya ne yapıyor? Rusya nerede? Bırakın etrafındakileri, sadece kendine bakın, Rusya’nın kaybettiği ne?

Sorular şunlar: Türkiye, salt Amerika değil, bu iki kutba yönelik olarak ve yerküreye yayılmış bağlamda ne düşünüyor? Kendi içindeki politikayı nasıl tanzim ediyor? Partiler kime yakın? Özündeki fikirler hangileri? Ne zannediliyor, hangileri gerçekçi? Ne söyleniyor? Kimlerle neler yapılıyor?

Benim politikaya, dünyaya, insanlığa bakış açım kendi vizyonum ile anlatılabilir. Ancak, “Amerika’nınki ne?” diye de sormam ve verilebilecek cevapları iyi okumam gerekir. Amerika’nın vizyonu ve genel tablosu bu ise diğer tüm açıklamalar başarıyla yapılabilir.

Peki, diğer kişi ve kurumların düşünceleri nasıl? Ya sizlerin, yani oy ve vergi verenlerin, vatandaşın, asker olup nöbette bekleyenlerin fikirleri ne şekilde?

Ülkemize bakalım, bizler için öncelikle burası önemlidir. Bizler Atatürk’ün ifade ettiği gibi, bu ülkeyi kuran insanlarız ve bu çerçeve içinde “Türk Milleti” olmaktayız. Kendi kültürümüz ve önceliklerimiz var. Her dönemde güçlü olmamız gerekiyor. Ülkemizi güven içinde ve bir refah ülkesi yapmamız gerekiyor. Ve gerçekten bugün özellikle ülkemizde önemli derecede bir güvenlik sorunu yaşanıyor. Denklemleri doğru kurmamız ve elbirliğiyle sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor.

Değil bu dünyada, aynı zamanda uzayda da Amerika’nın bir asırlık vizyonu bellidir. İcraya gelelim, politikasını, planını ve programını yarım asır için belirlemiş ve sürekli revize ederek kendi büyük oyununu oynamaktadır. Amerika’daki taraflar, kurumlar ve elit zümre bu oyunu bilebilmektedir.

Türkiye ise çıkarılan yangınları söndürmekle uğraşan bir ülke olmaktan ancak kararlılıkla kurtulmalıdır. Ülke evvela bir vizyon ve bir plan-program konusunda yeteneğini güçlendirerek, asıl yönünde çalışmasının nasıl olması gerektiğini çözmelidir. Buna uygun ilerlemenin yolunu bilmelidir. Hem de herkese bunu ispat etmelidir. Yarınların ne olacağından emin olmak herkesin ödevidir. Öyle değil mi? Buyurun o zaman…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türk Tipi Siyasete Bir Örnek Daha

DİĞER YAZI

Ortadoğu Güncesi

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az