kuresel-guvenlik-acmazi
Küresel Güvenlik Açmazı

Küresel Güvenlik Açmazı

557 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Tayvan meselesinin özünü anlamak dünyada yeni gerilimlerin anahtarına sahip olmakla koşuttur. Bu nedenle ara sıra konuyu ele alıp tartışmakta yarar vardır. Tarihi sebepler mutlaka bize ışık verecektir. Ama bu yazıda daha çok mantıki bir yaklaşımla konuyu analiz edelim ki başka meselelerde de tarafların pozisyonlarını doğru değerlendirelim.

ABD, Donald Trump Yönetimi ile daha da belirginleşmiş biçimde, Çin’i ekonomik baskı altında tutup, bir süre büyümesini yavaşlatmanın arayışı içindedir. Şimdilik bu konu ABD milli güvenlik politikasının belkemiğidir. Afganistan’da SSCB işgalinin ve İran’daki devrimin olduğu 1979 yılından bu yana ABD dış politikasındaki en önemli kırılmanın ABD Milli Güvenlik Stratejisi ile 2018’de belirlendiği ifade ediliyor. Dolayısıyla bu kırılmayı bir yere not etmeden bundan böyle dünyayı doğru okumanın mümkün olamayacağı aşikardır.

ABD anakarası iki okyanus arasında görece güvendedir. Dünya Savaşı’nda Pasifik’ten gelen tehditlere karşı ABD bir tedbir alması gerektiğini anlamıştı. Sonra Soğuk Savaş zamanında başka bir sorun çıktı. SSCB kıtalararası balistik füzeleri rahatlıkla ABD anakarasını vurabilirdi veya nükleer denizaltıları ABD sahillerinde komandoları çıkarıp sabotaj yapabilirdi. Pasifik dikkatlerden uzak tutulamazdı.

Geldik bu çağa ve Çin 2020 sonrasında ABD için ciddi tehdit olmaya başlayacak görülüyor. Bu gidişle Çin 2035’lerden sonra ABD ile ciddi bir rakip olarak mücadele edecek. Bu ciddi bir tehdit ve eğer görmezden gelinirse gücü başkasına vermek demektir. Şimdiden görüyoruz, ABD Çin’i dikkatle izliyor, Ticaret ve Endüstri Savaşları ilan etti, halen Siber Savaş yapılıyor… Politik açıdan da durum belli, Dünya Savaşı sonrasında statüko netleştirilemedi, ya kasten ya da konjonktür bunu gerektirdi. Anlaşmalara göre Japonya, Güney Kore ve Tayvan ABD’nin savunma şemsiyesi altındadır. Asıl sorun sahası olarak Tayvan ve Kuzey Kore başı çekmektedir.

Doğaldır ki ABD’ye Pasifik Okyanusu’ndan gelebilecek tehdit Çin ve Rusya ile ya beraber ya da ayrı ayrı söz konusu olabilir. ABD sorunları kendi kıyı sınırında kabul etmek yerine ileriden sönümlemek isteyecektir. Çin ve Rusya ise güçlendikçe aynı şeyi düşünecektir. Ama şu an mevcut sorunu çözmeden ilerleyemezler. Mevcut sorun sahası bu nedenle Tayvan ve Kuzey Kore’dir. Potansiyel sorun sahası ise Güney Çin Denizi’dir. Çin’in Güney Çin Denizi’ni ve Hindi Çin’i katederek Hint Okyanusu’na, Akdeniz’e ve Avrupa’ya, Atlantik’e ulaşması için çok uzun zaman geçmeyecek. Küresel çatışma alanı Pasifik’te olacak.

Kuzey Kore konusunda Donald Trump yönetimi bir süreç başlattı. Kuzey ve Güney Kore barış görüşmeleri yapıyorlar. Sonucu merakla bekliyoruz, göreceğiz. Diplomatik işbirliği ile Kore Yarımadası’nda sağlanabilecek bir ortaklık ile ABD Çin’in baskısına önlem almış olacak. Bu meselede ABD’nin inisiyatif almasının anlamını bu şekilde okumak gerekiyor.

Tayvan konusu ise öyle kolay çözülecek bir sorun değil. Halen Komünist Parti’nin idaresindeki Çin, Tayvan’ın kendine bağlanmasını istiyor. Hong Kong ve Makao’dan sonra burası da Çin ile birleşmeli diyor. Açık açık bu konu Çin’e ait her milli dokümanında, anayasasında yer alıyor, öğrenciler kamplarda bununla ilgili marşlar söylüyor. Tayvan’daki Çinliler, ki nüfusun yüzde 95’i Han Çinlisidir, ABD’nin esaretin altındadır, tam egemenliğimize kavuşmak için oradaki halkımızı emperyalistlerden kurtaracağız diyorlar.

Halen Tayvan Yönetimi ve Ordu ABD sistemine dahildir. Halk Batı eğitim sistemine sahiptir. Özgür ve demokratik bir yaşam standardına sahiplerdir. Japonya veya Güney Kore nasılsa Tayvan da öyledir. Sokaktaki insanlar Çin’in endişelerinden rahatsızlar. Politik konular bizi ilgilendirmiyor, burası özgür bir ülke, kimse karışmasın diyorlar. Ancak her seçimde ülkede belli tartışmalar yaşanmaktadır.

ABD tarafı 1972, 1978 ve 1982’de, Çin Halk Cumhuriyeti’ni ve Tayvan’daki Çinli nüfusu tanıdı. Ancak Çin’in Tayvan adasıyla resmi olmayan münasebetlerini sürdürmelerini kabul etti. ABD Mevcut statüko 1979 yılında sabitlendi. Bu tek taraflı bir durum değildi, üç taraflıydı: ABD ve Çin tebliğine bağlı hazırlanan Tayvan İlişkileri Yasası gereği statüko inşa edildi. Amaç barışı ve istikrarı sağlamak ve sürdürmek idi. Tayvan’ın savunması bu taahhüt anlaşmasına dayalı sağlandı. Şartlar değişti, Çin gelişme potansiyeli ile sözü edilen tebliğin yorumunu farklı okumaya başladı. ABD’ye, siz de Çin halkına karışamazsınız demeye başladı. Çin, Tayvan’ı kastederek, “bir ülke iki sistem” diye tanımladığı bir süreci sürdürdü. Bugün dahi Çin Devlet Başkanı Xi Jinping her fırsatta Tayvan üzerindeki kontrollerine dikkat çekiyor. Bu nokta ilişkilerde rahatsızlık üretiyor.

ABD Yönetimi yerine hemen herkes bir strateji yazarıymış gibi sahne almak istiyor. Örneğin Suriye’den ve Afganistan’dan çıkan ABD güçlerini Tayvan’a yığacak deniyor. ABD İpek Yolu’nun can damarı Ortadoğu’yu ve Çin’i kontrol eden Afganistan’ı neden bıraksın ki? Elbette Kuzey Kore ile yakınlaşması Çin’e karşı bir milli stratejik adımdır ve milli politika gereğidir. Ama Tayvan ile ilgili asıl çözümleme henüz gelmemiştir. ABD buradaki askeri varlığını artırırsa halk nezdinde ters tepme tehlikesini ve Çin’in bu konuyu istismar edebileceğini asla göz ardı edemez. Henüz politik gösteriler için eldeki argümanlar tüketilmedi. Trump gider Tayvan’da Çin’e gözdağı verebilir. Tayvan Devlet Başkanı Tsai Ing-wen’in ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi tarafından ABD Kongresi’nin ortak oturumuna davet ettiğini de unutmayalım. Bu temaslar artacak. Ama şunu aklımızdan çıkarmayalım, her bir diplomatik hamlenin küresel yankılanmaları olacak ve dünya bundan etkilenecek; çünkü sorun köklüdür ve etkilidir. Sonuçta 23 milyon Tayvanlı küresel paylaşımın ve bu jeopolitik kırılmanın hamlelerinden nasıl etkilenecek, bunu da düşünmek gerekecek. Dışavurumların etkisinin ise ekonomi ve siber alanlarda sürdürülmesi ilginç sonuçlar doğuracak. Şöyle diyenler bile çıkacak: İşte size yeni bir Soğuk Savaş!

Bilindiği gibi, Rusya ve ABD arasındaki son INF Anlaşması’nın bozulması konusu var. Çok önemli! Bu konu sadece Avrupa’yı değil, aynı zamanda Pasifik’teki alanı da içeriyor idi. Şimdi, Rusya ve Çin belli kapasitelerle nükleer hacmi artırma çabası içine girecek. ABD mukabelede bulunacak. Hiç düşündünüz mü, Japonya ne yapacak? ABD INF kapsamında Pasifik’te bir hamle yapması gerekiyor. Bu sizce ne olabilir. Bir olasılığı dikkatlerden uzak tutmayalım. Halen Dünya Savaşı sonrası statüko ile Japonya’nın nükleer çalışmaları ABD tarafından kontrol edilmektedir. Ancak durum ABD aleyhine gelişince ne olacak? ABD, Japonlara kısmi nükleer silah üretme imkânı verir ise INF kapsamında denge sağlanmış olacak mı? Japonlar buna ne diyecek? Bakın jeopolitik düzlemde Pasifik yeni tartışmaların da sahasıdır ve dünyanın her tarafını ilgilendirmektedir. ABD, Rusya veya Çin bu konularda adım atarken başkalarına sormayacaktır, kendileri karar vereceklerdir. Endişe noktası da buradadır.

Türkiye’nin küresel oyuncu olma düşüncesi önemlidir. Dinamizmin ve büyümenin hedeflerini belirlerken böylesi jeopolitik konularla ilgilenmek gerektiğini bilmekteyiz. Beklenen şudur, Türkiye Pasifik ile ilgili bir politika belirlemelidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Astana Süreci Kararlılığı

DİĞER YAZI

Yaratılmış Gerçeklik

Politika 'ın son yazıları