milli-guc
Milli Güç

Milli Güç

528 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD bütün gücüyle küresel bir meydan okuma içindedir. Bölgemiz yine bir ateş çemberi halindedir. Ülkemizde tartışmalı konular vardır. Belli kesimler durumun ciddiyeti dışında hareket eder türden bir görüntü sergilemektedir. Peki, bu durumda unutulmaması gereken ne olmalıdır? Bu soruyu köklü bir yaklaşımla ve Milli Güç kapsamıyla cevaplandıralım.

İnsanı belirginleştiren kavramlar içinde öne çıkanların en başında her ne kadar sosyo-kültür ve politika olsa da varılmak istenen noktayı işaret eden insanlık idealinden hareketle duyguların, bilginin ve mantığın inşa ettiği ahlak, vicdan, adalet gibi kavramlar da bu sayılanların içinde yer almalıdır. Örneğin bu noktada, yaşama dönük etkileşimin maddi değeri üzerine ortaya çıkan ekonomi kavramını bile ele aldığımızda, salt sosyal ve politik insandan öte bir konumda, değerleri kendince tarif eden ve tartan, devamında ise kişisel veya bütünleşmiş bir biçimde tercih işaret eden bir yönün öneminden bahsetmekteyiz. Tercihlerin değişkenliği, zaman içinde ve şartların da etkisiyle, bize kişiden kişiye, toplumdan topluma, kurumdan kuruma ve milletten millete farklılıklar olduğunu gösterir.

Yatay ve dikey etkileşim süreçlerinde insanlık bütün bu kavramlarla birlikte bir mimari yapı inşa eder. Bu mimari yapı eğer bir devlet ise işleyişine bakıldığında diğerinden ayrılan taraflarını görmek hiç de zor bir şey değildir. Devlet hiyerarşisinde yönetim erklerinin sıralanış ve akış biçimi, şekilsel olmanın yanı sıra, bahsedilen bütün bu kavramların tezahürü olarak karşılığını bulur. Devletin gücü, işleyişi, adaleti gibi kavramlar bu manzumeden ötürü tasnife tabi tutulur; biri diğerine göre mukayese edilir haldedir.

İnsan hayatında küreselleşmenin getirdiği kolaylıklar kadar, riskler de mevcuttur; ama bütün bunlar kaçınılmaz ve tarif edilebilir cinsten süreçlerin yaşanması gerektiğinin de kabul edilmesi anlamındadır. Zira küreselleşme gereği kültürlerarası farklarla belirginleşmiş sivri uçların törpülemesi söz konusu olmaktadır. Bu etkileşim süreçleri içinde bireyler, topluluklar ve kurumlar kendi iç dinamikleriyle ya basamakları kolay ya da güçlükle geçerler. Törpülenen sivrilikler ortadan bir biçimde kaldırılsa da sonuçta asıl farklı olan kültürel doku hâlâ ortada durmaktadır. Belki korunması veya asıl elde tutulması gereken yer de burasıdır.

Bütün bu kavramlar ve şartlar altında kültürel dokusuyla belirginleşen devlet yapılarının dinamik, kapsayıcı, yapıcı ve dengeli olması gerektiğidir. Değilse devlet aynı anda hem kendini oluşturan bütün öznelerle eleştirilir hem de dışarıdakilerin baskısına maruz kalır. Bu hususta akıldan çıkarılmaması gereken en hâkim düşünce ise liderlik kavramını özümsemekten geçer. Liderlik, kültürel esaslı olduğu kadar, dünyanın her türlü gelişimine ve etkileşimine dayalı bir yönetimi sergilemekle olur. Burada unutulmaması gereken nokta, dünyada insanların doğal olarak çok yönlü ve büyük bir mücadele sergilediğidir. Her şey kıyasıya bir rekabet içinde gerçekleşir. Buna “güç mücadelesi” denir ise devletler kendisini oluşturan milletini, ülkesinin değerlerini ve somut olarak bütün kaynaklarını hem korumak hem de geliştirmek durumundadır. Burada gösterilecek eksiklik, insanlığın bu noktada ulaştığı seviyeden geri kalmasına sebeptir. Bu geri kalmanın maliyeti fazla olur; döner bütün etkileşim süreçlerinin içine işler ve kurulmuş dengeleri bozar. Liderlik bu nedenle önemlidir, öngörülü olmayı gerektirir. Aynı zamanda liderlik, tüm kapasiteyi devrede tutabilmekle ilgili bir maharetin de tarifidir. Üstün lider, ülkedekilerin yanı sıra, dışarıda var olan kapasiteyi de elde edecek köprüleri ustalıkla kurar, yeni yollar açıp bunları gelişmek için işletir. Ancak bunlar yapılırken insanlık ideali bağlamından çıkılmaması esastır.

Yukarıdaki soyut açıklamalarımı belli bir yeri hedefleyerek ve kasıtlı biçimde değil, tamamen olması gerektiği düşüncelerle yaptım. Elbette bu ifadelerim ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Suudi Arabistan, İsrail, Suriye, Yemen, vs. ile ilgili bir okuma içinde ele alınabilir, benzer biçimde ülkemiz için de değerlendirilir.

Öyleyse, anlayışlı ve olgun olmanın, geniş düşünmenin, halen bilinen ve fırsatla ortaya çıkabilecek rakiplerin oyuncağı olmamanın şartları açıktır. Bunu bilerek ciddi bir tutum sergilenmelidir. Neden? Çünkü bugün dünya yeniden gerilmektedir. Nasıl XIX. Asrın sonlarında dünya gerildi ve peşi sıra savaşlara ve yıkımlara sahne oldu ise bugünlerde benzeri bir sürece daha girilmiş durumdadır. Zamanı ve şekli bilinmez ama durum ürkütücüdür. İnsanlık bir kez daha sınav verecektir. Başka bir yaklaşımla bu duruma, zayıf olanların medeniyet yarışından elenmesi, gözüyle bakılabilir. Her ne ise ayakta kalmak, hatta hâkim olarak ve kazançlı çıkarak sınavdan geçmek şarttır; aksi halde hayatta kalmaya kast eden bu durum insanın varlık sebebiyle çelişir.

Bütün birikimiyle yukarıda işaret edilen kavramlar ve süreçler bağlamında bu ülkenin, her bir ferdinden devletin en üst noktasındakilere kadar, şirket sahiplerinden işçilerine kadar, STK temsilcilerinden muhalefete kadar, her alanda, politikada, sosyal hayatta, adalette, ekonomide, savunmada, bilim ve teknolojide, asla kolaycılığa kaçmadan ve tamamıyla köklü düşüncelerle ve ciddiyetle hareket etmesi şarttır. Güvenilir, samimi ve ciddi olmak önemlidir. İçinde bulundukları konuma göre bazıları salt ekonomi gözlüğü takıyor, bazıları ise ideoloji; bazıları demokrasi gözlüğü takıyor, bazıları ise moda; bazıları strateji diyor bazıları ise taktik; dünya hali bu! Doğal şartlarda farklı önceliklerin varlığı normaldir ama hepsinin üstünden bakıp birleştirmek de gerekmektedir. Birleşmek, bütünleşmek ve sahip olunan değerleri kullanışlı yapmak, hatta dışarıdaki değerleri elde etmenin yolunu bulmak gerekir. Unutulmamalıdır; bütün bunlar bir araya geldiğinde bir güç unsuru haline dönüşür. Zor, ama doğada zoru başarma yeteneği olanlar üste çıkıyorlar, bu da unutulmaması gereken bir gerçektir. Güçlü olmak şarttır.

Eğer bir ülkenin gücünden bahsediliyorsa biz buna Milli Güç diyoruz. Milli Güç unsurları nelerdir? Sosyo-kültürel yapı, politika, coğrafya, ekonomi, askeri, bilim ve teknoloji, ulaştırma ve haberleşme, ama nihayetinde insan yapısıdır. İnsana sadece bir kalabalık olarak bakmamak gerekir. Dolayısıyla her birimiz için bir ödev var; daha da güçlü olmak! Bölmek, yıpratmak, sulandırmak, çürütmek, bozmak, yıkmak, yavaşlatmak, karıştırmak, anlayış göstermemek, engellemek, vs. olmamalıdır. Unutmayalım, her ülkenin Milli Gücü var. Dünyada bundan başka güçler de var: Küresel ve anonim olanlar; bazıları doğal, bazıları konjonktürel. Her biri, tarihten getirdiklerinin ötesinde, diğerinin gücünü istismarla güçlenmenin peşindeler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Tarihten Alınan Ders

DİĞER YAZI

ABD’nin İran’a Yönelik Kaotik Savaşı

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını