ortadogu-diplomasisi
Ortadoğu Diplomasisi

Ortadoğu Diplomasisi

575 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Donald Trump’ın Başkan seçilmesinden bu yana Ortadoğu’da oyun şöyle oynanıyor: Hedefi sıkıştır, ama diplomatik yaklaş, sonra silah sat. Bu oyuna bir ad verelim: Silah piyasası diplomasisi. Katar ve Suudi Arabistan’a verilen milyar dolarlarla açıklanan silah sistemlerinin bize öğrettiği böyle bir şey oldu.

Körfez’de ardı sıra gelen olayları hatırlayalım. Önce Trump Suudi Arabistan’a ziyaret gerçekleştirdi. Başkan Trump ve Kral Selman 110 milyar dolar tutarında tarihin en büyük silah anlaşmasını imzaladılar. Anlaşma içeriğinde dikkat çeken başlık F15 savaş uçakları oldu. Bu kapsamda 84 yeni F15 SA verilecek ve mevcut 70 F15 modernize edilecek şeklinde bilgiler alındı. Ayrıca pakette 150 adet Black Hawk helikopterleri var.

Şuna dikkat çekmekte yarar var, uçak gemilerindekiler hariç Körfez’de Amerika’nın Suudilerinki kadar uçağı konuşlu durumdadır. Irak’takilerin geri intikali bir yana bırakılırsa, bölgedeki bu silahlanma Körfez Savaşı’ndan bu yana devam etmektedir.

Yapılan silah anlaşmasının hemen ardından Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu ülkeler Katar’la ekonomik ve diplomatik ilişkilerini kestiler. Katar’a yaptırım kararı aldılar. Donald Trump geçen haftalarda Katar’ı terörizmin “üst düzey sponsoru” olarak niteledi. Katar’ı terörü destekleyen ülke olarak işaret edenlerin başında da Suudi Arabistan Kralı Selman vardı. Bilindiği gibi Katar’da halen 11 bin askerden oluşan Amerikan üssü bulunmaktadır ve temelde Ortadoğu, Batı Hint Okyanusu, Basra Körfezi, Doğu Akdeniz bölgelerinde güvenlik faaliyetini sürdürmektedir.

Herkes Ortadoğu’da işler kızışıyor derken Amerika bu kez Katar ile bir silah anlaşması imzaladı. 15 milyar dolarlık 72 F15 uçağı satış anlaşmasını ABD Savunma Bakanı Jim Mattis ve Katar Savunma Bakanı Halid es Attiyah imzaladılar.

Tekrar Suudilere dönelim. Suudi Arabistan Kralı Selman ülkesinde bir geleneğe son verdi. Kararnameyle, Suudi Arabistan Kralı’nın seçimini öngören Anayasa’nın 50’nci maddesinde değişiklik yaptı. Kral Selman, Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’in yerine oğlu Muhammed bin Selman’ı getirdi. Prens Muhammed bin Nayif Başbakan ve İçişleri Bakanlığı görevinden de alındı. Nayif’in yerine Kral Selman’ın oğlu İkinci Veliaht Prens Muhammed bin Selman getirildi. Kral Selman’ın 31 yaşındaki Savunma Bakanı Muhammed bin Selman Birinci Veliaht ve Başbakan oldu. Muhammed bir Selman’ın Savunma Bakanlığı görevi de devam edecek. Böylelikle genç Başbakan ve Savunma Bakanı Suudi Arabistan’da musluğun başına geçmiş oldu. Muhammed bin Selman Trump ile imzalanan silah sistemleri anlaşmasını bir süredir hazırlayan kişiydi. Yeni Veliaht Prens aynı zamanda Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Aramco’nun 2016’da kısmen özelleştirilmesini ve enerji yasalarında birtakım değişiklikler yapılmasını teklif etmişti. Bunun sonucu olarak Suudi petrol devi Aramco’nun CEO’su Amin Nasser, 11 Amerikan şirketiyle 50 milyar dolarlık anlaşmalar imzalanacağını söyledi. Veliaht Prens Ortadoğu’da Amerika’nın en güvendiği liderler arasında görülüyor.

Hatırlanacağı üzere Trump’ın seçim kampanyasına 200 emekli general eşlik etmişti. Başkan oldu ve kabinesine önemli mevkiler için eski askerleri atadı. Hatırlanacağı gibi anayasa suçu işlendiği gerekçesiyle Trump hakkında azil süreçleri başlatılmıştı. Bunun şöyle bir anlamı olabilir: Trump istese de istemese de kendini koruyacak güçlü lobilerin her dediğini yapacak durumda. Eğer bu lobiler silahtan ve savaştan söz eden güçler ise dünyada gelecekte daha da sıcak günler yaşanacak anlamı rahatlıkla çıkartılabilir.

Nedir bu F15 konusu? Amerika daha modern F22 ve F35’leri kullanmaya başladı. Elindeki F15’lere pazar bulunması gerekiyor. F15’ler Boeing firmasının ürünü. Bu satışların bir plan ile yapılması söz konusu. Önce alıcı olması gerekir, değil mi? Dolayısıyla iki coğrafya bu konuya uygun düşüyor; ilki Ortadoğu, ikincisi ise Pasifik, özellikle Güney Çin Denizi’ndeki Amerikan yanlısı ülkeler.

Boeing’i daha çok ticari uçak üretimi ile tanıyoruz. Katar Havayolları filosunda 93 Boeing yolcu var. Airbus sayısı bundan biraz fazla. Bu kriz olunca Katar yönetimi American Airways hisselerini satın almaya başladı. American Airways üzerinden ambargoyu delebilecekler. Ama diğer taraftan bu şirketi de kalkındırmış olacaklar. Para ve uçak üzerinden bir iş dönüyor ve başka bölgelerde görülmediği kadar işin içinde uçak şirketleri var. Örneğin Katar’ın veya BAE’nin nüfusu ne ki bütün dünyayı uçurmakla ilgili bir görevi üsleniyorlar. Emirates’in 167 Boeing’i uçuyor. Bu hizmeti Amerika yapamıyor mu da minik Körfez ülkeleri küresel bir misyonla iş görüyor? Yoksa Airbus ve Boeing firmalarını fonlayarak başka bir diplomasi ve çıkar sistemi mi sürdürülüyor?

Gelelim Türkiye’ye… En son olarak ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’a gönderdiği mektupta, terör örgütü YPG’ye verilen malzeme ve teçhizata ilişkin bilgi verdi. Mattis mektupta, sağlanan bütün teçhizatın fotoğraflı kanıt ve görsel envanterinin tutulduğunu, terör örgütü IŞİD’in bertaraf edilmesinden sonra silahların geri alınacağını belirtti. Hatırlanacağı üzere her iki Bakan Mayıs 2017’de Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyaretinde birlikte görüşme yapmışlardı. Görüşmelerde asıl konunun Rakka Operasyonu ve YPG olduğu açıklanmıştı. Türkiye ile ABD arasında PYD/YPG’den başka önemli bir diğer sorun da Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusudur.

Yakın zaman sonra Barzani bağımsız bir Kürdistan devleti için referandum yapacak. Türkiye Ortadoğu’daki dengeleri gözetecek bazı çok yönlü politikaları izliyor. Bir yandan ABD ile müşterek politikaları sürdürürken diğer yandan Rusya ile işbirliği gerçekleştiriyor. Birkaç gün önce duyurulduğu gibi, Türkiye, Rusya ile Suriye-İdlip’te birlikte faaliyet yürütecekler. Astana barış görüşmelerini İran da dahil olduğu gibi devam etmekteler. Türkiye’nin Rusya ile daha sıcak ilişkiler kurmasını Amerika pek istemiyor. Bölgesel politikanın yanı sıra silahlanma bakımından Rusya’ya Çin’i de eklemekte yarar olabilir.

Başka bir olayı daha hatırlayalım, geçtiğimiz günlerde ABD uçağı Suriye hava sahasında Suriye’ye ait savaş uçağını düşürdü. Bunun üzerine Rusya, Amerika’dan bir açıklama yapılmasını talep etti. Rusya, Suriyelilere sattığı bir uçağın, hem Suriye hava savunmasından da sorumluyken, kendilerine bilgi verilmeksizin düşürülmesini kabul etmedi. Amerika ile Suriye hava sahası uçuşları için aralarında açtıkları haberleşme sistemlerini Ruslar bu olay üzerine kapattılar. Bunun kime göz dağı verildiğini açıkça anlamak istiyor. Demek ki bölgede tırmanma her boyutta devam etmektedir.

Türkiye gündemde tuttuğu Katar’a askeri üs açma konusunu Körfez’deki son gelişmelere bakarak hızlandırdı. Katar’daki Türk askeri üssünü hizmete sokacak intikaller başladı. Konunun Körfez’deki gelişmelerle ilgisi Bayram öncesinde ortaya çıktı, Katar’ı ablukaya alan Arap ülkeleri aracı Kuveyt’in eline yazıp verdiği yaptırım listesine Türk askeri üssünün kapatılması maddesini de ekledi.

Katar’a verilen 13 maddeden biri Türkiye’nin Katar’daki askeri üssünün kapatılmasıdır. Arap ülkelerinin taleplerinin başında İran ile ilişkilerini azalması yer alıyor. Katar’dan terörist, ideolojik ve mezhepsel örgütlerle ilişkilerini kesmesi isteniyor. Müslüman kardeşler, IŞİD, El Kaide, Hizbullah ve Fetih el Şam bu örgütler arasında sıralanıyor. Katar’dan topraklarındaki bütün teröristleri teslim etmesi talep ediliyor. Dört ülke Katar’dan içişlerine ve dış politikalarına karışmamasını istiyor. Bir başka talep ise Doha’nın dört ülkenin vatandaşlarına Katar vatandaşlığı yermeye son vermesi. El Cezire televizyonunun kapatılması da talepler arasında bulunuyor. Katar’dan tazminat da talep ediliyor. Dört ülke, Doha’nın politikaları nedeniyle son yıllarda uğradıkları zararın karşılanmasını istiyor. Talepler üzerinde anlaşma sağlanırsa uygulanıp uygulanmadığı 10 yıl boyunca izlenecek. İlk yıl her ay, ikinci yıl üç ayda bir, sonraki dönemde yıllık olarak değerlendirilecek.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Birileri bu süreçte bir Türk-Arap husumeti yaratmaya çalışıyor,” ifadesini kullandı. Acaba kimi kastetti? Kalın şöyle dedi: “Bu (kriz) ne kadar sürer bilemiyorum. Fakat şu anda Katar’la ilgili gündeme getirilen bu iddiaların somut verilere dayanmadığı konusunda genel bir kanaat oluşmuş durumda. Amerika’nın, Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin tavrı da bu yönde oldu, Fransa’nın, İngiltere’nin açıklamalarına baktığınızda. Bundan sonra BAE ve Suudi Arabistan daha fazla pres yapmak için Katar’a yönelik yeni şeylere yeltenirler mi, bilemiyorum. Umarım böyle bir yola tevessül etmezler. Ama bu kriz aşılır. Türk-Arap, Türk-Suud, Türk-Katar ilişkileri bakidir.”

Türk-ABD arasında sorunlu konular bir hayli ciddi ve yine öndeki isim Mattis olunca akla şu soru gelmiyor değil: Acaba Mattis Türkiye’ye de F15 vermeyi teklif edecek? Amerika, Katar ile çıkarılacak doğal gazın satışını projelendirebilir veya Aramco’dan hisse senedi alarak petrol fiyatlarında daha fazla söz sahibi olabilir. Ama Türkiye’den ne alabilir ki?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Politik Çözüm

DİĞER YAZI

ABD-Rusya Gerilimi ve Türkiye

Politika 'ın son yazıları