Politika ve Güvenlik

Okuyucu

Bir süredir devlet, belediye, politika ve medya bir bütün halinde tartışılıyor. Esasen Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili ve anayasal sistemimiz çerçevesindeki bir konuyu tartışmaktayız. Konu çok temel: Bir yandan vatandaş ve anayasa, diğer yandan refah ve güvenlik ihtiyacı. Konu önemlidir, böyle bir konuda vatandaş politikaya partiler üstü bakmaktadır. Anayasa metni vatandaşı, devlet yetkililerini, merkezi ve yerel yöneticileri, gerçek ve tüzel kişileri, herkesi bağlar, hatta eşit haklarla koruma altına alır. Anayasa partiler üstüdür ve uyulması zaruri bir hukuki anlaşma metnidir.

Öte yandan terör belası temel tartışma alanlarından, zaaflardan ve kırık faylardan beslenir. Yöntem belli: Teröristin beklediği ölçüde bölücü yaklaşımlar toplumda tartışılmıyor ise silahlı ve silahsız propaganda ile kendine uygun zemini oluşturmaya gayret eder. Bir süredir yaşanan olaylara bakılırsa, öyle görünüyor ki, PKK/KCK ve onların uzantısı politikacılar kenara çekilip seviniyorlardır. İzliyorsunuzdur, örneğin terörist Mustafa Karasu gibilerin beyanları gayet dikkat çekici görünmektedir. 

Baştan başlayarak açıklayalım. Devlette yasalar, çeşitli kurumsal yapılar ve bunların çabalarını belirginleştiren disiplinler var. Örneğin Belediyeler kanunu, Belediyeler, Bakanlıklar, Emniyet Teşkilatı, Mahkemeler var. Disiplin olarak ise kastettiğim istihbarat, ekonomi, hukuk, vs. alanlar. Yerel veya genel seçimlerde seçmen (oy verme hakkı ve yükümlülüğü olan vatandaş), aday olanı veya aday gösterileni seçerken, o politikacının yasaları, kurumların işleyişini ve disiplinleri, örneğin istihbarat ve adalet arasındaki bağı bilip bilmediğine bakmaz. Seçilen ise nasıl olsa çalışanlar konuları ve işleyişleri bilir, ben sadece karar veririm diye düşünür. Peki, seçilenin önüne karar verilmesine dair bir seçenek sunulmazsa ne olacak? Veya seçilen bilerek yanlış yaparsa ve bunu demokrasi adına yaptığını iddia ederse ne olacak? Seçilen sonuçta politikacıdır ve politika bir yükümlülüktür; istismar için gücü ele alma imkânı değildir. Seçilen politikayı kime ve neye yapar? Vatandaşların tümü adına refaha ve güvenliğe dair hizmet etmek için adaydır, seçilir ise süresi içinde canla başla görevini yapmak zorundadır. Yasalar, parti, adaylık, seçim, politika, hizmet, görev, gibi tüm faaliyetler “ileri demokrasilerde” iyi işleyen bir mekanizmadır, kötü ise buna “eksik demokrasi” denir.

Demokrasilerde seçilen politikacı yükümlülük altına girmiştir; liderliği, yöneticiliği yasalar çerçevesinde yapmak zorundadır. Eğer sorun oluyor ise demokrasimiz merkezden yönetim ve yerel yönetim konularını çözmek zorundadır. Bu yönde yakın dönemde önemli bir eksik gördük, hatırlayalım: Güneydoğu’daki 6-8 Ekim 2014 kalkışmasına kadar giden süreçte yerel yönetimlerin terör örgütünün şehir uzantısı gibi çalışması, buna devletin uzunca süre demokrasiyi temin ve tesis etmek adına engel olamaması, anayasa ve hukuk açısından müsamahalı davranış göstermesi kritik edilen bir bahistir. Ne zaman ki bir kalkışma oldu, o zamandan sonra ilgili parti (halen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeri vardır), bu partinin başkanı ve başka yöneticiler hakkında suç işlendiği nedenle davalar açıldı, peşinden bazı belediyelere kayyum atandı, yereldeki hizmetlerin aksamaması için merkezi yönetim sorunları kendi üstlendi. Bu örnek bize tam da işaret ettiğim konuyu göstermektedir: Demokrasiden teröre evrilen bir politikanın istismarı! 

2004 yılında bir büyük ilimizde seçilen bölücü terörün uzantısı bir belediye başkanına bazı bürokratlar “senin elini sıkmayız” dediler. Ancak dönemin mülki amiri, “olmaz öyle şey, seçilmiş kişidir, herkes gidip elini sıkacak” dedi. Garnizon komutanı dahil bazı bürokratlar valinin idealist-demokrat yaklaşımını kabul ettiler. Sonuçta yükümlülük ile idealizm karşı karşıyaydı, ama bunu az kişi görebildi. Bu tür konular vardır, esasen çelişkili halleri içerir. Zaman gelir birey “hangisi acaba” der. Ama bireysel görüş başkadır, devlet işinde seçenek değil, yasa vardır.

Sonra faturayı Türkiye 2014 kalkışmasıyla yaşadı. Şehitler verildi, kentler yağmalandı, maddi ve manevi hasar çok fazlaydı. Sonradan mahalleler, beldeler yeniden inşa edilmek zorundaydı, bütçeden çok masraf yapıldı… Ama önemlisi milletin hafızasındaki tarihi çizgisinde bir derin yara oluştu. Terörizme müzahir belediye bahsinde görüldüğü kadarıyla kayıp zaman tam 10 yıldır. 

Başka bir örnek vereceğim. Üniversite imkanları, öğrenci seçme ve yerleştirme, daha sonra akademik formasyon her hakkı olan vatandaş için eşitlikle ve adaletle olan konular mı? FETÖ’den öğrendik ki adam kayırma, adaletsizlik ve kadrolaşma hat safhadaymış!.. Sonra olanlar malumdur. Peki, örnek bu ya, PKK/KCK tehdidi yönüyle aynı konuya yeterince inceleyen var mıdır? Ya uzunca süredir sinsi bir plan devredeyse ne olacak? Devlet, güvenlik ve adalet işlevini her yönüyle ciddiye alır. Güvenlik millidir, adalet tecelli ettiğinde ise ilgili evrakın başlangıcında Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adına yazmaktadır.

Devleti zaafa sürükleyecek bir politik anlayış asla kabul edilemez. Partiler ve içindeki her bir politikacı devleti, belediyeyi, özel şirketi, güvenliği, hukuku, vb. konuları bilmek zorundalar. Askerlik, vergi ve oy vermek gibi temel mükellefiyetleri olan vatandaş, karşılığında hakkı olan refahı ve güvenliği politikacılardan ister. Terör tam bir tehdittir, Türkiye’de bölücüdür, anayasada değişiklik istemekte ve burada özerklik bahsinin yer almasını talep etmektedir, 2005’te Kandil’de KCK ile bu hedefler ortaya konmuş ve teröristler ile ona destek verenler planlandığı şekilde yollarında ilerlemek istemektedirler, bunun fazla da tartışılacak bir yanı yoktur. Ancak günlük hayatta yasaların gereğini ve prosedürleri tatbik etmemek, kurumların çalışanlarının üzerlerine düşenleri yapmamaları, benim önüme gelene ait karar veririm, ben nereden bileceğim, türü anlayışlar var ise bu türden zaafa neden olan politikacılar asla kabul edilemez. Terörizm tehdidi bir politika oyununa dönüştürülemez veya tersine, politikacı terörden beslenemez ve anayasal özerklik peşinde koşmak suretiyle ülkeyi bölmek isteyenlerden medet umamaz. Yine eksik demokrasilerin başka bir konusu olan popülizme kaymaya temayülü varsa, bu da kabul edilemez. Demokrasinin ve devlet işleyiş mekanizmasının bu önemli meseleyi anayasal olarak tespit etmesi zaruridir. Kural şudur: Taviz tavizleri doğurur!

Belediyelerde güvenlik ile ilgili konuyu, büyük resme bakarak irdelediğimizde yanlışlar görülebilir. Öyle yapalım, odağımızı yukarıdan bakacak şekilde ayarlayalım, kısır tartışma yapmayalım. Böyle durumlarda birlik ve beraberlik en önemli güçtür. Hatta medyadaki bazı kısır tartışmalara bakarak bir şey daha söylenebilir; dikkat edelim. Dördüncü erk kabul edilen medya demokrasiyi güçlendirmek içindir. Belli alanlarda hukuk sorunu, popülizm ve istismar var ise tamir edelim. Hatta başkalarını da sevindirmemek gerekir; zira dünyada büyük bir rekabet söz konusuyken, birlik ve beraberlik içinde ileri projelere odaklanılmalıdır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

2021’de Politika ve Savunma

DİĞER YAZI

2021 Yılı Değerlendirmesi

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa