Suriye’de Zamana Oynamak

Politika

Asıl soru, Türkiye’nin Suriye’de zamana oynama şansının olup olmadığıdır. Bilindiği gibi Türkiye dışında hemen her ülke veya güç Suriye’de zaman oynuyor. Sonuçta Türkiye yalnızdır ve kendi politikalarına göre adımını atacaktır. Neden mi?

Stratejik bağlamda zaman faktörü çok önemlidir. Zamanlamayı belirginleştiremeyenlerin stratejisi yanlıştır veya eksiktir.

Başta ev sahibi Esad zaman oynuyor. Halkı ölmüş, göz etmiş, umurunda değil. Kendini kurtarmanın mümkün olmadığını da biliyor. Ama yine de ayakta kalmayı bir biçimde sürdürmenin peşinde.

ABD dünyanın öbür yakasından geldi Ortadoğu’ya çöktü. Suriye’de neredeyse birkaç Amerikalı asker kaybederek 2-3 Lübnan büyüklüğünde bir coğrafyayı kontrol eder oldu. Halen Suriye’de bir meşruiyeti olmadığı halde maliyeti düşük bu istiladan memnun. İşler uzadıkça amacı gerçekleşecek. Onun stratejisi tam da kitapta yazdığı şekilde doğru, ister beğenin ister beğenmeyin.

Donald Trump dün, “Afganistan Savaşı’nı bitiririm ama 10 milyon Afgan’ı öldürmek istemiyorum,” demesi bana çok şey anlatıyor. Ya size? Manidar değil mi? Amerikan aklı bu şekildedir. On milyon Afganlının hayatını bağışladığı için Trump’a sonsuz şükranlarımı sunarım! Hatta Suriye’deki milyonlarca masumu da gözettiği için müteşekkirim! Anlatabildim mi?

İsrail de ABD ile aynı durumda. Yarım asırdır uğraşıyor, uluslararası kurumları hiçe sayıyor, kendi bildiği yolda gidiyor. Coğrafyasını genişletmenin meşakkatli olduğunu biliyor. Çok acele ederse zorlanacağının da farkında. Salt kuvvet kullanarak değil, sırtını ABD ve Avrupa’ya dayayarak, diplomasiyi, teknolojiyi ve ekonomiyi de planlayarak yürüdüğü için başarılı oluyor. Son olarak Suriye’den Golan Tepeleri kopardı, zamanlaması tam da olması gereken şekildeydi. Bir süre sonra Filistin için de adım atacak ve Yüzyılın Anlaşmasını gerçekleştirmek için şimdiden baskısını sürdürüyor, ABD ile birlikte ortamı düzenliyor. Suriye paramparça olsun, radikaller istediğini yapsın, “Bu hem İslam’ın hem de Arapların sorunu,” diyorlar.

Rusya belli değil mi? Kuzeyden sıcak denize kadar inmiş, hem şu an Esad’ın davetinden dolayı meşruiyeti söz konusuyken! Esad rejiminin olabildiğince sürmesi için gerektiğinde kuvvet kullanıyor. Rusya, ABD’nin IŞİD’i işaret ettiği gibi, radikaller deyip kendi alanında işine bakıyor. Göçle, halkla, barışın hemen gelmesiyle o kadar ilgili değil. “Doğu Akdeniz kıyısındaki Lazkiye bölgesi benim olsun, gerisini boş ver,” diyor.

İran temelde İsrail’e karşı durmakla ilgili bir politika yürütüyor. Ama Şii yayılmacılığını da gizlemiyor. Milisleriyle Esad’ın yanında duruyor, gerekirse durumu provoke edici davranışlar gösteriyor. Bu milisler bir örgüt gibi, Esad’dan ihale alıp iş yapıyor ve para kazanıyor. İşinin bitmesini ister mi? İran, İsrail konusunda haksız değil: İsrail yayılmacılık yapacak ama başka bir bölge ülkesi değil güçlenmek, onun adına kabuğuna çekilecek ve hatta parçalanacak! Bu olur mu? Dengelerin üzerine oynayanlar kendi çıkarını buna göre düzenliyor. Üstelik İran da petrolünü Doğu Akdeniz’e boru hatlarıyla çıkarmanın peşinde; Irak tamam, sıra Suriye’de.

Avrupa’yı, Çin’i veya diğerlerini sayabilirim. Suudi Arabistan’ı da anlatabilirim. Ama hesaplar şöyle: Çatışma ve çıkar orada, maliyeti düşük işlerle de orada, ben ne kazanabilirim? Hesap bu!

Şu PKK terör örgütüne bakın! 2005 yılında KCK (Kürdistan Toplulukları Birliği) çerçevesinde, zaman içinde Irak’ta kurulan bir özerk bölge sonrasında, şimdiki adımda Suriye’de özerk bir yönetim elde etmenin peşindeler. Kaybedecekleri var mı? nasıl olsa başkaları onların adına zamanı da gözeterek gereken planlamayı yapıp, desteğini getiriyor. Bütçe ayırıp eğit-donat, politik ve ekonomik destek, vs. her şeyi getiriyorlar. Üstelik taşeron ve suç şebekesi bir teröristin geçim kaynağı da bellidir.

Hiç adını edilmeyen, menşei kimler olursa olsun, paralı askerlerin de bu işten para kazandığını, Suriye sorununun devam etmesinden yana olduklarını unutmayalım.

Evet! Bir tek, yüzlerce km sınıra sahip, 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacıya bakan, terörden etkilenmiş, üstelik ABD, Avrupa, İsrail ve Körfez Ülkeleri’nin bir olup koalisyonla terörüstü dönüştürüp bir uydu devletçik kurma girişimi planının işletildiği bir noktada, Türkiye acele etmek zorunda gibi görülüyor. Bu krizde zamana oynama lüksü olmayan tek ülke Türkiye’dir.

İşte bugünlerde alevlenen İdlib konusu. Esen Rusya’nın da desteğiyle masum insanların üzerine varil bombası atıp insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Bugünkü görüntüler açık, Hama bölgesindeki masum siviller güvenli bölge Türk sınırına yakın yerlere göçe başladılar. Hal böyleyken Türkiye ayak sürüyebilir mi?

Konuya son değerlendirmelerle başka pencereden bakalım. Foreign Policy son sayısında, “Erdoğan, Washington’u parmağında oynatıyor,” başlıklı, Suriye, Güvenli Bölge ve Türkiye-ABD ilişkileri üzerine yoğunlaşan bir makale yayınladı. (Erdogan Plays Washington like a Fiddle, 15/08, FP.)

Makaleyi okuyanlar şunu çıkaracaklardır: Türkiye ABD’den bir şeyler koparmak için Suriye’de mutabakata gitti. Ama ABD’ye zerre inanmıyor. Türkiye ABD ile pazarlık ve blöf yapıyor. Diğer taraftan ABD de Türkiye’nin kendi başına operasyon planı içinde olduğunu anladı. (ABD de bu haklı operasyona “işgal” diyor, ama kelimeyi, “içeriye girmek” veya “ele geçirmek” anlamında kullanıldığını düşünüyorum.)

Bu saptamalarda önemli bir yanlış var. Türkiye’nin Amerikalılar veya diğerleri kadar zamanı yok ki! Üstelik bir süredir ABD’nin kuzey Suriye’de olmasından Türkiye hiç de memnun değil, bunu açıkça ifade ediyor, Astana ve Soçi’de dile getiriyor.

Sonuç olarak şunu düşündüğümü söylemeliyim, Türkiye’nin Suriye bütününe bakarak ve son stratejisini dünyaya büyük bir kampanya ile tekrar açıklamalıdır. Böyle bir stratejinin, Türkiye’nin ABD olmadan Fırat’ın doğusuna girmesi ve orada “Barış Koridoru” oluşturmak olduğu açıktır. Eğer burada bir zorlanma söz konusu olursa, geçtiğimiz yılda Astana ve Soçi ile karar verildiği üzere, birlikte Rusya ve İran ile acil önlemler alınmalıdır. Bu aşamada karşı tarafların tereddütlerinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çünkü Türkiye (ve kış yaklaşıyor, yeni sığınmacı Suriyeliler için de) zaman önemlidir. Ama anlatmak için birkaç gün yoğun çaba sarf edilebilir. Son defa!..

*****

FP’deki makaleden notları okumak isteyenler için aşağıya koyuyorum:

(Not: Türkçeden İngilizceye makine çevirisidir. FP’den doğrudan alıntı değildir.)

“Analistler, politika üreticiler ve gazeteciler, ABD’nin başına gelmek üzere olan felakete ilgili kaygılılar ve bu yüzden Washington’da her şey ‘kırmızı alarm’ durumunda. Birçok kişi Türkiye’nin kuzey Suriye’yi işgal edeceğine inandı. Washington Post‘a göre, Trump yönetimi, felaketi uzaklaştırmak için ‘son bir hamle’ gerçekleştirdi. TSK, Suriye sınırını geçmek üzereydi ancak daha sonra hiçbir şey olmadı. (…) Türkiye’nin harekâtını ABD’nin politikalarının engellemiş olabileceği büyük olasılık. Zira ortada Türk ve Amerikalı yetkililer arasında yapılan anlaşma var. Fakat Ankara’daki yetkililer muzaffer şekilde Washington’un Türkiye’nin görüşlerine yaklaştığını söylüyorlar. Erdoğan’ın harekât tehdidinin pazarlık taktiği olduğunu düşünenlerin az olması oldukça tuhaf. (…) Türkiye Cumhurbaşkanı Washington’u çok iyi anlıyor. ABD-Türkiye stratejik ortaklığını yok etmek için Washington’da araya girecekler olabileceğini biliyor. (Benim anladığım, bu son cümlede kastedilen Yahudi Lobisidir.)Erdoğan, ortaklığın bittiğini biliyor ve bunu bilmeyen Amerikalılardan yararlanmaktan hayli mutlu. (…) Türklerin, Suriye’ye yönelik bir harekât yapacağına inanmak garip değil. Erdoğan, 2018 Ocak ayından beri Türk ordusuna Suriye’ye girme emrini vereceğine dair sekiz kez tehditte bulundu ve Erdoğan genelde dediğini yapar. YPG ve PKK gibi güçlü sebepleri de var. (…) Ancak objektif analizler, Türk tehditlerinin Washington’dan ödünler koparmak için tasarlanan blöfler olduğu gösteren güçlü nedenler ortaya koyuyor. (…) ABD’nin kuzey Suriye’deki varlığı Türklerin işine yararken, Türkler böyle davranmamayı tercih ediyor. ABD’nin Suriye’de bulunması Erdoğan için kazanç. (…) ABD dış politikacıları Türkiye’yle ilgili endişeleniyor ama Türkiye’nin, Amerika’nın stratejik ortağı olmadığını ve olmak istemediğini gösteren yeterli kanıt mevcutken tam aksine inanmak istiyorlar. (…) Türkiye’nin, Çin ve Rusya ile büyük rekabette ve İran’a karşı büyük bir öneme sahip olduğu iddia ediliyor. Türkiye’nin, ABD politikalarını zora sokmak için gösterdiği çabanın nedenlerini açıklamaya çalışanlar, yapılanların iç siyasetle ilgili olduğunu, göz ardı edilebileceğini ileri sürüyor.” (…) Türkiye’nin Suriye’ye harekât ile tehditlerinin, yaptırımlarla ilgili tartışmaların arttığı zamana denk geldiğini unutmayın. (…) Bu anlaşmanın olası etkisi, ABD’nin Suriye’de Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu olmasıdır. Bunlar, Türkiye’nin uzun süredir aradığı taahhütlerdi. Bu Erdoğan’ın sıra dışı bir başarısıdır.”

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Hangi Suriye?

Nasıl bir ülkeden bahsediyoruz? Beşar Esad nasıl bir lider? Çok geçmiş tarihlere,
DÖN BAŞA