yukselen-kuresel-populizm
Yükselen Küresel Popülizm

Yükselen Küresel Popülizm

Okuyucu

Günümüzün en önemli tehlikelerden biri olan küresel popülizm konusunu yeterince tartıştık mı? Batı tartışıyor, Türkiye ise tartışma konuları içindeki detaylarda kendi ile ilgili olanlara bakıp tartışıyor. Gelin birlikte konuya bir kez daha ama geniş bir çerçeveden bakalım.

Popülist politikalara bakılırsa kalkınmaya, huzura ve refaha ulaşmak her geçen gün daha da güçleşecek görünüyor. İşsizliğin artması, ücretlerin zayıflaması ve yaşam kalitesinin düşmesi demokrasilerde nasıl yorumlanır? Halkın memnuniyetsizliği ve iktidar oylarının düşmesi. Bu durumda politikacılar ne yaparlar? Eğer iktidarda ise halkın dikkatini başka yerlere çekecek popülist politikalar izlerler; eğer muhalefette ise iktidara çıkacak popülist politikaları gündeme taşırlar.

Birincisine örnek olarak Birleşik Krallık’ta gözlenen Brexit sürecidir. Dönemin Başbakanı iş, ücretler ve yaşam kalitesi düşüklüğündeki somut verileri hesaba katarak Avrupa Birliği konusunu halk oyuna sundu. Halk böylesi bir soruda kendi içselleştirdiği hassasiyetleri düşündü. Sonuçta, “Endişeliyim ve bu nedenle birlikten çıkarsak daha doğru olur,” diye tepki verdi.

İkincisine örnek, söylendiğinde bile popüler olmaya yeten Donald Trump’tır. ABD Başkanlık seçimlerinde, Demokrat Hillary Clinton, Barack Obama’nın da desteğini aldığı halde, “Cumhuriyetçi Trump beklentileri tersyüz etti,” dendi. Sonuçta halk onu seçti.

Küresel çaptaki popülist eğilimler politikacıların yanı sıra elitlerin de halkı yönlendirmekte üstüne düşeni yapamadıkları veya tam tersine bilinçli bir biçimde istismar ettikleri görüntüsü verdi. Bazı noktaları hatırlayalım. Vergi kaçırma ve offshore hesapları konusu halkın aklını olabildiğince karıştırdı. Bu tür paradoksal sinir uçları açıklık alanlarıdır. İşi bilenler bundan istifade edebilirler. Hele popülist yöntemler için işlenmesi kolay konulardır. Politikacılar bu gibi konuları sebep gösterip kendi beceriksizliklerini örtbas edebilirler.

Elitler ise yeni ilginç tartışma konularını ileri sürerek birçok alandaki amaçlarına doğru ilerleme imkanı bulabilirler. İş, güvenlik ve alışılmış yaşam kalıplarını zorlama gibi temel konular hakkındaki mevcut garantiler birden boşa çıkartılabilir, azınlık hareketleri, göçmenlik ve yabancılaşma hakkındaki dengeler değiştirilebilir, bir taraf için eşitlikler tekrar kurdurulabilir ve fırsatlar yeniden düzenlenebilir. Yani oyun masasının tekrar kurulması bu biçimde yaratılabilir.

Bu tür küresel popülist ve fiili gündem maddeleri toplumları bir hayli etkiledi. Bu yetmiyormuş gibi yeni düşmanlıklar da gündeme geldi. Korkular, terör, öfke, güçsüzlük, otorite baskıları hep bu süreçte bir yol bulunarak günlük yaşamın en belirgin konularına dönüştürüldü. Bunu lokal ve bölgesel liderler de yaptı. Hep politikacılar hem de diğer aktörler kendi çıkarlarını öne almaktan geri kalmadan hareket ettiler. Eldeki durumu kendi lehine kullanabilecek en ileriki hamleyi popülist söylemlerle destekleyerek en öne çıkardılar. Bu durum halkı çıkmaza soktu, gerdi, daralttı, çaresiz ve muhtaç kıldı. Hatta unutulması şart olan düşmanlıklar için bile açık hale getirdi.

Bugün bu sebepleri küreselleştiren ve bunları birer fırsat olarak öncelikli kılan popülist yaklaşımlar, istendiğinde halkın iradesine de yansıtıldı. Yapacakları seçimlerde bunlar birer argümanmış gibi gündemde tutuldu. Halk sivri noktalara, aşırı akımların olduğu kanatlara itildi. Bugün milliyetçi (nasyonalist) düşüncelerin tekrar öne çıkması boşa değildir.

ABD’de Müslümanlara kapı kapatmayı söyleyip gerekli oyu alan ve sonra bu söylemi revize eden Trump küresel soru ve cevaplarla nasıl bir tahribata sebep oldu? Benzer biçimde değişik coğrafyalarda bu gibi popülist söylemleri ortaya atarak amaçlarına ulaşanların yarattıkları etkileri de ekleyelim mi? Şu an nasıl küresel “Müslüman karşıtlığı” oldu ise değişik kesimlerce başka tür nefret duyguları da ortaya çıktı. Bütün bunlar küresel ve kültürel bölünmüşlüğün ve yabancılaşmanın açıklamaları haline dönüştü. Savaş mı var, yoksa kazanmanın kaçınılmaz yolu bu mu? Kimin adına bütün bunlar? Halbuki tam tersi yapılmalıydı. Tek bir amaç için, insanlık için!..

Sosyolojik ve psikolojik alanlardan azami desteğin alınması söz konusuyken, bireylerin ve toplumların aklı için bir yandan gerçek açıklanıyorken, diğer yandan düşmanlıkların olmaması gerektiği aşılanmalıydı. Politikalar bu türden seçilmeliydi. Popülizm yolu değil, suhulet ve gerçek samimiyet yolu seçilmeliydi. İnsanlığın zararına sonuç elde etmek değil, yararına olanlar parlatılmalıydı. Tehdit algısı çok hassas biçimde ele alınmalıydı.

Bugün yabancı düşmanlığı en öncelikli konulardan biri olmuştur. Özellikle yaşlı Avrupa tarihi en iyi bu süreci tolere edecekken, bildiği Makyavelist yöntemle, tıpkı Amerika’nın fırsatçı tavrını örnek alarak, olumsuz bir rol üstlendi. Terör konusunu açıklarken bile dili titredi. Bu durum bize başka önemli bir soruyu hatırlattı: Politikacılar ve elitler bunu bilmeyen insanlar mı? Bilakis bilerek ve popülist yaklaşım göstererek bu yolu seçtiler. Vahim olan budur. Peki, tarihsel derinliklerden çağrılan başka bir sebep mi var? Akıllarının içinde belli bir amaç varsa, buna koşut hedefler seçildiyse, hedefleri elde etmek için politik tavrın popülist uygulanması öngörüldüyse, acaba o vakit yabancı düşmanlığı gibi bildik konularla, tıpkı Dünya Savaşları öncesi 1890 ve 1930 yıllarındaki gibi, belli bir ortam mı oluşturulmaya çalışılıyor?

Küreselleşme Çin ve Hindistan’ı öne çıkardı, bu anlaşılıyor. Aşağıdaki görselde belli bir yarış olduğu anlaşılıyordur herhalde. Bu durumda bir savaş var ise belli ülkeler politikalarını buna göre belirleyeceklerdir. Bu açık! O halde gerilme mi söz konusu? Küreselleşme popülist politikaları mı gerektiriyor? Avrupa ve önemli aktörü Almanya küme düşmekten mi korkuyor? Çin yükselirken, aynı zamanda politik düzenlemeyi yaparken, Hindistan ve Rusya ile dünyanın diğer taraflarına düzen mi aşılıyor?

Küreselleşme Tahmin, 2030 (Kaynak: Economist)

Küresel politikalarla bakalım. Türkiye bu arada cephede bir ülke mi? Taraf olması mı isteniyor ve üzerinde gerilmeler mi yaşanıyor? Liderler bundan dolayı mı milliyetçi söylemlerle öne çıkmaya çalışıyorlar? Bu durumda olması isteniyor ve liderler de durumun gereğini mi yapmak zorunda kalıyorlar? FETÖ’yü, PKK’yı veya IŞİD’i aslında kimler kullanıyor? Kim hangi piyonu ileri sürüyor ve bize neyi seçmeye zorluyorlar? Eğer hakim hamleler kendimizden geliyor ise yeterince güvende miyiz?

Her ne amaç güdülüyor olunursa olunsun, bugün dünya dinamikleri interaktif etkileşimle ve dijital kapasiteyle düşmanlıkları korkuyu ister istemez daha kalıcı kılıyor. Örneğin: “Bugün değişik noktalardan odaklanarak Türkiye aleyhine siber taşeronlarca veya inisiyatif alan taraflarca bir kampanya başlatıldı ise buna kim engel olacak? Bu odakların etkinliği ne olacak, tahribatın asıl yeri neresidir? Eğer gündemdeki konuların bir önemi yoksa elde edilen yeni algıdan kim, ne tür medet ummaktadır? Avrupa’dan yöneltilen Türkiye aleyhine bir kampanya mı var? Rusya’dan yöneltilen Türkiye lehine bir kampanya mı var?..” Politikacılar bu soruları doğru cevaplayıp ortaya çıkmalıdır. Değil mi? Usuletle ve suhuletle! Beraberinde düşünürsek, bütün bunlara dayalı daha manipülatif olma yolu seçilir, bu neyi getirir? Bu da mı bilinçli yapılmaktadır?

Halka soralım. Bence bu oyunda en önemli özne bireyler. Bireyler cevaplasınlar: Bir kutuplaşmaya alet olmamak adına çözümünüz var mı? Sosyal medyayı kullanırken özenle neden bir popülist olma yolunu seçiyorsunuz? Eğer oyun tercihleriniz üzerinden geliştiriliyor ise sizin asıl politikanız ve tutumunuz ne olmalıdır? Şimdiki gibi mi?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Zorlama

DİĞER YAZI

CIA ne yapacak?

Politika 'ın son yazıları