Gücün Bileşenleri ve Türkiye

Toplum

Bakıyorum da insanların aklı bir hayli karışık. Sapla samanı karıştırıyor, elmayla armudu birlikte hesaba katıyor. Olmaz!.. Güneş balçıkla sıvanmaz! Öyleyse dünyaya nasıl bakmalıyız? Felsefi bir yazı, ama tartışmaya değer bir konu oldu kanısındayım.

İnsanlık olarak ne durumdayız? Küresel bir çalkantı halindeyiz. Çevre sorunları alabildiğine artış gösterdi, küresel ısınma giderek etkili oluyor. Buna karşılık insanlık bilim ve teknolojide bir hayli ilerledi, bu alanda katlanarak gelişmelere imza atacak. Mars ve ay seyahatlerinde yeni projeler var, yeni maden arama potansiyeli üzerinde büyük bir gayret var. Yapay zekadan tutunuz nesnelerin internetine kadar pek çok konuda gelişme var. Robotlar kendi öğrenme metotlarında bir ileri versiyona geçirildi. Hepsi bu mu? Üretim ve tüketim alışkanlıkları değişiyor. Kentlerde önemli havzalar var, farklı yaşam standartları sunuyor. Varoş kültürü radikalleşiyor. İnsanlar arasındaki çok yönlü makas açılıyor. Paranın önemi başka bir değerleme sistemine kayıyor. Mevcut sistem artık tartışılır görülüyor. Yeni arayışlar var. Buraya insanlık olarak geldik, birilerinin sırtında taşınmadık. Bu değerler ve değişimler bizim, ancak sıkıntılar da bizim. Sıkıntıları hep beraber algılamak ve aşmak zorundayız. O suçlu bu suçlu diyerek başka bir çözüm sunmamız mümkün değil. Mevcut sistemin güç dengeleri böyle bir çözümü rahatlıkla eritir. Beyhude çabalar insana zarar verir.

Mesele ne? Mesele, böylesi kaotik ortamda gücü kontrol etmeyi öğrenenin tercihlerini eleştirmek mi, yoksa daha iyi kontrol edeceğini iddia edenin benzer kabiliyetlere haiz olup olmadığının ölçülebilmesi mi? Meramımı bir örnekle anlatayım: Boeing 747 full yolcu dolu, 40 knot yan rüzgar ve fırtına var, kalan az yakıtla iniş yapılacak. Tek kalan pilotun elinde çok güçlü motorlara hükmeden gaz kolu, minik bir hareketle uçağı ters yüz eden lövye var. Mevcut pilot bu şartları gerçek hayatta ve simülasyonlarda denemiş ve şu an yetki onda… Kabin ekibinden bir görevli o anda çıkıyor, “Ben bu uçağı daha iyi kullanırım,” diyor. Soru şu: O an kabin ekibinden çıkan birinin iddiasını kim, hangi kritere göre ölçecek? Zira şartlar belli, uçak alana yaklaşıyor. Mesele bu.

Güçlü ülkeler bazı şeylerin farkındadır. Örneğin politik alanda “liderlik” ile “lider” arasındaki farkı bilerek, yerinde kullanır. Lider pilot koltuğunda oturandır. Liderlik ise farklıdır. Onu oraya oturtan, görünmese de sistemin içinde var olan unsurların bütünüdür ve bu bütünlük içinde liderin icraatıdır. Güçlü ülkelerde o pilotu eğiten okul, işe alan şirket, belli periyotlarda sörtifiye eden kurum, aynı zamanda her yapılandan hesap soracak geri plandaki güç demek olur. Bu gücü daha da ayrıntılı görelim; uçağın standartlarını yazan bir büyük sistem vardır, kitap açıldığında soruların cevabı o standartlar içinde bulunabilir, telsizin ucunda birileri vardır, sorulara cevap ve hatta talimat verir. Kitaplar öylesine ezberden değil, birikimle yazılmıştır. Bu karşılıklı dil ve bilgi birikimi demektir. Birbirlerini denemişlerdir de, tecrübe demektir. Reflekslere varana dek kontrol edilen bir mekanizma devrededir aslında.

İnsanlık etrafına bakıyor ve böyle bir ortamda liderlerini gözden geçiriyor. Tanımlar şöyle: Plütokrat, kleptokrat, otokratik demokrat ve popülist. Şartlar kaotik ve liderler uçlarda; ama durum bu. Peki liderlik nerede? Liderlik tüm kültürel altyapıyla, bilimsel seviyeyle, beklentilerle, alışkanlıklarla, ideallerle ve neticede geri planda biriken ve ileriye dair soruları cevaplamakla kendini sorumlu gören kapasiteyle anlatılabilen bir yapıdır. Bu yapı politikada toplumun kendi değerlerinin bütünlüğü ile açıklanabilir. Zihniyet, parti, disiplin, deneyim… Bu saydıklarım pek önemli değil gibi duruyor, zira somut değil. Ama Batı’da olduğu gibi söylersek, burjuva derse daha iyi anlarız. Burjuva zengin demek değildir, bahsettiğimiz kapasitedeki güç sahipleridir. Eğer bu geri plandaki yetkin elit güçler ile lider arasında bir pozitif ilinti varsa karşılıklı kazanç ve kayıplar söz konusu edilir.

Ortamın kaotik yapısını incelerken çevresel şartları hesaba katıp bırakmak yeterli mi? Hayır. Kaotik şartların içinde liderin icraatı dahil her şey var. Politik-liderlik yapı (açıklanan yetkin elit güçler), lider dışındaki adaylar (örnekteki kabin ekibinden bir aday), toplum (örnekteki yolcular) bir bütün halinde oradadır ve etkilidir.

Buraya kadar anlattıklarımdan ilk akla gelen kim? ABD Başkanı Donald Trump. Köklü Batı kültürü, burjuva, değerler bütünü, ABD demokrasisinin yapısı, süreçler, dünyadaki etkileşimler, jeopolitik yapı, diğer bütün şartlar ve neticede pilot koltuğunda oturan plütokrat, kleptokrat, otokratik demokrat ve popülist bir Trump. Trump neyi kullanıyor? Bütün güç bileşenlerini. Eğer bu bir uçak ise yukarıda saydıklarımı hatırlayın; küresel liderlik ise politika, hukuk, sosyal yapılar, medya, askeri güç, coğrafya, bilim ve teknoloji, iletişim ve network gücü… Pilot o an kötüyse ve şartlar alabildiğine kötüyse bile o uçak emniyetle iner. Neden? Güç bileşenleri bunu kontrol edebilecek kapasitedir de ondan.

ABD değerlerinden ve liderliğinden, Trump yönetiminden rahatsız olmak başka bir şeydir. Burada bir taraf olarak yazmıyorum. Benim anlatmak istediğin gücün bileşenleri ve sistem bütünlüğü içinde bu konunun nasıl algılanması gerektiği hususudur.

Başka ülkelerde ve coğrafyalarda dinamikler kendine göre düzenlenmiş haldedir. Bu durumda dikkate alınacak noktalar mevcut özelliklerin birbiriyle nasıl ilinti halinde olduğu hususudur. Ancak bu durumda şartlara ve kaotik ortama bağlı bakış açsını incelerken başkalarını etkin faktör olarak hesaba karmak gerekir. Örneğin Türkiye için konuşuyorsanız, örneğin ABD, Avrupa, Rusya veya İsrail etkin faktörler olur. Gelişen dinamikler ve kapasitenin kullanımı bağlamında düşünürsek, gücü kontrol ve kullanma yapısını bu bakımdan ele almak gerekir. Bakış açıları sistemsel olmalıdır.

Günümüzde ideolojik manada bir arayış başladı. İdeoloji sözcüğünün tarihsel ve negatif yüklemelerini bir yere koyalım, düşünce bağlamında inceleyelim; bugün insanlık kapitalizmi, liberalizmi, nasyonel sosyalizmi tartışıyor ve hatta alternizm olarak bilinen, ara bir yöntemi de (orta yolu) hatırlamak gerektiğini işaret edenler var. Benim bu gibi bakış açılarının her birinin, insanlığın gelişmesine koşut olduğunu kabullendiğimi söylemem gerekiyor. Zira bugün daha baskın olan küresel elitler bu gibi gelişmelerin de seyrine etki edecek kapasitedirler. Belli algıların, kabullerin ve hukuki savunma mekanizmalarının hiç de kendiliğinden çıkmadığını düşünenlerdenim. Bunların her biri kaotik ortamın içinden çıkarılacak doğal sonuçlara, yani düzenlemelere esas olacak unsurlardır.

ABD kökenli (aslında Batı kültürünün birleşim merkeziyle diyelim) tartışmada bu “-izm”ler konusunu bugün için şöyle özetleyebilirim. ABD’de (esasen küresel elitler arasında) çok önemli bir tartışmanın sahne bulduğu ve dünyadaki kaotik ortama etkisi olan konu bununla ilgilidir. Nedir bu husus? Gelecekte ABD, küreselci neoliberal mi olmalıdır, nasyonel liberal mi? İç politikadaki tartışma etrafa saçılıyor ve tüm insanlık sanki onların bu sorununa müdahil ediliyor. Sanki atmosferdeki bir siklonun vakumu gibi. Her iki yolun da uygulamada pek çok farklı sonuçları var. Bakın, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve İsrail gibi ülkeler bu tartışmada kendilerine şimdiden bir yer bulmanın arayışı içindeler, yani durumun bütünüyle farkındalar. Çin ve Hindistan bu tartışmanın etkisi altında gelişiyorlar, kısmen farkındalar. Kafa karışıklığı yaratan yansımaların önemli bir sebebi de budur. Klasik güçlerden burjuvası mevcut demokratik Almanya ve Fransa ile oligarşisi mevcut otokratik Rusya daha çok konjonktürel bir plan içindeler, uygulamada her iki yoldan da yararlanmak için nasyonel liberalist duruşlarını sergiliyorlar. Küresel elitler kafa karışıklığını durdurmak için alternizmi öne sürüyorlar. Yani Kıta Avrupa bu tür bir tartışmaya daha meyillidir. Hatta Avrupa’dan kaynaklı bu tartışmanın Avrasya’da yaygınlaşması da düşünülmektedir. Türkiye böyle bir atmosferin içindedir. Politik taraflar, partiler, düşünce sahipleri, STK’lar, vs. böyle bir tartışmada kendi kültür ve insan altyapısı ile ama diğer alanlardan etkilenerek hareket etmektedir.

Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir, henüz gelişmiş değildir, amaç gelişmişliktir. Ayrıca ortamda var olan baskın sosyo-ekonomik ve sosyo-politik yapılar hesaba katılacak olunduğunda, baskın Batı sistemine kıyasla denebilir ki, Türkiye’de diğerine eşit değerde burjuva sınıfı ve bu tarz bir kültür birikimi yoktur. Kaotik yapılardan etkilenme ölçütünde bu hususlar önemlidir. Ne yapılacak? Çok çalışılacak ve önce liderlik yapısında güçlenmeye bakılacak. Çıkıp, “Ben bu uçağı uçururum,” demekle olmuyor işte!.. O kadar kolay değil. Elbette insanlar fanidir ve önce sistem düşünülecek olunduğundan, bir kimseye değil, sisteme güvenmek gerekir. İyi de uygulamada kime güveneceksiniz? Sürekli deneme yapmak olabilir ama bu eğitimdeki pilotlar için geçerlidir, gerçek şartlarda tam da uçak iniyorken değil. Yetkin olana mı bakacağız, “ben de, ben de…” diye ortaya çıkan veya çıkarılan birilerine mi? “Çıkarılan” dedim, çünkü kaotik ortamın dinamiklerinde bu gibi girdileri hesaba katmak her şartta doğru olur. Sonuçta hem doğal hem de yapay şartları iyi değerlendirmek gerekmektedir.

Mesele nedir? Liderlik yapısının güçlendirilmesidir. Gücün bileşenlerinde neler vardır? Mevcut kapasitenin ortaya koyabildiği politika, hukuk, sosyal yapılar, medya, askeri güç, coğrafya, bilim ve teknoloji, iletişim ve network gücü… Bunları kökeninde insan gücü yer alır. Ülkede insan gücünü iyi yetiştirmek demek, eğitim ve öğretimde en ileri anlayışları sabırla uygulamak demektir. Bir yol mu arıyorsunuz? O yol kendi aklınızla, birikiminizle, kapasitenizle en iyi buluşan olmalıdır, ısmarlama değil.

Leave a Reply

Toplum 'ın son yazıları

Bilgelik

Bilgeye ve bilgeliğe yeterince ihtiyaç duymuyor muyuz? Çağımızın konularında ileriye atılım yapılamamasının

Şanlıurfa’dan İzlenimler

Şanlıurfa, ilçeleri Akçakale ve Ceylanpınar’da incelemelerim oldu. Asıl seyahat konum sınırdaki hareketliliklerdi.
DÖN BAŞA