Avustralya'daki yangınlar bir hayli olumsuz sonuç yarattı. İnsanlık ders almayacak mı? Kavramlar belli; küresel ısınma, sera etkisi, iklim değişikliği.
Her şeyin yasası var. Düzenekler hazırlanmış. Belli bir hukuksal düzen içinde kentlerimizi inşa etmekteyiz. Hak ve adalet gibi büyük laflarla duvarlar örmüşüz… Temel sorunlarımız gayrimenkule dayalı gelir sisteminden kaynaklanıyor. İnşaatçı bir toplum, iş bitirici, taşeron, komisyoncu olduk. Halkımız bir karış topraktan azami çıkar elde etmeyi yaşamının en önemli piyangosu olarak görür oldu. Kentler düzenli değil, sokaklar ve belediye hizmetleri karma karışık, trafik düzenlenemez halde, ortada park yeri yok, kentler nefes alamıyor, çok katlı binalar gelişigüzel yerleştirilmiş, tarım arazileri talan edilmiş… Bildiğimiz konular. Karışıklıktan gelir elde etme düzenini işletir olmuşuz!.. Belediyeciler de ortada, belediyelerin imar işlerinde görevliler de… “Halk istedi biz
Bizler kapitalist-demokratik bir sistemle, başka toplumlarla her yönüyle entegre, daha çok kentlerde yaşam süren toplumlarız. Ancak baskın küresel yapının gereklerini yerine getirebiliyoruz. Giderek nüfus artıyor, kentler kalabalıklaşıyor, sanal değerlerin her şeyin önünde koşmasını isteyenlere dönüşüyoruz. Kentler bizi boğmadan, birer savaş alanı olmadan, yeterince zaman önce gerekli tedbirleri alabilecek miyiz? Bir adım daha ileri gidip sormak istiyorum: Bu sinir, kibir, vurdumduymazlık, çıkarcılık, biraz da düşüncesizlik daha da artarsa, mutlu olabilece miyiz?