Category archive

Çevre & Kent

Antalya’da Hortum

'nde Çevre & Kent

Antalya’da hortumlarda ve fırtınalarda artış var. Antalya marka olmak istiyor. Dünya turizminde belli bir yeri var. Sadece yaz turizmi değil, turiste dört mevsim hizmet vermek istiyor. Antalya sadece Türkiye için değil, ihraç ettiği ülkeler için de bir kaynak, yaş sebze ve meyve başta olmak üzere önemli potansiyele sahip. Bugün küresel ısınmanın etkilerini görüyoruz, yarın temposunu daha artıracak. Yapılması gerekenler neler?

DEVAMINI OKUYUN

Vizyon Antalya

'nde Çevre & Kent

Antalya’da ve turizmde hemen herkes “Antalya için ne gerekli?” diye sormaktadır. Neden? Antalya marka olamamıştır. Halbuki Antalya Türkiye’nin turizm gelirlerinde başı çeken bir ilimizdir. Antalya dünya çapında güzellikleri ve değerleri olan bir kenttir. Ama gidin sorun başka bir ülkede, adı ya bilinir ya bilinmez!.. Türkiye’nin onca turizm geliri bu kentimizden elde edilir ama küresel çapta hakkı olan değere ulaştırılamamıştır. Hizmet sektörünün en acımasız çarkları işlemektedir ama çalışanlar bundan nasibini alamamaktadır. Çok fikir var konuşulan… Eksik ne? Nerden başlanmalı?

DEVAMINI OKUYUN

ABD İklim Değişikliği Raporu Ne Getirir?

'nde Çevre & Kent

ABD, İklim Değişikliği konusunda Kongre’ye sunulan bir rapor hazırladı ve bu rapora göre küresel ısınma ABD ekonomisine daha pahalıya, yüzlerce milyar dolara mal olacak. Dünya Çevre Grubu Başkanı Abigail Dillen. “Bu rapor, ilk elden ne gördüğümüzün altını çiziyor: İklim değişikliği gerçek, burada oluyor ve şimdi gerçekleşiyor.” Rapora, Tarım Bakanlığı’ndan NASA’ya varana kadar 13 devlet dairesi ve ajansı kendi tespit ve değerlendirmelerini yazdılar. Bilindiği gibi Başkan Donald Trump İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çıkma niyetini duyurmuştu.

DEVAMINI OKUYUN

Duvarlar Çöküyor Tepemize

'nde Çevre & Kent

Son dönemde İstanbul’da dördüncü istinat duvarı çöküşüne tanık olduk, hem de birkaçı canlı yayındaydı. Bilim insanları açıklama yaptılar. Böyle vakıalar artacak, dediler. Artan ne? Yağmur mu? İnşaat mı? Rant mı? Akılsızlık mı? Peki bu çökmelerin anlamı nedir?

DEVAMINI OKUYUN

Trump Paris İklim Anlaşması’ndan Çıkıyor

'nde Çevre & Kent

Donald Trump’ın Paris İklim Anlaşması’ndan çıkma kararı aldı. Bu yöndeki açıklamaları tepkilere neden oldu. Anlaşmanın teknik olarak yanlışlıklar içerdiğini ve ABD açısından diğer ülkelere bakınca adaletsiz bir durum yarattığını savunan Trump, bu hamlesi ile esas olarak Çin ve Hindistan’ın ayrıcalıklarının tekrar masaya yatırılmasını sağlamaya çalışıyor olabilir.

DEVAMINI OKUYUN

Yanan Turizm Beldesi Değil, Milli Park

'nde Çevre & Kent

Haberlerde spiker metin yazarının önüne koyduğunu okuyor, “Antalya’da turizm beldelerinde yangın sürüyor…” Kumluca’daki yangının durumu ayrıdır. Burada sera bölgeleri, köyler ve yine orman işletmesi var, genel sebepler söz konusudur. Ancak siz Olimpos, Çıralı, Adrasan’da yangın var derseniz, buraları diğer yerlerle karıştırılmamak gerekir. Hatta Faselis’i de içine alan bölge sadece Türkiye açısından değil, dünya çapında önemli bir milli park alanıdır. Ben daha çok bu milli park alanı konusuna değineceğim. Geçenlerde tanıklık ettiğim bahse konu beldelerin birinde olanı aktarayım. Tel örgüyü açmış, motosikletle gelmiş iki genç kaçak yollarla alana girmişler, ellerinde bira şişeleri, içmeye başladılar. Denize girdikleri dahi yok. Yine bir aile otomobilini yanaştırmış yolun kenarına, onlar da kaçak girmiş alana ve mangalı yakmış piknik yapıyor. Ailece et yiyorlar, mangalın dumanı tütüyor. Gidip haber verdim görevlilere. Konuşmalarından kesitler: “Tam olarak neredeler?.. Kaçak girmişlerdir onlar… Tel örgüyü onaracak ödenek yok… Jandarma yetmiyor… Keşke fotoğraflarını çekseydiniz…” Her gün gidin aynı sahneyi görürsünüz, aynı sözleri duyarsınız. Bu çok ama çok önemli yerler Allah’a emanet!.. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri kapıda bilet kesiyor. Jandarma bu devasa doğal alanı koruyacak yeterlilikte bir imkana ve donanıma sahip değil. Orman işletmeleri ayrıca bir imkanla donatılmamış, yurt çapındaki herhangi bir ormanla eşdeğer görülüyor. Şimdi eğer siz dünya mirası kabul edilebilecek çok önemli bir doğal ve kültürel alanı turizm beldesi diye ilan eder ve buralara derme çatma pansiyon, restoran vs. yerleşmesine müsaade ederseniz, burada çalışanların kimler olduklarını bile denetleyemezseniz, zafiyetin nereden kaynaklandığını bilemezsiniz. Zafiyet kontrolsüzlükten ve başıboşluktan katlanarak size kadar gelmiş olur. Bilmeyenler için söylemem gerekir, burası gerçekten cennet koylardır. Bölgede köyler vardır. Ancak cennet koyların olduğu yerlere otel müsaadesi bile verilmemiştir. Buralarda öyle Kemer veya Belek’teki gibi oteller yoktur. Buna sebep ne? Deniz ve kum paha biçilmez, içinde tarihi kentler ve yapılar var, Çıralı’da yerden doğal gaz çıkıyor, her yer yeşillik… Burası tam bir milli parktır ve durumu belirgindir. Sorumlusu devlettir. Turizmciyim diyen bazı ruhsatları bile tartışılabilecek işletmeler ile bunlara malzeme, yiyecek, içecek getirip götüren diğer alt yükleniciler buraların değerini bilemeyebilirler, bölgeye olmadık şekilde bir bayağılık hakim olabilir. Mesele güvenlik zafiyeti olabilir mi? Bu yaklaşımla Jandarmaya mı yük bindireceksiniz? Jandarma ne yapsın? Böylesi arazilerde milli park işletmesi ve güvenliğinin tesisi başka kalem bir iştir. Bir kere personeli geçtim, araç gereç ve diğer donanımlar buna göre olmak zorundadır. Denizden, havadan ve karadan doğal yapının özelliğine uygun araç ve gereçlerle güvenlik tesis edilir. İhlal anında tespit edilir ve gereği yapılır. Spiker yanlış bir metin okuyor. Doğrusu şöyle: Orası önce milli parktır ve…

DEVAMINI OKUYUN

Artvin, Cerattepe ve Yeni Anayasa Mevzuu

'nde Çevre & Kent

Bir vakitler Uzungöl yakınlarında bir hidroelektrik santralı işi için halkın direnciyle karşılaşıldı, orada toplanan insanlara soruldu, neden direniyorsunuz? Biri çıkıp dedi ki; “Bu dere var ya biz bunun yatağında fasulye, domates ekiyoruz, başka bahçe yapacak yer yok, eğer su ile oynarsanız biz sebzeyi başka yerlerden satın alacağız, biz elektriksiz kalabiliriz ama gıdasız kalamayız…” Jandarma konuya müdahil olmadan önce yöre halkını ikna etmeye gidenlere vatandaşın cevabı devam ediyor; “… Hem sen diyelim bizi ikna edip gittin, unutacaksın buraları, bu işi yaptın diye paranı da almış olacaksın, vakit gelecek biz de mevta olacağız, ama bizim torunlar olacak bize kötü söz söyleyecek, sizi anmak isteyecek adınızı bilen çıkmayacak, nasıl bir alış veriş ki bu? Git memleketinle ilgilen kardeşim, hesap verebileceğin torununla ilgilen…” İlginç! Artvin, Cerattepe konusu olunca bunları hatırladım. Projenin detayını ve süreçlerini tam bilmiyorum, ülkeye kazancı ne olacak, bunu da bilmiyorum. Ama konu şimdiden yeni bir Gezi vakasına dönüştü. Olay sadece madencilik, Artvin, yeşilci hareketi veya herhangi bir siyasi görüş konusu değil, hak ve özgürlükler bağlamında yöre insanının düşüncelerinin dikkate alınması olayına dönüştü. Dikkat çeken konu bu oldu. Bu yönüyle benim söyleyeceğim konu belli: İleri demokrasilerde değil yöre halkının, bunun içinde birey öznesinin düşüncesi önemlidir. Devlet de bir öznedir. Öncelikle eşitlik anlayışı bu ölçüde teminat altına alınmış yüksek bir kültür birikimi olarak sistemleşmiş ve benimsenmiştir. Eğer bu gibi işlerin kabulünü merkezden, Ankara’dan değil de yöre meclisinde, Artvin’den onaylatsa idiniz, acaba durum böyle mi olur idi? O halde bu bir fırsattır, ileri demokrasiyi öğrenme fırsatı; yeni anayasa yapmak için çaba sarf edenler var, başka konuları tartışacaklarına önce bu gibi uygulamaya dönük konuları anayasal haklarda nasıl çözeceklerine karar versinler. Eğer mevcut düşüncelerle anayasa yazılır ise yine uygulayamayacağımız bir metnimiz olur. O halde önce düşünceler değişmeli. (Görsel: Yurtgazetesi)

DEVAMINI OKUYUN

Paris İklim Zirvesi Sonrası

'nde Çevre & Kent

Cumartesi günü “Paris İklim Zirvesi” sonuçlandı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) gereğince, üye ülkeler (196 ülke katıldı) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 21nci toplantısını (Conference of the Parties – COP21) gerçekleştirdi. Varılan anlaşma ilk planda “büyük başarı” olarak açıklandı. Kyoto Protokolü Doha’da verilen ilave zamanla birlikte 2020’de vadesini dolduracak. Türkiye 12 yıl geç de olsa Kyoto’yu imzalamış idi. Paris Anlaşmasını ise imzalayan ülkelerden oldu. Paris’teki zirvenin amacı 2020 sonrasını belirleyecek bir uluslararası anlaşmaya varmak idi ve bu “gerçekleştirildi, 2 derece Celcius limitini koruyacak bir anlaşma üzerinde uzlaşma sağlandı,” dendi. Ancak sonsuz hasara uğrayan bir küresel ısınma probleminde gezegeni kurtarmak için bu imzalar güven verici bir çözüm anlamına geliyor mu? Yoksa insanlık ailesi olarak, yapabileceğimiz bu mu, diyoruz? Peki buraya nereden gelindi? İklim değişikliğiyle ilgili en yetkin bilimsel kurum olan IPCC 2014 sonunda yayınladığı 5nci Değerlendirme Raporunda özetle iki noktaya işaret etmişti: 1) İnsanlık küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmak için 1870’den beri toplam sera gazı salım miktarını 2 bin 900 giga-ton ile sınırlamak zorunda. Karbon hacminin 2011 itibariyle 2/3’ini tüketildi bile. 2) Güvenli limit olan 2 derece (C) ve altında kalabilmek için 2030’a kadar düşük karbonlu elektrik ve enerji verimliliğine yıllık olarak 100 milyar dolar yatırım şart. Küresel ısınma perspektifli aktivistler karbon temelli yakıt türlerinin tamamının toprağa geri bırakılmasını, fosil yakıt kullanımına son verilmesini öneriyorlar. COP21’de onların bu bakış açısına yaklaşıldı mı, şimdiden bilmek mümkün değil. Ama en azından “sonun başlangıcı” olarak nitelendirilecek bir aşama noktasına gelinmesi dikkate değer görüldü. Aktivistler tarafsızca raporlamaları takip edecek bir otoritenin olmamasından endişeliler. Paris zirvesinde gelişmiş ülkelerin 2020 yılına kadar temiz enerji finansmanı için yılda 100 milyar dolar harcama gerektiğini ortaya koydular. Bu taahhütlerine ne denli uyacaklar? Muhtemelen kirliliği sınırlamak için Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan Endonezya gibi Asya ülkelerine gerekli olacak finansman sağlanacak. Hedefte fosil yakıtlar ve özellikle kömür vardı. Kömürü fazla kullanan Çin (enerjinin %60’ı kömürden) ve Hindistan’ın bu anlaşmayı imzalamaları ilk planda sevindirici görüldü. Hedef 2030 yılı. Gelecek 15 yıl başta Çin ve Hindistan, gelişmekte olan ülkelere “zaman tanımak” anlamına geliyor. Hükümetler 2018’de 2020 sonrası gerçekleştirecekleri ulusal planlarını verecekler. Bakalım o zaman anlaşma ne kadar gerçekçi, görülecek. Ama asıl tablo 2023 yılında netleşmiş olacak. Hindistan’ın kesin taahhüt vermemesine bakılırsa bu 15 yıl boş da geçebilir. Hindistan’ın 2030’a kadar 2005 yılına oranla istenmeyen gaz emisyon seviyesinin %33-35 azaltılması gerekiyor. Bu süreye kadar olması gerekenlerin tamamlanması için 2030’a kadar tam 2,5 milyar dolara ihtiyaçları var. Daha önce küresel aktörler Hindistan’a…

DEVAMINI OKUYUN

İmar İşleri

'nde Çevre & Kent

Her şeyin yasası var. Düzenekler hazırlanmış. Belli bir hukuksal düzen içinde kentlerimizi inşa etmekteyiz. Hak ve adalet gibi büyük laflarla duvarlar örmüşüz…

DEVAMINI OKUYUN

Kent Yaşamı ve Biz

'nde Çevre & Kent

Bizler kapitalist-demokratik bir sistemle, başka toplumlarla her yönüyle entegre, daha çok kentlerde yaşam süren toplumlarız. Ancak baskın küresel yapının gereklerini yerine getirebiliyoruz. Giderek nüfus artıyor, kentler kalabalıklaşıyor, sanal değerlerin her şeyin önünde koşmasını isteyenlere dönüşüyoruz. Kentler bizi boğmadan, birer savaş alanı olmadan, yeterince zaman önce gerekli tedbirleri alabilecek miyiz? Bir adım daha ileri gidip sormak istiyorum: Bu sinir, kibir, vurdumduymazlık, çıkarcılık, biraz da düşüncesizlik daha da artarsa, mutlu olabilece miyiz?

DEVAMINI OKUYUN

DÖN BAŞA