Duvarlar Çöküyor Tepemize

Çevre & Kent

Son dönemde İstanbul’da dördüncü istinat duvarı çöküşüne tanık olduk, hem de birkaçı canlı yayındaydı. Bilim insanları açıklama yaptılar. Böyle vakıalar artacak, dediler. Artan ne? Yağmur mu? İnşaat mı? Rant mı? Akılsızlık mı? Peki bu çökmelerin anlamı nedir?

Bu duvar çökmelerinin tarifini belediyeler, ilgili meslek odası, üniversite ve araştırma merkezi temsilcileri veya ilgili mühendisler yapıyorlar, yapacaklar da. Proje sahipleri çok yağmur yağıyor, heyelan oluyor, doğal afet var, artık küresel ısınma var, toprak suya doydu, İstanbul’da kaya yok, toprağa dönmüş malzeme var, biz bunu hesap edemedik, kablolar patladı, borular kırıldı, beton iyi karılmamış, imalatçılar kötü mal üretmişler, gibi pek çok mazereti işaret ediyorlar. Onlar tartışadursun.

Ancak halkın aklında durum daha başka. Halk, güvenilecek omuzlar, yaslanılacak duvarlar, rantiyecilik, kentleşme projeleri, depreme karşı tedbir alınması düşüncesi veya tümüyle ciddiyet çöktü diyor. Bu durumu tamir etmek bir hayli güç olsa gerek.

Peki durum gerçekten böyle mi? Bu tip işlerin kökeninde, metrekareden azami çıkar elde etmek, masrafları asgariye indirmek, zamanı kısaltmak, çabuk yapıp ve satmak düşüncesi olduğuna göre, buralardaki ahlak çöküntüleri de kısa sürede unutulacak görülüyor. Nereye kadar? İstanbul için o beklenen büyük depreme kadar! Sonra?

Unutulmasın! O atmışlı yılların sonunda başlayan ve daha çok yetmişli yıllarda Marmara Denizi dibinden çıkarılan kumlarla inşa edilen semtler önceki depremde ya çökmüş ya da ağır hasarlı raporu almıştı. Marmara Denizi’ni zehirledik, balık bile yaşayacak yer bulamıyor artık, bu ekolojik felaketi üstlenen yok. Rantiyeciliğin güzelim İstanbul’u ve Marmara’yı bu hale nasıl getirdiğini çabuk unuttuk. Bu başka bir mesele. Yakın zamanda, son on küsür yılda, inşaatla, kentsel dönüşüm sloganıyla yola çıkılmıştı ya, İstanbul bir gelir kapısı yapılmıştı ya, gerçekten bu kentin taşı toprağı altınmış dendi ya, işte asıl mesele burada. Çalışmadan, hak etmeden kazanmak, hem de kısa zamanda kazanmak!

Kazananlar kimler? Politikacıdan tutun, işadamına, evine ekmek götürmeye çalışan sektördekilere, buradan gelin iki lafı bir araya getirmekten aciz olduğu halde muteber sınıfına terfi etmişlere kadar, herkes kazanıyor bu memlekette. O halde kazananları iyi tarif etmek gerekiyor. Çünkü kazanmayı geliştirmenin sosyo-ekonomik analizlerinin yapılmasına ihtiyaç var öncelikle. Hırsız ben soymadım diyor, katil ben öldürmedim diyor, duvarcı da ben yapmadım, küresel ısınma kardeşim diyor. Oldu be kardeşim, sen haklısın!

Daha dün meteliğe kurşun atan biri konduculukla, mafyacılıkla, aşiretçilikle, siyasetçilikle, fırıldakçılıkla türlü işler döndürebilecek cesareti bulabildiyse, benim güzel kardeşim, bu memlekette daha çok duvar çöker böyle! Bazen seyredersin, Allaha şükür dersin gider unutursun; başka sefer tepene gelir tuğla, bilemedin masum evladına, bu kez Allah verdi dersin, olmaz böyle!..

Konu başka ama aklıma geldi, hatırlatayım. Amerika 11 Eylül’de İkiz Kuleler’e küresel terör örgütü militanlarının nasıl uçak çaktığını canlı yayında göstermişti tüm dünyaya. Sonra ortalık küresel terörist kaynamıştı. Bugün bile olmadık zamanda olmadık yerde bir canlı bomba patlıyor ve terör canım deyip geçiyoruz. Bize bu canlı yayında gösterilenlerden yola çıkıp şöyle diyelim; bunlar ortalığın rantiyeci kaynaması için olmasın ama!..

Beyoğlu’nun göbeğinde kayıp çöken bir evi seyrettirdi haber kanalları bize. Ruhsatsız dediler mahalleye. Çöken sebep oldu, kilit vurdular mahalleye. Peki, imar barışı gibi meseleler ne alemde? Kaçakçılığa barış diyerek sorun çözücü bu zihniyet şimdi ne diyor bu işe? Kiracıya üç ay ev tutup, eşyalarının parasını müteahhite ödettirirsin, diğer yandan işler yürüyüp gider, öyle mi?

Bütünüyle yanlış bu konular. Bizde de devlet, vali, sigorta şirketi, banka, belediye, üniversite, meslek odası, bilgi, bilim insanı, kültür, tecrübe, proje, para var. Olmayan ne, diye düşünmeyin; bizde olmayan belli!..

Daha çok duvar çöker üstümüze, toprak kayar altımızdan, balıklar uzaklaşır alabildiğine, muhtaç kalırız ciğeri beş para etmeze, eğer biz bu akılla gidersek!..

Bir Cevap Yazın

Çevre & Kent 'ın son yazıları

Antalya’da Hortum

Antalya’da hortumlarda ve fırtınalarda artış var. Antalya marka olmak istiyor. Dünya turizminde

Vizyon Antalya

Antalya’da ve turizmde hemen herkes “Antalya için ne gerekli?” diye sormaktadır. Neden?
DÖN BAŞA