kentlesme
Kentleşme

Kentleşme

452 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Muttaki üretmeyi ve yaratmayı, sistemli ve organize olmayı kentlerde ispatlama çabasındadır. Bu onun en önemli kolaylığı ve sinerjisidir. İnsanın refahı ve güvenliği için kent vazgeçilmezdir. Ama kentli olmak ayrı bir olgudur. Kenti yaratan muttaki kendi içinde bir çelişki yaşar. İçlerinden bazıları kentli olmamak için ayak direr.

Kent başlangıçtan bu yana insanın başlıca yaşam, sığınma, kolaylık bulma gibi yararları ile tercih ettiği bir organize ve ortak çıkar alanıdır. Bütün bu kabiliyetleri ile kent insanın yarattığı ama bireysel yaşamı düzenleyen sınırları içeren bir yerdir.

Kent alanının şekillenmesi, standartlarının belirlenmesi, dokunun oluşması ve ihtiyaçların karşılanması kültürel endüstrinin ana motorudur. Kent insanın yaşamı için modernize olmakla ilgili devinimi çağrıştıran bir kavramdır. Başlangıçta Mezopotamya’da kentleşmeyi öğrenen insanlık daha sonra başta Ege havzasında olmak üzere değişik alanlarda site devletleri kurmayı öğrendi. Son dönemlerde modernizmin başlarındaki Avrupa’da toplumsal değişimlerin en önemli yansımaları kentlerde olmuştur. Bilginin giderek değerlenmesi, teknoloji ürünlerinin tüketilebilir olması, uluslararası pazarların gelişmesi, lüks eşya ve sanat eserleri ticaretindeki artış ve feodal bir toplum yapısının yerini alan yeni kentli toplumsal sınıfların büyümesi kent tasarımını da geliştirmişti. Meydana gelen değişim yeni modelleri, usulleri ve simgeleri tahrik etmiş ve tüm Batı toplumlarına egemen olmuş; kent, din kültürünün yerine devlet ekonomisinin almasını hızlandırmış, mekânını oluşturmuştur. Moda, reklamlar ve pazarlama tekniklerinin ticari esaslara göre ileri noktalara taşınması tüketici grup yelpazesini geliştirmiş, özellikle daha kalabalık olan orta sınıfın belirli bir çerçeveye oturtulması süreci üzerinde çaba sarf edilmiştir.

Metropoller modernizmin serpildiği alanlardır. Modernizmin kent dokusunu belirleme işlevi sayesinde ulaşabilme, farkına varabilme, elde edebilme ve kolaylık yaratabilme imkânları gelişmiştir. Örneğin birey, parası yoksa bankamatikten para çekilebilmekte, yeni modayı reklam panolarından takip edebilmekte veya fiyatları istediği ölçüde karşılaştırabilmektedir. Kent bütün gelişmişliğine karşın uyum gösterenleri içine alan ve rehberlik eden bir ortam halindedir. Aslında kent barınma, eğlenme, çalışma, sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçları alabilme yanı sıra; tam bir tüketim havuzudur. Sanki “Herkes için her şey vardır, ama bedeli bellidir,” gibi bir yaklaşımla kentin endüstriyel tasarımını özetleyebilmek mümkündür. “Fantezi, aşırılık, gösteriş, savurganlık eşittir vatandaşlık,” denklemi kulağa pek hoş gelmiyor gibi! Bu anlayış bir yerde kenti yaşanan yer olmanın ötesinde bir yere; bir kibir dünyasına taşımaktadır.

Modernizmin insanlığa getirdiği en önemli kolaylık veya yaşam kalıbı olarak kentleşme sistematiğini gösterebiliriz. Kent insanların eğitilmesine, evlenmesine, çocuk yapmasına, büyütmesine, okumasına, çalışmasına, bölüşmesine, güven içinde olmasına, yaşlılık yaşamasına, hastalandığında bakılmasına, öldükten sonra mezarının ziyaret edilmesine ev sahipliği yapan adeta bir büyük evdir. Bu açıdan bakarsak Âdemoğlu birçok idrake dayalı seçim yapma faaliyetini bir kurallar bütünü halinde kendini yaşatan kentin içinde gerçekleştirmek zorundadır. Belirleyicilik hüviyeti ile kenti tasarlayanların ve yönetenlerin sundukları ile Âdemoğlu bir tür cephe sıkışması içinde kalır.

Hiyerarşik bir yapıda toplumlar devlet olmuş, devlet bir modelle yönetilmeye başlanmış, kentlerde yaşam kolaylaşmış, kentler devlete ait topraklarda işler kılınmış, aralarında irtibatlar kurulmuş ve bu sistem insana ait görülmüş. Peki, kentlere bağımlılık bu kadar vazgeçilmez mi olmalıydı, topraklara yayılma ve kentlerdeki fonksiyonları çeşitlendirme mümkün müydü? Bazı ülkelerin doğal şartları, kültürel anlayışları kendine özgü zorunlulukları beraberinde getirmiştir. Ama modern dönemin kendine özgü matematiği ve stratejisi içinde örneğin kentlere göç etme olgusunda da görebileceğimiz gibi çaresizlikler önden gitmiş, çözümler sonradan işaret edilmiştir. Çarpıklıklar meydana gelmiş, daha sonra yeniden dönüşünler akla gelmiştir. Bütün bu süreç bir rant bakışı ile de taçlandırılmıştır. Bir bakışa göre özgür insan kent hapishanesinde birkaç odalı apartman dairesinde serbest mahkûm havasındadır.

Kentler kültürün ve aynı zamanda rejimin aynasıdır. Demokrasi, liberalizm ve serbest piyasa kavramları olduğu şekliyle; adalet ve özgürlük kavramları ise bükülerek, seçim hakkını bireye verdiği için kendini rahat hisseder. Seçen birey, sürekli “ne tüketeceği” sorusuna cevap arar. Sistem kentte kendini rahat hisseder. Bu sistemi kentleri birbirine benzeterek oluşturur ve birbirine bağlarsak; bir uluslararası sistem elde ederiz. Plastik para, kredilendirmeler ve muhatapların meşruiyetini tanımlayan bütün kolaylıklar bu kültüre hizmet eder. Kent var; rahatı, havası, esintisi, ışığı, altyapısı, güvenirliği yok, trafiği kötü, gürültüsü çok, kirli, hatta bölünmüş, kurtarılmış alanları içeriyor…

Kent var; ışık, nefes, rahatlık, huzur var, risk yok, doğa ile bezeli ve tam insana layık bir yer… Kentleri, kentlerin çeşitli bölümlerini ele alırken, iş, okul, sağlık, ulaşım, güven, rant gibi bakış açıları ön plana çıkar. Kendine göre uygun bir yer bulan oraya yerleşir ve gözü bir üst yerde olur. Kentin tamamen insana layık olması ile ilgilenildiği izlenimi verilse de başka faydalar gözetilir. Politikacılar, kurumlar ve teknik ekipler oy, para ve şöhret kaygısıyla sakinlerin açık taraflarını benimser ve karmaşık bir ilişki yumağının oluşmasına sebep olur. Bu kötü ve kaçınılmaz ilişki giderek kentleri çarpıklaştırır. Kurtarılmış bölgeler, güvenli alanlar ve özellikli yerler aslında bir tümör gibi kentlerde yaşam yerleri halinde gelişir. Çözümler palyatif hale gelir. Kentin fotoğrafı orada yaşayanların kültürel kimliğinin de resmidir. Her yeni düzenleme ve çare yeni bir yatırım, demek olur ve bu yatırımlar ekonomik çıkar için yeni heves alanları olarak cazipleşir. Politikacılar parlak sözlerle kente çare bulmaya soyunur. Önce bozulur, sonra derme çatma da olsa yapılır, sonra yine bozulur… Bu arada doğal bir felaket olur, istenmeyen kayıplar yaşanır. Kısa süre yaralar sarılır ve aynı süreç bir üst sürüm olarak işletilir.

Ekonomistlerin dikkatini çeken bir konu da kentin banliyölerinin kitlesel tüketime daha elverişli yerler olduğudur. Banliyöler farklılaşma peşinde koşan insanların yoğunlaştığı yerlerdir.[i] Buraları aynı zamanda boş zaman kontrolü için de uygun yerlerdir.

Ekranların ve panoların kentin her yerine yerleştirilmesi sayesinde toplumun büyük ölçüde yönlendirilmesi söz konusu olur. Zaman ve mekân planlamaları, tercihler ve öneriler için ortaya konanlar birer kolaylık gibi görünse de, modern toplumun ürkütücü zarureti halinde de algılanabilir. Postmodernistler yön levhalarını kaldırmak yerine içindeki imgelerle ve sembollerle ilgilenmişlerdir. Bu da iplerin henüz modern kenti planlayanlarda olduğunu göstermektedir. Postmodernciler olsa olsa ihtiyaçları dikkate alınan ve şekillere verdikleri katkılarla tatmin olan bir kesim halindedir.

 


[i]David Chaney, Yaşam Tarzları, Dost Kitabevi, 1999, Ankara, s. 31.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

DİĞER YAZI

İrenizme Duyulan İhtiyaç

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka