paris-iklim-zirvesi-sonrasi
Paris İklim Zirvesi Sonrası

Paris İklim Zirvesi Sonrası

307 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Cumartesi günü “Paris İklim Zirvesi” sonuçlandı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) gereğince, üye ülkeler (196 ülke katıldı) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 21nci toplantısını (Conference of the Parties – COP21) gerçekleştirdi. Varılan anlaşma ilk planda “büyük başarı” olarak açıklandı. Kyoto Protokolü Doha’da verilen ilave zamanla birlikte 2020’de vadesini dolduracak. Türkiye 12 yıl geç de olsa Kyoto’yu imzalamış idi. Paris Anlaşmasını ise imzalayan ülkelerden oldu.

Paris’teki zirvenin amacı 2020 sonrasını belirleyecek bir uluslararası anlaşmaya varmak idi ve bu “gerçekleştirildi, 2 derece Celcius limitini koruyacak bir anlaşma üzerinde uzlaşma sağlandı,” dendi. Ancak sonsuz hasara uğrayan bir küresel ısınma probleminde gezegeni kurtarmak için bu imzalar güven verici bir çözüm anlamına geliyor mu? Yoksa insanlık ailesi olarak, yapabileceğimiz bu mu, diyoruz?

Peki buraya nereden gelindi? İklim değişikliğiyle ilgili en yetkin bilimsel kurum olan IPCC 2014 sonunda yayınladığı 5nci Değerlendirme Raporunda özetle iki noktaya işaret etmişti: 1) İnsanlık küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmak için 1870’den beri toplam sera gazı salım miktarını 2 bin 900 giga-ton ile sınırlamak zorunda. Karbon hacminin 2011 itibariyle 2/3’ini tüketildi bile. 2) Güvenli limit olan 2 derece (C) ve altında kalabilmek için 2030’a kadar düşük karbonlu elektrik ve enerji verimliliğine yıllık olarak 100 milyar dolar yatırım şart.

Küresel ısınma perspektifli aktivistler karbon temelli yakıt türlerinin tamamının toprağa geri bırakılmasını, fosil yakıt kullanımına son verilmesini öneriyorlar. COP21’de onların bu bakış açısına yaklaşıldı mı, şimdiden bilmek mümkün değil. Ama en azından “sonun başlangıcı” olarak nitelendirilecek bir aşama noktasına gelinmesi dikkate değer görüldü. Aktivistler tarafsızca raporlamaları takip edecek bir otoritenin olmamasından endişeliler.

Paris zirvesinde gelişmiş ülkelerin 2020 yılına kadar temiz enerji finansmanı için yılda 100 milyar dolar harcama gerektiğini ortaya koydular. Bu taahhütlerine ne denli uyacaklar? Muhtemelen kirliliği sınırlamak için Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan Endonezya gibi Asya ülkelerine gerekli olacak finansman sağlanacak.

Hedefte fosil yakıtlar ve özellikle kömür vardı. Kömürü fazla kullanan Çin (enerjinin %60’ı kömürden) ve Hindistan’ın bu anlaşmayı imzalamaları ilk planda sevindirici görüldü. Hedef 2030 yılı. Gelecek 15 yıl başta Çin ve Hindistan, gelişmekte olan ülkelere “zaman tanımak” anlamına geliyor. Hükümetler 2018’de 2020 sonrası gerçekleştirecekleri ulusal planlarını verecekler. Bakalım o zaman anlaşma ne kadar gerçekçi, görülecek. Ama asıl tablo 2023 yılında netleşmiş olacak.

Hindistan’ın kesin taahhüt vermemesine bakılırsa bu 15 yıl boş da geçebilir. Hindistan’ın 2030’a kadar 2005 yılına oranla istenmeyen gaz emisyon seviyesinin %33-35 azaltılması gerekiyor. Bu süreye kadar olması gerekenlerin tamamlanması için 2030’a kadar tam 2,5 milyar dolara ihtiyaçları var. Daha önce küresel aktörler Hindistan’a büyüme endeksleri ile somutlaşan biçimde hedefler vermişlerdi. Yoksulluğun önüne geçilmesi için yüzbinlerce Hintliye iş bulunmasını istemişlerdi. Bu sebeple Hindistan’a büyüme hedefi yüksekti. 2020 yılına kadar mevcut 1,5 milyar ton olan kömür tüketimi 3 milyar tona çıkacak şekilde planlamalar yapılmıştı. Kömürden kurtulacak yatırımlara yönelmesi ekonomisinin önemli ölçüde frenlenmesi anlamına gelecek. Örneğin bu durumda Hindistan’ın yenilenebilir enerji dönüşümlerini kim veya kimler gerçekleştirecek? Nasıl çıkış yolu bulunacağı muğlak görülüyor. Çünkü ortada bir çelişki var.

Bu gibi muğlak noktalar Amerika’yı neden endişelendirmiyor? Demokratlar sonrasında işbaşı yapması muhtemel Cumhuriyetçilere bir ödev mi devretmek istiyorlar? Eğer böyle ise Amerika, Çin ve Hindistan’ın enerji dönüşüm işlerine fazla girecek türden bir zemini hazırlıyor olabilir. Gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Asya kıtası teşvik programları ile dönüşümlerini gerçekleştirebilecekler. Yüksek teknolojili ve dijital kontrollü yeni santrallerin ve şebekelerin inşa edilmesi düşünülürse bu başka bir “küresel kontrol stratejisi” için kapı aralamak anlamına mı geliyor? Bu gözle bakılırsa Afrika’da inşa edilecek tümden yeni sistemler zaten bu çapta kontrol edilebilir türden olacaktır.

Türkiye, üzerimize düşeni yapabileceğiz, diyor. Gerçekten bu kadar rahat olmalı mıyız? Maliyetlerin yükselmesine kadar etki edecek bir sürecin finansmanı nasıl halledilecek?

Elbette ilgililerin kesin planlarını görmemiz gerekiyor. Ne kadar gerçekçi olma yolundayız, daha sonra karar verelim. Ama bu işi de bir fırsata dönüştürme çabası içinde olanlar mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Gezegen kurtulacaksa bunun da bir bedeli olmalı, değil mi?

Görsel: AP

Bir cevap yazın

imar-isleri
ÖNCEKİ YAZI

İmar İşleri

artvin-cerattepe-ve-yeni-anayasa-mevzuu
DİĞER YAZI

Artvin, Cerattepe ve Yeni Anayasa Mevzuu

Çevre 'ın son yazıları

Cennet Kül Olunca…

Okuyucu İtalya, Vichenza’dayız. Bir büyüğümle hafta sonları Alp Dağları’nın nadide güzelliklerini ziyaret ediyor ve cennet benzeri

Vizyon Antalya

Okuyucu Antalya’da ve turizmde hemen herkes “Antalya için ne gerekli?” diye sormaktadır. Neden? Antalya marka olamamıştır.