Antalya’da Hortum

Çevre & Kent

Antalya’da hortumlarda ve fırtınalarda artış var. Antalya marka olmak istiyor. Dünya turizminde belli bir yeri var. Sadece yaz turizmi değil, turiste dört mevsim hizmet vermek istiyor. Antalya sadece Türkiye için değil, ihraç ettiği ülkeler için de bir kaynak, yaş sebze ve meyve başta olmak üzere önemli potansiyele sahip. Bugün küresel ısınmanın etkilerini görüyoruz, yarın temposunu daha artıracak. Yapılması gerekenler neler?

İlk akla gelenler, özellikle turizm tesislerinin ve tarım alanlarının korunmasıdır. Ancak burada yaşayan yaklaşık 1,5 milyon insan var. Bu insanlar sağlık ve esenlik içinde olmak istiyorlar. Böyle olurlarsa, değil ülkeye, ellerinin değdiği her yere daha iyi katkı sağlanacaktır.

Kamu görevlileri konusu var. Başta valilik olmak üzere, belediye, güvenlik kurumları, AFAD ve diğerleri, hepsi Antalya için buradalar. Sonuç ne? Örneğin fırtına geleceğini 3 gün önceden itibaren ulusal medya kuruluşlarındaki meteoroloji programı yapanlar anlatmaya çalıştılar. Bu yeterli oldu mu?

Dünyada bu işler nasıl oluyor, örneğin her yıl birkaç kasırga atlatan Florida’da? Amerika’da devletin, üniversitelerin ve bazı STK’ların görevleri arasında doğal afetleri takip eden ve alarm veren birimler var. Eyalet valiliği anons ediyor; “Beni sürekli takip edin, emir ve tavsiyelerimi bekleyin,” diyor. Vatandaşa ve ilgililere her kanaldan bilgilendirmeler yapılıyor. Doğal afetin şiddetine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin kademeli açıklamalar yapılıyor. Bu kademelere göre vatandaşın ve yetkililerin ellerinde çeklistler var. Örneğin vatandaş evlerini ve işyerlerini sağlamlaştırmaları gerekiyor ise gidip malzeme tedarik ediyor, sığınakta olacak ise gerekli malzemeleri alıyor, eyaleti terk edecekse yola çıkıyor. Aynı filmlerdeki gibi, resmi güvenlik birimlerinin yanı sıra vatandaştan müteşekkil (national guard) kuruluşlar devreye giriyor, bu görevliler gidip yerlerini alıyor, görev yapıyor. Bırakın tedbirlerin gayet organize ve eğitimli sürdürülmesini, bu işin bir de dönen ekonomisi oluyor. Şansa bırakılmış bir taraf yok!

Gelelim bize… Fırtına almış başını gitmiş, Kemer’de çatılar ve araçlar uçmuş, yaralılar hastanelere taşınmaya başlanmış, valilik açıklıyor; “Kreşlerden ve okullardan gidin çocuklarınızı alın.” Belki o anda çocukların bulundukları yerde kalmaları daha güvenli olacak, ancak tersine bir iş yapılıyor. Yani kamu görevlileri, “Sorumluluk bende değil, ailelerin kendisinde, ben karışmam!” diyor. Bunun anlamı böyle değilse, nedir?

Uluslararası havaalanında apronda her şey uçuşuyor, hat otobüsü devriliyor, uçaklar sürükleniyor… Halbuki örneğin, “Seviye A” denir, ilgili birimler çeklistini açarlar, gerekirse uçakları sabitlerler, yolcu hareketi durdurulur, malzemeler sabitlenir, vs. Olay olup bitiyor, sonra ilgililer olay yerine gidip televizyon önünde resmi açıklama yapılıyor; “Şu oldu, biz de bunu yaptık…” Eğer havaalanında birkaç insan ölmüş olsaydı, bu yetkililer ne diyeceklerdi? Bu duruma bakıp söylemeye çalışalım; “Afet bu! Ne yapabilirdik ki?” diyeceklerinden emin olabilirsiniz.

Basit konular var, bunları öyle yapmaya devam edersek doğru olacak zannediyoruz. Örneğin yolların ortasına ağaçlar dikiyoruz. Eğer yeşillik yapılacaksa başka yer mi yok? Antalya’da ağaçların derine kökleşmesi pek mümkün olmuyor. Jeolojik bir durumdan bahsediyorum. Fırtına çıkıyor ve ağaçlar yol ortasına düşüyor, hem de kökünden çıkarak. Yol kapanıyor, tamam bu bir konu; ama daha önemlisi ilkyardım araçları ilerleyemiyor. Bunu kendimiz yapıyoruz, başkası değil. Bu durumda şehir planlarında her şeyi tekrar gözden geçirmeliyiz, olası afetlerin cinsine ve oluş biçimine göre düzenlemeleri doğru yapmamız gerekmektedir.

Sanırım bir şeyleri eksik biliyor ve eksik yapıyoruz. Bunu gözden geçirsek iyi olacak kanısındayım. Çünkü iklimler çok değişti. Afetlerde artışın olması artık belirgin gibi. Bu açıklamalar sadece Antalya için değildir, Türkiye içindir. Zarar olduktan sonra tedbir almak pek iyi bir yol değildir. Daha bir şeyler olmadan gerekenleri yapmak zorundayız. Belki öğreneceğimiz şeyler vardır, örneğin bu konularda organize olmayı başarabilmiş ülkelerden.

Şimdi Antalya’da ne oldu biliyor musunuz? Ölenler ve yaralananlar var. Tarım alanları ve seralar yerle bir oldu. Enflasyonlar mücadele etmeye çalışıyoruz, bir de bu eklenecek. Sebze ve meyve fiyatları artacak. Turizm tesislerinde zarar büyük. Krediler alınacak, sigorta hesapları gözden geçirilecek… Demek ki zarar sadece yerinde ve anında değil, zamana yayılarak da artış gösteriyor. Bunu kontrol edemezsek, olacak her şey zarar demektir!

Buradan bir ders çıkar mı? Neyse geçmiş olsun, kayıplarımıza başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyelim!

Bir Cevap Yazın

Çevre & Kent 'ın son yazıları

Vizyon Antalya

Antalya’da ve turizmde hemen herkes “Antalya için ne gerekli?” diye sormaktadır. Neden?
DÖN BAŞA