dolarin-gucu-ve-gelecegi
Doların Gücü ve Geleceği

Doların Gücü ve Geleceği

411 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Amerika’nın gücü nereden ileri gelir? Ekonomi, sosyal, politik, istihbarat, hukuk, coğrafya, bilim ve teknoloji… Hangisi? Hepsi birlikte mi? İki önemli konu var. Birinci bahis, başkalarının Amerika’yı gerçekçi bir biçimde anlaması ve ikincisi ise Amerika’nın kendi durumunu doğru değerlendirmesi. Burada güçlü Amerika’yı ikinci bahse göre düşünelim, ortaya çıkan şartlara göre kendi durumunu bir daha değerlendirmelidir. Esasen bunu inceleyeceğim. Sonuçta doların geleceğini tartışacağım.

Amerika’nın gücü niteliksel değerleriyle açıklanabilir. Ama ben bundan daha önemli olan kısma bakıyorum, bugün dünyaya kafa tutan ve büyük ölçüde rasyonel gerekçelerle oluşmuş doğal bir güç var ve Amerika bunun bilincinde olarak hareket etmek zorundadır.

Amerika’nın asıl gücü Batı dünyasının baskın kültürel birikiminin ortak değerleriyle meydana gelmiş bir bütünlükten kaynaklanır. Daha somut ifade edeyim. Amerika her iki Dünya Savaşı’nı da kazandı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bugün işlerliği olan uluslararası sistemini inşa etti. BM, NATO, WTO, IMF, WB… Bu noktada savaş sonrası 44 ülkenin altına imza attığı Bretton Woods sistemini ve devamındaki gelişmeleri hatırlayalım.

Bilindiği gibi ABD Bretton Woods sistemi ile Dünya Bankası (WB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) kurumlarını teşkil etti. Ülkelerin merkez bankaları “1 Ons altın, 35 Dolar” olarak sabitlendi. IMF’in Özel Çekim Hakkı (SDR) hesap sistemi geliştirildi. Bütünüyle bunlar “sabit dolar” ve “altın karşılığı dolar” olan bir sistemin aritmetiğini kapsamaktaydı.

Amerika tarafından 1974’den sonra altın sistemi değiştirildi. ABD etkisindeki tüm ülkelerin bu duruma itirazı olmadı. Sistem artık doların rezerv para birimi olarak kabul edilmesine döndü. Altın başka bir piyasa, dolar başka. Uluslararası serbest piyasalarda merkez bankaları bir işlem yapacak ise pariteyi dolara endeksleyerek hesap etmeye başladılar. Bir çok ülke bu sisteme neden sarıldı? İki nedenden doları. Birincisi, anlaşmalarla sabit olduğundan; ikincisi neden biraz felsefi.

Birinci konu Vietnam Savaşı ile alakalıdır. Önce şunu tespit etmemiz gerekiyor. Malum İkinci Dünya Savaşı sonrasında mağlup ülkeler Japonya, Almanya vs. ABD’ye savunmaları karşılığında ödeme yapmayı kabul etmişlerdi. Güney Kore de buna ilave oldu. Gelelim Vietnam sonrasına, ABD bu savaş ile birlikte çok dolar bastı. Dünya enflasyonist baskının etkisi altındaydı. Bu dönemde altın ile hesaplamalardan kurtulmak ve dolara karşı kendi paralarını denkleştirmek hem kolaylık hem de daha hesaplı oldu. ABD doların rezerv para olmasını istedi ve diğerleri de buna boyun eğdiler. Altın sistemi terk edildi. Sistemin adı serbest piyasa ekonomisi oldu. Para ise “sabit kur” değil, serbest piyasanın kendi işleyişine bağlı olarak belirlenen “dalgalı kur” oldu.

İkinci konu ise felsefi demiştim. Altın biraz kısmet işi; toprağı kaz ve zengin ol. Tıpkı bugün Arapların fosil yakıt zengini olması gibi. Çalışıp kazananın, aklını kullananın, hakkı olanın parasının güçlenmesi değil de toprağı kazıp madeni bulanın bir referans ekonomik değer yaratması. Bu kulağa pek hoş gelmemekteydi. İnsanlık şöyle düşündü, ekonomi akılla, işle, üretimle ilgilidir. Dolayısıyla değerin kendi içinde oluşması gerekmektedir. Bu değer nedir? Bir para, yani değeri insanca üstüne yazılabilen bir kağıt. Şimdiki soru; hangi para rezerv olsun? Savaşlarda kazanan, güçlü olan, yaygın ve baskın ekonomik sistemi ile öne çıkan ve güvenilir olan dolar! Güvenilirliği özellikle yazdım buraya!

Bu iki konudan dolayı Batı dünyasının ve kültürünün yarattığı değer anlayışla insanlık bugün bu sistemi kullanmaktadır.

Açıklamakta yarar var. SSCB güç alanı içinde kendi değerlemelerini yapıyordu. Ama eğer bu 44 ülke bağlamında bir işlem yapılacak ise Bretton Woods sisteminin hesabına göre hareket etmek durumundaydı. Şunun için hatırlattım, komünist sistem çökünce, Rusya dahil bu tip ülkeler, serbest piyasa sistemine dahil olma döneminde ne gerekiyorlarsa ona tabi oldular. Yani 1989’dan sonra kendi paralarını dolar rezervine göre hesaplama yöntemini tercih ettiler.

Çin… Yine 1989’da, Tienanmen Meydanı’ndaki öğrenci olaylar ile Çin ekonomik reformlar gerçekleştirmek zorunda kaldı. Serbest piyasa sistemine geçtiler. Şangay’da borsanın 1990’da açıldığını unutmayalım. Çin konusunda birçok spekülasyona açık değerlendirme var. Benim de bir iddiam olacak, Çin’de yaptığım incelemelerde bunu daha net görmüştüm. Çin küreselcilerin şekillendirildiği bir ekonomi ile gelişti. Özellikle Jiang Zemin zamanında değişim çok boyutlu oldu. Küreselciler Jiang’a akıl verdiler, dediler ki; “Sen ucuz üretime geç, bu insanlara iş ver, yoksa ayaklanırlar ve senin başına dert olurlar.” O da bunu kabul etti; “Siz sanayiyi buraya getirin, ben de size kolaylık sağlarım,” dedi. Anlaşma tamam! Ama bugüne geldik gördük ki, küreselci sistem çok zengin oldu, Amerika’dan bile fabrikaları söküp buraya kurdular. İşgücü ve üretim Çin’e kaydı. Kazanan küreselciler ve ev sahibi Çin oldu. Çin’de şimdi çok zengin var. Ama sosyal uçurum o denli büyük ki!.. Eğer her yıl Çin yüzde 6’nın üstünde büyüyemezse, bütün dengeler olumsuzluğa dönüşüyor. Bu nedenle herkes Çin’i gözetmek istiyor. Çin de bunun farkında ve bu avantajını kullanıyor. Üstelik Çin bugün dünyanın Amerika’dan sonra bankalarında en fazla doları olan bir ülke konumuna geldi.

Avrupa Birliği’ne fazla değinmeyeceğim. Bu Kömür Birliği’nden geliştirilerek para birliğine kadar getirilen bir proje. Asıl güç odağı Almanya.

Bütün bu hususları sentezleyelim. İnsanlık, Doğu-Batı dünyaları da kaynaştıktan sonra, tarihinin, tecrübesinin, kültürünün ve değerlerinin eseri olarak, sahiplenilecek bir doğal durum yarattı. Nereye kadar? Bugünlere kadar. Zaten bu yazıyı kaleme almamın asıl nedeni de budur. Bugünlerde bir şeyler değişti! İnsanlık bazı nedenlerle mevcut rezerv para sisteminin bundan böyle en azında uygulamalar bakımından yeterli olamayacağından ve güvenilirliğini kaybetmesinden dolayı endişe etmektedir.

Amerika çok doğal nedenlerle güçlü olmuştur. Politik, askeri, üretimle ilgili, ticaret, bankacılık, finans gibi temel değerler bütünü bizi bir noktaya getiriyor; (sanki) Amerika dünyadaki ülkelerin patronu! Bu durum Amerika’nın gücüyle ilgili özel bir açıklama olsa gerek. Çünkü insanlığın ortak geçmişi, değerleri ve mecburiyetleri bunu kabullenmiş haldedir.

ABD sınırları içindeki dolar ile dışındaki dolar hacmine bakın. Dolar dünyada küreselcilerin elinde daha fazla dolaşıyor. Bazı ülkelerin kasaları dolar dolu. Örneğin Çin Merkez Bankası dolarlarla ne yapacağını soruyor. Bir önceki Küreselci Davos zirvesinde Çin Başkanı Xi Jinping, “Küreselleşmenin sınırlarını daha da geliştirin, bazı güçler buna engel olmasınlar,” demişti.

Bugün doların bir biçimde hem ABD içinde hem de küresel ölçekte kontrolü güçleşmiştir. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) içindeki yönetsel ağırlıklar neredeyse küreselciler lehine doğru kaymaktadır. FED’in işleviyle güçlü dolar ABD’ye bir üstünlük sağlıyor. Ancak küresel sorumluluklar üzerinden ABD halkına da birtakım bedeller ödetmesi söz konusu olunca, politikacıların da oy toplaması güçleşmeye başlamıştır. ABD bunu dengelemek adına kendi içinde büyük bir tartışma içindedir. Donald Trump’ın durumu büyük ölçüde bu tartışma evresine gelinmiş olduğundan kaynaklanır. Bu tartışma doğal olarak genişliyor; döviz cinsinden dönen küresel ekonomide ABD dışındaki ülkeler doğrudan etkileniyor.

Diğer bir etki, Amerikan hazinesinin en önemli kaynağı olan vergi konusunda bir aksama olduğunu görmemiz gerekiyor. Üretim başka coğrafyalara kaydığından dolayı, ABD, olması gereken değerde vergiyi istediği ölçekte toplayamayan bir ülke durumuna düştü. Küreselciler yatırımları ABD’nin dışına boşuna çıkarmadılar! Yatırımlar vergi toplanamayacak bölgelere kaydı, ucuz üretim alanlarında varlık gösterildi. İşgücü başka coğrafyalara gidince küreselciler istediği gelişmeye sahip oldular. ABD halkı bunun getirisinden mahrum kaldı, hatta işsiz de kaldı. Bu onlar için çarpık bir durum oluşturdu.

Öyleyse Amerika ve onun içinde daha fazla yeri olan küreselciler şimdiden itibaren geleceği belirginleştirmek istiyorlar ise sorunlara çare bulmalıdırlar. Bir bakıma bu insanlık kültürü ve değerleriyle birlikte okunan bir konu olacağından, Amerika’nın ortak akılla hareket etmesi gerekliliği göz ardı edilemez bir gerçektir. İnsanlık emeğinin ve çıkarının çizdiği alanda ortak bir kararla doları rezerv para olarak kabul etti ise Amerika bu parayı kendi lehine diğerlerine karşı bir silah gibi kullanmaktan vaz geçmelidir. Bu bir!

İkinci bahis bir öncekine benzer şekilde ortaya konabilir. Dünya ticaretinin önemli bir kısmı dolar ile işliyorsa akla şu soru geliyor, neden ABD banka sistemi swift işlemlerini dünyayı kontrol etmek için tek taraflı kullanıyor? Dolar transferi haksız bir kontrol aracı oldu. Bir adım ilerisinde bu hususun yaptırım olarak kullanımıyla haksızlık belirginleşmiş olacaktır.

Üçüncüsü ise sorumlu davranma zorunluluğudur. Geleceği yönlendirirken küreselcilerin yarattığı zorunluluklarla ilgili bir belirleme yapmak gerekmektedir. Başkalarının kasasına en az Amerikalı kadar veya gelecekte Amerika’dan da fazla dolar mevcut olacak ise bu durumda doların rezerv para olma durumu tartışılır hale gelmektedir. 1970’li yılların ihtiyaçlarına göre olan şartlar bitmiştir. Örneğin dolar Çin’de, Hindistan’da, Rusya’da veya Suudi Arabistan’da ise bu ülkeler; “Bu değeri sadece sen üretmedin, hep birlikte, ortak çabayla ürettik, o halde birlikte karşılığını hesaplayalım,” deme hakkını kendini görecektir. O zaman sadece Amerika’daki FED politikaları yetmeyecek, küresel çapta işlev gören bir merkez bankası anlayışı söz konusu olmalıdır. Bu küresel merkez bankasının para birimi belki de “serbest piyasa sistemi küresel değer ölçütü” ile hesaplanmalıdır. Bundan böyle ABD tek başına belirleyici olamaz!

Sonuçta, bugünkü şartlardan dolayı Amerikalı karar vericileri insanlık adına sağduyulu davranmaya davet ediyorum.

Bir cevap yazın

ekonomi-politika-ve-algi
ÖNCEKİ YAZI

Ekonomi, Politika ve Algı

ekonomik-savas-gercegi
DİĞER YAZI

Ekonomik Savaş Gerçeği

Ekonomi 'ın son yazıları

Ekonomik Pandemi

Türkiye dirençli bir ülkedir. Çünkü ekonomik açıdan birçok badire atlatmıştır. COVID-19 pandemisinde oldukça başarılı olmuştur. Şimdi

Postkapitalist Teoloji

Neoliberalizm, postkapitalizm, neokolonyal ve küresel düzen üzerine bir eleştiri. Homo Economicus üzerinden sürdürülen bir tartışmanın başka

Küresel Fed Sistemi

COVID19 ile ilgili süreci konuşuyorken aynı zamanda ekonomiyi de konuşmaya devam ediyoruz. Küresel Fed Sistemi nedir?