ekonomi-politika-ve-algi
Ekonomi

Ekonomi, Politika ve Algı

313 Tıklama
40 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Amerika klasik devlet mantığı dışında bir güçtür. Biraz tarihsel alıntılarla bu konuyu açalım. Buradan sonuç çıkaralım ve başlayan ABD-Türkiye sorunu adına politikacıların neleri düşünmeleri gerektiğini de görelim, varsa algımızda eksiklik, bunu tekrar değerlendirelim.

Küresel plütokrasi ve ABD, ne olursa olsun kendi çıkarına göre hareket eder. O dönem, bu dönem… Bu kural değişmez. İstediğiyle flört eder, işi bitince başkasıyla… Anlaşılmayan ne? “ABD bizi seviyor,” demek doğru olur mu? Her şey değişir ve bu gerçektir. ABD iş yapacağı coğrafya için, siz beğenin veya beğenmeyin, bütün güç unsurları ile proje yapar ve uygular. Projeler zamana ve şartlara göre icra edilir, sürekli güncellenir. Projeleri takip etmek ABD kadar muhataplarına da düşer.

Görüldüğü gibi anlatımımın içinde strateji, vizyon, hedef, hatta devlet, ülke demedim. İstenirse bu kalıpla da yukarıdaki paragrafı okumanız söz konusu olabilir. Türkiye’yi de bu bağlamda düşünmek mümkündür.

Hatırlayalım:

  • 12 Eylül 1980: Türkiye liberal dünyada yer alacak, post-modern bir anlayışla küresel düzene ayak uyduracak.
  • 9 Kasım 1989: Soğuk Savaş’ın sonu. Türkiye bu önemli virajda olanları bir fırsata çevirecek durumda mıydı? Hayır, olmadı, olamadı…
  • 21 Şubat 2001: Türkiye’de ekonomik kriz.
  • 11 Eylül 2001: Küresel Radikal Terör asıl hedef oldu. Bu tehdide ısrarla İslami Terör dendi. Bunu görmeden geçemeyiz. Aynı dönemde Ilımlı İslam politik alanda yerini aldı.
  • 2002: Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi. FETÖ o dönemde AK Parti’ye destek veren konumundaydı. 2002-2015 döneminde FETÖ Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak işlev gördü. Bu demektir ki ülkede yapılan/yapılmayan işlerde FETÖ de (elbette arkasındaki güçler de, örneğin Amerika, İsrail ve Almanya,) sorumludur. PDY bir bakıma icraatın içindeydi.
  • 2007: Askere karşı kampanya başlatıldı. Buna Vesayet Savaşı dediler. Kumpas Davaları sadece ordumuzu itibarsızlaştırmakla kalmadı, aynı zamanda 15 Temmuz hain darbe girişiminin yolunu açtı. Soğuk Savaş’ta ABD Türkiye’de konjonktürel nedenlerle askerle daha sıkı ilişkilerle çalışmıştı. ABD açısından askerle işbirliği yapma süreci bitti ve ardında politikacıyla işbirliği öne çıktı. Batı dünyası buna, “liberalleşme, demokrasi, küreselleşme gereği,” gereği faaliyetler demekteydi.
  • 2009: AK Parti’nin “One Minute”, “Mavi Marmara”, “Faiz Haramdır” çıkışları özellikle İsrail ve Amerika tarafından, “Bir yol ayrımı!” olarak anlaşıldı. FETÖ/PDY 2009-2015 arasında AK Parti aleyhine, mevcut destek, kösteğe döndü.
  • 2013-2015: 17-25 Aralık olayları ve Gezi eylemleri yaşandı. Bu da yetmedi, PKK (ve özellikle Suriye’de YPG) taşeronluğu ile “hendek” ve “Kobani” denen başka konular ortaya çıktı. Bu da yetmedi herhalde ki, ardından IŞİD ve PKK (canlı bombaya dönüştürülen gençlerden kurulu TAK) tarafından neredeyse her ay gerçekleştirilen bombalama olayları, yani terör yaşandı. Ayrıca Türkiye (potansiyel dost) Rusya ile ciddi olaylar yaşadı; uçak düşürüldü (24 Kasım 2015), ardından darbe sonrası Büyükelçi Karlov’a suikast yapılacak.
  • 15 Temmuz 2015: Hain darbe girişimi.
  • 24 Ağustos 2016: Suriye’de Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı.
  • 19 Aralık 2016: Rus Büyükelçisi Karlov’a Ankara’da hain suikast.
  • 20 Ocak 2018: Suriye’de Türkiye’nin Zeytindalı Harekatı.
  • 15 Mayıs 2018: ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı. Türkiye, ABD ve İsrail’e karşı aşırı tepki gösterdi, yorumları yapıldı.
  • 2018: Küresel Ekonomik Savaş. Bu savaş bütünüyle Türkiye’ye yönelik değil, adı üstünde, küresel. Buradaki ayrım şöyle, Türkiye ekonomik açılardan ev ödevlerini iyi yapamamıştı, kendine özgü bir krize gebeydi, tam da bu zamanda başka politik gerekçeler meydana geldi, hepsi toplandı; ekonomik sıkıntılar, politik baskılar ve küresel ekonomik kriz toplanınca Türkiye’ye yansıyan kriz çok büyük ölçeklere birden çıktı.
  • 10 Ağustos 2018: Trump twit attı, “Türkiye ile ilişkiler iyi değil,” “Dolar karşısında Lira eriyor,” dedi. Alüminyumda ve çelikte Türkiye’ye ilave gümrük vergisi kondu.
  • 13 Ağustos 2018: 800 milyar Dolar civarı GSMH’ya sahip bir ekonomide döviz karşısında bu kadar kısa bir zamanda yüzde 28 gibi bir değişim görülmesi, uzmanlarca, “Bu bir savaş!” denmesine yol açtı.

Neden bunları hatırlattım? Okurlardan isteğim hepsine birlikte bakılması. Eğer Amerika bölgede bir “yeni düzen” kurmanın peşindeyse, onu alır buraya koyar, diğerini getirir baştacı yapar! Anlamak gerekir. 1980-2015 arasındaki süreçte ABD tercihleri nasıl değişmiş, görebiliyoruz, öyle değil mi? Hatta ilerisini de düşünülsün isterim, neden bugün bir Ekonomik Savaş ile karşı karşıyayız?

Bu listeyi yaparken sadece Türkiye’yi ele aldım. Irak, İran, Suriye, Balkanlar, Hazar, vs. coğrafyalardaki gelişmeleri bir yana bıraktım.

ABD’nin temel amacını söyleyeyim:

  • Rus değil, ABD silahı kullanılacak, güvenlik anlayışları Batı tarzı olacak,
  • Dolar kullanılacak, ekonomi serbest piyasa düzenine tabi kalacak,
  • Yönetimler Batı yanlısı demokrasi olacak,
  • İç hesaplaşmalar etnik ve mezhepsel temelde yapılacak ve bu toplumsal sürtüşme neticesinde ortaya kolay yönetilebilir devletçikler ikame edilecek,
  • Enerji piyasası ABD kontrolünde olacak.

Bütüncül bir değerlendirme yaparken, yani analizden sonra sentez yaparken, bir geniş halka içinde bölgesel olarak listeyi yenilemek gerekir. Örneğin Türkiye-Irak ilişkisinde sadece Barzani özelindeki noktaya bakın: Türkiye vaktiyle Irak olayında hatalı davranmıştı, Barzani’ye çok destek verdi. Aynı bağlamda düşünelim, hata hatadır! Bugüne gelin: Suriye konusunda da hata ile başlandı. Sonuçta doğruyu bulduk ama zorlandık. Hatalar Türkiye’ye zaman ve kaynak israfı bakımından pahalıya mal oldu.

FETÖ Türkiye özelinde özel bir konu halinde geliştirildi. Fethullah Gülen halen Amerika’da yaşıyor. Küresel anlamda, ama daha çok Türk ve Müslüman’ın kolaylıkla girebildiği coğrafyalarda, işlev gören okullarda CIA elemanları faaliyetini sürdürmeye devam ediyorlar. ABD kendini “mehdi” zanneden birini neden Türkiye’ye teslim etmez ki? Bu yetmiyormuş gibi şimdi bir de papaz krizi (Brunson) çıktı!

FETÖ yanlılarının bugün yaptıkları propagandaları inceleyin, “2013 yılına kadar iktidara ekonomik alanda her türlü tembihi yaptık, desteği verdik, ama bize kulak asmadılar, biz o günden itibaren bu olacakları biliyorduk,” diyorlar.

Peki, iktidar ne dedi? “FETÖ maşadır, asıl amaç Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarıdır, Suriye parçalanmak isteniyor, Türkiye’nin güney sınırı boyunca, İran’dan Akdeniz’e çıkan imal edilen Kürt koridorunun bir terör yönetimi haline dönüştürülmek istenmesi, Türkiye’ye boyun eğdirilmek istenmesi…

Sürekli kazananlar kimler? Rusya kaybediyor mu? ABD ve İsrail kaybediyor mu? Peki, o görünmeyen küresel güçler kaybediyor mu? Bunu unutmamak gerekiyor. Oyuncular sahadakilerden oluyor, bunlar senarist, hakem, vs. bu kadar basit bir konuyu bilmeden politikacı olunabilir mi? Oluyor işte! Başta ifade etmiştim ya, bilinmeyen noktalar var diye.

Bu arada ifade etmekte yarar var, ABD’nin de kendi içinde sorunları var. Ama öyle gelişmekte olan ekonomilerdeki gibi değil, devasa, hatta uzaya taşan cinsten! Küreselcilik ile Amerikan Milliyetçiliği arasında politika yapılıyor. Bana göre küreselcilik, küreselleşme doğalındaki her bir gelişmeyi kendi lehine kullanma fırsatçılığıyla gelişen bir politik anlayıştır. Öteden beri hesaplanan bir konu daha var. Çin ve Hindistan büyüdükçe ABD kendi iç meselelerinde düzenlemeye gitmesi gerekmekteydi. Bu ise Türkiye ölçeğindeki ülkelere benzemez, ABD’deki küçük konular bile tüm dünyayı ilgilendiren sonuçlar doğurur. ABD küreselci neo-liberal düzenin yaptıklarına bağlı kendi özelinde adımlar atmaya başladı, ki bu Obama’dan sonraki dönemde işlerlik kazandı. Şimdi küresel açıdan ödenen bedel, herkes zorlanıyor, ama budur!

ABD başka, Türkiye özelindeki konular elbette başka. Türkiye bir taraftan kendi ev ödevlerini iyi yapacak, diğer taraftan dünyayı iyi okuyacak ve bazı olumsuzluklar gelişmeden ön alacak. En baştan beri ifade ettiğim gibi, bölgesel politikacılıkla küresel ölçekte politika yapıyoruz. Bu değişmelidir.

Hain darbe girişiminden hemen sonra uzmanlar değişik değerlendirmeler yaptılar ve dediler ki, “Şimdi suikastlar olabilir, ekonomik kriz yaratılabilir, propaganda ile algı operasyonları yapabilir…” Olmadı mı?

ABD’nin küresel yatırımları bir yana, Türk ekonomisinin bariz bazı yönleriyle sorunları olduğu biliniyor. Bu başka, hainlik yapmak, ekonomik tetikçilik yapmak başka. Zira teknolojiye, üretime ve eğitime yeterince yatırım yapılmadı. Tüketim üzerinden alınan dolaylı vergilerle bir mali disiplin üzerinden ekonomi politikası yürütüldü. Tüketim için gerekli kredi ise bankalardan sağlandı. Bankalar kimin? Örneğin şu an itibarıyla özel bankaların yüzde kırklık hacmi küresel sermayenin. Bireyden tutun, büyük ihaleleri alan iş dünyasına kadar, piyasada dönen ekonomi aslında hazine garantili banka kredilerine dayanıyordu. Bu durumda dış açık giderek arttı. Ali Babacan’dan itibaren değişik ekonomiden sorumlu bakan görev yaptı ama yapısal düzenlemeleri yerine getiremedi. Cari açığı hep konuştuk, ama düzenlemekte sıkıntılarımız oldu.

PDY neredeydi? Diyorlar ki, “2013’te biz iktidara gerekeni söyledik!” Şimdi ifade edilen ise başka: “Dolar 7.4 ve enflasyon yüzde 40 olacak, paranızı bankalardan çekin dolara çevirin, nakitte tutun, zira likidite krizi kapıda…” Bir kez daha hainlik! (Not: 12 ağustos 2018 gecesi Dolar 7.2 TL) Nerden biliniyordu bu? Yoksa hedeflenmiş miydi? Bakın nasıl oldu: Geçen hafta ortasında sinyallerini verdiler. Sosyal medya ağırlıklı bir süreç başlattılar. Basında makaleler, twit atmalar, internet televizyonlarından videoların üretilmesi boşuna değildi. FETÖ yanlıları Türkiye’ye yapılacak hamleler için (teyide muhtaç bilgilere göre) bir ay önce Osaka, Seul, Singapur’da toplantılar yaptı. Asya piyasasından hamle geldi. OTC (tezgahüstü piyasa) fiyatlamasına, kotasyonların konmasına ve forex (fx) piyasalarda fiyat oluşumuna etki gözlendi. Asya piyasaları oynaktır, bu bilinmektedir. Buraları az riskle büyük değişimlerin yapılabildiği piyasalardır. Ne olduğuna bakalım: 10 Ağustos 2018, Cuma gecesi, Dolar 6.41 TL; 12 Ağustos 2018, Pazar gecesi, Asya piyasaları açılmasıyla Dolar 7.24 TL; 13 Ağustos 2018, Pazartesi sabahı, BDDK ve MB önlemlerinin açıklanması sonrası Dolar 6.63 TL. Bu da göstermişti ki karşı taraf Türk ekonomisine planlı bir şekilde saldırıda bulunacaktı. Nereden ve ne yöntemle olacağı bilinmiyordu. Bakanlık bekledi ve durumu gördükten sonra karşı önlemlerini açıkladı.

Propaganda sosyo-ekonomiyi ve sosyo-politik yapıları etkiler. Bu dönemde sadece FETÖ yapmıyor propagandayı; Almanya, İsrail ve ABD kaynaklı çok site, haber kanalı ve anonim yapılanmalar üzerinde bilgi kirliliği üretiliyor. Bunların adını vermek istemiyorum. Bazıları meşru yayın organları olarak çalışmaktadır. Kirlilik içinde bazı konular elbette gerçek, ki gerçek olması hedef toplum tarafından konunun sahiplenilmesi adına gerekli görülür. Bunlar propaganda tekniklerini bilenlerin işidir. Halk ne yapıyor? Görüyor umursamıyor, görüyor etkisinde kalıyor, görüyor düşüncesi değişiyor, görüyor aktivist oluyor…

Bahsettiğim ülkelerin meşru yayın organlarındaki habercilerden bir çoğunun ismine bakın, Türk vatandaşı, en azında fotoğraflar ve isimler böyle. Nereden buldular bu işleri! Daha dün kurulan internet gazeteleri var örneğin. Hemen gruplaşmışlar. Yazdıklarına bakın, sürekli tekrarlanabilecek ve klişe yaratılacak türden. Bunların savundukları ile halkın bir kısmının sosyal medyada paylaştıklarına bakın, tamamen örtüşüyor.

Diyeceksiniz ki; propagandayı, sosyal medyayı, dış düşmanı bir yana bırak; gerçek ortada, dışarısı yangın yeri gibi, Dolar aldı başını gitti!.. Savunularda doğru-gerçek olan noktalar çok tabii. Teknik bunu dedirtmekle ilgili, ikna olunması halinde çalışıyor bu sistem. Teknik uzmanları dinlediniz mi? Bu denli bir artışın ekonomi teorisinde karşılığı yok, konu politika ve spekülatif hareketlerle açıklanabilir.

Örneğin FETÖ propagandası halkı sokağa dökmekle ilgili, panik havası estiriliyor, bunu görebiliyorsunuz. Entelektüeli birbirine düşürmeye yönelik çabaları var. Diğer yandan bankalar ve resmi kurumlar ile halkın arasını açmaya çaba sarf ediyor. Tamamen güvensizlik doğuracak yayınlar yapılıyor. Ama bu güvensizliği aşılayacak teknikleri içinde sürekli oradan buradan bilgi ve propaganda ürünü bombardımanı yapılıyor.

İlginç olan şu: “Ekonomik krizin ne olduğunu ve düzeltilmesi için neler yapılması gerektiğini ülkede bilenler var, akademisyen, bürokrat vs. İktidar onlara doğruyu bilerek yaptırtmıyor. Dolayısıyla iktidar, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan özellikle bu olumsuz duruma gelinmesini istiyor olmalı!..” Propaganda malzemelerinin toplamına bakın, bunu ifade ediyorlar. Bunun anlamı yok. Ama toplum bu çelişkili sonucu göz ardı ederek sıcak konulara daha çok yaklaşıyor ve bu arada iktidarı hedef alıyor, “Sorumlu bu, ayrıntılar beni ilgilendirmez!” diyor. Bu nasıl bir yanlış!..

Ekonomi artık küresel. Hemen herkesin çıkarı bir başka ülkede, bir başka bankada, bir başka yatırımda… O halde Avustralya’daki, Çin’deki, Arabistan’daki veya Amerika’daki biri Türkiye hakkında bilgi sahibi olmak ister. Ne bilgisi? Doğru ekonomik veriler ve politik gelişmeler. O zaman nasıl Türkiye Çin’i veya Güney Afrika’yı takip etme ihtiyaç duruyorsa, tersi de doğrudur. Bu bakımda asıl karşılanması gereken ne? Doğru bilgi. Dış çevreler içinde doğru düzgün bilgi verenler Türkiye’yi analiz ediyorlar, hem Türkiye’ye hem de yatırımcılara bilgi veriyorlar. Bunlar için “Bana ne?” denemez. İstenmeyen ne? Yanlış bilgi, öneri değil de; ortaya sorun çıkarmak, propaganda yapmak, algıları değiştirmek, spekülasyon yapmak ve neticede paranın akışına bir yön vermek. Eğer ekonomik temellerde sorun varsa, sıcak paranın akışında da sorun çıkarılıyorsa haliyle, “Ben demiştim, oldu!” diyenlerin söyledikleri bir biçimde gerçekleşecektir. İşte ekonomi-algı arasındaki kıskaç budur.

Özellikle FETÖ ile yapılmak istenenlerden sonra başarılı olamayan karşıt bir kamp tarafından Türkiye’ye yoğun saldırılar düzenlenmektedir. Rusya ve Çin ile ortak projeler geliştirildikçe bu saldırıların dozu artmaktadır. Hatta Kudüs’ün başkent tanınması çerçevesindeki oldubittilerden sonra Türkiye’nin inisiyatifle hareket etmesi sonrasında ABD ve İsrail’in tamamen bir hedefi konumunda yer almaktadır.

Nasıl ABD bozduğu Nükleer Anlaşma ile İran’a diz çöktürmek için yoğun bir çaba içine girdi ise başka ülkeler tarafından destek bulmasının da önünü kesmek adına kontrollü gerginlikler yaratmaktadır. Aslında İran’da halkı teşvik edip, sokağa döküp (ki bunun ilk büyük denemesi Aralık 2017’de başlatılmıştı,) rejimi değiştirip, Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik ve jeostratejik dengelerin kurulmasını ve enerji piyasasının daha güçlü kontrol edilmesini sağlamakla ilgilenmektedir. İsrail’e kuzeydeki iki güçlü ülke İran’dan ve Türkiye’den gelebilecek bir tehdide karşı Kürt kuşağı ile tampon oluşturma gayreti içindedir. Bakın bütün bu kirli planlar da bilinmektedir.

Şimdi küresel ekonomik kuruluşlar ne diyor? “Türk bankacılık sektörünün varlıklarının yaklaşık yüzde 40’ı kredidir. Bu kredi, yani borçlanma haliyle döviz cinsindendir. Dolar karşısında TL’nin değer kaybı giderek artmaktadır. Bankaların sermayeleri aşınma içindedir. Küresel para politikalarında zaten sorun (ısınma) vardır. Bunun da olumsuz etkisiyle süreç giderek TL aleyhine gelişme eğiliminde görülmektedir. Döviz kuru ve likidite riskleri bakımından konu hassastır. IMF ile görüşmeler yapılması gerekebilir. Türkiye yeni bir Stand By başlatılması için geç kalmamalıdır…

Türkiye, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere konu ile ilgili hemen herkes şunu biliyor: Durum ciddi ve çare aranmakta. Ama dışarıdan oyun peşinde koşanların oyununa da gelmemek gerekir! Hatta konuşmalardan şu da çıkıyor: ABD ve İsrail’in öteden beri Türkiye üzerindeki hedefleri belli. Onlar amaçlarından vazgeçmediler. Bir taraftan politik, diğer taraftan hukuk yolu ile çeşitli meseleler çıkarıyorlar. Kolay çözülecek meseleleri bilerek çözmedikleri gibi daha da karmaşık hale getiriyorlar. Onların maşası konumundaki terör örgütleri vasıtasıyla yoğun bir propaganda faaliyeti yürütülüyor. Son olarak biz bu ekonomik saldırıları bekliyorduk. Ama bu saldırıları küresel çapta başlatılan Ticaret Savaşı, bölgede İran’a ve enerji sektörüne dayalı gelişmelere bağlı da yorumlamamız gerekiyor. Mesele sadece Türkiye de değil, görüyorsunuz, Rusya, Çin, Kanada, Almanya, İran… Ama bu ortamda Türkiye badireyi daha kolay atlatacakken zorlanıyor. Türkiye, ABD ve İsrail’e asla teslim olamaz. Dayanmamız gerekiyor. Bu bir Ekonomik Savaş! İçeride ve dışarıda, “Cumhurbaşkanı Erdoğan asıl hedeftir!” diyenler de az değil.

Merkez Bankası ve BDDK önlemlerini aldı. BDDK, SWAP (takas); Merkez Bankası (MB), TL ve Dövizde likidite ve zorunlu karşılık uygulamasında düzenleme getirdi. Belki yakında Para Kurulu da önlemler getirecek. İlgili Bakanlık Orta Vadeli Plan (OVP) açıklanacak, yapısal reformlar yapılacak.

Bilindiği gibi, MHP inisiyatifi olarak ortaya çıktı, önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmek zorundayız dendi, ardından 24 Haziran 2018’de seçim yapıldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan “Başkan” oldu. Bu mecburiyet sürekli “beka” ile ilişkilendirildi. “Yerli ve Milli” kavramı ortaya atıldı. Millet Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seçti. Diğer taraftan, söylenenler neredeyse çıktı. Türkiye seçimlerden önce ekonomik krize girmeye başladı bile. Ama seçim sürecindeki iç/dış beklentiler gereği baskı da bekliyordu. Erdoğan seçildi, kabinesini kurdu ve hemen kriz (tabiri caizse) hortladı!

Şimdi ne durumdayız? Cumhurbaşkanı Erdoğan millete, “Bu Ekonomik Savaşı da kazanacağız,” diyor. Ardından bir çağrı daha yaptı: “Döviz kuruna bakmayın!” Hazine ve Maliye Bakanı yeni ekonomik programını açıkladı. En azından şunu gördük, bundan önceki ekonomiden sorumlu olanlar eleştiriliyordu. Bugün, eski Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi idaresinden farklı bazı amaçlar belirlenmiş durumda. Ekonomik Politika açıklandı. İcraata bakacağız ve göreceğiz.

Şimdi Türkiye açısından iki gerçeklik üst üste çakışmıştır. Bir planda ABD ve İsrail’in emelleri çerçevesinde gelişen baskısı vardır, diğer tarafta Türk ekonomisi kötü durumdadır. İkisi de gerçektir ve bilinmektedir. İktidar halka, “Bu bir savaş, dayanın,” derken, karşı taraf propaganda, diplomatik baskı, fiili ekonomik ve finansal hareketlerle “halkın azim ve iradesine yönelik” Yumuşak Güç unsurlarını devrede tutmaktadır.

Bugüne geldiğimizde benim anladığım şu: Yerel ve bölgesel politikacılık işe yaramıyor, küresel bakmayan zarara uğruyor! Yapılan hatalar kısmen biliniyor olsa bile tedaviye gitmek zaman alıyor. Bunu yerine çok önceden adımları doğru atmak gerekmekteydi. ABD her zaman rakipti, stratejik ortak falan değildi. Bu doğal. Zaten “emperyalist” dediğiniz kim ki? Herkes kendini kandırıyor, asıl kendini desteklenen gördüğünde kaybetmeye başlıyorsun, hepsi bu esasında. Belki de çare aranırken pek bir alternatif bulunamıyordur. Güçlü taraf için söylüyorum; daha zayıf taraf her ne yaparsa yapsın, onun planında bir argümanı var ki imkanların ölçüsünde bir şeyler yapmak mümkün olabiliyor. Ben buna “muktedir olmak” diyorum. Zira küresel kapitalizmin kapitalist aktörlerinin, yani o bilinen tabirle, emperyalistlerin gücü bu biçimde hissediliyor. Çare giderek IMF gibi uluslararası güvene dayalı bir ele doğru kaydırılıyor, diz çöktürmeye çalışılıyor, ama nafile!

Şunu da anlamak mümkün değil, bu ülkede CHP ve İYİ Parti (ki seçim sonrası partileri bile ne duruma düştü, bir de bunlar ülkeyi yöneteceklerdi,) dahil küçük parti liderleri bile çıktı dedi ki; “Ben bu işleri düzeltebilirim!” Vatandaş olarak soruyorum: Neye göre konuşuyorsun? Acaba, “Ben sana yardım ederim,” diyenler mi var? Örneğin seçim öncesinde, “IMF’den destek veririz ve ayrıca politik desteği de alenen işaret ederiz, dolayısıyla sen de toparlanma zamanı bulursun…” mu dendi? Başka soru, bugün bu partiler acaba bu durumla karşılaşsaydılar ne diyeceklerdi? “Nereden aldım şu iktidar sorumluluğunu mu diyeceklerdi? Gerçi sonuç değişmiyor değil mi? “İlaç bu,” dendi ise; ha o zaman ha bu zaman!.. Hastalığı bulaştıran ilacı da biliyordur ve elinde tutuyordur, değil mi?.. Söylediğim politikacılık bu ve maalesef bir işe yaramıyor.

Algılamayı çift taraflı ele almak gerekiyor: Birincisi anlama, ikincisi ise algılatma. Örneğin Türkiye’de siyasi parti liderleri adına atılan twitleri incelersek, bu iki yönlü algıya ait ipuçları bulmak mümkün olacaktır. Twitleri rasgele seçtim. Aynıyla değil, bakış açısıyla ilgili fikri ifade edeceğim. Şöyle ki:

  • Cumhur İttifakı – R. Tayyip Erdoğan: Bu bir Ekonomik Savaş. Diğer yönden Politik Savaş. FETÖ’yü ellerinde tutanlar bize bunu yapıyorlar. Bize diz çöktürmek istiyorlar. Millet bunu anlıyor. Karşı koyacağız.
  • Cumhur İttifakı – Devlet Bahçeli: Seferberlik ruhuyla hareket ederek finansal silahlara karşı direneceğiz. Milli bekamıza saldırı ekonomi üzerinden yürütülüyor.
  • Ana Muhalefet – Kemal Kılıçdaroğlu: Trump’ın Twitlerini kınıyoruz. Kriz hem ekonomik hem de siyasidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan sorumludur. Türkiye iyi yönetilemiyor.
  • Muhalefet – Meral Akşener: FETÖ’den de, itibarsızlıktan da Cumhurbaşkanı Erdoğan sorumlu. Çareler tükendi. IMF’lik olduk. Damat çekilsin.

İYİ Parti ve Genel Başkanı Meral Akşener ilginç bir örnek oldu. DYP’li biri. MSP koalisyonunda bulundular. 1996’da Susurluk Olayı sebebiyle Mehmet Ağar’ın istifası sonrasında İçişleri Bakanı idi. 2001’de AK Parti’nin kuruluşunda olmak istedi, olmayınca MHP’ye katıldı. 2001 tarihi Türkiye’de ekonomik krizin dünyada ise 11 Eylül terör saldırısının olduğu dönem. 2007 ve 2015’de MHP milletvekili. MHP Genel Başkanı olmak istedi. Eylül 2016’da MHP’den ihraç edildi. 2017’de İYİ Parti’yi kurdu. Şu an söylemlerine bakılırsa muhafazakar ve liberal oylara talip İYİ Parti’nin genel Başkanı Meral Akşener, AK Parti ve MHP’nin bugün söylediklerinin tam tersini savunan bir siyaset yapmaktadır.

Bütün bunlara bakıp düşünün, ülkede politika ve politikacılar böyle davranıyorlar ve söylemleri bu tarzda farklılık gösteriyorsa, o halde vatandaş ne yapsın? Vatandaşın hem iç hem de dış politikadan anlaması gereken ne? Eğer vatandaşın algısına yönelen siyaset çok değişkenlik gösteriyorsa buradan ne anlaşılmalıdır? “Siyaset böyle bir şey!” demekle bu işler açıklanabilir basitlikte mi?

Kader mi bu? Tarihte bu tür sıkıntılar bu aziz milleti ne denli etkilemişti. Millet “harap ve bitap” düşmüştü. Sonra cepheden cepheye koştu, kanını ve canını verdi. Sefalet diz boyuydu. Ülkede azınlık denilen kesimler ise pek yıpranmadılar o dönemde. Şimdiye gelin ve bakın. Millet yine özveride bulunmaktan kaçınmıyor. Hain darbede üstüne düşeni yaptı. Paraya bakmıyor, paniğe girmiyor. Önüne sandık konuyor, koşturarak oy veriyor. Çünkü (bence) emperyalizmi politikacılardan daha iyi biliyor.

Algıda yöntem şudur: Hemen herkesin kendi alanından bakışıyla haklı olabileceği bir ortak problem yarattıysanız amacınıza ulaşmış sayılırsınız. düşmanlık yapan ne yapar zannediyorsunuz? Ekonomist bakınca, “oldu”; politikacı bakınca, “doğru bu”; matematikçi bakınca, “hesap şu” demeli… Zamansal bakışla da çeşitlilik olmalı; “o zaman doğru öyle, bu zamanda böyle…” Vatandaş kimi dinlerse, “bu da haklı, o da,” demeli? Şimdi soruyorum, siz ne diyorsunuz?

Aklımızı başımıza toplayalım, bu vatan bizim, Türk Lirası da bizim! Sahip olduklarımıza biz sahip çıkmazsak değerlenmez! Önce biz!..

Bir cevap yazın

piyasalarda-son-3-gun
ÖNCEKİ YAZI

Piyasalarda Son 3 Gün

dolarin-gucu-ve-gelecegi
DİĞER YAZI

Doların Gücü ve Geleceği

Ekonomi 'ın son yazıları

Ekonomik Pandemi

Türkiye dirençli bir ülkedir. Çünkü ekonomik açıdan birçok badire atlatmıştır. COVID-19 pandemisinde oldukça başarılı olmuştur. Şimdi

Postkapitalist Teoloji

Neoliberalizm, postkapitalizm, neokolonyal ve küresel düzen üzerine bir eleştiri. Homo Economicus üzerinden sürdürülen bir tartışmanın başka

Küresel Fed Sistemi

COVID19 ile ilgili süreci konuşuyorken aynı zamanda ekonomiyi de konuşmaya devam ediyoruz. Küresel Fed Sistemi nedir?