kuresel-finans-politikalarini-anlamak
Küresel Finans Politikalarını Anlamak

Küresel Finans Politikalarını Anlamak

264 Tıklama
7 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Geçen günlerde FED aldığı kararları açıkladı, faizlerle oynamayacakmış. Bu karara neden olarak faiz artırımının küresel ekonomide yavaşlamayı doğuracağı gösterildi. Bu sebep-sonuç bugünün bir denklemidir. Gelecekte şartlar daha zor olur ise Amerika finans sistemini kontrol etmeyecek mi veya daha az mı edecek dersiniz? 2050 sonrasını planlayan Amerika için finans hareketlerinin kontrolüne dönük başka politik adımların da atılması gerekecektir. Eğer bir küresel güçseniz işi kendi haline veya şansa bırakamazsınız, öyle değil mi?

Bu cümleden hareketle bazı sonuçlar çıkaralım:

1) Bugünkü tabloyla Çin başta olmak üzere gelişen ülkelerin bu tür FED kararlarıyla elinde tuttuğu tahvillerini satmaya başlamasının küresel daralmaya sebep olması tehlikesi Amerika’nın ve küresel aktörlerin işine gelmeyen bir sonuçtur. Bu şartlarda daralmak değil, genişlemek esastır. Eğer Amerika geçmişte görüldüğü gibi Afganistan veya Irak gibi bir savaşa giriyor olsaydı veya yakın zamanda İran ile nükleer barış anlaşması imzalamamış olsaydı, tamamen iç finansman gerekçelerini önceliklerdi.

2) Demek ki faiz küresel büyüme-küçülme konusu için önemli bir konudur. Eğer küresel piyasalarda doların güçlenmesi isteniyorsa diğer ülkeler kendi paralarını korumak adına politikalarını belirlemek zorundalar ve bu durum o ülkelerin görece de olsa küçülmesi anlamına gelecektir. Herhangi bir ülkenin, “ben faizi düşürüyorum,” demesi yeterli değildir; hangi gerçekçi sebeple düşürdüğü bilinmelidir.

3) Küresel büyümeden başka bir yol yoktur ve buna hakim güçler etkili olurlar. Eğer küresel büyüme olur ise bunun içinde çalışan ve aykırılık göstermeyen ekonomiler büyüyebilirler. Kapalı ekonomilerin veya kapalı ekonomik politikaların büyümesi söz konusu değildir. Eğer hakim güçler sınıfına dahil olmak hedefleniyorsa aynı kulvarda olmak gerekir, deniyor.

4) FED, “istersem durumu değiştiririm,” ikazını yapıyor, “karar verirsem yaparım, bugün olmazsa yarın, beni izlemeye devam edin,” diyor.

5) FED’in bu tip hamleleri tahmin ediliyorsa, eğer küresel aktörler tarafından hazırlıklar yapıldıysa ve fırsat bulunabildiyse, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki paranın nereden çıkıp nereye, hangi sektörlere ve kesimlere akacağının da kararı verilmiştir.

6) FED küresel aktörleri dikkate alarak adım atıyor. Bugün birkaç tane ise yakında bunlar daha da çoğalacaktır. Eğer aktörler büyük devletler ve güçler şeklinde ise bu önce Amerika’yı rahatsız eder. Bu sebeple süreç içinde; ya diğer aktörlerin ellerindeki kontrol edilmeli, ya da aktörlerin başka yöntemlerle küçülmeleri sağlanmalıdır. Örneğin gelecekte Çin’in parçalanması en çok Amerika’nın işine gelecektir. Veya örneğin Çin gibi ülkelerin küresel aktör olma düzeninde bir değişiklik yapılmalıdır. Bu çözüm daha garanti sağlar niteliktedir. Buna göre, örneğin küresel mega-kent yönetimlerinin en azından finans bakımından bir merkezden idare edilmeleri amaca ulaşmayı temin edebilir. Devletler içinde bu tür önemli mega-kentlerin daha özerk yapılar olarak inşa edilmeleri önem arz eder. Bu yönde en belirgin araştırmaları yapan McKinsey&Company’e bakarsak küresel mega-kent yapılarıyla küresel idare mantığı daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Bu sebeple aşağıdaki bazı verileri inceleyebiliriz:

Her yıl 65 milyon insan doğuyor, kentleşme artıyor, bu artış küresel manada her yıl 7 Chicago demek oluyor. Bu arada gelişmekte olan ülkelerin durumu dikkat çekici bir hal alıyor. Gelişmekte olan ülkelerin 440 kentinin payı, 2025 yıllarında küresel hasılanın (GDP) yarısını alacak şekilde olacak. Bu yıllarda 2,5 milyar insan Asya’nın mega-kentlerinde yaşayacak. Örneğin küresel çapta 200 şehrin 46’sı Çin sınırları içindeki kentlerde olacak. Gelişmiş ülkelere oranla gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranı %75 daha fazla olacak. Bugün bu ülkelerin küresel ekonomideki payları 1/3 iken 2025’te 1/2 olacak. Kentlerde tüketici sınıfı büyüyor. 2030 yıllarında tüketim 2010 yılana oranla %150 artış göstererek 12 trilyon dolardan 30 trilyon dolara yükselecek.[1]

[1] Veriler McKinsey&Company’den alınmıştır. McKinsey Global Institute, Richard Dobbs, James Manyika, Jonathan Woetzel, No Ordinary Disruption, The Four Global Forces Breaking All the Trends, Public Affairs, Amazon, Barnes & Noble, May 2015.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Üretmeden Kalkınmak!

DİĞER YAZI

Ekonomi ve Politika

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

Küresel Krizlerde Ekonomi

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika

ABD Ekonomisi ve Biden

Joe Biden ABD ekonomisini nasıl canlandıracak, işsizliğe nasıl çare bulacak? Bu sorunun iki yönü var; ilki