Küresel Krizlerde Ekonomi

Okuyucu
+1

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ekonomisi ve sosyal hayat bundan etkilendi. Üstüne Donald Trump seçimleri kazanamadı ve Joe Biden yeni başkan oluyor. Ancak küresel krizlerde ekonomik bahsi üzerine tartışmalar sürüyor. Bu tartışmaları, krizde ekonomik canlanmanın yönetilmesi, krizde para basmanın maliyeti ve krizlere dayanıklı ekonomi arayışı başlıkları altında ele alacağım.

Krizde Ekonomik Canlanmanın Yönetilmesi

Önce şöyle başlayalım: ABD ekonomisinde toparlanma ve büyüme için uygulanacak formül şu mu? [A+T=B (Aşı, artı Teşvik, eşittir Büyüme)] Yoksa ekonominin değil, politikanın mı çarkları dönüyor? Teşviklerle genişleme görüntüsü ve ABD borçları için Federal Rezerv’i (Fed) görevlendirme, halka olumlu-politik bir sinyal vermekle mi ilgileniliyor? Hızla aşılama programı gerçekleştirilecek, koronavirüsün yayılması düştükçe piyasa harcamalarındaki talepte artış olacağından, kendiliğinden ekonomide de canlanmanın yaşanacağı, ekonomide yeterli sıcaklığın oluşturulacağı, türünden bir beklenti ile süreç geçiştiriliyor mu? Belki buradaki uygulamalar başka ülkeler içinde bazı dersler içeriyor olabilir.

WSJ’den Phil Gramm ve Mike Solon, “Kesintisiz Canlandırma Çağına Hoş Geldiniz” diyor ve ekliyor: “Harcama son toparlanmayı hızlandırmadı, ancak Biden’ın ekibi paranın sonsuz bir şekilde akmasını sağlamak istiyor.[1] Vereceğim rakamlarda bu makaleden alıntılar olacak.

Kriz zamanlarında kurtarma paketleri konusu öne çıkar. Bu konu ABD için de aynıdır. Çok büyük ihtimalle 20 Ocak’ta Beyaz Saray yönetimine geçecek olan Joe Biden şimdiden teşvik paketleri konusunu ele alıyordur. Bu ana kadar öne sürülenler çerçevesinde Biden’ın toplam 3,3 trilyon dolarlık teşviki işleteceği anlaşılıyor. ABD’de para basmakla ilgili ilk onaylanan miktar 2,2 trilyon dolar olmuştu, öncekileri de hesaba katınca bu meblağ ortaya çıkmaktadır. Bütün tartışmalar teşviklerin kalıcı etkileri üzerinedir. Hazine Bakanı Janet Yellen bu konuda neler yapabilir? Acaba vergilerde artış olacak mı? Belki en önemli soru bu olmakta.

2008 Morgage krizi ile yaşananları hatırlayalım. 2009 ortalarında 1,6 trilyon dolar ilave bir harcama söz konusu olmuştu. Federal devletin harcamalarının GSYİH’daki payında olan artış, II. Dünya Savaşı dönemindekini geçmişti, belli bir süre yüzde 24,4-18,9 seviyesinde seyretmişti. Bu harcama artışını şöyle de örnekleyebiliriz: Kore Savaşı’nın ekonomiye yükü yüzde 13,8 olduğu halde, o yıllarda harcamaların GSYİH’daki artışı yüzde 19,9 mertebesindeyken, Morgage krizinden 3 yıl sonra (2011, Obama) yüzde 23,4 ve 4 yıl sonra (2012, Obama) yüzde 22 olmuştu. 

Fed, 2010-11’da büyümeyi yüzde 3,4 olarak öngörmüştü. Fed büyüme için gerekli parasal genişlemeyi yaratmaktaydı. Fed, 2010-13 federal borçların yüzde 55’ini ve diğer menkul kıymetleri satın aldı. Fed’in bu hamlesi II. Dünya Savaşı döneminde satın aldığı devlet borcundan fazlaydı. 

ABD’nin özel bir durumu var: Hazine borcunun GSYİH’nın yüzde 108’ine ulaşması ve Fed’in bu borcu finanse edecek varlıklarının 2008’deki kriz öncesi seviyesinin 7,8 katı olması.

Savaş dönemlerinde ABD’nin büyümesi yüzde 4,2’lerdeyken, 2010-13 arasında (Obama) büyüme oranı yüzde 2,1’de kaldı. Bu dönemde uygulanan teşvik paketleri etkili olamadı, aslında küresel ekonomideki zincirleme etki nedeniyle program yeterince etki sağlayamadı. 

Teoride şöyle, durgunluktan kısa bir süre sonra harcamalar sıkılaşır ve teşvik seviyesinin altına düşmemesi istenir. ABD, Obama dönemi krizinde 4 yıl süre içinde milli borcu ikiye katladığı halde vergileri artırmak zorunda kalmıştı. Şimdi soru aynı, Biden da vergileri artırmak zorunda kalacak mı?

Gerçekte canlandırıcı harcamaların, uzun vadede istenen türde ekonomik ve politik sonuçlar vermesi için, yeterli olmayacağı bilinir. Kalıcı bir canlanmanın yaratılması gerekir, denir. Bugün ABD’de bunun tersi görülüyor. Acaba başka ülkeler bunu başarabilecekler mi? ABD’de özel sektör yatırımcısının (önemli ölçüde küresel sermaye) gayretine vergi yoluyla el konması durumunda piyasalar bundan olumsuz etkileniyor, beklenen üretkenlik ve inovasyon artışında düşüş oluyor. Devlet bu durumu kendi gözlüğüyle görmektedir, özel yatırımcı yerine, kamu yatırımı ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerini kendisi finanse etmeye gayret etmektedir, teşvikleri bu şekilde devreye koymaktadır. 

Geçmeden cari durumu da görelim ve ABD Ticaret Bakanlığı’nın 2020’nin üçüncü çeyreğine ilişkin tahmini rakamlarına bakalım. Reel GSYİH artış oranı yıllık bazda yüzde 33,1’i buldu. Bu oran, ikinci çeyrekteki rekor düşüşü büyük ölçüde telafi eder niteliktedir. 

Noel tatili yaklaşırken ABD ekonomisinde bir canlanma görüldü. Atlanta Fed’in açıklamaları var, ekonominin dördüncü çeyrekte yüzde 10,4 büyüdüğü tahmin ediyor. Hane geliri salgından öncekinden daha yüksek seviyede ve perakende satışları Kasım-Aralık’ta geçen yıla göre yüzde 2,4 artış gösterdi, toplam hane halkı tasarrufu rekor seviyeye yakın, son enfeksiyon dalgasının ekonomik zararı bundan çok daha az. 

Phil Gramm ve Mike Solon’un değerlendirmeleri şöyle, teşvikler kalıcı olsun ya da olmasın, eğer vergi yükü arttıysa, harcamadaki artış söz konusuysa ve hükümetin kontrol politikaları piyasada dengesizlik yarattıysa, krizin başlangıcına göre ekonomi zayıflayacaktır. Burada temel soru, “piyasaya sürülen paranın miktarının ne kadar olduğu önemli değildir, önemli olan paranın ne kadar kısa sürede tüketilip tüketilmediğidir.”

Bugün küresel sermaye kendi hareket serbestisine göre davranış göstermektedir. Sanırım II. Dünya Savaş dönemi ile 2008 Morgage krizi sonrası, bugün meşgul olduğumuz koronavirüsle ortaya çıkan 2020 krizi de dahil, ana farklılık konusu bu olsa gerekir. Modern Para Teorisi’ni uyguladığı halde ABD Hazinesi de maliyesini denkleştirmek için vergi yükünü artırmak durumunda kalıyor, bu olumsuz ekonomik kondisyonun gelişmesi anlamına geliyor.

Krizde Para Basmanın Maliyeti

Elbette ekonomistlerin ve kamunun tercihleri ile her ülkedeki özel koşulların farklı sonuçlar vereceği bilinen bir gerçektir. 2020 yılı hükümetlere ve halka çok olağanüstü şartlar yaşattı, yaşatmaya da devam etmektedir. Bir kere tarihte hiç görülmediği biçimde, salgın sebebiyle sosyo-ekonomik yaşam eve hapsedilmek zorundaydı, el freni çekilircesine durgunluk dönemi yaşandı.

Her ülke kendi ihtiyaçları ölçüsünde para bastı. Avrupa Birliği (özelikle Almanya) burada daha başka bir politika izledi. Çin ise krizi herkesten kısa süre önce atlattı ve ekonomideki büyüme rakamlarına geri dönüşü sağladı. Petrol gibi ürünlerin satışına endeksli ekonomilerde, örneğin Rusya’da, ihracat fiyatları olağanüstü oranda düştüğünden durum burada da farklıydı. Türkiye ölçeğindeki (gelişmekte olan) ekonomilerde ise şartların gelişiminde (özellikle mali ve para politikaları bağlamındaki) adımların zamanında atılmadığı tartışıldı. Hatta Merkez Bankası Başkanı değişti ve en sonunda Hazine ve Maliye Bakanı görevinden ayrıldı. Bu ölçekteki ülkelerde Modern Para Teorisi’ne göre hareket edenler ile etmeyeler ayrıştı.

Modern Para Teorisi[2] konusunu krizin erken dönemlerinde, 5 Mayıs 2020’de yazmıştım. Geçenlerde Project Syndicate’de Teksas Üniversitesi’nden Prof. Dr. James K. Galbraith’in kaleme aldığı bir makale vardı, bunu da referans olarak verebilirim[3].

Meselenin özü şu, parası rezerv olan ekonomilerin para basması ile olmayanların para basması farklı etki yapıyor, ülkelere maliyetleri farklı yansıyor. Bu dudumda ABD doları (küresel hacimdeki payı yüzde 61,82) veya avro (küresel hacimdeki payı yüzde 20,24) rezerv paralar olduğuna göre bunlar para basıp piyasaya sürebilirler, zira basılan paranın maliyeti fazla görülmemektedir. Kaldı ki Avrupa, avro için çok tedbirli davrandı. Almanya’nın kasası dolu olduğundan para basmamak için uzunca süre direndi, bunun üzerine ara formüller devreye kondu. Peki, parası rezerv olmayanlar ne yapmalılar? En kısa açıklama, tabi bu da bir görüş, eğer para basıp piyasaya sürdüyseniz belli oranda faiz artırımına gitmelisiniz, paranın maliyetinin karşılığını bu yolla piyasaya yansıtmanız gerekmektedir. Burada önemli olan ticaret yaptığınız ve ödemelerinize sebep olan rezerv paralara göre kendi para birimini korumanızdır. Değilse bunun ekonomiye olumsuz etkisi sonradan daha fazla oranda görülecektir. En bilinen açıklama enflasyonun artacağı şeklindedir. Ama enflasyon artışı da bir göstergeden ibarettir, telafisi yüksek maliyetli etkileri olacaktır, demek daha doğrudur.

ABD, 2020 baharında halkın daha fazla harcama yapmasını sağlamak için 2,2 trilyon dolar taze parayı basmıştı. Buna karşılık ABD ekonomisi kontrolden çıkmış bir enflasyon yaşamadı. Sebebi doların rezerv para olmasıydı. Ancak bir önceki başlık altında incelediğimiz gibi, ABD’de istenen canlanma ve mali toparlanma sağlanamamaktaydı. Bu durum, ifade edildiği üzere, özellikle 2008 krizinde de görüldü ki, küresel şirketlerin davranış biçimlerinin değişmesinden kaynaklanıyordu. Elbette, küresel özel şirketler ve bunların yarattığı ekonomi konusu bugünkü şartlarda ABD ve Çin gibi büyük ekonomilerle ilgili bir konudur. Dolayısıyla bu anlatımlar bir bütün oluşturur mahiyet taşımaktadır.

Biraz daha Modern Para Teorisi’nden bahsedeyim. Bu teori, II. Dünya Savaşı şartlarında Keynes’in para politikaları geleneğine bağlı Amerikalı ekonomist Hyman Minsky, Birleşik Krallık Hazinesi’nden Wynne Godley ve Cambridge Üniversitesi’nin düşünürlerinin ortak bir ürünüdür. Ayrıntısında, modern hükümetlerin (1930’da bu ifadeyi Keynes, Treatise on Money isimli eserinde kullandı) ve merkez bankalarının gerçekte nasıl çalıştığı ve bilançolarındaki değişikliklerin halkın bilançolarındaki değişikliklere (çift girişli muhasebe uygulamasıyla) nasıl yansıtıldığı anlatılmaktadır. Prof. Dr. Stephanie Kelton buna, “Hükümetin açığı özel sektörün fazlalığıdır ve bunun tersi de geçerlidir,” açıklamasını getirir.[4]

Bu teori, Keynes’in egemen ve gelişmiş bir ülke dediği yerlerde ekonomi politikasının hedefi, ihtiyaç duyan herkese iş garantisi verilmesi, desteklerle tam istihdam sağlanmasıdır. Bahsettiğim gibi, bugün ABD ve Almanya gibi güçlü ekonomilerde bu tür garantiler verilebiliyorken, Obama döneminde ABD’de başka bir konu tartışıldı, vergiler neden artıyor, diye. Ama yine de ABD’de 1978 tarihli Humphrey-Hawkins Tam İstihdam ve Dengeli Büyüme Yasası gereğince, dengeli büyüme ve makul fiyat istikrarı büyük ölçüde tutturulmaktadır.

Krizlere Dayanıklı Ekonomi Arayışı

Mademki 2008’den bu yana ekonomide sorunlar giderilemiyor, o halde başka bir sistemin sinyallerini mi alıyoruz? 

IV. Sanayi Devrimi’nin sosyo-ekonomiye ve politikaya etkileri, Çin ekonomisin yükselmesi, ABD-Çin rekabeti ve gelişen Ticaret Savaşları, rezerv fiziki-para sistemindeki doygunluğun ekonomik büyümenin önüne geçer bir hal alması ve bu nedenle yeni bir para sistemi arayışı ihtiyacının artması, küreselleşmenin getirdiği ekonomik gelişmeler, gibi nedenlerden dolayı bütünüyle dünya ve çeşitli ölçeklerde olsalar bile ülkeler bir ekonomik çıkmaz içindedir. Sorun büyüktür, temeldedir ve sistemseldir.

Bu durumda krize dayanıklı ekonomiden söz edilemeyecek bir dönemde olduğumuz sonucunu çıkarmamız mümkündür. Ancak sistemde temel bir değişikliğe gidilirse ve ekonomik dayanıklılık garantisi bahsi kapsanırsa, bu söylediğimiz mümkün olabilir.

Sonuç

2008’den itibaren maliye ve para politikalarının değişikliğe uğraması gerektiği tartışıladursun hükümetlerin bugünkü şartlarda, 2020 krizinin getirdiği ağır yükle beraber, acil bir biçimde temel ekonomik konular üzerine çözüm üretmesi gerekiyor. Çin ve Almanya kendi çözümlerini ekonomik ve politik kapasiteleri ölçeğinde karşılayabiliyorlar. ABD yeni bir küreselleşme tartışmasının yükü altındadır. Türkiye gibi ülkeler ise kendi sosyo-ekonomik durumları bir yana, bir de bu büyük ülke ve üstüne küresel özel şirket ekonomilerinin baskısına maruzdur. Bu baskı hem finansman yönüyle hem de kendi sorunlarını çözmedeki gelgitlerden kaynaklanmaktadır. Yine de belli oranlarda piyasalara destekler verilmek zorundadır ve istihdamın artırılması gerekmektedir. Bu sıkıntılı dönemdeki mali ve para politikalarının etkisine rağmen ekonomik büyümenin yaratılması gerekmektedir. Bu birçok kesim için kriz atlatana dek sıkıntıya katlanmak ve fazlasıyla özveride bulunmak anlamına gelmektedir.

Asıl çözüm nerede? Krizlere çözüm tek başına Fed’de, Beyaz Saray’da, New York veya Londra Finans Merkezleri’nde, Pekin’de Komünist Parti Sekreteryası’nda, Brüksel’de, Berlin’de veya tanınmış üniversite kampüslerinde değil, hemen hepsinin ortak iradesindedir. Bu yeni küresel meseledir .

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] WSJ, Phil Gramm ve Mike Solon, Welcome to the Era of Nonstop Stimulus (Kesintisiz Canlandırma Çağına Hoş Geldiniz), 3 Ocak 2021.

[2] Politik Merkez, Modern Para Teorisi Tartışmaları, 5 Mayıs 2020.

[3] Project Syndicate, James K. Galbraith, Who’s Afraid of MMT? (Kim Korkar MMT’den?) 23 Aralık 2020.

[4] Bkz: Stephanie Kelton, The Deficit Myth, Hachette UK Comp., 2020.

+1

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD Ekonomisi ve Biden

DİĞER YAZI

Küresel Ekonomik Graffiti

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

ABD Ekonomisi ve Biden

Joe Biden ABD ekonomisini nasıl canlandıracak, işsizliğe nasıl çare bulacak? Bu sorunun iki yönü var; ilki

Ekonomik Pandemi

Türkiye dirençli bir ülkedir. Çünkü ekonomik açıdan birçok badire atlatmıştır. COVID-19 pandemisinde oldukça başarılı olmuştur. Şimdi