turkiyenin-2018-ekonomik-gorunumu
Türkiye’nin 2018 Ekonomik Görünümü

Türkiye’nin 2018 Ekonomik Görünümü

480 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Tüm okurların yeni yılını kutlarım. Yeni yıl kutlamalarının anlamı nedir? Bu takvim değişimi temennilerin olumlu olması için bir fırsat çentiğidir. Bu çentikte hesaplar görülür, değerlendirmeler yapılır. 2018’e girerken daha geniş bir perspektiften bakarak bir değerlendirme yapalım. Nasıl bir yıla giriyoruz, ona bakalım.

Küresel ekonomik performansın salınımını görmeden ülke ekonomisindeki duruma dair bir yorum yapmanın yanlış olacağını hemen herkes bilir. Ancak politikacıların da bir tarzı vardır. Onlar günü kurtaracak sözler ederler. Ya ekonomiden sorumlu, devletin memuru, danışmanı olan işin teknik tarafını bilip de politikacı gibi konuşanlara ne oluyor dersiniz?

Soğuk Savaş’ın bitiminde neler oldu? O zamanlar dünya Serbest Piyasa Ekonomisi ile ilgili önemli bir kilidi henüz açmıştı ve kat edilecek yollar vardı. Ancak her şey çok hızlı gelişti ve küresel ekonomik büyüme beklenenden güçlü gelişti. Bunda Amerika’nın ülkelerin politikalarına müdahalelerinin etkisini göz ardı etmek mümkün değildir.

1990’da Türkiye’nin yaklaşık 52 milyar Dolarlık bir borcu vardı. Bu borcun GSMH’daki payı yaklaşık %26 idi. Küresel ekonomilerin gelişmesi süreci 2000’li yılların başında sonuçlarını vermeye başladı. Ancak söylendiği gibi, ülkelerin bu ekonomilere uygun yönetimlere dönüştürülmesi bakımından politik gelişmeler de hızla sürdürülüyordu.

Ekonomik perspektifte gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren türden neler oldu? Biraz daha geriye gidelim, II. Dünya Savaşı sonrası Amerika dünyaya Yap-İşlet-Devret modelini yerleştirdi. Yeterli kapitali olmayan ülkelere büyük sermaye gruplarının altyapı götürmelerini bu yolla sağladı. Amerika bu modele Soğuk Savaş sonuna kadar kendisi önder oldu. Daha sonra geliştirdiği ekonomilere ödevler verdi. Hatta (ucuz işçilik ve altyapı imkanları olduğundan) küresel sermayenin yatırımlarıyla birer üretim üssüne dönüştürülen ve birer Dolar toplayıcısı konumuna getirilen Japonya, Çin ve G. Kore gibi ülkelere de bu alanda ne yapacakları öğretildi. İlk planda Yap-İşlet-Devret modeli kötü değildi ama bu ikinci evrede modern-kapitülasyon sistemi denebilecek potansiyele sahip bir konumu oldu. Şöyle hesap edin, bir ülke bir bankadan diyelim 10 yıl vade ile borç alıyor. Borç ödenir, alış-veriş biter. Bu bir yöntemdir. Ama ikinci yöntem de şudur: Küresel sermayede çok para birikti, bununla Mars’a yatırım yapamayacağına göre sizce ne yapmalıdır? Dünyada yatırım. Örneğin 50 veya 100 yıl süreçlerle bir coğrafyadan para kazanma sistemi sağlanırsa para ve o coğrafya bu yolla kontrol edilebilir mi? Örneğin bu saydığımız ülkeler marifetiyle küresel sermaye Afrika’yı bu yolla kendilerine bağımlı kılmaktadırlar.

İkinci konu bankacılıkla ilgilidir. Basılan paranın emin ellerde dolaşması için küresel piyasalar belli tedbirler geliştirdiler. Bu iş özellikle Bretton Woods sisteminin altın karşılığı para basma işinin terk edilmesi, Doların rezerv para kabul edilmesi üzerine daha da geliştirildi. Bankacılıkta bilişim teknolojisinin sağladığı imkanlarla bu tedbirler tam-kontrol sağlanan yapılara dönüştürülmüştür. Düşünsenize, bir ülkeye öyle veya böyle borç veriyorsunuz ve bu para emin olmayan bir yerde duracak! Olur mu? Hatırlamış olalım, Türkiye bu düzeni “örnek” düzeyde Kemal Derviş sayesinde yerleştirdi.

Bu eşikte 2002’ye gelindi ve küresel ekonomiye koşut Türk ekonomisi de görece büyürken borcu yaklaşık 129,6 milyar Dolar olmuştu, ki burada GSMH’nın borca oranı yarıyı aşmış ve pay yaklaşık %55’tir. Bu dönem daha ziyade inşaatla ve ticaretle büyüyen bir Türkiye görmekteyiz; maalesef teknolojisi ve katma değeri yüksek bir sanayiye dönüşüm imkanı görülemedi. Akla şu gelebilir, bu kadar borç alınıyor bari doğru yerlere yatırım yapılsaydı! Olmadı, kolaya kaçıldı. Ne de olsa herkes bildiği işi yapabilir. Bu dönem ülkede bankacılık ile övünülen bir dönem olmuştur. Turgut Özal’ın 1980’lerde başlattığı “serbest” politikaların sonrasında dünya düzeninde istenen politik-ekonomik tedbirler devreye konmuş ve hesaplar tekrar düzenlenmeye başlamıştır. Amaç “kontrol edilebilir serbestlik” şeklinde görülebilir.

Küresel ekonomi inanılmaz büyüdü. Belirgin biçimde Çin ve Hindistan devreye kondu. Düşünsenize sadece bu iki ülkenin nüfusu 2 milyar civarındadır ve dünyaya 400 milyon işçi karın tokluğu karşılığında emek üretmeye başlamıştır. Bu dönemde gelişmekte olan ülkelere yatırımlar arttı. Diğer yandan yerküredeki bakir ve ekonomiye katılamamış alanların istenen ölçüde birer tüketim toplumuna dönüşmesi için radikal çalışmalar başlatıldı. Başta Amerika olmak üzere güçlü ekonomiler, G7 olarak ifade edebileceğimiz yapı, bu yeni küresel  düzeni yönetirken daha belirgin politik düzenekler kurmaya başladılar. Bu süreç Amerika’da Obama dönemine kadar yaklaşık benzer politikalarla yönetildi.

Yakın zamanda Amerika küreselcilerin aşırı baskısının önünü kesmek için kendi içinde bir değişim politikası güttü. Trump ile görüldü ki Amerikan Milliyetçiliği diyebileceğimiz bir dönem başlatıldı. Hatırlatalım, bu Trump’ın fikri değildir, Amerika’nın köklü yapısı bunu istemiştir. Bu dönem çok daha “post-modern” uygulamaları içermektedir. Sertlik ve yumuşaklık beraberinde giderken, dost ve düşmanın belirsizleştirildiği bir tarz öne sürülmüştür. Bu dönem için en belirgin özellik, “dünya değerlerini hiçe sayacak bir tavrın öne çıkarılması” olmuştur. Elbette dünya buna da alışacaktır veya geçiş süreci olan bu dönemden sonra sürpriz ve belirgin şekilde farklı yeni bir düzen daha tesis edilecektir. Belki daha erken ama 2018’e girerken bu tür uygulamaların yeni mevzilerine hazır olalım!

Kabaca, işte bu dönemdeyiz. 2017’nin ilk dokuz ayında Türk ekonomisinin bürüt dış borcu yaklaşık 438 milyar Dolar olmuştur. Bu borcun GSYH’daki payı 2002 tarihindekine çok yakındır (%52). Bu borcun %60’a yakın miktarı Dolar üzerindendir. (Net borç hesaplarını kontrol etmek isteyenler ekonomi sitelerine bakabilirler.)

Burada açık olarak görülecek çıkarımlar neler? Türkiye temel olarak inşaatla büyümeye devam etmektedir. Sanayideki büyüme ve ihracat katma değeri yüksek ürünler üzerinden olmamaktadır. Tarım ve hizmet sektörlerinden para kazanmak söz konusu olamamaktadır. Devlet bankacılık yoluyla halkı borçlandırmakta ve ilave piyasa dinamiği yaratmak istemektedir. Devlet, kendi marifetiyle iflasları engellenmekte ve piyasaları bozulmaktadır. Yap-İşlet-Devret türü modeller ile halk dış ülke sermayesine para öder olmaktadır. Bu modelle yapılan yatırımlar GSMH içine gelir diye kaydedilmekte ve büyüme rakamları yükseltilmektedir. Ekonomik bakımdan Merkez Bankası olması gereken özerklikte kalamamakta ve politik-ekonomik düzenlemeleri gerçekleştirememekte, bu bakımda önemli kayıpların sebebi olmaktadır. Buna rağmen sürekli kazananlar uçları dışarıya bağlı küresel-bankalar olmaktadır. Devlet ticaretin artmasını istemekte ve maliyesini dolaylı vergi ile sağlamaktan başka çıkar yol görmemektedir. Bu ise halka bindirilen ayrı bir yüktür. Ülkede satın alınanalar mal hem katma değeri yüksek yabancı-teknolojik maldır hem de üretilen hasıla ile açığı kapatılamayacak bir ithalat-ihracat dengesi yaratır cinstendir. Her yere AVM açılmakta, mağaza ve banka zincirleriyle halkın yaşamının kontrolü sağlanmaktadır. İşsizlik oranı iki hanelidir. Faizler yüksektir. Enflasyon iki hanelidir. 2018’de ödenecek dış borç yüksektir. Türkiye’nin 2018’de dış borç ödemesi toplamı 102,6 milyar Dolardır. Bu toplamın 21 milyar Dolarlık bölümü kamu kesimi, 81,6 milyar Dolarlık bölümü de özel kesim kuruluşları tarafından ödenecek olan dış borç anapara ve faiz ödemeleridir. Devlet, özel sektör beni ilgilendirmez diyemez. Zira bankaların dış ödemesi bile milletten toplananlarla sağlanacaktır.

Karamsar mıyım? “Yoo!.. Biz ne badireler atlattık, değil mi? Bunlar yaşamın cilveli süreçleri…” Böyle bakalım ve yarın doğan güneşi izlemeye devam edelim. Yapabileceğimiz işleri daha iyi yapmaya çalışalım. Ama bütün borçlarımızı ödemekten de kaçmayalım. Yoksa gözümüzün yaşına bakmazlar.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kripto Para

DİĞER YAZI

Ekonomik Büyüme ve Cari Açık

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

Küresel Krizlerde Ekonomi

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika