insanligin-korkuya-karsi-bilinclenmesi
İnsanlığın Korkuya Karşı Bilinçlenmesi

İnsanlığın Korkuya Karşı Bilinçlenmesi

429 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Tanımından hareketle, eğer terör korkutmak ise nükleer tehdit tam bir terördür. Soğuk Savaş zamanında yaşananlar açıkça göstermiştir ki; güç gösterisi içindeki süper güçlerin, ABD ve SSCB başı çekmekteydi, bunların yapmak istedikleri her neyse, fiili durum insanlığa korku yaratmayı da geçmişti ve dünya barışı nükleer silahlarla ipotek altına alınmıştı. İpotek eden iki süper gücün dengede durmaları demek barış demek idi. Buna kısaca detant dendi.

İnsanları terörle hizaya getirmek fikrinin ahlaksızlığını ve insafsızlığını bir tarafa bırakmak mümkün değildir. Hâkim güçler istediklerinde bu yönteme başka türlü yollarla da müracaat etmektedirler. Soğuk Savaş biter bitmez ne oldu? Maalesef ki, bu kez insanlık terörün uygulama biçimini yaygınlaştırdı. Terör, asimetrik tehdit olarak içimize kadar girdi, radikal, kaotik ve vekaletçi (proxy) yöntemlerle sevk ve idare edilir oldu. Günümüzde bu tarz terör algısında bir detant olabilir mi konusu tartışılabilir. Ancak kaotik ve melez (hibrit) savaş (ateşli ve siber) teknikleriyle birlikte henüz terörde bir denge yaratmak ve buradan yola çıkarak bir dünya barışı öngörüsünde bulunmak söz konusu değildir. Bu teorik yaklaşımın en belirgin örneğini bizler bugün Ortadoğu’da görmekteyiz.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü SIPRI’nin 2019 raporu yayımlandı. Buradaki tehdit tabloları bize dünyada nükleer tehdidin tekrar tartışılır bir konu olduğunu işaret etmektedir. Bilgilerin doğruluğu veya tam olup olmadıkları üzerine endişeler vardır. Örneğin kanımca İsrail’in nükleer kapasite bilgileri yanlıştır. Yine de bu esaslı bilgi havuzundan yararlanarak çeşitli değerlendirmeler yapmak mümkündür.

Detant fikrinden yola çıkarsak çarpık ve karmaşık bir durum söz konusudur. Nükleer tehdit sadece imal edilip depoya konmuş veya harp başlığına takılmış bombalar üzerinden hesaplanmaz. Üretme kabiliyetlerini kontrol etmek ve kısıtlamak da bu işin içindedir. Diğer yandan depodaki bazı malzemenin çalınması ve terör örgütleri dahil, bu tür bir sorumluluğu üslenmesinden endişe duyulan ülke ve liderlerinin eline geçmesi dahi istenmeyen bir durumdur.

Mevcutlarının yanı sıra uranyumun zenginleştirilmesi çalışmalarına yeltenen ülkelerin Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA) tarafından denetlenmektedir. Bu büro sürekli raporlar almaktadır. Fakat ülkelerin verdikleri raporların doğruluğu hakkında tereddütler olduğu açıktır. Bu nedenle tarafların birbirlerini çapraz şeklide denetlemeleri IAEA heyetleriyle birlikte kontrollerde yer almaları asıl olması gerekendir.

Bakın size çok basit bir tarif yapacağım. SIPRI’nın tablosuna dengeyi yerleştireceğim. Aşağıdaki tablodan takip edebilirsiniz:

Gördüğünüz gibi, ABD ve Rusya asıl dengede olanlar veya olması gereken güçlerdir. Coğrafyalara göre diğerlerine de bakalım: Avrupa’da İngiltere ve Fransa birbirlerini dengelerler ama aynı zamanda Avrupa, Rusya tehdidine karşı da bir tehdit oluşturur. Asya’da Çin ve Rusya birbirlerini dengelerler. Küresel bakıldığında ise Avrasya’dan Rusya ve Çin müştereken Atlantik’e karşı, yani ABD, İngiltere ve Fransa’ya karşı bir dengeleyici gruptur. Yine Asya’da Hindistan ve Pakistan birbirlerini dengelerler. O zaman kontrolü veya dengeleyicisi olmayan güçler hangileri? Bunlar, geriye kalan İsrail ve Kuzey Kore’dir.

Şimdi Ortadoğu’da bu anlamda bir gelişme söz konusudur. İsrail’e karşı İran nükleer tehdit bakımından dengeleyici olmak adına inisiyatif almak istemektedir. Bunu kontrol etmek adına Barack Obama 2015’de İran ve diğer taraflarla JCPOA anlaşmasını yaptı ve 2018’de Donald Trump bu anlaşmayı bozdu. Temmuz 2015’te, P5+1 ülkeleri grubu (Çin, Almanya, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD), İran ile nükleer anlaşma imzalamış ve bu Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak anılmıştı. Bugün ABD İran’ın nükleer çabalarını tamamen ortadan kaldırmak niyetinde girişimlerde bulunuyor, Avrupa ve diğerleri ise JCPOA devam etmeli diyorlar.

Peki, ABD ve İsrail, İran’ı giriştiği bu nükleer çabadan dolayı ne tür durdurma çabası içinde, buna da kısaca değinelim. Bugün ABD ve İsrail diplomasi ve ekonomik baskıya ilave olarak, asimetrik güçler, hibrit (konvansiyonel ve siber) savaş ve Bilgi Harbi yöntemleri dahil Yumuşak Güç ile baskı kuruyor ve kaotik bir yöntemi uyguluyor. Bu tarz bir yöntemin içinde korkutmak veya terör var mı siz düşünün. Buna karşılık İran ne yapıyor? Asimetrik güçlerle coğrafyasında etkinlik göstermenin çabası içinde. Elbette bu çaba yetmeyecek gibi görünüyor.

Buradaki açıklamamda dikkatinizi çekmiştir, İran’ın girişimine karşı olan sadece ABD değildir. Ortadoğu’da dengesizlik yaratan bir diğer güç İsrail de İran’a karşı koymanın çabası içindedir. İşte bu eşitsizlik konusu Birleşmiş Milletler (BM) ve Rusya ve Çin gibi diğer güçlü ülkelerce ele alınıp tartışılması gereken bir konudur. SIPRI raporunda bu noktalara değinmemiştir.

Kuzey Kore konusu ise başka bir dengeleme içeriğiyle açıklanabilir. Bir ara Trump nabız yokladı ve tarafların tepkilerini ölçtü, bunu hatırlıyoruz. Ancak Pasifik’te asıl çatışmanın Çin ve ABD güçleri arasında gelişebileceğini bugün herkes ifade ediyor. O halde ileride, Pasifik’te ve özellikle Güney Çin Denizi’nde, Kuzey Kore’nin kaotik planla çok çeşitli şekillerde kullanılması söz konusu olabilir. Bunu takip edeceğiz.

Bu çok hassas ve insanlığı temelinden korkutan kitle imha silahı (KİS) üzerine dünya daha çok tartışacaktır. Uluslararası kurumlar ve çabaları yetersiz kalmaktadır. Güçlü olan fırsatını bulduğunda avantajını kullanarak diğerinin önüne geçmektedir. Her bir fiili girişim kendi kuralını belirlemektedir. Bu endişe verici bir gidiştir!

Avrupa’nın diğerlerinden farklı olması gerekmez mi? İran ile ilgili JCPOA’nın devamı konusunda tavır gösterdi. Ancak küresel barış için bilinçli davranmıyor, üstelik çıkarcı bir yol izlemeye devam ediyor. Avrupa Birliği’nin (AB) ve Avrupa Parlamentosu’nun (AP) medeniyete örneklik edecek türden teröre ve KİS’lere karşı kararları olmalıdır. Ancak, ne yazık ki, iki Dünya Savaşı ve sonrasında bölünmüş Avrupa’yı yaratan Soğuk Savaş tecrübesinden ders çıkarmamış görüntü veriyorlar.

Ortadoğu’dan tutunuz dünyada gerçek barış arayanlar için üzerinde çalışılması gereken konu, dengesizlik yaratan tüm tarafların ellerindeki KİS’lerin alınması olmalıdır. Diğer yandan, yöntem olarak terörü kullananların bu insanlık dışı çabalarından da vazgeçmeleri gerekmektedir. Eğer kaotik yöntemlerle çatışma alanı bütünüyle Pasifik’e kayar ise bunun bedelini dünyada hemen herkes ödeyecektir. Nükleer silahlar ve terörizm birleştirilerek, insanlığa karşı insafsızca kullanılmaktadır, bunun önüne geçecek bir bilinçlenmenin geliştirilmesi temel görevdir. KİS’ler terörizmi, terörizm KİS’leri; kaos güçlenmeyi, güçlenmek kaosu dengeleyemez. Bu konular hakkında bütünüyle bir tartışma içine girmek yerinde olacaktır. Sorumsuz davranan ülkelerin halklarına dahi bir bilinçlenme gerekmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bugünkü FETÖ/PDY Konusu

DİĞER YAZI

Global Hawk Düştü, Uzay Savaşı Başladı mı?

Güvenlik 'ın son yazıları

Terör ve Propaganda

Temmuz 2021 sonlarından itibaren ülke çapında yangınlar arttı. Bir yandan büyük bir çabayla yangınlar söndürülmeye çalışılıyor,

Beyaz Transit

Yurdun dört bir tarafındaki yangınların söndürüldüğü ve bir kısmıyla da devam edenlerin olduğu bir dönemde, asıl

Savunma ve Türkiye Analizi

Ülkeler savunma ve refah problemlerini çözerek gelişirler ve bir güç mücadelesi içindedirler. Olan kaynakları kullanmanın bir

Savunmada Köklü Değişim

Mevcut anlayışla yürütülen savunmanın inşası ve buna göre büyüme imkanlarının yaratılması konuları hakkında bildiklerimizi açıklayalım. Ancak