Analiz Nedir, Analist Kimdir?

156 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

 Bilimde analiz işlemi bir metoda dayalı yapılır ve analizciler gerekli yöntemleri eksiksiz uygularlar. Örneğin Uluslararası İlişkiler, Ekonomi, Hukuk, Siyaset Bilimi gibi alanlarda analiz yapılıyor ise elbette ki bütün bu alanlarda bir metot üzerine çalışma söz konusudur. Buradaki kritik nokta nedir? Analizi yapanın sahasında yetkin biri olmasıdır. Hem uzmanlığı hem de sahasındaki usulleri bilmekle ve uygulamakla ilgili (ki yetişme biçimi, yer, zaman, şartlar itibarı ile müsait konumu gerekli ipuçlarını verir,) tartışmasız bir yetkinlik söz konusu olmalıdır. 

Şimdi toplum önüne birini çıkarır ve adının yanına uzman unvanını eklerseniz halk bunu öyle bilir. Hele defaten aynı kişiyi işaret ederseniz halk bunu kabullenir. Bütün bunlar medya organları tarafından gerçekleştiriliyor ise ortaya çıkarılan şahsın yetkinliği hakkında halkın genel bir kabulü olur. Buradan yola çıkarsanız, uzman bilinen biri hakkında artık kimdir, nedir diye bakılmaksızın anlattıkları dinlenir olur. Hatta bu bir medya faaliyeti ise hem konuşmalarda hem de daha sonra haberlerde “uzman” ve “analiz” sözcükleri kullanılır olur. Fakat eğer burada bilime ve uzmanlığa dair haksızlık ve hukuksuzluk söz konusu oluyor ise bu bir şekilde tamir edilmesi gereken bir konu haline gelir.

Önce şu yargıyı işaret edeyim, karşımızda uzman diye takdim edilen birileri var ve bunların konuşmalarına bakın, her defasında, “Bu benim analizim,” diyorlar! Peki, eğer karşımızdaki bir uzman değilse ve yaptığı da analiz değilse ne yapacağız?

Esasen burada iki tartışma konusu var. İlki, uzman nedir? İkincisi ise ne yapılırsa bir çalışma analiz olur? Uzmanlık konusunda gerçek uzmanlara haksızlık edildiği açık. Bu konu biraz da ticari ve politik bağlamla irdelenebilir. Bu az çok bilinen yönleri olan bir konu haline dönüşmüştür. O halde bu tartışmayı şimdilik bir yere bırakalım. Ama analiz bahsine ait biraz tartışalım.

Asıl konumuza gelelim. Analiz konusunu kitabi olarak Aristo’da bu yana biliyoruz, öyle değil mi? Özellikle şu soruyu cevaplayalım: Bir yargı veya değerlendirme üretiminde analiz nedir?

Güvenilir kaynaklardan doğru ve yeterli haber, bilgi ve/veya emareler alınır, başka bilgi, haber ve emarelerle teknik, matematiksel veya mantıksal yöntemlerle karşılaştırılır (örneğin ihtimaliyat hesabı gerekiyorsa Bayesian analizi kullanılır), bütün bilgi kümeleri önce kendi içince tek tek, daha sonra ilişkili ve diğerleriyle birlikte kapsamlı olarak irdelenir, sentez haline getirmeye hazır bu çalışmaya analiz denir.

Durum ve yorum hakkında fark vardır. Bir durum, ilişkin bulguların ve/veya gözlemlerin tarif ettiği haldir. Yorum ise analizi ve sentezi yapılmış bilgilerin o prosesi sürdüren sorumlu tarafından sonuçlandırılacak biçimdeki ifadesidir.

Durum da analiz sonucunda tespit edilir, yorum da. Ancak durum tespitinde muallaklık daha az olmak zorundadır. Yorum ise daha geniş bir çalışmayla ilgilidir. Bir sürü durum tespitinin analizini içerir ve konunun karmaşıklığından dolayı yorumu gerektiren bir sonuca bağlanır.

Diyelim Türk-Yunan ilişkilerini konuşuyorsunuz. Öncelikle birçok durum tespiti analizler neticesinde ortaya konmalıdır. Bunların üzerine ciltler dolusu külliyata hâkim olunmalıdır. Örneğin Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı çalışanları kadar duruma vakıf olunmalıdır. En son noktada, meydana gelen son olaylardan ve alınan bilgilerden dolayı bir analiz yapmak ihtiyacı hasıl olduysa, işte elde edeceğiniz sonuç yorum ifadesi şeklinde olur. Bu tip bir konunun uzmanlığı ve analizin kapsamı nasıl olur? Siz düşünün. Hayatında bu işlerle ilgilenmemiş, ama güncel meseleleri gazeteden okur gibi okumuş birinin analizinden ne sonuç alırsınız? 

Kaldı ki ifade ettiğim gibi uzman görünümlü bir şahıs derse ki “Türkiye bu noktadan sonra şunu yapmalıdır…” ne diyeceksiniz? Zira bu bir tespittir, önermedir, koşul ifadesidir, talimattır. Yani “durum” kalıbı ile kurulmuş bir cümledir. Bırakın bu önermesinin ne olduğunu, doğruluğunu veya yanlışlığını, sadece bu işin akademik ifadesiyle söylüyorum, kurulan cümle yanlıştır. “Benim tahminin şöyle,” denebilecek bir konu iddia olarak ileri sürülemez. Çünkü bu bir “yorum” olarak ifade edilmelidir.

Bir analizde ele alınan bilgi, haber, emare yetersiz ve hatta bazıları hatalı ve yönlendirilmiş tarzda ise yapılanlar bir analiz şeklinde sunulabilir ama buradan tamamen yanlış yargı ve değerlendirmeler ortaya çıkar ki işte tehlikeli olan husus buradadır. 

Medyada (ve sosyal medyada) özellikle yönlendirmeler, bilinçli bir şekilde hatalı bilgileri alt alta getirmek mümkündür. Propagandadan tutunuz, hakikat ötesi (post truth) diye bildiğimiz metotlar bunun için vardır. Eğer uzman kabul ettiğiniz kişi (veya kurum) tam da bu yanlış işlerin ucundaki özne ise sonuç bellidir!

Bir örnek vereyim, 15 Temmuz öncesi kanaldan kanala gezen sonra FETÖ’den tutuklanan “analist, stratejist, uzman…” unvanlarıyla kanaldan kanala gezen emekli kamu görevlileri ve akademisyenler vardı. Ne kazandı Türkiye bu kişilerden? Böylesi örneklerden çıkardığımız dersler var. Bu tipteki kişiler analist değiller, terör örgütü üyesi olmanın yanı sıra, olsa olsa propagandist olabilirler.

Kasıtlı halleri bir yere bırakalım, hani o iyi niyetliymiş gibi olan durumlara bakalım. Eğer bir çalışma alanında bilgilerin yeterliliği hakkında belli bir birikim ve disiplin yoksa, gerekli özen gösterilemiyorsa (ki sosyal medya platformları buna daha açıktır) ve uzman biriyle durum irdeleniyorsa (ki söz söyleyeni bağlayacağından medya organı burada avantajlı olabilir), peki sorumlu kim olacak? 

Örneğin sağlıklı biçimde düşünce üretmekten sağlık yönüyle yoksunlaşmış birinden hassas konulara dair analiz yapması bekleniyorsa, bu yanlış olmaz mı? 

Türkiye’de önemli kurumlar var, oldukça özen gösteriyorlar, bilgi kirliliğini önleme ve halkın doğru bilgi edinmesi konusu üzerine çaba sarf ediyorlar. Oldukça önemli tecrübelerden geçmiş, deneyimli, işine başlı ve memleket sevdasına dair konularda örnek olacak medya yöneticilerimiz var. Ancak medyada öne sürülebilen olası analizlerin içindeki yetersizliklerin ve yanlı bilgilendirmelerin, hatta analiz kavramını yok sayarak yapılması muhtemel değerlendirmelerin sonuçta ülkeye zarar verebileceği hususu da gözden kaçırılmaması gereken temel bir hassasiyet konusudur. (Bakın bu yargıyı bile size bir durum olarak değil, ihtimaliyat dahilinde olduğundan yorum ifadesi şeklinde sundum.)

Düşünce özgürlüğü başka bir konudur, hatalı ve yanlı bilgi yine başkadır, ama burada yazdığım gibi analiz zarfı içinde sunulan tamamen yetersiz ifadeler çok daha hassas bir konudur.

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Akılda Kavramsallaşma

Kültür 'ın son yazıları