katil-devlet
“Katil Devlet”

Devletin Hukuku Tartışması Üzerine

Okuyucu

Neden böyle bir başlık attım dersiniz? Çünkü mevcut hukuki tartışmayı devlet öznesi içindeki taraflar açtılar. Devletin en üstündekiler, Adalet Bakanı, Anayasa Mahkemesi ve parti başkanları tartışmanın önünde olan özneler. Bu durumda işi esas üzerinden ve çok basite indirgeyerek incelemekte yarar olacak. Ve böylelikle ileri demokrasi, adalet ve pozitif hukuk ilkesi üzerinde durmuş olacağız.

Türkiye’de yol kenarına park etmiş araçları gören trafik polisi sesleniyor: “Park etmiş araç sahipleri, araçlarınızı bulunduğu yerden derhal alınız. Aksi taktirde cezai işlem uygulanacaktır.” Burada devlet memurunun görevi ne? Halkı ikaz etmek, yolun boşaltılmasını sağlamak ve cezai işlem yapmak. Bu yetki ona ne ile verilmiş? Elbette kanunla. Peki, cezai işlem süreci daha çok ne şekilde gerçekleşiyor dersiniz? Trafik polisi ceza makbuzu yazmaya başlıyor, yanlış park etmiş araçların sileceklerini kaldırarak bir işaret koyuyor, bu cadde bir tür “uygulama bölgesi” olarak belirlendiğinden, yani plan ve hazırlıklar daha önce yapıldığından, çok sayıda kaynağı belli çekici o bölgeye geliyor, silecekleri kalkmış araçları bir çırpıda toplayıp belli yerlere götürüyor. Siz de önce aracınızın nereye gittiğini bir yerlerden öğreniyorsunuz, sonra gerekli ödemelerinizi yapıp aracınızı götürüldüğü yerden alıyorsunuz. Bir sonraki ihlale veya araç toplama operasyonuna kadar işinize bakıyorsunuz. Kimse sizi “tüm topluma, hak sahiplerine, yani halka karşı suç işleyen” konumuna koymuyor veya siz öyle bir anlam çıkarmıyorsunuz. Karşınıza birileri dikiliyorsa size yanlış bilgi veriyor: “Devlete karşı suç işlediğiniz,” diyor. Bu tür birey-devlet çelişkisi olan bir ülkede ileri demokrasi olduğu söylenemez. Bu ayrım çok önemlidir!

Gidelim ileri demokrasinin olduğu bir yere… Örneğin Amerika’da benzer bir yolun kenarına bir “park yasak” levhası konmuş ve altında şöyle yazıyor: “Bu kanundur!” Seslenen bir polis yok, orada kanun var, kanunun kendisi, anlayışı, otoritesi ve disiplini var. Diyelim biri bu “It’s the Law!” ikazını hiçe saydı, sizce ne olur? Değil bireye ceza yazılıp geçilmesi, “tüm Amerika’ya (veya eyalete) ait belirlenmiş kanuna muhalefetle suç işleyen,” muamelesi yapılır. Peki, bu tür bir yaklaşımla ne yapılmış olur? Herkes kanunu bilmek ve uymak zorundadır, adalet böyle tesis edilir, herkese eşit dağıtılmış ilişkiler bu şekilde düzene konmuş olur. Yani ülkedeki tüm özneler (birey, kurum, kuruluş, devlet) kendi menfaatine kendi koruduğu kanunları ile sahip çıkmış olur.

Buradaki amaç Türkiye’de oturması mümkün olmayacak gibi görülen trafik konusunu tartışmak değildir. Devlet hata yapana kancayı takar ve götürür demiyorum. Devletin kanca takmasına aldanma, zaman geçer ve herşeyi unutur da demek istemiyorum. Burada sadece ve sadece kanunun yalpalamadan halkın nazarında ne anlam ifade etmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. Kanunun, ülke sınırları içindeki her öznenin koruması ve uyması gereken bir adalet mekanizması olduğuna, seviyesi ne olursa olsun tüm muhatapların (örneğin politikacı, yargıç, bürokrat, memur, vatandaş..) yöntem olarak ne yapması gerektiğine ve herkes için bir sabit olduğunun bilinmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Ne ile? Ülkenin ortalık yerlerine dikilmiş “Bu kanundur!” işaret levhalarıyla…

İleri demokrasilerde “pozitif hukuk” ilkesi geçerlidir. “Devlet ve birey” ile “birey ve birey” özneleri arasındaki adalet, daha özneler ihtiyaç duymadan hazırlanır ve hukuk sistemine yerleştirilir. Dolayısıyla kanun eleştirilemez ve tartışılamaz değildir; ama bunun da bir zamanı ve zemini vardır. Aranan husus nedir? Gelişen durum ve şartlar akılla değerlendirilir, ihtiyaç duyulacak hukuki düzenleme hesap edilir ve yerleştirilir, aranan budur. İleri demokrasisini yerleştirememiş ülkelerde ise belli alanlarda ihlaller olduktan sonra yasalaştırma süreci başlatılır, mevcut yasalar ise yaşam döngüsünün peşinden gidildiğinden olsa gerek sürekli tartışılır halde görülür. Pozitif hukuk gerekli tartışmaların zamanını yitirmeden önce belli zeminlerde yapılmasını garanti eder. Kanunlar tüm uygulayıcılar için geçerlidir, kapsayıcıdır ve adaletin güvencesidir.

Eğer her şartta devleti en üste koyduysanız, bireyleri alta yerleştirdiyseniz, uygulamada pusuya çekici araçları yatırdıysanız, bu durumda size kanunlardan bir şey beklemeyin derim. İnanarak yapılmayan işler gelişmesi istenen bir sistemi de işlevsiz kılar, ülke kalkınsın istiyorsanız tersi olur, belli ölçüde kaosa sebep olmak söz konusudur. Tüm özneler bundan etkilenir; devlet de millet de… Bir ülkede adalete inanç olmaz ve toplum bunu gereğince rıza gösterip sahiplenmez ise hemen her alanda doğabilecek aşınmaların önüne geçilemeyecektir. Devlet sistemine tersten bakmaya alıştırılmış bir toplumun kanun önündeki tutumu disipline edilemez, beklenen seviyede kamu düzeni de yerleştirilemez. Düşünsenize; bir taraf vergi veriyor, diğer taraf vermiyor. “Bu kanundur!” diye rıza gösterenler nerede? Bir taraf yeminine sadık, diğeri belli örtük amaçlara araç olsun diye yemin etmiş! Burada adalet nerede? Kavramlar sulandırılmış, hem de çok belirgin şekilde; olur mu böyle? Devlet görevlilerinin de birer özne olduğu hususu yeterince anlaşılamamış ve bu yönde “üstün kültür anlayışı” yerleşmemiş toplumlarda ancak en istenmeyen hal olan bir sürü görünümlü toplumdan bahsedilmiş olur. Bu hal toplumu yaralar ve aslında kendi içinde çıkışı olmayan bir girdaba dönüşür. İhlaller giderek “işini bilen” türden insanları yaratır. Elinizde kendini açıkgöz veya çok bilen zanneden türden insanlar birikir. Mütevazı hayat uçlara savrulur. Kanunlar vardır ama ülkede bir türlü adalete güven tesis edilememiştir. Bu kimin işine yarar ki?

İleri demokrasi ve pozitif hukuk için çok önceden önlem almak gerekir, akıl gerekir, gerekli müdahale bu noktada olur. Devlet kendini meydana getiren birey öznesinden ayrı bir aygıt olup içindeki alyuvar ve akyuvarları birbirine düşman ilan edemez! Bilindiği gibi; bir canlıda kan, ancak kanun üzere akar. “Bu kanundur, uymak şarttır!” Eğer bir canlı organizması için tehdit olabilecek bir virüsü net bir şekilde tanımlayamadıysa veya tanımladığını zannedip akıl karışıklığı içinde zehri ilaç yerine koyduysa ve bir türlü kanununu olması gerektiği şekilde levhalara yazamadıysa, çıkıp soran çok olur, hatta adaletten bizatihi sorumlular sorarlar, “Bu adalet nerede?” diye. Halk ne yapsın?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Antagonizma

DİĞER YAZI

Nevruz Neden Milli Bayram Değil?

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis