kisir-dongu
Kısır Döngü

Kısır Döngü

356 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

İçinde bulunduğumuz sosyal bozukluk halini görmezden gelemeyiz. Milletçe bunu çözmek için herkes elinden geleni yapacaktır. En çok görev üstlenen ise devlet olacaktır. Zira devletin bazı düzenlemelere gitmesi ve bazı duyurularla ortaya çıkması çözüm mü getiriyor, sorun mu? Sorunu gidermek için alınan tedbirler yeterli mi?

Cinnet haline dönüşen durumu kısaca özetleyelim. İnsanlar birbirlerine hunharca saldırıyorlar, aile bireyleri birbirlerini linç ediyorlar, küfür aldı gitti, hemen herkes gergin, en küçük adımla çözülebilecek bir iş devleştiriliyor, çözüm için en son yapılması düşünülebilecek bir iş en başta ve en sert biçimde öne sürülüyor, sübyana bakış çok çirkin, devletin veya çeşitli kurumların gözetimine verilmiş çocuklara, öğrencilere yaklaşımlar çok çirkin örnekler içeriyor, kadınlara saldırılar durmadı…

Bu iş, “Ben dernek veya vakıf kurdum, oldu!” veya “Konuyu en yetkin makamlara devrettim,” denmeyecek türden bir sorumluluk işidir. Öncelikle belli bir işe soyunanların yetkin olmaları gerekmektedir, bu belli. Ancak böyle bile olsa onlara ruhsat veren devlettir. Devlete de ruhsat halktan verilir. Yine de biz bireyden önce devlet ve kurumları ele alırız. O halde bu otorite sahipliği meselesi yapılan düzenlemelerdeki payın yönünü etkiler mahiyettedir. Denetleme yapmak, idari soruşturma açmak devletin işidir. Ama bunu yapmak sorunları azaltmadığına göre, devletin gerekli politikalarını ve düzenlemelerini de tekraren gözden geçirmesi öne çıkmaktadır.

Bütünüyle söylersek, devletin her bir bakanlığı ve kurumu konu ile ilgilidir. Adalet, Ekonomi, İçişleri, İmar ve İskan, Milli Eğitim, Kültür, Milli Savunma, vs. Ama en önemlisi Aileden Sorumlu Bakanlık. Çünkü koordinatör. Hangi ülkede böyle bir bakanlık var? Bizde varsa sorunlara çözüm bulmalıdır. Halen kurulduğu zamandan bu yana bazı yozlaşmaların önüne geçilemedi ise buna bakarak her bir düzenlemenin tekrar gözden geçirilmesi şarttır.

En az iki-üç nesli içine alacak bir zaman dilimine bakalım. Ülke henüz modernizmi hazmedip gerekli düzenlemelerini tamamlamadan post-modernizmin rüzgarının etkisinde kaldı. Bunu aşamıyor. Devlet küresel etkilerin bireylere ve en küçük yapı olan aileye olan etkilerini halen daha ve maalesef özümseyememektedir. Bu bakımdan sosyolojik ve psikolojik etkilerle ilgili ayrıntılı ve geçerli bir değerlendirme mevcut değildir. Olsa bile halkın bu çözümlemelerle olan ilintilerini ortaya koyabilecek bir politika belirlenmiş değildir.

Hal böyleyken yetkililerce politikaya karşılık gelen büyük sözler sarf edilmektedir.  Şöyle ki: Eğitimi daha iyi hale getireceğiz, yeni bir kültür seferberliği başlatacağız… Din adamları ulaşabildiği kanallardan halka dini ve ahlakı öğretecek, okullarda seçmeli derslerle bu alanlarda dersler verilecek, kültür bakımından bazı projeler desteklenecek ve milli-dini şuur geliştirilecek…

Örnek verelim. Köyden kente göç et. Gecekondularda yaşamaya çalış. İmar gelsin zengin ol. Mahalleler yıkılsın yerine lüks konutlar yapılsın. AVM’ler açılsın sen de git marka giy. Dinini ve milletini sev. Ama sağlam bir işin olmasın. Zamanını boş harcamamak için derneklere ve partilere kaydol. Televizyon seyret, sosyal medyada dünyanın önüne geç. Evler toplu konut misali. Apartmanlarda altlı üstlü yaşamaya mahkum ol. Bireysel haklarınla toplu konut haklarını karşılaştıramadan özgürlüğünü savun. Mahalle baskısıyla yaşamayı öğren. Hemen herkes dedikoduyu sosyal yaşam bilsin. Bunları düzenlemek için git din ve ahlak dersi al. İlave olarak sorumluluğunu yerine getir ve bu dersleri çocuğuna seçmeli ders olarak bu müfredatı aldır.

Ben bu söylenenlere bakarak halkın yaşam tarzının projelendirilmiş olduğu sonucunu çıkarıyorum. O zaman bazı sorulara net cevaplar gerekiyor. Cevaplar ideolojik veriliyorsa anlamı başka olur, dünya dinamikleriyle verilmişse başka.

Bilinen konularla bu hususu değerlendirelim. İşsizlik ve enflasyon oranları, bireysel borçlar, mutluluk endeksi, gelecek kaygısı analizleri, suç oranları, gibi pek çok veriyi tarayınız. Bütün bunlardan Türkiye sınıfta kalır düzeydedir. Evet. Alarm çanları çalıyor ise bir şeyler yapılmalıdır, aksi düşünülemez. Ancak tersi de doğrudur. Eğer bir insana verilmesi gereken yaşam imkanları ve hakları verilmelidir.

IPSOS’un 2017 (Aralık) Türkiye Barometresi yayımlandı. Halk 20117’den %38 oranında memnunken 2018’deki iyimser beklenti %27’dir. İnsanların beklentilerinin iyi yönde olmaması yaşanacak sosyal problemlerin artacağını işaret etmektedir. Bizim de üzerinde durduğumuz konu budur. En önemli sorunlar neler? Terörde düşme var, %35. Kürt sorunu düştü, %2. Halk terörle Kürt sorununu birlikte okuyor. Ekonomideki sorun artıyor %23. Bu çok önemli. Her türlü sosyal sorunu körükler. Bir de eğitim konusunu ekleyelim, %12 oranına tırmanan sorun alarm vermektedir. İlginç olan bir nokta, halk siyasette sorun görmüyor, oran %3.

Herkesi daha derinden üzen ne? İnsanların zihinleri kararmaktadır. Güzel olan her ne varsa değersizleşsin diye, o kalbinde kara lekeyi taşıyanlar, bulundukları ortamları karartmakla meşguller. Neden? Bu topluma aydınlık gerekmiyor mu?

Halk ihtiyaçlarını kanunlar çerçevesinde özgürce, eşit olarak, hakkaniyetle karşılayabilmenin yolunu bulabilmeli, bu yolda önüne başka bir engel çıkmamalıdır. Engel, yine bir kanuni mükellefiyetten, uygulama hatalarından, devletçe yaratılması gerektiği halde somutlaştırılamamış ve teslim edilememiş imkanlardan ve biri tarafından diğerinin önünün kesmesi, gibi hallerle meydana çıkmaktadır. İşte bu engellerin oluşmayacağı bir ortam (iklim) devlet tarafından hazırlanır ise o devlet “baba” olur. Yoksa sadece bir öznedir. Esasen doğrusu da budur.

Günümüzün pozitif normları bize devletin fonksiyonunu belirgin biçimde hatırlatmaktadır. Buna göre devletin, bireyin ve kurumların her biri bir öznedir ve biri diğerine eşit mesafededir. Eğer devlet yapamayacağı bir iş için vaatte bulunuyor, yani babalık yapamayacağı halde ısrarla bireylerin önüne bu sıfatla çıkıyorsa, aslında kendisi engel durumuna düşmektedir. Ancak yürütme erki ve hukuki otorite kendisinde olduğundan bu bir zaafa dönüşmektedir. Kısır döngülerden biri budur.

Bu durumda halkın beklentisi devletin ve dolayısıyla kurumların karşısında engel oluşturmayacağı garantisidir. Bu garanti bir hak iken bireye teslim edecek yetkili organ bulunamayacaktır. Bu tablonun uygulamadaki işleyişi, bir olay olduktan sonra konuya odaklanmak biçiminde cereyan edecektir. Asla öncesinde gerekli önlemleri almak bakımından cereyan etmeyecektir. Bu sebepledir ki sonuç her defasında pozitif olmayacak, negatif olacaktır.

İkinci kısır döngü meselesi negatiflikte ısrardır. Eğer konu hukuk ise adı “negatif hukuk”, eğitim ise “negatif eğitim”, güvenlik ise “negatif güvenlik” vs. olacaktır. Tam tersi istikamette olmak ise gerçek kültürel değerler bakımından ilerlemiş olmaktır. Buna ait tanım ise ileri demokrasidir. Halka ileri demokrasi ortamının sağlanmış olması ile mümkün olacaktır.

Bu ise Türkiye’yi bütünüyle bir paradoksa itmiş görünüyor. Nedir bu? İleri demokrasi için geçerli iklimin hazırlanmasıyla mı ilgilenilmekte, yoksa bir siyasi otorite tarafından belirlenmiş kültürel değer için halkın yönlendirilmesi mi? Sonuçta şu var, Türkiye’de halkın yaşam tarzının projelendirilmiş olması hali ile ilgili bir tespiti irdelediğimiz hususu bir defa daha karşımıza çıkmış bulunuyor.

İleri demokrasi tek tip insan modeli önermez. En önemli konu kapsayıcı olmasıdır. Çeşitlilik, ahenk, denge, ortaklık zemini, tanıma, dayanışma, paylaşma, gibi pek çok niteliği içinde barındırır. Zaten demokrasinin ileri-kültürü bu iklimi yarattığındandır. Zor olan da budur. Bunu başarmak aydınlık akılla mümkündür. Devlet ise bu nedenden dolayı bireylerle ve kurumlarla eşit seviyede öznedir. Bu hukuken ve işler şekilde inşa edilmiş, kendi kendine öğrenen ve gelişen, son derece ileri bir sistem tarifidir. Birey açısından konu parti, sandık, okul, iş, maaş, dış görüntü benzerliği, vs. değildir. Bu sıralananlara bakınca bile anlaşılıyor bu kısır döngünün söylemleri, değil mi? Birey bu zengin ortam içinde kendine bir yer bulabilmelidir. Neyle? Çalışarak, eşit şartlarda mücadele ederek, kişilik kazanarak, tatmin olarak… Eğer demokrasi ile yönetilen Türkiye, sosyal sorunlarına çare olması bakımından, tek tip insan modelini kabul edecek olur ise bu tam bir kısır döngü olur.

Halkın yaşam tarzlarını projelendirdiğimizde  nasıl olacak da negatifler pozitife dönecek? Örneğin okullara getirilen bu düzenlemelerle, televizyon dizilerinde kahramanlık filmleri oynatılmasıyla, vs. bu işler nasıl olacak? İnsan dindarsa ahlak vardır, ahlak varsa millet kemik gibi birbirine yapışır, üretim artar, vs. türünden tezlerle küresel bu modern ve post-modern iklim içinde yarışmak mümkün olabilecek mi?

Bütün bu çerçeve içinde olumlu bakarak şunu dememiz gerekiyor, her alanda yapay gerçekliklerle değil, asıl gerçeklerle ilgili projeleri yapabilmek önemlidir. İleri demokrasiyi inşa etmek ve bunun iklimini hazırlamak için kültürel seviyemizi artırmaya çabalamalıyız. Elbette olması gereken özgün değerlere sahip çıkacağız, hatta bunları çocuklarımıza öğreteceğiz. Ama çocuklarımızı yarın işsiz bırakacak veya niteliksiz eleman yapacak türden eksiklikleri de gidermek şarttır. Bilimle, sanatla, felsefeyle birlikte, gerçekle ve doğal şartlarla bu seviyeye çıkılabilir. Çok çalışacağız, kazanacağız, katma değeri yüksek ürünler üretip satacak ve bununla zengin olacağız. Sosyal adalet, denge ve eşitlik her alanda yaratılacak. İnsanlar dışlanmayacak, herkes eşit olacak. Akla değer vereceğiz, nüfuza değil. Devletin ve kurumların, en az birey öznesi kadar, her seviyeye indirgenmiş pozitif katkı normları belirlenmiş olmalıdır. Daha sorun çıkmadan bununla ilgili ortamın ve gerekli mevzuatın insanın yaşamına monte edilmesi gerekmektedir. Devlet ve kurumlar varsa bunun için vardır.

Elbette her şey zamanla hallolur, bir biçimde!.. Yeter ki zoraki ve sorunlu egolardan uzak kalmasını bilelim. Ortadoğulu mantığıyla “siyaset” değil, yaratıcı, projeci ve sanat gibi içi dolu ve insana yakışır “politika” yapmayı bilelim. Ülkemize sahip çıkacağız, ama insanı yok sayarak bir ülke olmak nasıl mümkün olabilir ki? Kim yok sayıyor, en çok biz bunu gözetiyoruz denmesin, sonuçlar ortadadır. Toplumdaki cinnet hali acilen ama kalıcı biçimde çözülmelidir. Aranan şey istikrar vaat etmelidir.

Toplum bu çelişkileri hallederse yoluna gider. Endişelerden kurtulur, bir ümit ışığı sahibi olur. Asıl mesele kısır döngüden kurtulabilmektir, değil mi?

Bir cevap yazın

Default thumbnail
ÖNCEKİ YAZI

Toplumsal Sağlık

istikrar-dersi
DİĞER YAZI

İstikrar Dersi

Kültür 'ın son yazıları